Ağaca tırmananlar

5 Eylül 2011 Pazartesi

tatilden nameler

 Günlerdir telefonum kapalı..
 Tamaaam, belki de sadece 5 gündür.
 Bugün 5 Eylül değil mi? Evet, o zaman 5 gündür olmalı...
 Ama yanımda sürekli sıkıntıdan ekranını sileceğim ve ortadaki tek tuşuna basıp saatin kaç olduğunu öğreneceğim bir telefonum olmayınca zaman çok yavaş geçiyormuş gibi geliyor, hatta hiç geçmiyor. Saatin kaç olduğunu bilmeyince bir günde bir yılı yaşıyormuşsun gibi. Bunu neden daha önce yapmadım ki?
 Bütün gece oramı buramı sokup daha yeni bronzlaşmış güzelim bacaklarımı mayın tarlasına çeviren sinekler yüzünden uyanıp sıcak İzmir havasına çıkıyorum. Ama hava çok soğuk. Acaba geri dönüp bir hırka alsam mı diyorum -ki o an aklıma hiç hırka getirmediğim geliyor- üşenip devam ediyorum. Kafeteryanın camından içeri bakıp tabaklarına yemek dolduran insanlar görünce "Aaa kahvaltı saati gelmiş olmalı.." deyip içeri dalıyorum.
  Yan masadan gelen bir sürü anlamsız fransızca vıdı vıdının ve kahkahanın ardından -yeni fransız grup gelmiş olmalı- uykusuz ve büyük bir kan kaybına uğramış olduğum için homurdanıp sütlü samana benzeyen kahvaltılık gevreğimi yemeye devam ediyorum fakat zaman hiç geçmek bilmiyor. Yan masadaki 9 fransızdan biri "jöğölğöğlöp" deyip kahkahalar atarken pes edip odaya geri dönüyorum.
  Sinekler karınlarını douyurup gitmişler herhalde, ama artık bir faydası yok çünkü uykum kaçtı. Ben de yatağın hemen yanındaki konsolun üstünden başta biraz sıkıcı gelmiş kitabımı alıp gönülsüzce okumaya başlıyorum. Bu sefer gerçekten eğlenceli geliyor ve kitabı yarıladıktan sonra kapatıp yatıyorum. Ama sonra merak edip tekrar açıyorum ve azıcık dah okuyup banyoya yöneliyorum .
  Saçımı tarayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra dün akşam gözüme korkunç bir alerji yapmış göz kalemini kazırcasına -göz kaleminin alerji yaptığını keşfedene kadar klorlu suyun günahını aldım da aldım- silip gözlerimin iyice yeşile döndüğünü farkederek gülümsüyorum. Trabzona dönünce tekrar kahvemsi ela olacaklar, o yüzden gözlerimin yeşile döndüğüne inanmayacaksınız, susuyorum.
  Tam yüzümü havluya silerken kapı çalıyor ve kapıda kardeşimle küçük bir münakaşa yaşıyoruz. Mal gerizekalı kapıya kadar koşuyo sonra kapıda durup çizgifilm izliyo, e ben de elimi atıp açmaya çalışıyorum beni itip salak mısın kapıyı açmaya çalışıyorum senin yüzünden açamıyorum diyo. ALLLLAHIIIIM. Zaten onlar yüzünden bi adam gibi tatil yapamıyoruz. -kardeşim ve onun yaşındaki ondan beter kuzenim Mert-
  Annemin içeri girdiği açık kapı kapanmadan "anne ya şu mala bişey de" diyerek dışarı süzülüyorum ve daha sıcak ve daha parkak havada ilerlerken cümleler zihnime doluşuyor..
  "Günlerdir telefonum kapalı."  
uu blog için harika bir giriş cümlesi olurdu bundan, diyorum. Ama sonra düşününce "Tamaaaam, belki de sadece 5 gündür.." Zaten telefonu açınca ne görmeyi bekliyorum ki diye düşünürken daha da fazla insanın doluştuğu kafeteryaya girip bir bardak su alıyorum. "Bugün 5 Eylül değil mi? Evet, o zaman 5 gündür olmalı.." Bir yürüyüş yapmaya niyetleniyorum ama bu düşünceler suya gelen sinekler gibi -bak sinekler bilinçatlıma işledi- kafama doluşunca unutmadan bir blog yazmaya karar veriyorum. Islak çimlerin üzerinden bir u dönüşü yapıp havuz kenarından geçiyorum ve şezlonglarda uyuyakalmış bir çift görüyorum, bu beni gülümsetiyor. Ve nedense havuzun suyu bugün daha azalmış daha sığlaşmış gibi görünüyor. 'Bu cümleleri de yazabilirim dur goşarak gideyim unutacam yoksaaa' diyip aceleyle odanın önüne geliyorum ve kapıdan girmeye üşendiğim için balkondan içeri atlayıp laptopumu alıp tekrar balkondan atlıyorum ve internetin burdan çekmesini umup balkon kenarına oturuyorum.
   Neyseki burdan çekiyor ve bunları yazmaya başlıyorum. İtalik yazarsam daha havalı görükür diye düşünüyorum ve aklımdan geçen o ilk cümleyi yazıyorum. Oh onunda şimdiki zamana dönebilirim. Tam şu an arkamda kuzenim anneme bağırıyor, mızırdanıyor, bebek taklidi yapıyor?! "KAHVALTI ETMİYCEEEM BEEEEEEN" diye cırlıyor. O da benim gibi balkondan atlayıp homurdanarak gitti şimdi. Aha da annem eniştemi aradı asdfghjkl kaydı sana Mert. :D
    "Bilgsayarı aldık elinden şimdi de televizyonun başından kalkmıyo. Bizimle de gelmedin oğlum acıkmadın mı kahvaltıya gitsene diyorum yok öyleymiş çizgifilm yeni başlamış böyle olmuş her şeye ititraz. İyi o zaman annene anlat dedim de bi hışımla çıktı gitti."
     Karşıdan yaşlı bir aile geliyor ve önümden bir arı geçti. İşte böyle, belki sonra havuza girerim.
     Saat 09:24 ken daldakikemancı için yeni bir gün işte böyle başlıyor.

1 yorum:

  1. bu kadar iyi bir yazar olduğunu keşke bilseydim sen den ders almak isterdim çünkü ben yazamıyorum. ben kendimi resimle ifade ederim anca

    YanıtlaSil

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı