Ağaca tırmananlar

23 Ağustos 2011 Salı

ELIJAAAH ELIJAAAAH ELIJAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAH


    BANA CEVAP YAZDI
    SONUNDA YAZDI
    DOĞUMGÜNÜMÜÜÜ KUTLADIIIIIIIII
    AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAYYYYYHHHHHH

  Tamam sakinim. Her şey secret öğrencilerimden (:D) biri olan Esra ile konuşurken başladı. O daha yeni başlamıştı uygulamaya, bir de benim elijahı sevdiğim gibi o da James Phelps adlı birini seviyordu (harry potterdaki weasley ikizlerinden Fred) Ve esra çooookçok şanslı çünkü Fred ona 6 kere cevap yazmış twitterdan. Ayrıca Fred'in kardeşi ve annesi de bi yazısını RT yapmış.
  "Ohaa ne güzel kızıııım" dedim "Keşke bu elijah da bana yazsa. Napsak milleti örgütlesek mi "elijah daldakikemancı ya tweet at" diye ahahah"...öyle güldüm epey ama esra "Harbiden...yapalım lan!" dedi. Ben şaka manalı demiştim ama birden fikir çok güzel gözüktü. Haydi deneyelim bir dedim.
   Ama ben #tweettoddaldakikemancielijah yazıp desteklerinizi bekliyorum yazdığımda, hiç bu kadar destek olacağını tahmin etmemiştim. Birden destekler yağmaya başladı.
   "O bunu hakediyorrrrrr"
   "Seviyorsaan yaz elijaaaah"
   "Desteek desteeeek"
   



   Böyle işte tweetler yağıyo ben gülüyorum ağlıyorum kime nasıl teşekkür etsem bilemiyorum beni görmeliydiniz. Daha ortada elijahtan bi mesaj yok ama ben nasıl mutluyum, diyorum yalnız değilmişim ne kadar seviliyormuşum falan derken gelen kutumu bir açtım....ağzım açık kaldı.




   Bir dakika boyunca elim ağzımda monitöre baktım. Sonra facebooku açıp Esra'ya YAZZZDIII YAZDIIIIII yazdım duruma YAZDIII YAZDII BANA YAZDIIIIIIIII yazdım kimi görse YAZDIIIIIIIIIIIIIIII AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA YAZDIIIIII yazdım ve birden tebrik mesajları yağmaya başladı. Hala bile geliyor. :D Telefondan mesaj atan mı dersiniz, facebooktan kutlayan mı dersiniz, twitterdan yazan mı dersiniz yani sanki evlendik :D Çok çok mutlu oldum.

  
 

 
 bunlar sadece twitterdan gelenler düşünün. Sonra ben o heyecanla annemin yatağına koşup "ANNEEE SAHURA KAAALKK ELİJAH BANA CVAP YAZDI ANNNNNNNNNNNNNNNNE" diye cırladım. "Salak mısın yaa bi git" dedi uyku sersemi :D Sonra kalktı işte gerçekten mi falan dedi güldük epey :D Ben oturdum acaba başka bişey yazacak mı diye bekledim içerden annem "Kıııız hobbitin nişanlısı gel sahura" dedi teyzemle :D sbgcdghas :D


 Annem: Şimdi yıldız düşünsene ilerde sen çok ünlü oluyomuşsun Elijah da sana yazmak için uğraşıp duruyomuş sen de yüz vermiyomuşun..
Teyzem: Te allahım anası kızından hayalperest kızı anasından hayalperest
Annem: Eskiden ben sana yazayım diye kampanyalar başlatıyodun ne çabuk unttun heey gidii diyomuş sana ahahah
Ben: Ahaha dur ben bunu yazayım
Teyzem: Anam bu da otu boku yazıyo

"Kız yazdın mı yazma sakın deli"
"Yok yeaaa ne yazcam yaaa allah allah yaaa"
"He tamam yazma sakın bak"

 
 Öyle işte ondan sonra nasıl yattım nasıl kalktım hiç bilmiyorum. Size doğumgünüme 21 gün kala hala hayatımda bir şeylerin değişmesini yeni yaşım gelmeden bir şeylerin daha yiye gitmesini umduğumu söylemiştim. İşte doğumgünüme 1 gün kala ihtiyacım olan o şey gerçekleşti. Artık yalnız hissetmiyorum, yanımda sizlerin olduğunu biliyorum. Beni o kadar ama o kadar mutlu ettiniz ki nasıl teşekkür etsem bilemiyorum. Dün akşam en az 100 kere teşekkür ederim demişimdir. Elijah doğumgünümü kutlayan ilk kişi oldu. Artık varlığımdan haberdar, ben daha ne isterim. En büyük dileğim de aşağı yukarı gerçekleşmiş kadar oldu. Artık sıra onunla tanışmakta..
  "Anaaam sen bu gidişle alacan bu hobbiti. Bu kadar ısrara dayanamayacak evlenecek sonunda senle"
  ihihihihi :D
  Seni seviyorum elijah. Yazdığın iki kelimeyle hayatımı değiştirdin. Ne garip değil mi...
  Bütün bunlar sadece 2 saat içerisinde oldu ama ben bunu bir ömürdür bekliyorum.


 

  

7 Ağustos 2011 Pazar

pembe blog

   Girişteki ilk iki paragrafı sildim. Bu blogun konusundan o kadar utanıyorum ki girmece geyiklerime bile tahammül edemedim yani. Utanılacak bir sürü şeyimi anlattım burda bilirsiniz zaten, mesela sügerbobu kaçırmamak için hala erkenden kalkarım, bütün çizgifilm kuşaklarını kanallarını takip ederim, olric kim bilmem... Ama bu daha farklı ya. Bu kötü. Neyse canım burası benim mekan burda utanmak olmaz, anlatayım gitsin gari!
    Bu sabah annem beni yine "kak kız odanı topla" diyerekten odama yolladıktan sonra, yatağımı toplarken farkettim ki...hala Barbie li bir yatak örtüm var. Oyuncak arabalarla yarış yapmış, mahallenin tüm oğlanlarıyla sürekli maçlara çıkmış bir kız olarak yatak örtümün hala barbieli olması rezil bi şey lan. :D (Tamaaam küçükken maç yaptım ama barbielerle de oynadım. Hatta annem bana barbieli bornoz almamıştı o yüreğimin derinliklerinde hala yaradır, durur orda. Üstünde barbie yazan bornozdu tek dileğim. Iy allahtan almamış annem ha..)
   O değil de bu seneye kadar benim perdelerim de barbieliydi. Sonunda annem değiştirmeye karar verdi. Allaaah nasıl bir ortamda büyüdüm ben. Sonra da neden bu kız böyle oldu diye sorarlar bizimkiler. Deli yaptılar beni deli :D Hatta babam bana geçen kış barbieli battaniye aldı. Al da kendine ört bunu diye geri verdim öyle bi sinirlendim yani.
   "Anne ya al ha şunu at çöpe, ver bana ordan düzgün bi yatak örtüsü nolur yaa"
   "Niye atacaakmışız yesyeni örtü heey yarabbim. Bak, senin perdelerden ütü masasına örtü yaptım ben!"
   "İyimiş bunu da öyle bişey yaparsın o zaman, versene bana düzgün bi tane.."
   "Amaan al. Düzgün örtü de nasıl oluyomuşsa artık... Daha dün harry potter bilmemnesinin oyununa kabul edildim diye zıplıyodun barbie mi şey oldu?"
   "Ne alakası var onlaa yaaaa pottermore o hem. Harry Potter da bikerem neredeyse 10-15 kuşağa hitap eden bir şey. Barbie bebek şeysi."
   "Oy yıldız sus he tamam."

   Sonra barbi gitti yerine beyaz, üstünde 4 tane kareli değişik bi desenli güzel örtü geldi. Sonra ben kafamı kaldırıp bi baktım....Odamın rengi lila. Kanepem pembe. Halım pembe. Yastığım pembe. Çarşafım Pembe. Plaj havlum pembe. Diğer plaj havlum da pembe ve barbili. Yanaklarım da pembe. Oha ben bile pembeyim. ?!
    Pembeyi sevmiyorum. Berbat ya. İlerde bi kızım olursa asla pembe giydirmiycem. Yeşil giydiricem, sarı giydiricem ne bileyim morcivert giydiricem ama pembe giydirmiycem.
 
   "Odada Lila zeka açıyomuş okula yardımcı derslere faydalı oluyomuş."
   "İyi da üniversiteye de %100 yerleştirme başarısı vardır bunun..."
   "Suss dalga geçme. O televizyondaki adam dedi öyleymiş nolur odan lilaysa nesi var?"
   "Ya allahım anne sen Müge Anlı izleyip beni bakkala yolllamayı bırakan insansın ki bu çok işime geliyo ama bi saçmalama ya."
   "Çok konuşma al eline bezi, toz al."
   "Açım ben aç. aç ayı oynamaz."
   "Ha onu bileydin."

   Ben de düzenin kurbanı, kız olduğu için sürekli pembeli şeylere boğulan masum bir kızım. Benim eski telefonlarım da pembeydi biliyo musunuz? Babam pembe fotoğraf makinası alacaktı hatta son anda siyah almıştı. Tüm hayatım pembe bir yalandan ibaretmiş meğer.... Lanet pembe :D
 
  Evet farkındayım bok gibi bir blog oldu ama aklıma bişey gelmedi ya. Bekliyim biraz ilham gelsin o zaman neyse hadi bay. Buralar hep isyan cümlesi falan işte kısa olsun bu blog.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Aşk mı Yemek mi

    Ramazan ayına girmemizle felsefemde hemen koccaman bir değişiklik yaşandı tahmin edebileceğiniz gibi. Felsefelerim zaten sürekli değişir yani şurda en az iki yazımı okumuşsanız bilirsiniz :D . Bir gün hiç temiz çorabım kalmadığında felsefemi değişmiştim, bir günse dolmuşta 3 tane şişman teyzenin arasına oturunca felsefemde yine korkunç bir değişiklik yaşanmıştı, ya da damacanda hiç su kalmadığını gördüğümde ellerimi yukarı doğru kaldırıp "neeedeen haa nedeeen" diye haykırmıştım....sonra felsefemi  değişip çeşmeden içmiştim. Bunun gibi yani değişiyor sürekli felsefelerim.
   İşte, yaklaşık bir buçuk saat önce topun atılmasıyla birlikte oturduğum koltuktan kalkıp masaya doğru ilerlerken (ki bu bir saliseden daha kısa sürmüş olmalı) felsefeme küçük bir soru sordum; "Bir insanı mutlu eden şey nedir; sevgi mi yemek mi?" (Sevgiye aşk da diyebiliriz, farketmez.) İnanmayacaksınız ama bu soruyu türkçe değil ingilizce sordum. Artık "ben ingilizce rüya görüyorum" diyen o sçama kadın gibi "ben ingilizce düşünüyorum" mertebesine eriştim. What makes a person happy? Dıdıdıdıdımmm dııım.
   Kafamda bu soru dönerken ilk lokmamı aldım ve "Şaka mı yapıyosun tabii kiii YEMEEEEEEK" dedim. Ama yaklaşık 15 dakika sonra gelen korkunç bir şişkinlik hissinde "Ah...sanırım sevgi...evet...yemek...oyş...yemek değil... olamaz..." dedim. Ki 5 dakika sonra da aklıma evde çikolata olduğu geldi ve soruya yeni bir şık daha eklenmiş oldu. "Bir insanı mutlu eden şey nedir; sevgi, yemek, çikolata?"
  Çikolata da zaten bir yemek mi? Bu ne cürreeet???? Peeeh. Cahil Mugglelar...
  O zaman işi biraz daha zorlaştıralım; Hangisi olmadan yaşayamayız? Aşk mı yemek mi çikolata mı? Maalesef çikolata olmadan çok zor olsa da yaşarız. Bayanlar için %99.9 yaşanmaz ama yine de %0.1 lik bir olasılık var.
  Yemek olmadan hayatta kalamayız sanıyorum. Peki ya sevgi olmadan? Sevgi olmadan yemek yememizin bi anlamı kalır mı? Uu hiç böyle düşünmemiştim, bak şimdi ilginçleşmeye başladı... Sevgi olmadan yediğin yemeği sevmezsin zaten. Zevk almazsın senin için taş yemekten farksız olur. Ama aşk karın doyurmaz gibisinden de bi laf var. Evet aç kalınca aşkını yiyecek halin yok ya. Belki de vardır...onlar sizin fantezileriniz bilemiycem ben şimdi.

  Ona tekrar geliriz de, şöyle bir ikilem de var. Yemek için mi yaşamalıyız, Yaşamak için mi yemeliyiz? Üzülerek belirtiyorum ki kesinlikle yemek için yaşıyorum. İki dakka aç kalayım allaaah bir huysuz,geçimsiz,yorgun,mutsuz,halsiz bi insan olup çıkıyorum. Elimi golumu kaldıracak kuvvetim olmuyo. Millete ters ters cevaplar veriyorum "hani senin bi secret vardı?" diyenlere "yemişim secretını ulan bana yemek verin" diyorum. Ama yemeği yiyince sanki biri beynimde motorların hepsini açıyor ve ben tam yol ileriii gidiyorum. Hoplayıp zıplıyorum, yerlerde yuvarlanıyorum, durmadna kahakha atıyorumi insanlarla konuşuyorum onlar istemese de konuşmaya devam ediyorum falan.
  Ama bence aşk da aynı etkiyi yapar çünkü bazen depresyona giriyorum ve her ne kadar gaaayeeet tok olsam da (ağzım durmuyo zaten depresyona girince) gene huysuz,geçimsiz,mutsuz,halsiz bi insan oluyorum. "Beni kimse sevmiyo haampp humppp (yeme efekti) öyle olmuyoooooo 16 yaşındayım yaşlandım artık beni.. hamppp humppp....seven biri olsun istiyorum, 12 yaşındaki çocukların bile sevgilisi var ben hala abaza gibi hampp humppp....adam kesiyorum, ay o beni sevsin bu beni sevsin diye deli danalar gibi koşuşturuyorum...haamp huummppp...neden...hampp...beni...hump...kimse...hamp hump...sevmiyoo ühühüühüh...hamp hump...ühühühühühü...."

  Oha sineğin biri ayağımdan ısırdı aay çok kaşınıyooo ellerimi biraz burdan çekicem...bekleyin..oha hem de başparmağımdan ısırmış nası becerdin hacı onu yaa ooy çok kötüüü....felsefem değişti ha şimdi...sivrisinekler ölsün ya gereksiz hayvanlar....Neyse sivrisineklerle ilgili bir bloga başlamadan konuya devam edeyim ben.

  Yani burdan çıkan sonuç karnın tok olunca aşkı arıyosun öyle mi? Bunu mu bulduk iki saattir? "Karnım açken yemeği karnım tokken seni düşünüyorum" de de bi kıza çaksın ağzına. Ay ne odunum allahım :D Yoo aslında hani düşünürsem her türlü düşünürüm de sıralama farklı olur. Mesela şöyle;
  *Karnım açken "Of çok açım ve seni çok özledim." *Karnım tok olunca; "Seni çok özledim ve çok özledim." Gördünüz mü karın tok olunca 2 katı özlüyo oluyorum. Yok anacım benden adam olmaz.

  Ama şöyle bişey de var şimdi aşkı yüzünden yemeden içmeden kesilip bilmem ne mertebelerine ulaşanlar var. Mesela Mecnun. 40 gün çölde yemedi de noldu? Öldü. Aşkısı leyla noldu? O da öldü. Ne aşk yaşattı ne yemek? O zaman neymiş, çikolata olmadan yaşayamazmışız.

   Neyseki saçma bi sonuca ulaşmadık huuh. Bi an gidişattan korktuydum.
   Ahh çikolata...iyi ki varsın ♥

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı