Ağaca tırmananlar

27 Eylül 2011 Salı

doğduğum ev

  Şu an oturduğumuz evin de aralarında bulunduğu, trabzonun artık ünlüüü taş, drıkş diye dikme jenga sitelerine çıkan Boztepe Mahallesi'nin ana yolunda, -ki ben bunu şiddetle kınıyorum. boztepe eskiden fındıklıklarıyla ünlüydü, camınız açık süremezdiniz arabayı, içeri doluşurdu fındıklar- yaklaşık 2-3 haftadır bir doğalgaz boru döşeme çalışması var.
  Trabzonu bilirsiniz, aynı yere çıkan 40 tane yol vardır. Kimi daracık mahalle aralarından geçer, kiminde iki araba yan yana yarış bile yapabilir, kimisi top oynayan çocuklardan dolayı şen şakrak ama tıkalıdır ve kimisi de ıssız, terkedilmiş gibidir. Ama hepsi aynı yere çıkar; nereye gitmek istersen, oraya.
  Hal böyle olunca, dolmuşçular ve diğer tüm şöförler işte bu arka-ara sokaklardan boztepeye çıkan bir yol keşfetmek durumunda kaldılar ve buldular da! Hem de doğalgaz çalışması için kapatılan yolun başlangıcının hemen sağ tarafında, küçük bir fotoğrafçı dükkanının yanında.

  Her şey okulun ilk günü eve dönmek için bindiğim dolmuşta başladı. Yolun kapandığını zaten önceki günden biliyordum, ama genelde babam daha farklı rotalar izlediği için -babamın bir araba sürüşü var, binince aynen şöyle oluyorum; "DUURRRR YAVAŞLAAAA1 ORASI ÇOK DAR GEÇEMEZSİİİİN! NASI GEÇTİİİN?! YAVAŞ GİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİT! ÇARPCAAAN YAAAAAAAAA" beni okula 5 dakikada getirdiğini hatırlıyorum BOZTEPEDEN BİZİM OKULA BEŞ DAKİKA.- daha önce hiç görmemiştim.
   Neyse; cam kenarına oturdum, gitmeye başladık. Az ilerledikten sonra dolmuşçu size bahsettiğim başlangıç yerinden hooop sağa kırdı ve dar bir yola saptı. İşte her şey o dönüşten sonraki 1 dakika içinde oldu.

  Bir ev vardı...
  Eski, tarihi, güzel...yok yok....muhteşem bir ev. Boyası yer yer...hatta her yerinde dökülmüştü, bahçe duvarı ve duvarla beraber bahçesindeki tarihi bir çeşme yıkılmıştı. Kimbilir kaç genç kızın, çocuğun, çiçek sulamak için eğilen babaannelerin, kahve içen dedelerin açıp dışarıyı seyrettiği camları kırık, pervazlarıysa...kırıktan da beter durumdaydı. Unutulmuştu, sitemliydi. "Ne tarihler, ne kuşaklar görüp geçirdim ben....şu halime bak...peeh" der gibiydi hali. O an dolmuşa "müsaiit bi yerdeee" deyip inmek, eve bakmak istedim, ama o kadar kısa bir süre için gördüm ki onu, daha şaşkınlığımı atamadan hoooop eve varmıştık bile.
 
   O günden sonra sürrekkli o evi düşünmeye başladım. Dolmuşla yanından her geçişimde dikkatlice bakıyor, arkamı dönüp bakıyor, boynumu güvercin kafası gibi döndürrrüüüp döndüürüüüp her açıdan bakmaya çalışıyordum. Eski evlere olan aşkımı biliyorsunuz, trabzonda kaç ev görüp de "ben bunu restore ediceeem!" demişliğim vardır...Edicem de, tarihi evleri yaşatma ve evlat edinme vakfı kurup evleri tamir edip, değer bilen bir aileye satıcam. Ordan gelen parayla başka bir evi tamir edip, satıcam. Sonra daaa gid...bi dakika tüm planlarımı açıklamayayım öhöm.

  Bu sabah kahvaltı yaparken anneme o evden bahsettim. Birden gözlerini faltaşı gibi açıp "O evii biliyoruuum!" dedi. "Tabi biliyorum o evi! İşte biz o sokakta oturuyorduk, o evin hemen yanındaki apartmanda. Sen de orada doğdun. Ahh hep imrenerek bakardım o eve, benim olsun isterdim."
  "Nasıı yaaaa, gerçekten mi?" dedim. Sonunda nereli olduğum ortaya çıkmıştı! (+Nerelisin? -Trabzon. +Neresinden? -Imm...meydan? çok konuşma geçti böyle çooooook)
  "Orası hala boş mu? Biz orda otururken de boştu."
  "Ya..."
  Hiii....ne kadar yalnız, ne kadar unutulmuş... Resmen oturup ağlayabilirdim o evin düştüğü hal için. Öyle olunca onu daha da çok sevdim ve açıkçası doğduğum evin de onunu hemen bitişiğinde olması beni çok etkiledi. Böyle küçük tesadüfler beni oldum olası derinden etkilemiştir zaten.

  Evden çıktıktan sonra pür dikkat kesilip o eve gülümsedim ve beni görmesini umarak baktım. Okula gelince de bunları hemen koşup Aziz'e anlattım.
  "Aaa orası mı?" dedi. "Biz de o apartmanın hemen karşısındaki apartmanda oturuyoduk işte! Hatta o yandaki fotoğrafçıda çektirmiştim fotoğraflarımı.."

  11 yıllık arkadaşımın, kardeşimden öte insanın, onu henüz tanımazken ve küçük bir bebekken karşı apartmandan komşum olması...işte beni etkileyen asıl bu oldu. Ve evi daha da çok sevdim.

19 Eylül 2011 Pazartesi

ilk günün azizliği

   Bu yaz hiçbir şekilde ve hiçbiiir koşulda ben "ay okul açılsın yea" demedim. Hayır efendim, asla. Sıkıntıdan kafam patlamadı ama patladıysa bile demedim. Çünkü hayatımdan gayet memnundum; yeni yerler,yabancı arkadaşlar,uzun seyahatler,deniz-havuz-kaydırak-disco,sosyal etkinlikler.. gayet güzel bi yaşantım vardı. (Disco dediğime bakmayın, üç yaşındaki bebeklere çocuk dansları yaptıran animatörlerden biri gibi bişeydim.Çocuk dansı yapıp oturuyodum o kadar. :D)
  Ama her şeye rağmen okullar açılacağı için de mutluydum tabii! Arkadaşlarımı çok özlemiştim, ortamı çok özlemiştim ve de 11. sınıf danası olmanın büyük heyecanı vardı içimde.. Fakat bu da diğer bloglarda geçen yaşantılarımda görebileceğiniz üzre, beklediğim gibi gitmedi.

  Bi kase nesquik yedikten sonra -reklam karşılığında bedava nesquik alıyorum- hemen üstümü değişip saçlarımı yaptım ve evden çıktım. Meydanda Aleyna -sınıf arkadaşım- ile buluşup okula geldik. Tabii ben okul bahçesine girip arkadaşlarımı görünce falan resmen krizlere girdim, kalbim sıkıştı, çok mutlu oldum, sevgi kebeleği oldum. Herkesle sarıldık,öpüştük falaan derken bi yarımsaatim gülmekten ağzım yırtılmış bi vaziyette "aaaa X seni çok özlemişim a Y nasılsıııııııın" diye sarılarak geçti, çok mutluydum çok güzeldi.
  Ardından müdür bey açılış konuşmasını yaptı, biraz güldük, alkışladık, sonra sıradan dağılıp hocalarla muhabbet ettik sonraaa yollandık sınıfımızaaaaa. Sınıfımız yine okulun dışında, biliyorsunuz. Okuldan yine kopuk, yine küçük bir sınıfız. -ARTIK ZİL SESİNİ DUYABİLİYORUZ AMAAAAAAA- Tabi bu sınıf temizlikçilerin bile unuttuğu bi sınıf olduğu için, resmen içeriyi b*k -sansürlemediğimde reklamdan aldığım nesquiklerime haciz geliyor- götürüyodu. Pisssss, toooz, toooooooz, TOOOOOZ.. Ve ben de hepinizin tahmin edebileceği gibi gidip, sanki benim bunu yapmam için hemen sınıfın yanına bırakılmış bir kova ile toz bezini alıp sıraların,dolabın,masanın,bilgisayarın falan tozunu aldım. Ötekiler de ıslak mendiller, peçeteler, bezler derken sınıfı temizledik...Ama toz almak benim resmen kaderim olmuş yaa nereye gitsem peşimde! Tatilden eve döndüğümde valizimi kapının yanına bıraktım, ayakkabılarımı çıkardım, annem elime bezi tutuşturdu o derece.Yok yok büyü var bende kesin...toz büyüsü...
  İngilizceci sınıf hocaamıız Özden hocayı da epey özlemişim. İlk ders öyle sohbet muhabbet tatil anıları dzart zurt güzel geçti. Sonra ikinci ders gelmedi, üçüncü derse bi dil anlatımcı girdi aşıırı sıkıldım sevmedim, dördüncü derste de o vardı daha da sıkıntı bastı beni darlandım, öğle arası zili çaldığında dünyanın en mutlu insanı bendim. Zıplaya hoplaya, hoplaya zıplaya çıktım.
   Gittik kantine işte sıradayız, bi arkadaşım var;
   "Ya Yıldız.hahahahajhahaha." dedi "..bizim sınıfta hahahahahhaha sizin eski 9. sınıf resimleri hahhahaha var ay seninki neydi öyle hagffdghgffdfoahahahaha çok güldük ona yaa aşşırı güldük ona hahahahhaaohohoh.."
   Ben de suratımı ekşiterek kafamı salladım. "Hıııımmm"
  "Ay tiksindim resmen hahahaha çok kötüydü OHAHAHAHAHAHHA AHAHAHA AAAY ÇOK KÖTÜYDÜ.."

 İŞTE ŞİMDİ NEDEN BENİM 9. SINIFTAN NEFRET ETTİĞİMİ ANLADINIZ MI HA ANLADINIZ MI? 

  Bir gün gelecek de biri bana bunu diyecek diye çok korkuyordum zaten ve "bu yıl harika bir yıl olacak hihihi secret yapayım hihihih" dediğim bu lanet yılın ilk gününde bu suratıma dırrrkş diye vuruldu. Hatırlamak bile istemiyorum o zamanları ama maalesef o yıl, lise1 yılı, benim sınıf fotoğrafımda...kafam...benim kafam....vesikalığa sığmamıştı... Evet..
   Herkesin normal boyutlarda küçük bir kafası vardı. Normal gülümsemişlerdi, çirkin çıksalar da -herkes çirkin çıkar- gayet normallerdi. Ama ben? Benim kafam zaten büyük, bi de adam zoomlamış mı, yakın mı çekmiş, kesince mi büyümüş, artık ne olmuşsa benim kafam fotoğrafa sığmamış arkadaş...sadece kafamım yarısı var yani...amblem gözükmediği için alnıma yapıştırmışlar amblemi öyle bi kötü.
   Sınıfın en arkasına ya da en önüne...nereye giderseniz gidin, o kafa diğerlerinin arasından çok net seçiliyordu lan? "Anaaa o yıldızın kafası değil mi ohahahah burdan bile görülüyor ayı kafası resmen o" bile diyenler olmuştu...ve kimse bunları sessiz söyleme zahmetine bile girmiyordu çünkü, bilinen bir gerçeği söylemekten utanmazsın. Evet maalesef.
   Ben bir yıl kimlik kartımda bunun utancını yaşadım, yaktım kartı. Şimdi 11 olmama rağmen bu lanetli fotoğraf peşimi bırakmadı, görüyorsunuz. Bununla yüzleşiyorum hala YÜZLEŞİYORUM.
  Ya bugün benimle dalga geçen o malum erkeğe ne demeli...allahııım.. beni HER gördüğü yerde güldü lan! Yarıldı resmen gülmekten...ayıptır, günahtır, ben tamam dedikçe gülüyo yazık değil mi ben de insan evladıyım yani kafam caillou nun kafasından büyük ama napayım, zaten beynimden asla silinmeyecek bir dokuzuncu sınıf fotoğrafım var, bütün gün onun bi taraflarıyla gülmesi beni iyice depresyona soktu anlayacağınız.
  Öyle keyifsiz bi öğle arası geçirdim, konuşmayı arzuladığım bazı insanlarla da konuşamadım, kafamda "allahım o resim neden hala orda...geçen yıl kimler gördü acaba onu...ulan ben de mal kafa hiç aklıma gelmedi gidip almak o resmi...ya of yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa" düşünceleri dönerken yemek bile yiyemedim bırakın konuşmayı.
   Ardından tarih dersi oldu resmen ağlayacağım artık, aklımda o fotoğraf, sınıf sıcak, hocanın zırvaladığı şeyler çok sıkıcı, benim moral sıfır. Bu arada tüm hocalarımız erkek yaaaaa hepsi de sıkıcı insanların teki yani. Nihat hocacığım yok bi kere ben ona ağlarım. Dil anlatıma giren hocayı hiç sevmedim.
   Daha sonra edebiyat dersi oldu, konuşacak bi şey yok. 7 kişiyiz sınıfta öyle rahatsız edici bir sessizlik var ki...dayanılmazdı. İçimdeki organların tüm faaliyetlerini hatta akan kanımın sesini bile duyabiliyordum o nasıl bir şeydir öyle. Havada uçan tozun masaya düşüşü bile "dıııııııııııııııırkkkkkkkkşşşşşşş" şeklinde bir ses çıkarıyor hepimiz döüp o tarafa bakıyoruz, öyle garip bi dersti..
   Sonra tenefüse çıktık, benim çok yakın arkadaşlarımdan Semanur (semanurkalpsemanurkalp), o fotoğraflardan Sudeninkini koparıp almış, getirdi bize. "Seninkini her yerde aradık, bulamadık yıldız. Amma güldüler ona biz de alıp getirelim ama biri zaten almış.."

  OHA. Yaaaa nasıl lamış yaaaa! Yaa ben ilerde evlendiğim zaman o fotoğrafın kapımın altından atılmasını istemiyorummmmmm. Resmen boşanma sebebi! Malum kocam beni oracıkta boşar, davada hakim "sizi, eşiniz yıldız aşarın aşırı büyük kafasının yarattığı şiddetli geçimsizlikten dolayı boşuyorum." der. Sonra ben işsiz evsiz sokaklarda kalırım ama davamla dalga geçecek gazetelerde -Kafası Büyük diye Karısını Boşadı!- -Büyük Kafa Boşanma Sebebi Oldu- -Ekmeğin Tazesini Karının Küçük Kafalısını Alacaksın!- şeklinde manşetler hatta atasözleri ürer. Sonra bu haberleri gören Kocakafalar bana hemeeeen bi iş teklifi gönderir. "Yıldız hanım yayında bidaha kafanızı fotoşopla büyütmemize gerek kalmayacak...çok masrafsız bir çalışan olacaksınız lütfen bizimle çaılışın" of of.
  Saçlarım da kabarık, kafam olduğunun 50 katı. :( kestiriceğim saçlarımı.
  Sonra çıkış zili çaldı çıktık allahım bu çocuk gene geldi gördü beni "HAHAHAHHAA yıldız o fotoğraf ne ya ööğğıyıyığğööö HAHAHA" deyip deyip gülüyo "ööffff BEEE" dedim omuz atıp karıştım kalabalığın içine.
  Ne la o öyle. Sadece o gülse iyi, arkadaşları da gülüyolar o sınıf o 20küsür kişi gülüyo bana. Konuşmam bidaha onunla. O fotoğrafı da hemen geri alıp imha etmeliyim...

  Yok hacı ben lise3 terk olup toz işine gireceğim. Tozları alır alır dururum. Mutlu bir yaşantım olur.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Göze Limon Damlatmak

  Hakkımdaki o ünlü efsaneyi artık heeeeeeeeeeepiniz biliyorsunuz, saygılar sevgiler, yüzlerce kez övüne övüne 'ay daha önce anlatmış mıyım hiç farkında değilim hihihi' diye diye anlatmıştım biliyorum, evet.
  Ama bugünkü hareketimden sonra bence daha bi gururla daha bir havayla son bir kez daha hatırlatmamın bir sakıncası yok hehe.

Gözlerimmmm parlıyorrrr.
Lalalalalalalalalala
Müthiiiiiş parlıyorlarrrrr.
Llalalalalalalalalala
Manyak parlıyorlar, dehşeeeeeeeet parlıyorlarrrr
Lalalalalalalalala
Öyle böyle değil parlıyorlar.
Llalalalalalalala
Aşşııırıııı parlıyorlaaaaar
La la la laa laaaaaaaaaaaaaaa
Baaaak gözlerim parlıyoooooor.
Laaaaa lalaaaalaaaaaaa
Gözlerim...parlıyor..lalalalallalalala.
 
  Bir gün parlak gözlü olduğum bir vakitte (genellikle gün içinde uyulan bir uykudan yeni kalktıktan sonra -adı boşuna güzellik uykusu değil-) annemin bana "parlak gözzlüüüüm" demesiyle konu resmi olarak, açıldı. Tabi ben uyku sersemiyken bile en küçük bir iltifat karşısında hemen havalanabildiğim içün, "Ay öyle değil mi.hihihih...çok garip gözlerim resmen parlıyor ihihih allah vergisi anacağım" dedim. O da bunun üstüne aynı benim gibi hemen kendine pay çıkararak "Ee kimin sayesinde, ben küçükken gözlerine limon damlattıydım böyle güzel olsun diye" dedi. Anamın kızıyım o ye.
 
   Başta gerçekten şaka yaptığını sandım ama bir gün televizyon izlerken tesadüfen rastladığım bir kadın programında -yanlış anlaşılmasın.kadın programı.izlemiyorum.hayır.asla.tesadüfen.rastladım.- aşşırı parlak gözlü bir adam "Gözlerinize limon sıkııııın çok faydaaaalııı o kadar sağlıklı ki anlatamammm ben haftada bir sıkıyoruuummmm tüm mikropları kıraaaaarrrr" derken kadınlar da "aaa...yaaaaa...uuuuu...hiiiii...aayyyy" diye vıraklıyorlardı.
  Sonra araştırınca gerçekten de çok sağlıklı olduğunu öğrendim ve o günden beri acaba yine sıksam mı sıkmasam mı şeklinde bir ikilem içindeyim.
 
  "Ay çok mu yanıyo annee yaaa" oldu ilk sorduğum şey.
  "İkiii saat zırlamıştın allahımmm ağla ağla öldüydün...çok acıyo demek ki.."
  "Yaaaa hımm...belki şampuan yakması gibidir? Şampuan yakması gibi mi haa?"
  "Bilmiyorum yıldız öyledir."
  "Önce sen sık ne kadar acıdığını söyle sonra ben sıkayım?"
  "Aaa ben niye sıkıyorum ya sıkmak isteyen sensin."
  "Acaba yanlışlıkla mı sıktırtsam.."
  "O nasıl olacak?"
  "Limonu kesip fışk diye sıkacağım, gözüme kaçarsa olacak."
  "Deli."

  Ve çevreden gelen tepkiler de hiç cesaret verici değildi.
  "Yaa evet çok sağlıklıymış.."
  "Acıyo mudur yeeeaa acımıyodur bence hihihi?"
  "Vallahi bilemiyyyceeemmm benim annem sıktı geçeen, ayooooool kadın oturdu ağladı 1 buçuk saat resmen...çok şaşırdım."
  "Yaaa....hım...peki..."
  "Yaaaaa  yoksa ben de sıkacaktım ballim sıkmadım."
  "Hım..e ben gidiyim madem hıhığm."

  Bu ikilem böyle devam etti de durdu. Taaaaa ki bugün televizyonda bütün beni depresyona sokan,güzel,çok güzel,aşırı güzel,lanet olası bir biçimde seksi, çok seksi, müthiş mavi gözlü kadınların hepsini bir arada görene kadar -nasılsa hepsini aynı güne yanyana koymuşlar- Ay hangi kanalı çevirsem daş bir hatun, gözler o biçim, gözler O BİÇİİİM. En sonunda artık dayanamayıp birden hışımla kalktım ve  "eee yeteeeer beeee benim de böyle gözlerim olsun sıkıcaaaaam işteeee sıkıcam laaan öncee bana sonra sana sıkıcaaam anneeeeee" deyip mutfağa koştum.
  Limonu sinirle keserken artiz bi biçimde "göreceksiniz kadınlaaar göreceksiniiiiz" deiyordum ama o limonun suyunu görünce birden zaaaaaaaaaaart diye indi havam. "Ama şimdi yakacak bu ya...oooof....yanlışlıkla sıktırtmayı deniyim bakiyim..."
  Limonu her açıdan bastırmama rağmen yanlışlıkla gözüme yanlışlıkla bir damla bile sıktırtamayınca -hayreeet salataya sıkarken hep orama burama sıçrar- kaderden kaçış yok deyip önce bir damla parmağıma sürdüm ve göz kapağıma değdirdim...sonra kirpiklerime değdirdim...sonra gözümü kapatıp kaşıma değdirdim...belki olmuştur deyip açtım ama hiç yanmadığına göre açıkça, olmamıştı. Eeeeeennn son parmağıma bir damla daha sıkıp "hadi gryffindoooooor" deyip gözüme değdirdim ve AHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHH ACIIIIIIIIIIIIIII ... O ACIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII O ACI ÇO...

  durun bir dakika, şimdi ikilemde kaldım. Eğer "AAAAAAAAAAHHH kandırdım laaan hiç acımadı ki poahahahaha" dersem, anında hepiniz mutfağa doğru bi moroton koşusuna girer 10 kilo limon sıkar parlak gözlü olur okulda gözüme gözüme sokarsınız gözlerinizi, hayır efendim buna izin veremem. aslaaaaaaa.
  Aslında bu hiçbir şeyi değiştirmiyor çünkü gerçekten acıdı. :D
  Sadece küçük bir değdirme yaptım ve gözüm kitlendi böyle bildiğin felç oldu. Açma açamadım, kapama kapayamadım, kaldım öyle. Sonra, bari diğerine de süreyim la yandı zaten hem yarım yamalak bi işe yaramaz deyip mal gibi ötekine de sürdüm...Ay sürmez olaydım. Gözüme böyle iğneeleeeeer asitleeeer kazıklar baltalar oklar çomaklar kumlaar böcekleeer girmiş gibi oldu.
  Açık ama göremeyen gözlerimle banyoya gitmeye çalışırken omzumu ve kafamı vurduktan sonra birden...acı....... bitti. Korkakça gözlerimi açıp aynaya baktığımda, gözümde hiçbir kızarıklık yoktu, hatta...hatta bir...parıltı vardı!!!!! Sevinç içinde "ahaha nolduuu angelinaaaa nolduuuu adrianaa ohohhaha hihihih hehehhehe hohohoh hshhss" şeklinde koşşaarak gidip limonu havaya kaldırdım ve dip dop çat çut dırkş durkş gözlerime damlattım!

  O sıvı mutlu gözlerime değdiği an kafamın içinde iki ses (angelina ve adriana) bana "allllll nolduuu nolduuuuu" şeklinde gülmeye başladılar. "Noldu la artiiiiiizzz. Sen kimsin ben kimim bebeyim, 7 tane çocuğum var daş gibiyiiiim gözlerim dudaklarım bombaaa"

   Önceki acı hiçbir şeymiş beee. Bu sefer gözlerim kaşıkla oyulmuş gibi oldu. Gerçekten çok yandı. Ama acı dindikten sonra -ki bu 10 dakika sürdü- gözlerimi açtığımda daha net gördüğümü ve daha parlak baktığımı farkettim. Bunu her gün yapabilirim.

  Ama anneem "ee...az önce de böyleydi? senin gözlerin zaten parlak yıldız." deyince kaldım. O kadar acı...o kadar...acı...zaten parlayan bir gözü parlatmak için miydi yani (of bu cümlede aşırı havalıyım :P) Neyse. Şu anda acımıyorlar ve bence çok da iyi yaptım. Ama çok acıyor ve acımıyorlar ama aşırı acıyor ühühüh sakın yapmayın.










Ohaha nasıl abarttım ya. Şampuan bile daha çok yakıyor. Öptüm bay.











Hehehe nası çelişkide bıraktım enayileri...ay sıksınlar da güleyim biraz ehehehe.

5 Eylül 2011 Pazartesi

tatilden nameler

 Günlerdir telefonum kapalı..
 Tamaaam, belki de sadece 5 gündür.
 Bugün 5 Eylül değil mi? Evet, o zaman 5 gündür olmalı...
 Ama yanımda sürekli sıkıntıdan ekranını sileceğim ve ortadaki tek tuşuna basıp saatin kaç olduğunu öğreneceğim bir telefonum olmayınca zaman çok yavaş geçiyormuş gibi geliyor, hatta hiç geçmiyor. Saatin kaç olduğunu bilmeyince bir günde bir yılı yaşıyormuşsun gibi. Bunu neden daha önce yapmadım ki?
 Bütün gece oramı buramı sokup daha yeni bronzlaşmış güzelim bacaklarımı mayın tarlasına çeviren sinekler yüzünden uyanıp sıcak İzmir havasına çıkıyorum. Ama hava çok soğuk. Acaba geri dönüp bir hırka alsam mı diyorum -ki o an aklıma hiç hırka getirmediğim geliyor- üşenip devam ediyorum. Kafeteryanın camından içeri bakıp tabaklarına yemek dolduran insanlar görünce "Aaa kahvaltı saati gelmiş olmalı.." deyip içeri dalıyorum.
  Yan masadan gelen bir sürü anlamsız fransızca vıdı vıdının ve kahkahanın ardından -yeni fransız grup gelmiş olmalı- uykusuz ve büyük bir kan kaybına uğramış olduğum için homurdanıp sütlü samana benzeyen kahvaltılık gevreğimi yemeye devam ediyorum fakat zaman hiç geçmek bilmiyor. Yan masadaki 9 fransızdan biri "jöğölğöğlöp" deyip kahkahalar atarken pes edip odaya geri dönüyorum.
  Sinekler karınlarını douyurup gitmişler herhalde, ama artık bir faydası yok çünkü uykum kaçtı. Ben de yatağın hemen yanındaki konsolun üstünden başta biraz sıkıcı gelmiş kitabımı alıp gönülsüzce okumaya başlıyorum. Bu sefer gerçekten eğlenceli geliyor ve kitabı yarıladıktan sonra kapatıp yatıyorum. Ama sonra merak edip tekrar açıyorum ve azıcık dah okuyup banyoya yöneliyorum .
  Saçımı tarayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra dün akşam gözüme korkunç bir alerji yapmış göz kalemini kazırcasına -göz kaleminin alerji yaptığını keşfedene kadar klorlu suyun günahını aldım da aldım- silip gözlerimin iyice yeşile döndüğünü farkederek gülümsüyorum. Trabzona dönünce tekrar kahvemsi ela olacaklar, o yüzden gözlerimin yeşile döndüğüne inanmayacaksınız, susuyorum.
  Tam yüzümü havluya silerken kapı çalıyor ve kapıda kardeşimle küçük bir münakaşa yaşıyoruz. Mal gerizekalı kapıya kadar koşuyo sonra kapıda durup çizgifilm izliyo, e ben de elimi atıp açmaya çalışıyorum beni itip salak mısın kapıyı açmaya çalışıyorum senin yüzünden açamıyorum diyo. ALLLLAHIIIIM. Zaten onlar yüzünden bi adam gibi tatil yapamıyoruz. -kardeşim ve onun yaşındaki ondan beter kuzenim Mert-
  Annemin içeri girdiği açık kapı kapanmadan "anne ya şu mala bişey de" diyerek dışarı süzülüyorum ve daha sıcak ve daha parkak havada ilerlerken cümleler zihnime doluşuyor..
  "Günlerdir telefonum kapalı."  
uu blog için harika bir giriş cümlesi olurdu bundan, diyorum. Ama sonra düşününce "Tamaaaam, belki de sadece 5 gündür.." Zaten telefonu açınca ne görmeyi bekliyorum ki diye düşünürken daha da fazla insanın doluştuğu kafeteryaya girip bir bardak su alıyorum. "Bugün 5 Eylül değil mi? Evet, o zaman 5 gündür olmalı.." Bir yürüyüş yapmaya niyetleniyorum ama bu düşünceler suya gelen sinekler gibi -bak sinekler bilinçatlıma işledi- kafama doluşunca unutmadan bir blog yazmaya karar veriyorum. Islak çimlerin üzerinden bir u dönüşü yapıp havuz kenarından geçiyorum ve şezlonglarda uyuyakalmış bir çift görüyorum, bu beni gülümsetiyor. Ve nedense havuzun suyu bugün daha azalmış daha sığlaşmış gibi görünüyor. 'Bu cümleleri de yazabilirim dur goşarak gideyim unutacam yoksaaa' diyip aceleyle odanın önüne geliyorum ve kapıdan girmeye üşendiğim için balkondan içeri atlayıp laptopumu alıp tekrar balkondan atlıyorum ve internetin burdan çekmesini umup balkon kenarına oturuyorum.
   Neyseki burdan çekiyor ve bunları yazmaya başlıyorum. İtalik yazarsam daha havalı görükür diye düşünüyorum ve aklımdan geçen o ilk cümleyi yazıyorum. Oh onunda şimdiki zamana dönebilirim. Tam şu an arkamda kuzenim anneme bağırıyor, mızırdanıyor, bebek taklidi yapıyor?! "KAHVALTI ETMİYCEEEM BEEEEEEN" diye cırlıyor. O da benim gibi balkondan atlayıp homurdanarak gitti şimdi. Aha da annem eniştemi aradı asdfghjkl kaydı sana Mert. :D
    "Bilgsayarı aldık elinden şimdi de televizyonun başından kalkmıyo. Bizimle de gelmedin oğlum acıkmadın mı kahvaltıya gitsene diyorum yok öyleymiş çizgifilm yeni başlamış böyle olmuş her şeye ititraz. İyi o zaman annene anlat dedim de bi hışımla çıktı gitti."
     Karşıdan yaşlı bir aile geliyor ve önümden bir arı geçti. İşte böyle, belki sonra havuza girerim.
     Saat 09:24 ken daldakikemancı için yeni bir gün işte böyle başlıyor.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı