Ağaca tırmananlar

30 Ocak 2012 Pazartesi

üç kafadar bölüm1

  En son Burakhan, Batuhan ve Ben bir araya geldiğimizde, 5 sokak koşmak durumunda kaldığımızı hatırlıyorum. Bu mallar daha çok küçükken bile boylarına yaşlarına bakmadan millete sataşırlardı, ondan sonra koş babam koş....kaçar kaçar dururduk. :D
  Biz üç yaşıt kuzen acaaaayip yaramazdık. Milletin camını kırardık, balkondan kafalarına tükürürdük, (hatta bunlar yumurta patates falan çalıp dolaptan fırlatırlarmış dün anlattılar) dalga geçerdik, kedi köpeği alır eve getirirdik, millete sataşır sonra dayak yememek için kaçardık...kimseye iki dakika huzur vermezdik anlayacağınız. Ama aradan epey zaman geçti, birbirimizi çok göremez olduk. Ta ki Samsun'a geldiğimizde ben "Ben Batuhan'ı özledim yaaa dayımlara gitceeeeem!" diyene kadar.

  Üç gündür Samsun'dayım, dün Ayhan dayımlara -batuhanın babası- kahvaltıya gittik. Şimdi Batuhan ondan 5 yaş büyük Ayşegül'ün, Burakhan da ondan yine 5 yaş büyük Cansu'nun erkek kardeşi oluyor. Cansu teyzemin Ayşegül de dayımın kızı. Orhan da benden 5 yaş küçük kardeşim. Hah buraya kadar tamam mı? Çok simetrik bir aileyiz. Tamam.

  Batuhan odaya bir geldi; adam aşmış gitmiş. Ben küçükken dalga geçerdim bunlarla "UZUNUM BEN SİZDEN HAHAHAHAHAHAHAH" diye, Batuhan yanıma bir geldi...sarılacağım, boyum yetmiyor, o derece. Kahretsin küçükken kısa sonradan uzun erkek milleti!
  "Yıldız Burakhan'la buluşuyoruz gelecek misin?" dedi. Ben de bir duraksadım. Ayşegül Ablamla sohbet ediyoruz, hava çok soğuk, karnım aç; ama diğer yandan Burakhan'la Batuhan'ı çok özlemişim, Sadece Pazar günleri buluşabiliriz....E haydi geleyim dedim biraz çelişkili. Sonra çıktık dışarı.

  Dolmuş bulup meydana inmemiz (Samsunun her yeri meydan anacım. Bizde bir sokak var, yürü anca. Ama orası acayip büyük bir tatil köyü gibi.) epey uzun sürdü ama sonunda geldik.
  "Nerede buluşuyoruz Burakhan'la?"
  "Burger King'te. Biz hep orda buluşuyoruz hahaaha. Geçen 6 tane menü söyledik."
  "Ne? Höh."
  "Valla bak! Ama 6 menüyü de büyük sipariş ettirmişiz, 6 tane kocaman kola! Dedim 'Lan oğlum nasıl içeceğiz bu kolaları?' içeriz içeriz dedi, sonra şimdi içiyoruz hahaha Burakhan içip içip geğiriyor. En sonunda birlikte ritim tutturmaya çalıştık böy..."
  "Yaaaa iğrençsiniz."
  "Ahahah ama çok komikti resmen şarkı yaptık millet de bakıyor..."
  "Öffff...iğrenç. :D"
  "Aha Burakhan arıyor. Burakhan nerdesin donduk soğuktan? Yıldız'la Ben. Tamam."
  Sonra Burakhan geldi, Burger King'e doğru yürümeye başladık, ama bunları görmeniz lazım...bildiğin uzunsokak apaçileri gibiler. Böyle yüksek sesle konuşup gülüyorlar, "Laaaa napaysın oluuuuum hdgsahkgdhsafgsfjfhgsdfj" gibisinden muhabbetler, ben nasıl utanıyorum.
  "Bakın annem sizi bana emanet etti doğru davranın." dedim.
  "Ne? Batuhan duydun mu?"
  "Bi dakka biz şimdi sana mı emanetiz?"
  "Evet."
  "HHAHAHHAHAHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHAA"
  "HAHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHAHAHAHAHAH"
  Burger King'e girdik. Kasiyer kadın "Hoşgeldiniz." dedi. Bunlar "Biz gidiyoz o zaman." dediler, kaldım böyle. Sonra millet bakıyor, önümüzde bir kız var, Burakhan "Şu kıza bak şeker çuvalı resmen." dedi. "Ne diyorsun yaaa?" dedim. Kız duymuş olacak ki bir baktı, ben resmen ağlayacağım. "Ama öyle değil mi şeker çuvalı dhdasgd" "Gerizekalı! Sussanaaa!"
  Kasiyer kadın "Sipariş vermeyen var mııı?" dedi Batuhan "BİİİZZZZ!" diye bağırınca kadın suratını buruşturdu. Bunlar iki tane mega menü söylediler, ben küçük boy tavukburger aldım. Yanına da hardal istediler aldık. Daha sonra alt kata inip bir masaya oturduk.
  Ben tabi yavaş yavaş, nazik nazik, yemeğe eziyet çektire çektire, bir lokmayı 50 kere çiğneye çiğneye yiyorum; bunlar hamburgeri iki ısırışta bitirip "Eeee biz doymadık? Nolacak şimdi!" diye bağırmaya başladılar. Sonra patatesleri yiyorlardı, Burakhan hardalı açtı...
  "LA BU UHU GİBİ KOKUYO."
  -Ben sessizce hamburgeri kemiriyorum.-
  "Hakkaaaten laaaa Burakhan hahahaağahajhağaha. Görüntüsü de kusmuk gibiiii ahgsahgh"
  "La Batuhaan tadı da kusmuk gibi AHAHAHSH"
  "HAHAHAHA KUSMUKKK"
  -Ben hamburgeri kemiriyorum hala sessizce-
  "Allaaaaaaaah! Batuhan! Elime döküldü hardal!"
  -Peçete uzattım.-
  "Bu ne pis bişey laaa ıyyy kuş şeyi gibi."
  "Buraakhaaaaan git milli piyango bileti al zaaaaaaa"
  "AHAHAHAHAHAHAHAHA
  -Bu noktada ben yemeyi bıraktım-.
   Batuhan "Yıldız, sen bi otur, biz bir menü daha alıp geliyoruz." dedi
   "Yuh." dedim. Gülerek yukarı çıktılar.
   Kendimi oyalayacak bir şey bulmak umuduyla çantamı karıştırdım, 140 soruluk ingilizce deneme çıktı. Ben de başladım çözmeye. Bunlar geldiler.
  "Napıyosun sen?"
  "İki sorum var şurda du çözeyim." dedim.
  "Batuhan ne diyo la bu?"
  "Kusacaaaaaam. Gızım napıyosun sen gızım?"
  "Bırakıp gidelim bunu burda ahsgadg."
  "Bırak şu testi, saçmalama."
  "Yesenize siz yeeaaa allaaamm yarebbimmm. E ben bi lavaboya gidiyim lavabo nerde?"
   Lavoboda diyorum 'Allahımm, eve mi dönsem, nasıl döneceğim yolu mu biliyorum, döneyim dersem de ayıp olur, aslında eğlenceliler ama rezillikkkkk, hem evde napacağım, ama hava da çok soğuk. Karnım mı ağrıyo desem? Yok ya canlarım onlar benim ama bu çocuklar evrim mi geçirmiş nolmuş abazaçi olmuşlar...Allaah Allaaah.' Sonra gızım Yıldız, az bi mızıldanmayı bırak, nolacak daha kaç kere geleceksin bu Samsun'a dedim, döndüm.
   Benim gelmemle masadan koşarak kalkıp tuvalete koştular. Ne olduğunu anlamadan, montumu giydim yukarıda beklemeye başladım. Sonra kıs kıs güle güle geldiler, dışarı çıktık, bunlar hala kıkırdıyordu.
  "Naptınız ulan gene?" dedim kızgın bir ses tonuyla.
  "Kuzen şimdi biz gittik tuvalete, millet tuvalete kusmuş mu napmışsa artık görevli geldi, 'Ulan ne şerefsiz adamlar var bu memlekette nimet o nimet!' dedi. Ona güldük çok komikti adamın kızışı jahdasg"
  "Evet çok komikti hıhığm ahahahahahah"
  "Şşşt....Siz mi kustunuz yoksa?" dedim.
  "Yoo." dedi Burakhan. "Burakhan'la Batuhan kustu! AHAHAHAHAHAHHAA!"

  Bu mallar ben tuvaletteyken oturuyorlarmış, Batuhan "Kuzen bi ısırık alabilir miyim hamburgerinden?" demiş, Burakhan da "Al kuzen.." demiş. Sonra Batuhan hooop hepsini atmış ağzına. Vay sen naptın naralarıyla hooop Burakhan da Batu'nunkini atmış ağzına. Sonra bütün hamburgeri yutamamışlar, tuvalete tükürmüşler, hemen arkalarından görevli girmiş, bunlar hiçbir şey olmamış gibi ellerini yıkayıp çıkmışlar. Sonra bir dönmüşler; tuvaletin kapısının önünde "Tuvalet Arızalıdır." tabelası var. Güle güle ölmüşler tabi sonra.

  "ALLAAAHH" dedim. Sonra üçümüz beraber Samsun'un bilmediğim sokaklarında yürümeye devam ettik. Ki buraya kadar yazdıklarım hiçbir şey. Bu ne iğrenç saçma bir gün ya diyordumsa da kendi kendime, ardından ne kadar eğleneceğimden hiçççihgçhhiiççç haberim yoktu. Ve bilmediğim bir şey daha; bu Burger King'i son görüşüm olmayacaktı. 50 kere gittik ya. Valla. Hatta kasiyer kadın sonunda "Doymadınız mı?" dedi. Offf ooff.
  

27 Ocak 2012 Cuma

kitap, bavul ve kapıcı.

   Bizim aileyi bilirsiniz. Biz Aşar ailesi olarak hayatın anlamını bulma yolunda bir sabah kah Tibet'in dumanlı dağlarında bir akşam kah bozkırın engebeli topraklarında, sırtımızda çantalar, ellerimizde bastonlarımız maceradan maceraya koşa......aslında çoğunlukla üşengecizdir. Biz ve dışarı çıkmak? Hayyyyyaaaatttaaaa olmaz. Bu konularda bizi iteleyen genellikle annemdir.
    Çok çok eski bir zamanda, ben haftasonlarında evde oturma lüksüne sahip olacak kadar küçükken,  hatırlarım da annem "Ya hiç kalkıp demiyorsunuz, bugün pazardır, gezelim çıkalım dışarı Allah Allah ya. Bir ailecek dışarı çıkma yok bunlarda oturun siz anca." diye söylenirdi. Sonra salonda magazin programı izlemekte olan babam, -babam ilginç bir şekilde magazin programı izlerdi. pazar sürprizi falan. var mı o hala? ben 5. sınıfı bitirdiğimden beri hiçbir pazar sabahı ve artık genellikle hiç televizyon izlemediğim için bilmiyorum, neyse.- benim odamda bilgisayar için kavga eden kardeşim ve ben anneme döner bakardık. Babam "E hadi söyle nereye gidelim, hadi kalkın gidelim." derdi, ben "Ya ne gerek var oturalım yea" derdim, Orhan "Ya ben daha bilgisayar oynayamadım Yıldız oynadı!" derdi ve öyle biz karar verip çıkana kadar 50 pazar geçer, dışarda yapraklar dökülür, 14 bahar olur, saçlarıma aklar düşer leylimley falan da falan. "Haydi gel benimle ol koşalım yıldızlara" demeden de edemeyeceğim.  http://fizy.com/#s/1b09ji

    Ama arada babamı ararım "Baba gelirken çikolata alır mısın ha? Nerdesin dükkanda mı?" derim, "Kızım ben Batum'dayım. Kızım ben Gaziantep'teyim baklava getireyim mi? Kızım Giresun'a gittim ama olsun alayım çikolata. Kızım ben Çorumda'yım leblebi ister misin? Kızım ben İstanbul'dayım" gibi ilginç cevaplar alırım.
    Bazen de annem ben internette dolanırken gelir, "Yıldız 3 saat sonra tatile gidiyoruz, e hadi bi bavul hazırla o zaman." der. Ya da arada "Çoruma kahvaltı yapmaya gideceğiz. Kalk kalk" gibisinden garip şeylerle de karşılaşmıyor değilim. Hatta bir keresinde çıktık böyle, ben atarlı atarlı "Nereye gidiyoruz biz ya ben niye geliyorum, anne yeter da koca kız oldum hala günlere mi götürüyosun beni allasen, ben evde oturcam." dedim, Annem "Kızım otogara gidiyoruz. Amasya'ya gidiyoruz ya yengenlere?" dedi. Gittik sonra öyle. Hayır bizimkiler mi anlık karar alıyor, ortada emrivaki mi var, ben mi dinlemiyorum söylerlerken, orası meçhul.

   Neyse dün ben savaş oyunu oynuyorum bilgisayarda, Ork kamplarını basıyoruz Rohan askerleriyle, annemle Orhan konuşuyordu, bir ara duydum ki, Samsun'a gidiyormuşuz bugün. Bir cırladım "Ben elijahın doğumgününü kutlayacaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaam şurda bir aydır gerisayım yapıyorum planlar kuruyorummmmmmmmmmmmmmm kalkın gidin bananeeeeeeeeee ben evdeyim gelmiyorummmmmmm Ayrıca Sauron yüzüğü ele geçirirse biraz zor gidersiniz Samsuna! Samsun diye bir şey kalmayacaaaaaaak atlılar ileriiiiiiiii sol kanada daha fazla okçu lazımmmmm Eomer!" diye.., Ki o Elijah olayına HİÇ girmeyelim, o yüzden yarın gidiyoruz. O kadar üşeniyorum ki anlatamam. Ayrıca Minas Tirith savaşına gelmiştim. 5 Ordu muharebesi yapacaktık. Aragorn adam toplamaya gitmişti. Frodo'yu örümcekten kurtarmıştım. Dünya Sauron tarafından yok edilecek, bizimkilerin derdine bakın...cık cık cık...olmuyor. Ben iyiliğin yanında savaşıyorum. Gondor'a şimdi yardım göndermeyeceğiz de ne zaman göndereceğiz? Elflerle şimdi değil de ne zaman omuz omuza çarpışacağız? Orta Dünya tehlikede. Güç karanlık dağda toplanıyor. Daha ne kadar umursamıyormuş gib idavranacağız? Masonlaaaaaaaaaaaaaaar! Göööööööööööööz!

   Evet bu konuya gelecek olursak, tatile girdik, bende bir YüzüklerinEfendisi kampı gibi bir şey başladı. 3 filmi izledim, 3 kitabı YENİDEN okumaya başladım, elfçe derslerine başladım, Arwen'in kolyesini takıyorum evde elfçe konuşuyorum, oyunu da bitirmeye kararlıyım. Bugün de şimdi valizi topluyorum -Şurda 6 gün kalacağız, yemin ederim bana 2 yıl yetecek kıyafet aldım yanıma, orası ayrı mesele- Bir türlü karar veremedim 1. kitabı mı alsam, 2. kitabı mı alsam, 3. kitabı mı alsam diye. Böyle kara kara düşünürken aklıma geldi ki, bende bu üç kitabın birleştirilmiş halinin de kitabı var. İnanın...ben aynı kitabın farklı kapaklısını görünce de alıyorum. Sonra onu da okuyorum. Yoo ne alakası var? Ne garipliği? Abartmayın. :D
    Ama şimdi şöyle bir mesele var; O kitabı yanıma alırsam, otobüste bir koltuk daha almamız gerekir. Kitapla aynı boy ve kilodayız arkadaşlar. Ciddiyim. Onu valize sığdırmak için bütün kıyafetleri dışarı çıkarmam gerekir ki o kıyafetlerin hepsi bana lazım. Ya nolmuş kışın ortasındaysak? Ben belki giyeceğim bu kapriyi? Hayır ben 4 tane yün hırka almışsam nolmuş bir hafta için, işte ben onlarla bişey yaparım kii. Onların hepsi çok lazım.
    Yanıma o kitabı alırsam vallahi otobüs devrilir yolda. Uçak olsa düşer, gemi olsa batar. Ama sonra o kitabı tekne olarak kullanır hayatta kalırım. Bak bu da iyi bir yön.
   O zaman haliyle mantıklı olan, 1. kitabı almak. AMA BU TEK KİTABIN SAYFALARI SARI SARI ÇOK ESKİ VE ÇOK GÜZEL KOKUYOR. Saatlerdir en büyük problemim bu.

    Size bu kadar şeyi anlattım çünkü bugün o kitabı okurken aklıma, küçükken gizlice kazan dairesine inip milletin kapıcıya yakması için verdiği kitapları çaldığım, daha güzel bir tabirle 'kurtardığım' zamanlar geldi. Niyetim size bunu anlatmaktı, ordan da meseleyi 'Kapıcı ve Yıldızgül'ün Maceraları' başlığı altında bir dizi trajikomedik olaylar dizisine bağlayacaktım ama yine giriş bölümünü çok abarttım. Neyse kapıcı kısmını hatırlatın, sonra başka bir hikaye olarak anlatayım, kısmet.

    çok kolpa vuruyorum bu aralar çok.. :D

21 Ocak 2012 Cumartesi

plan...plan...plan...plan...

  Şimdi eğer bugünü saymazsak 6 gün kaldı. O adamı nasıl ikna edicez? Ötekiyle temasa geçebilecek miyiz peki? Başka kimi bulacağız? Allaah çok iş var!
 
   Tamam, başa saralım. Her şey bir 3-4 gün önce, ben bir Adele şarkısı dinlerken başladı.
  "Lanet garı ne güzel sesin var aah aaah...WE COULD HAVE HAD IT AAAAAAAAAAAAAAA-AAAALLLLL!...Allahım, iki gıdım alsan, bana versen....ROLLING IN THE DEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE--EEE--EEİP.....Hayır çok alma da yani, azıcık. YOU HAD MY HEART INSIDEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE OF YOUR HANNNDDDDDD.....Çok güzel sesi yaaaaaa ühgühühühühühühühü"
 
    Sonra birden karar verdim, bir gün ben de böyle şarkı söyleyecektim. Ama şimdi şöyle, yani söyleyemeyecektim de, söyleyecektim Kendi kendime secret yapacaktım yani, anladınız? Hah. O gün de secret okuyup coşmuştum zaten, önümde de kağıt kalem vardı, o yüzden hemen secret yapmaya başladım. Kağıdın üstüne "Adele ol." yazdım. Sonra 'yok yaaa bu ne saçma oldu', deyip "Rolling in the deep söyle." yazdım. Ama sonra 'E ben zaten söylüyorum, amaç adele gibi profesyonel söylemek.' deyip durumu çaktım ve  "Profesyonel ses eğitimi al." yazdım.
 
    Aslına bakarsanız 2012 geldiğinden beri bir dilek arayışı içindeyim. Geçen yıl İngiltere'ye gitmeyi her şeyden çok istemiştim, bu benim artık hayatım olmuştu, yani bir yaşama amacımdı ve sonra gidince, açıkçası içimde bir boşluk oldu. Bütün bir yıl onun için uğraşmıştım. Gidip gelince, yani işi başarınca "Eeeee şimdi?" gibisinden kaldım. Burdan anlayacağınız, hep "söz daha bir şey istemiycemmm" desek de, bir hayal gerçekleştiğinde ya da gömüldüğünde, yeni bir hayal bulmak gerekir.
    Profesyonel ses eğitimi almak da gayet makul bir hayal değil mi yani, öyle ulaşılması çok zor değil. İşte o zaman bu olsun bari dedim. Yeni yılın çalışma hedefi bu olsun, nolacak, dedim.
    Ama sonra kafamdan bir ses "Elijah'ı da yaz gızım. Ayıp olmasın şimdi çocuğa." dedi. "Doğruu" deyip bir satır alta
    "Elijah'la....
    Durdum. Ne yazacaktım?
    Elijahla evlen? Elijahla yemeğe git? Elijahla yaşa? Elijahla coş? Elijahla alışveriş yap? Elijahla film çek? Elijahla dondurma ye? Elijahla eyfel kulesine tırman? Elijahla kayak yapmaya git? Elijahla soğan doğra? Elijahla çamaşır katla? Elijahla çimenlerde koş? Elijahla piknik yap? Elijahla pamukşeker ye? Elijahla denize git? Elijahla tatile çık? Elijahla bir aile kur? Çok çok çok ÇOK fazla seçenek vardı.
   
    Bildiğiniz gibi yaklaşık bir aydır her gün twittera girip, Elijah'a "DOĞUMGÜNÜNE ŞU KADAR GÜN KALDI HUHU!" diye twit atıyorum. Ayrıca sizden buna destek olmanızı isteyen bir yazı yazmıştım. -Sabredin şimdi konu oraya bağlanacak-     Sizden bunu twitinizin başına koyup sonuna da "İşte yıldız seni çok seviyor, hacı. Adam ol, şu kıza bi en azından tenk yu de. Eline mi yapışır? Çok mu pahalı? Ha. SÖYLE HA." gibisinden duygu sömürüsü içeren şeyler yazmanızı istemiştim. Amacımız da onun bana bunları görerek cevap yazması olduğu için, kağıda ikinci dilek olarak "Elijah'la konuş." yazdım.

    Sonra birden, yemin ediyorum, kafamdan KLİK diye bir ses geldi. Psikolojide buna köfteyi çakarak öğrenme- ya da daha çok bilinen adıyla, "Kavrayarak Öğrenme" deniliyor. Aslında günlük hayatta çözemediğimiz bir problemle karşılaşıp "Neyse yeaaa" dediğimizde, beyin ona çözüm aramayı bırakmıyor. Biz uyurken, yemek yerken, en sevdiğimiz diziyi izlerken, hatta bir matematik problemi çözerken bile o problemi geride işler, cevap bulmaya çalışır. Ve çok alakasız bir zamanda, birden cevap geliverir. Böylece Matematik sınavındayken birden "HATIRLADIM! Emre Altuğ'un karısının adı Çağla Şikel'di!" diye cırlayabilirsiniz. İşte böyle.

    Bana da aynen öyle bir şey oldu, aklıma DIRŞ diye bir fikir geldi. "Elijah'la konuş." cümlesinin yanına büyük harflerle SKYPE??? yazıp kalemi fırlattım. Ve o gün bugündür aklımdan bu düşünceyi çıkaramıyorum.


   Tam bir saniye içinde aynen şunları düşünmüştüm: Bu adam zaten bana daha önce yazdı. Tekrar yazacak belki tamam, tekrar mutlu olacağım ama....biraz mantıksız değil mi bunun için ona baskı yapmak..Ya bu çabalar boşa giderse? Ya kıytırık bir "Thank you" yazıp olayı bitirirse....AMA YA EĞER onu benimle Skypetan görüntülü konuşmaya ikna edersem? OHA. DÜŞÜNSENE KIZIIIIIIM. ELİJAH SENİN BİLGİSAYARININ EKRANINDA, SANA "Hİİİ" DİYORRRRRRRRRR.....Ayyyy süperrrrr olurrrrrrrrrrrrrrrrrrr!

   İşte bunları düşündüm, SKYPE? yazdım, bilgisayarın başına koştum. Şu an bile gözümün önünde canlanıyor, Laptop'u yatağın üstüne koyuyorum, halıya oturup bekliyorum, Elijah'ın görüntüsü bağlanıyor ve ben birden ŞOK içerisinde halıya şaaaaaaak diye uçuyorum. Elijah "Heeeeey?" diyor ben "Iığığığğhğhğhğhhahehehapğjphşauh" diyorum. Sonra Elijah "Nasılsın?" diyor ben elim ağzımda halının üstünde yuvarlanıyorum. Sonunda Elijah "Sesim gelmiyor mu ?" diyor. Ben "GELİYORR.. " diye cırlıyorum. Sonra ingilizce konuşmayı unutuyorum ve "Do you know Turkish rakııııı, turkish kebappp" diye ezberden giriyorum. Rezil, rüsva oluyorum ve Elijah "Neyse benim hollywoodda üç beş film çekmem lazım" deyip gidiyor. Ama sonuçta ELIJAHLA GÖRÜNTÜLÜ KONUŞUYORUMMMMMM.....

    İşte böyle. Yeni bir plan kuruyoruz. Artık amacımız, Elijah'ı benimle Skype'tan GÖRÜNTÜLÜ  konuşmaya ikna etmek. O kadar çok baskı yapacağız ki, o kadar ısrar edeceğiz ki kabul edec....bir dakika? Ya kabul etmezse? Neden kabul etsin ki? Ben ünlü olsam işi gücü bırakıp kıytırık bir fanla görüntülü konuşmayı kabul eder miyim? Aslaaaa..
   
    Sonra ortaya bu problem çıktı. Bir Elijah-Süper-Gizli-Plan ekibi kurup Esra ve Cansu'yla bu işi konuşmaya başladım. -LÜTFEN EKİBE KATILIN. BANA EKİBE GİRMEK İSTİYORUM DİYE YAZMANIZ YETERLİ. LÜTFEN. HATTA YAZMAYIN KENDİ KENDİNİZE GİRİN. NE KADAR ÇOK YANDAŞ O KADAR ÇOK ŞANS- Hiçbirimiz buna bir çözüm bulamadık. Bir ünlüyü böyle bir şey yapması için ne tetikler? Bulamadım!
 
   Neyseki bu "köfteyi çakarak öğrenme" işi bugün sabah saatlerinde bilgisayarda Elijah'la resim çekilmiş insanlara bakarken yeniden gerçekleşti. HOLEY!
   Eğer ben ünlü olsam, bir fanım böyle bir şey istese, kabul etmem belki. Ama eğer bir arkadaşım bana "Bence konuş ya nolacak." derse....KABUL EDERİM. Arkadaşım diyorsa ederim! Ama bu kişinin çok ünlü olmaması lazım, çünkü bir ünlüyü bir ünlüyle konuşmak için ikna etmek kadar saçma bir şey yok. O tıvitimi görecek de, paşakeyfi cevap yazmak isteyecek de ohoooooooo...
   İşte böyle düşünürken, Elijah'ın filmlerini yayınlayan, elijah haberleri veren, VE ELİJAHLA DAHA ÖNCE GÖRÜŞMÜŞ VAKİT GEÇİRMİŞ bir adamın twitter hesabını buldum. Düşündüm ki 6 gün içinde bu adamla kanka olursam, ve doğumgünü akşamı o da Elijah'a yazarsa....bu iş olur. OLURRR EVETTTTTTTTTTT!
 
   Zekiyeyim ben. Hıhığğğm.. Olayı çözdüm hıhığğğm :D
   Ama tek referans yetmeyebilir. Bu yüzden Elijah'ın genellikle twitter üzerinden konuştuğu insanları araştırıp, bir iki kişi daha bulmaya çalışacağım. Gerisi, onların insafına kalıyor.
   Ve bu plan işe yaramazsa, yani hiçbirini ikna edemezsem, "SİZE İHTİYACIM YOK BENİM ZATEN" diye cırlayıp, siz, benim daha önce de bu iş ibaşarmamı sağlayan yandaşlarımı yanıma alarak Elijah'a "KONUŞ ULAN BENİMLE KONUŞACAKSIN. AÇ SKYPEI ÇABUK." deyip kulağından sürükleyeceğim. İşte şimdiki plan bu. :D

   Noluurrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr LÜTFEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEN yardım edin! Twitterdan https://twitter.com/#!/ddaldakikemanci bana tek bir tıvit atmanız yeterli, hemen plan ekibine girip feysten fikirlerinizi belirtebilirsiniz. Ya da sadece tetikte olup, şimdi veya 6 günün sonunda yani Ayın 28nde (Ki biz 27 ocak gecesi başlayalım diyoruz)ya da şyu andan itibaren  gün boyunca -BEN BİR AYDIR SÜRDÜRÜYORUM BUNU- Elijah'a, tıvitinizin başına bu     dört unsuru (biomda yazıyor ordan kopyalayın ya da burdan kopyalayın işte kopyalayın bir yerden) koyarak ve gerisinde türkçe-ingilizce (anlaması için ingilizce tercihimizdir) istediğiniz bir mesajı gönderebilirsiniz. YARDIMINIZA ÇOK HER ŞEYDEN ÇOK İHTİYACIM VAR. Ben hayatım boyunca bu adamı içeren bir yığın hayaller kurdum. Artık bir tanesi gerçekleşsin. Birbirimizi yüzyüze görelim! Sonrasında bakarsınız benden hoşlanır, atlar uçağa, birlikte öğle yemeği yeriz. Allahhhhhhhh bunla ilgili de mi plan kursam ne?????

   Not: Elbette bunun gerçekleşme olasılığı 1 milyonda bir. Kendi doğumgünümdeki girişimimde de "Ya olmazs" diye ağlayıp durdum, Sizler inanmamı sağladınız. Bana destek oldunuz, bunu asla unutmuş değilim. Şimdi lütfen bana tekrar inanın, ve benim tekrar inanmamı sağlayın. Böyle bir şey yapmanız için de hiçbir sebebiniz yok açıkçası ama, sevenler kavuşsun artık ya. Lanet olsun hiçbir yerde kavuşmuyor bu sevenler. Artık dünyaya bunun tam tersini kanıtlayalım! Kavuşturun beni Elijaha! (Onun beni sevmediği düşüncesini önemsemiyorum.:D ) Neyse, yardım edin, yeter. :-*******

15 Ocak 2012 Pazar

internet güzel bir şey değil arkadaşlar şimdi herkes modemin fişini çekip internet yokken ne yapıyorduysa onu yapmaya dönsün!

  Geçen gün eve bir geldim, annem fırına kurabiyeleri koymuş, kek çırpıyor, makarna suyu ısıtıyor, ocakta bir yandan patlıcanlar közleniyor, boşta kalan eliyle kabak-havuç rendeliyor, bir yandan da sebzeler yıkıyor. Benim de karnım nasıl aç, artık çatlayacağım, manzarayı görünce kaldım öyle.
   "Anneee napıyorsunnnnnnn anaaam canım anaaaam!" dedim.
   "Patlıcansalatasıyapıyorumbirdeyanınanormalsalatayapıcamyabideyoğurtlukabakyerizçokgüzelolursonraiçine havuçdakoycam,şimdifırınaüzümlükekkoydumbaktarçınlıkurabiyelerdeyeniçıktıbirdecanımnasılmakarnaçektiyıldızyagelmakarnalarıatsuya." dedi. Ben....ben....ben...mutluluktan bir şey diyemedim. Karnım aç. AÇIM.
   
   Yemeklerin olmasını beklerken internette dolanayım dedim. Ama öyyyyyyle açım ki mutfağa gidip gidip bir şeyler aşırıyorum, en son o patlıcan salatasının güzelliğini görünce koşa koşa odama gelip twittera "Annem makarnayla patlıcan salatası yapıyor huhuhuuhuhuhuhuh!" yazdım, sonra uçarak mutfağa gittim ve yemeye başladım..

   Tam yiyeceğiz, telefon çaldı. Türkiyenin teeeeeeeeeeeeeeeeeeee diğer ucundaki canım kuzenim arıyor;
   Bir şeyler dedi, sonra annem "Nerden duydun kıız?!!" dedi. Sonra konuştular epey, kapattı. "Ne dedi " dedim. Demiş ki;
   "Halaaaaaaaaa makarnayla patlıcan salatası mı yapıyormuşsunnnnnnnn??"
 
   Bu güzel bir şey, hatta ayşegül ve cansu artık gelin yani tatilde ben size patlıcan musakka bile yaparım. Ama yine de çok şaşırdım. Dedim ohaaaaaa nasıl yani nasıl nasıl nasıl nasıl... NASIL!

  21. yüzyıl çocuğu olmama ve internetin ne kadar tehlikeli olabileceğini adımm gibi bilmeme rağmen hala "ya kim görecek allah aşkına yani şimdi kim iki saat twittera adını şifresini yazacak, anasayfaya gelecek, yazdığımı okuyacak sonra onu aklında tutacak ya da facebooka girip duvarımı açacak...çok iş yeea." ayaklarında takılıyorum. Ki öyle değil.

   Ne yazsam ertesi gün herkesssssssssssssss görüyor ve aslında bakarsanız bu zamana kadar başıma bu yüzden gelmedik iş kalmadı. Hala da akıllanmadım, yazıyorum ya. Pucca gibi adımı mı gizleseydim napsaydım, en azından yazdıklarımın sonuçlarına katlanmazdım. Havaya sallardım "TANSABİL TAM BİR GERİZEKALI. NARİCİYESUDAN NEFRET EDİYORUM. HÜSOGÜLNUR TAM BİR MAL."  -böyle kişiler yok. olsalardı bile nefret edemezdim onlardan. ya tansabil, hüsogülnur ne hoş isimler olurdu, böyle ismi olan birinden nasıl nefret edebilirsin. ----şimdi nefret diye bir şey de yok ben hümanistim biliyorsunuz yok yani örnek veriyorum------- ya ne kadar mantıklı ve mantıksız bir isim!-
 
   Hocalarla ilgili şeyler yazardım, çok eski değil biliyorsunuz, özellikle facebookta yazardım. Yıldız, allahaşkına, hoca sende ekli. Hoca değilse kankası ekli. Kankası değilse akrabası ekli. Yani sen nasıl kalıp da günde 10 tane hocayla dalga geçen durum yazıyorsun Yıldız. :D  Dalga geçerdim, sonra -ergenliğime vuruyorum bunu- kötü şeyler derdim, sonra hocalar okulda kızardı bana. İş çok çok çok ileri boyutlara gitti hatta. Sonra da çok utandım. Çünkü normalde böyle şeyler yapacak bir değilim. Hocaya asla sen bile demem "siz" diye hitap ederim. Ama buraya gelince sanki burayı benden başka kimse okuyamıyormuş gibi düşünerek yazıyorum. Şu an bile öyle yazıyorum. Neden öyle yazıyorum. Bilmem.Saftoriğin tekiyim.
    Resmen saygısızlık ama yani ne bileyim....En azından dürüstüm. Ama saygısızlıktı o. Ama dürüstüm. Çoğu yapmacık insan gibi "Seni sevmiiiiiiiiyorum" cümlesini başından kırpıp sonundan kırpıp "ayhh canımm :)" yapmıyorum. Ya da seni seviyorum cümlesini. Bu konuyla ilgili çok yazdım artık yeter bence anlayın yani. Ama sevmiyorum diye bir cümle de yok. Hümanistlik, secret, dünya barışı hııhğm hııhğm. Tamam. Örnek bunlar arkadaşlar.
   
   Evet işin cılkını çıkarmış ergenler gibi yazıyorum ha. Adamlar tuvalette bile tweet atıyorlar. Tabi ben o kadar değilim ama...o kadarım ya..
    "Saat 08:01. Eteğim nerde? Eteğimi gördünüz mü? Okula gideceğim."
    "Saat 08:02. Yaaaa damacanada su kalmamış. Of çok susadım."
    "Saat 08:03 Annem kahvaltı hazırlamış iki zeytin bir parça peynir yedim. Zeytin çekirdeklerini çöpe attık. Peynir midemde, okey."
    " Saat 08:03 Dolmuşa bindim. Önümdeki kadına şuradan biröğrenci uzatır mısnııızzz, dedim. Uzatıyor."
    "Allahım ders X hocamızın adı X soyadı Y sayfa XXX. Ya bu hoca çok sıkıcı. Hocam çok sıkıcısınız."
    "Ya bugün şu X adlı çocuk bana kalktı xxxxx dedi. Salak mal gerizekalı. Ayrıca burda ekli bende haha görmez ki haha. "
 

    Neler neler gelmedi ki başıma. Bir keresinde böyle salak salak şeyler yazmıştım yine, bir kişiye karşı, ertesi gün çocuğun arkadaşları tenhada kıstırdı beni, -tenha falan da değildi yani bildiğin okulun ön bahçesi- "Sen nasılllllll öyle yazarsın blogunaaaaaaaaaa ne hakla yazarsın yani nasıl öyle şeyler dersin kimsin seeeeeeen." diye cırladılar. Ben de utandım tabi. Ama öyle gelip hesap sormalarına da kızdım. Ayrıca o şeyleri yazmakta haklıydım sonuna kadar. Ne demek yani. Sen kalk takidryttyythythf....hooop....yine de biraz biraz akıllandım, ayrıca dayak yemek istemiyorum. Burada duralım. Sen de aç blog "Yıldız pis kaka." yaz. Banane. Aslında banane değil. Çok üzülür ağlarım. Ama banane.

  Sonra yüzsüz yüzsüz kalktım
  "Ama yine de blogumu okuyorlamış bak yoksa nerden bilecekler hohohohohohoohho." dedim. Adamlar okuyor blogumu!!!!
 
   Şimdi yine öyle bir rezillik yaptım. Ondan şeettim. Bananeee. Bu benim hep başıma gelecek sonuçta değil mi. Sosyal ilişkilerimi mafediyorum. Ama olsun. Bir gün bir insan gelecek "Sen beni yazsan da seviyorum seni Yıldız. Ben seni böyle olduğun gibi kabul ediyorum. Çünkü biliyorum ki seni sen yapan kendini böyle ifade etmen. Ayrıca beni ölürcesine sevdiğini de biliyorum, asla benim hakkımda bir şey yazmazsın. Ama eğer biri gelir de sen nasıl bunu yazdın derse sonuna kadar arkandayım. Çünkü seni seviyorum. Çünkü sen çok özel bir insansın. Ayrıca bugün çok güzel görünüyorsun, ne güzel gözlerin var. Bir de sana çiçekle en sevdiğin çikolatadan aldım. Dur kahve yapıp yanında getireyim." diyecek. Sonsuza dek mutlu olacağız. O kişi de Elijah olacak çünkü adam türkçe mi biliyor? Hehehe :D

  Bir de şimdi şöyle bir şey var. Sonuna kadar açık kitap gibiyim. Hiçbir gizlim saklım yok. Hiç ilgi çekici değilim. Bu da olumsuz bir yön. Yani bazı kızlar oluyor, çok gizemliler. Filmin sonunda hepsi çok yakışıklı oğlanlarla evleniyor. Ama ben öyle değilim. Google'a yaz yıldız dırş diye hayat hikayem çıkıyor. Sonra da ağlıyorum burda beni kimse sevmiyor diye. Kısmet.












  Ya da gizlim saklım var mı? Bilmeeeem. Belki de ben bunları yaşamıyorum. Belki de ben 75 yaşında orta boylu 98 kilo kel bir adamım. Gizli görev için gönderildiğim Tibet'te, devlete kolpayı vurup bütün ülke sırlarını italyanlara 2 trilyon dolar karşılığı sattıktan sonra pasifik okyanusunun üzerindeki bir adaya sürgün edildim. Ama çok fazla şey bildiğim, uzaylılarla bağlantı kurabildiğim ve 1. derece merlin nişanım olduğu için  devlet beni elden çıkarmayı göze alamadı.. Bu yüzden adada yalnızlıktan şizofren olunca bana bir bilgisayar ve sınırsız internet sağladılar. Ben de böylece eğlenmek için yaşamadığım şeyleri yazarak kendi kendimi tatmin ediyor siz zavallı dünyalıların zihinlerine sübliminal mesajlar yolluyorum. Aslında benim zihnimde çip varmış. Masonlar beni ele geçirmiş.  Aslında ben yoğum. Ben senin süperegonum. Yoğum ben. Yoğ. Yo. Y.

6 Ocak 2012 Cuma

yeniyılın büyüsü

 

  Her şey Aralık ayının başlarında birden ortaya çıkan "yeniyıla sınıfça birlikte girsek yeeaa" düşüncesiyle başladı. Bizimkiler daha önce hiç bize gelmediği için ve eğer işin içinde yatıya kalma olursa çoçok daha heyecanlı olacağı için bizim evi seçtik! Eminim bunu okuyan bazılarınız şimdi "Ohaaa 30 kişilik kocccccaaaaa ordu gibi sınıf nasıl toplanacak bir evde, nerde yatacak, nereye sığacak?!" diye düşünüyordur. Haklısınız! Kocccaaaaaaaa 7 kişilik sınıf! Hiçbir yere sığamadık okulda, ormanda ders görüyoruz, o derece! Evet. Evet. Hıhığm. 7 kişi. Evet. O kadar çokuz ki sınıfta bir sırada 4 kişi oturuyor öyle böyle değil! Hıhığm. :D

  Anneme eve gidip direk dırş diye "Anne yeniyılda sınıfım bizde kalacak, yemek yap, yatakları ser, sonra kocanla oğlunu alıp nereye gidiyorsan git." deseydim bunu asla kabul etmezdi. Ben de bir 4 gün suyuna giderek ne istiyorsa yaptım. Sonraki 4 gün "Ay yeniyıl da yaklaşıyor napsak ne plan kursak anne?" diyerek fikri aşıladım. Ardından sonraki 4 gün "bizimkiler de yıla birlikte girelim diyor biliyor musun?" diyerek onun onayını aldım. Sonraki 4 gün "evde toplansak diyoruz ama kimin evinde?" deyip aklına kurtlar düşürdüm. Böylece ayın 16sına geldiğimizde sonunda lafı daha fazla uzatmadan "Bizim eve gelseler olur mu ha olur mu olur mu?" deyip ennnnnnnnnn duygusömürücü bakışımla baktım. Annem beni biraz süzdü, sonra hafif gülüp "Aslında olu.öhöğmmm...bakarız."
  Bir anne hiçbir zaman "Olur." demez, demeyecektir. "Bakarız"dır o. Olur diye bir şey yok türk anasının lugatinde. Yok öyle bir şey. Yok Yok. Ama bakarız bu kelimeyi hafif karşılıyor. O yüzden YİHUUUUUUUUU!!!!!
 
  İşte ondan sonraki 10 gün annem konu hakkındaki ılımlı görüşlerini korudu. Ama hala kararsızdı. Sonra kankisiyle telefonda konuşurken istemeden kulak misafiri olduğum -TELEFON BENİM ODAMDA VE ANNEM  4156475641564546546 SAAT BOYUNCA DAR DAR KONUŞUYOR- "Yaa Yıldız'ın yılbaşında arkadaşları gelecekmiş beni evden kovuyor hahahaha canımcığım." lafıyla OLDU BU İŞŞŞŞŞŞ! diye hoplayıp zıplamaya başladım.
  Ama hemen ertesi gün annem müthiş hastalandı, sınıftan kimse ailesinden izin alamadı ve olay iptal oldu. Oysaki ben evin bütün tozlarını almayı bile kabul etmiştim. Çok eğlenecektik, oyunlar oynayacaktık, hepbirlikte gerisayım yapacaktık....Artık bütün hayaller suya düşmüştü...Birlikte giremeyecektik..
  Yoksa girecek miydik?

  Tabii ki bir B planı vardı! Yapmadığımızı mı düşündünüz? Yatıya kalma olayı zaten sallantıda olan ve büyük ihtimalle kabul görmeyecek bir durumdu. O yüzden asıl plan, geceyarısına yakın bir vakitte feysbuksohbet üzerinden geri sayımla yıla girmekti! Ama tek açığımız, 12ye kadar napacağımızı düşünmemek oldu.

  O kadar sıkıldım ki, akşam saat 6da nete girdim. Saat 8 oldu, kimse yok ve ben hala sıkılıyorum, 9 oldu sıkıntım ilerliyor, 11 oldu ben patlamak üzereyim! Sonra toplusohbete başladık ama birbirimize resmen sadece SIKILDIM LAAAN ÇOK SIKILDIM OHA NASIL SIKILDIM BÖYLE yazıyoruz. Sıkıldık sıkıldık sıkıldık, önünü alamadık yani. Daha ne kadar sıkılabilirim, Allah'ım beni sınıyor musun dedim, daha beter sıkıldım. Yeniyıla girsek de bitse de gitsek bitse de gitsek dupçısdupçıs demeye başladım.

  12ye 5 dakika kala, birden aklıma "E ben ne yaparak gireceğim yeniyıla?!?!?!?" sorusu geldi. Ne yapacağımı bilemez halde bir Elijah videosu açtım, birbirimize 'aha giriyoruz az kaldı, hazır olun' dedik, ve ben videoyu izlerken bir ara saate bir baktım...00:01 olmuş. KOLPA.

  Öyle kalakaldım. Nasıl girdik anlayamadım bile. Sohbeti bir açtım, herkes "Eneeeee girmişiz ya?!!!" yazıyor. "Girdik mi essahtan şaka mı yapıyorsunuz olum?" deyip random harflerle yazmaya başladım. "Girdik mi hakkatıhafugyhdgd ksjgşkjhjdshj"
  Girdiğimize iyice ikna olunca, o son saniyelerde ne yaptığımı düşündüm, bulunca da ibretimi aldım.
  Elijah'ın direk kameraya baktığı bir videosunu izliyordum. Sesi kısmıştım, kendim konuşturuyordum. "Yıldız ben seni çok seviyorum biliyorsun değil mi, çok çok çok çok seviyorum. Bir gün evleneceğiz, holywoodda bir evimiz olacak ve bahçesinde küçük elijahlar koşacak. Ayrıca sana filmlerde rol de vericem ben gızım Angelina Jolie kim ki sen onu kıskanıyosun? Ben gerçek hayatta gördüm o kadar da güzel değilmiş aslında. Yani ne bileyim güzel falan ama hep makyaj onlar. Sen doğal halinle güzelsin. Adriana Lima diye tutturmuş bir de erkekler, ya valla yok, onu bilgisayardan şopluyorlarmış canlı yayında. Japonlar varmış, onlar şopluyormuş, yoksa öyle biri yokmuş yıldızım. Oy çok seviyorum seni. Bu akşam da çok güzelsin canımmmmmmm."

  İşte böyle oldu. Yeniyılın ilk onbeş dakikasında çok acayip çelişkilerde kaldım, en sonunda balkona çıktım 2012nin havası değişik miymiş, nasılmış diye ama aynıymış. Girmişiz. Bişey de olmamış. Yıl yani.

  Yoksa olmuş mu?
  Aslında olmuş.
  Son saniyenin büyüsü müdür, nedir, bilmiyorum ama...o günden beri Elijah aklımdan çıkmıyor. Kafamda hep hani şu trabzonsporlu taraftar grubu var biliyor musunuz, Farozlular diye, her maça gidip tezahürat yapıyorlar...Hah! İşte onlar beynimin bir köşesinde "ELİJAAAAAH ELİJAAAAAAH İŞTE TARAFTAR İŞTE ELİJAH! KAZANSAK DA KAYBETSEK DE GÖNLÜMÜZDE ELİJAH! ELİJAH BİZİM OLACAK ELİJAH ELİJAH ELİJAH BİZİM OLACAK! ELİJAHI ALMADAN GİTMEYECEĞİZ!" diye tezahurat yapıyorlar. Yemek yerken, yolda yürürken, dersteyken, uyurken, dolmuşta giderken hatta maçın kendisini tezahuratçıların kendisini dinlerken bile bu sesi duyuyorum. Ve "Ahhhh Elijaaaaaah tiriririririririririirriiri oyy dağlar !" diye iç geçiriyorum.
  Geçen yıl da böyle olduğum için sonbaharın benden aldığı özelliklerimi geri kazandım. İşte bunlar hem yeniyılın büyüsünden hem de baharımsı havalardan oluyor.
  Bu havalar çok güzel havalar!

 (Not: Sonraki gün yani 1 ocakta dershane tatil olduğu için buluşamadığım kocccaaa sınıfımla buluştum, uzunsokakta trabzonsporluların yürüyüşü varmış, yumruğumu havaya kaldırıp ÇAYKURRİZEEEESPORRRR diye bağırdım, ama gerçekten kendimi aştım ve yaptım bunu, sonra bıçaklarlar diye korkup kaçtım. Yeniyıl çohacayip. Ciddi söylüyorum. Bi acayip, çohacayip. Bugün de ilk üç saat araklıksız sınav olduk. Matematik ve 100 soruluk ingilizce, sarhoş gibiyim. Havalardan ya, bu havalar çohacayip. ELMA ŞEKERİ ALACAK VAR MI BANA? Alın bence. Yarın dershane de var. Çileeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee. Çohacayip bir blog oldu. Çohacayip.)

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı