Ağaca tırmananlar

27 Ocak 2012 Cuma

kitap, bavul ve kapıcı.

   Bizim aileyi bilirsiniz. Biz Aşar ailesi olarak hayatın anlamını bulma yolunda bir sabah kah Tibet'in dumanlı dağlarında bir akşam kah bozkırın engebeli topraklarında, sırtımızda çantalar, ellerimizde bastonlarımız maceradan maceraya koşa......aslında çoğunlukla üşengecizdir. Biz ve dışarı çıkmak? Hayyyyyaaaatttaaaa olmaz. Bu konularda bizi iteleyen genellikle annemdir.
    Çok çok eski bir zamanda, ben haftasonlarında evde oturma lüksüne sahip olacak kadar küçükken,  hatırlarım da annem "Ya hiç kalkıp demiyorsunuz, bugün pazardır, gezelim çıkalım dışarı Allah Allah ya. Bir ailecek dışarı çıkma yok bunlarda oturun siz anca." diye söylenirdi. Sonra salonda magazin programı izlemekte olan babam, -babam ilginç bir şekilde magazin programı izlerdi. pazar sürprizi falan. var mı o hala? ben 5. sınıfı bitirdiğimden beri hiçbir pazar sabahı ve artık genellikle hiç televizyon izlemediğim için bilmiyorum, neyse.- benim odamda bilgisayar için kavga eden kardeşim ve ben anneme döner bakardık. Babam "E hadi söyle nereye gidelim, hadi kalkın gidelim." derdi, ben "Ya ne gerek var oturalım yea" derdim, Orhan "Ya ben daha bilgisayar oynayamadım Yıldız oynadı!" derdi ve öyle biz karar verip çıkana kadar 50 pazar geçer, dışarda yapraklar dökülür, 14 bahar olur, saçlarıma aklar düşer leylimley falan da falan. "Haydi gel benimle ol koşalım yıldızlara" demeden de edemeyeceğim.  http://fizy.com/#s/1b09ji

    Ama arada babamı ararım "Baba gelirken çikolata alır mısın ha? Nerdesin dükkanda mı?" derim, "Kızım ben Batum'dayım. Kızım ben Gaziantep'teyim baklava getireyim mi? Kızım Giresun'a gittim ama olsun alayım çikolata. Kızım ben Çorumda'yım leblebi ister misin? Kızım ben İstanbul'dayım" gibi ilginç cevaplar alırım.
    Bazen de annem ben internette dolanırken gelir, "Yıldız 3 saat sonra tatile gidiyoruz, e hadi bi bavul hazırla o zaman." der. Ya da arada "Çoruma kahvaltı yapmaya gideceğiz. Kalk kalk" gibisinden garip şeylerle de karşılaşmıyor değilim. Hatta bir keresinde çıktık böyle, ben atarlı atarlı "Nereye gidiyoruz biz ya ben niye geliyorum, anne yeter da koca kız oldum hala günlere mi götürüyosun beni allasen, ben evde oturcam." dedim, Annem "Kızım otogara gidiyoruz. Amasya'ya gidiyoruz ya yengenlere?" dedi. Gittik sonra öyle. Hayır bizimkiler mi anlık karar alıyor, ortada emrivaki mi var, ben mi dinlemiyorum söylerlerken, orası meçhul.

   Neyse dün ben savaş oyunu oynuyorum bilgisayarda, Ork kamplarını basıyoruz Rohan askerleriyle, annemle Orhan konuşuyordu, bir ara duydum ki, Samsun'a gidiyormuşuz bugün. Bir cırladım "Ben elijahın doğumgününü kutlayacaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaam şurda bir aydır gerisayım yapıyorum planlar kuruyorummmmmmmmmmmmmmm kalkın gidin bananeeeeeeeeee ben evdeyim gelmiyorummmmmmm Ayrıca Sauron yüzüğü ele geçirirse biraz zor gidersiniz Samsuna! Samsun diye bir şey kalmayacaaaaaaak atlılar ileriiiiiiiii sol kanada daha fazla okçu lazımmmmm Eomer!" diye.., Ki o Elijah olayına HİÇ girmeyelim, o yüzden yarın gidiyoruz. O kadar üşeniyorum ki anlatamam. Ayrıca Minas Tirith savaşına gelmiştim. 5 Ordu muharebesi yapacaktık. Aragorn adam toplamaya gitmişti. Frodo'yu örümcekten kurtarmıştım. Dünya Sauron tarafından yok edilecek, bizimkilerin derdine bakın...cık cık cık...olmuyor. Ben iyiliğin yanında savaşıyorum. Gondor'a şimdi yardım göndermeyeceğiz de ne zaman göndereceğiz? Elflerle şimdi değil de ne zaman omuz omuza çarpışacağız? Orta Dünya tehlikede. Güç karanlık dağda toplanıyor. Daha ne kadar umursamıyormuş gib idavranacağız? Masonlaaaaaaaaaaaaaaar! Göööööööööööööz!

   Evet bu konuya gelecek olursak, tatile girdik, bende bir YüzüklerinEfendisi kampı gibi bir şey başladı. 3 filmi izledim, 3 kitabı YENİDEN okumaya başladım, elfçe derslerine başladım, Arwen'in kolyesini takıyorum evde elfçe konuşuyorum, oyunu da bitirmeye kararlıyım. Bugün de şimdi valizi topluyorum -Şurda 6 gün kalacağız, yemin ederim bana 2 yıl yetecek kıyafet aldım yanıma, orası ayrı mesele- Bir türlü karar veremedim 1. kitabı mı alsam, 2. kitabı mı alsam, 3. kitabı mı alsam diye. Böyle kara kara düşünürken aklıma geldi ki, bende bu üç kitabın birleştirilmiş halinin de kitabı var. İnanın...ben aynı kitabın farklı kapaklısını görünce de alıyorum. Sonra onu da okuyorum. Yoo ne alakası var? Ne garipliği? Abartmayın. :D
    Ama şimdi şöyle bir mesele var; O kitabı yanıma alırsam, otobüste bir koltuk daha almamız gerekir. Kitapla aynı boy ve kilodayız arkadaşlar. Ciddiyim. Onu valize sığdırmak için bütün kıyafetleri dışarı çıkarmam gerekir ki o kıyafetlerin hepsi bana lazım. Ya nolmuş kışın ortasındaysak? Ben belki giyeceğim bu kapriyi? Hayır ben 4 tane yün hırka almışsam nolmuş bir hafta için, işte ben onlarla bişey yaparım kii. Onların hepsi çok lazım.
    Yanıma o kitabı alırsam vallahi otobüs devrilir yolda. Uçak olsa düşer, gemi olsa batar. Ama sonra o kitabı tekne olarak kullanır hayatta kalırım. Bak bu da iyi bir yön.
   O zaman haliyle mantıklı olan, 1. kitabı almak. AMA BU TEK KİTABIN SAYFALARI SARI SARI ÇOK ESKİ VE ÇOK GÜZEL KOKUYOR. Saatlerdir en büyük problemim bu.

    Size bu kadar şeyi anlattım çünkü bugün o kitabı okurken aklıma, küçükken gizlice kazan dairesine inip milletin kapıcıya yakması için verdiği kitapları çaldığım, daha güzel bir tabirle 'kurtardığım' zamanlar geldi. Niyetim size bunu anlatmaktı, ordan da meseleyi 'Kapıcı ve Yıldızgül'ün Maceraları' başlığı altında bir dizi trajikomedik olaylar dizisine bağlayacaktım ama yine giriş bölümünü çok abarttım. Neyse kapıcı kısmını hatırlatın, sonra başka bir hikaye olarak anlatayım, kısmet.

    çok kolpa vuruyorum bu aralar çok.. :D

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı