Ağaca tırmananlar

8 Kasım 2011 Salı

bir kitap, bir barbie ve bir külotlu çorap

  Yıllar yıllar önce, 23 Nisan'da, aklına nereden esti bilmiyorum ama babam beni saçma bir televizyon kanalının -karadeniztv, meltemtv ya da çaytv olabilir bilmiyorum- o güne özel verdiği bir çocuk programına götürdü.
  Yanımda da bir zamanlar McDonalds'tan yediği bir tavukburgerden zehirlenmesiyle çocukluğumu büyük ölçüde etkilemiş anasınıf arkadaşım Buse vardı. (Liseye gelene kadar çocuk menüsü yedim ben...O kadar ki korkuyordum McChicken menüden...)

  Programın sunucusu kısa kahverengi saçlı -şimdilerde herhalde 462748642354625 yaşındadır, çünkü gerçekten yıllar yıllar önceydi- bir kadındı. Hepimiz onun etrafına konulmuş küçük çocuk sandalyelerine oturduk ve program başladı.
 
   Yemin ederim programda ne yaptığımızı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, benim sürekli arkamızdaki küçük televizyona bakıp ekranda kendimizi görmemi garip bulmamdı. Program boyunca ben o televizyona baktım ve o yüzden program boyunca herkesin kafası kadına dönükken, benim kafam arkaya dönüktü. Ki bu televizyonda da belli oluyordu.
 
   Kadın yanındaki koca çuvalı gösterip, "Eveeet, program bitiminde hepinize çok güzel hediyeler vericeeeez ama aranızda eğer kardeş olanlar varsa, onlar sadece 1 tane hediye alacaklar." dedi. Ben Buse'nin yanında oturuyordum, ikimiz de birbirimize bakıp gülümsedik ve programın sonunu beklemeye başladık. Oyuncaklaaaaaaar hediyeleeeeeeer ay çok heyecanlı!

  Sonra bu kendi kendine konuşup konuşup konuşup durdu, ardından "Neyse efendim reklamlardan sonra tekrar burada olacağızzz" dedi, biz çocuklar "heeeeeeeeey" diye çığlık attık ve ben merakla beklemeye başladım. Çünkü o zamanlar 6buçuk yıllık hayatım boyunca merak ettiğim tek şey; bir programda reklam arası verildiğinde, ne olduğuydu. Hala da merak ederim.

  Eh.. Hiçbir şey olmuyormuş. Oturup, bekliyorsunuz. Sunucu makyajını tazeletiyor ya da su içiyor, bizlerse oturup bekliyoruz. Oysaki ben neler hayal etmiştimmm... Reklam arasında oradakiler o kadar çok eğleniyorlardı ki, bunu bizim bilmememiz, görmememiz için aptal eşya reklamları geçiyordu ekrandan. Mesela belki de Hugo ve Tolga Abi'nin reklam aralarında Hugo stüdyoya geliyordu ama ben hiçbir zaman göremiyordum! Bu yüzden reklam araları benim için çok gizemliydi. Ama meğer...yokmuş öyle bir şey.
 
   Sonra o dayanılmaz çocuk programı devam etti ama ben gerçekten neler olduğunu hatırlamıyorum. Tabi kadını dinlemektense dönüp dönüp kameraya ya da ekranda nasıl göründüğüme baktığım için hiçbir şey hatırlamamam normal. Ama program kapanırken tüm dikkatimi ona yönelttim çünkü hediyeler dağıtacaktı!
 
  Çuvalın ağzı bir açıldı, bebekler, arabalar, peluş ayılar...ben nasssılllll mutluyuuuuuuum. Kadın herkese hediyelerden verdi, Buse de hediyesini alıp çekildi ve bir ben kaldım.
  Kadının önünde gidip durdum ama kadın bana bakmaya devam edince, "Bana vermediniz?" dedim.
  "E kardeşine verdim ya." dedi "Kardeşler sadece 1 hediye alıyor."
  "Ama...Buse benim...kardeşim değil ki...o...ühüo...benim...arkadaşım.."
  "Yaaa öyle miii" dedi kadın ve çuvalın dibini yoklamaya başladı. "Ama tüm oyuncaklar bitti. Bir tek bu kaldı."
 
  Kalan şey....kalan tek şey...bir tane külotluçorap. KÜLOTLUÇORAP. KÜLOTLUUÇORAAAAAAAP
  Gözlerim dolu dolu külotluçorabı elime aldım ve dönüp beni Buseyle kapıda bekleyen babamın yanına gittim. Merakla Buse'nin elindekine baktım.
  Buse'deyse...BİR KİTAP VARDI.

  Yani şimdi bana yazık değil mi bana....Bütün çocukların güzel hediye aldığı pogramdan ben elimde güzel bile olmayan bir külotluçorapla çıkıyorum. Travma geçirsem geçirirdim çok da güzel bir sebepti o külotluçorap.

  Programdan sonra Buse bizim eve geldi. Kitabına baktım, hem de hayvan öyküleri kitabıydı, her sayfasında resimler vardı, ne kadar güzeldi. Ben olsam onu hemen şimdi okumaya başlardım...aaah benim olmalıydı o kitap. Ama Buse pek mutsuz görünüyordu. "Ben barbie bebek istiyordum of ya. Şuna bak. Kitap. Öf."
  "O zaman değişelim mi?"
  "Külotlu çorapla mı? Hayır hayatta olmaz."
  Külotlu çorapla insan günahını bile değişmez be. Demek Buse buna kanmayacak kadar akıllıydı. O zaman daha büyük bir kumar oynamam gerekiyordu.
  "İstersen...benim oyuncaklarımdan biriyle değişelim?"
  "Hııııımmm olur."
  Sonra bütün oyuncaklarımı döküp baktık ama o onları bırakıp benden resmen hayatımın tercihini yapmamı istedi. "Şu barbie bebeği verirsen olur."
  Aslına bakarsanız bende bir sürü orjinal, et bebek dedikleri barbie bebeklerden vardı. Hepsinin de cafcaflı tuvaletleri, küpeleri,çantaları,kanatları vardı. Ama Buse'nin istediği...o özeldi. Çünkü onun kıyafetlerini annemle ben yapmıştık. O olay 2 saat almıştı ki zaten çok güzel bir kıyafeti olmasına rağmen ben illa biz yapacaaaaaaaz diye tutturmuştum.

  Ne kadar başka bebek seeeeç desem de kız Nuh dedi Peygamber demedi. Ben de onu vermek zorunda kaldım. Sanırım o gün hayatımın kararını verdim. Harika elbiseli, müthiş güzellikteki Barbie'mi dandik bir hikaye kitabına değiştim. Ki zaten okumayı da çok bilmiyordum yani. Ama ben kitap için annemin yaptığı bir barbieyi değiştim. Yani bir bakıma, annemle bir kitabı takas ettim...düşünün.
 
  O günden sonra annem epey bir sordu "Senin o bebeğin nerde Yıldız?" diye ama demedim. "Bilmem....şu hikaye kitabımı gördün mü anne? Bulamıyorum."
  Meğersem alçak kız giderken kitabı da almış Barbie'yi de almış. Hain...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı