Ağaca tırmananlar

24 Şubat 2012 Cuma

tavşan vak'ası

  Yarıyıl tatiline girdiğimizde, kardeşim Orhan bir "TAVŞAN İSTİYORUM BEEEEEN!" diye tutturdu. Gerizekalının 5 tane dersi var zaten, onların da yarısı 4, bir de kalkmış "Ben çok çalıştım karne hediyesi istiyorum banane" diyor. Çok çalıştı. O kadar çok çalıştı ki annem ona yalvardı resmen.  "Biz bu bilgisayarı boşuna mı aldık! Azcık kalk bilgisayar oyna oğlum bırak ders çalışmayı! Şu kotayı aş! Boşuna mı bağlattık interneti!" diye yalvardı kadın. Hıhığm. Evet. Tabi.

  Bana dedi ki "Yıldız tavşan almak istiyorum ben, ne diyorsun?" Ben de dedim ki "Hayır. Sakın almayın. Papağan alalım, balık alalım, kedi alalım, kaplumbağa alalım, kurbağa alalım...Ama tavşan almayalım! Bak papağan alalım, çok güzel. Hem konuşmayı da öğretiriz. Ne güzel olur. Çekirdek de yiyor onlar. Çok tatlılar." Sonra ne oldu? Ertesi gün Orhan elinde bir tavşanla geldi. GERİZEKALI. SALAK.

   Tavşanları sevmediğimden değil, tavşanı geldiği ilk günden beridir seviyorum. Hatta Orhan'dan daha çok seviyorum. Orhan bir keresinde yanlışlıkla üstüne oturdu hayvanın, resmen eziyet çektiriyor ona böyle bir kapıp havaya atışı var, görseniz ağlarsınız üzüntüden. İyi davranmıyor tavşana, habire hırpalıyor. Hayvan seven biri olduğum için üzülüyorum, gitsin bu evden diyorum.

  Bu gerizekalı Orhan, tavşanı benim odamdaki balkona koydu başka yer olmadığı için. BANANEEEE İSTEMİYORUMMMMMMMMM BEN SİZE TAVŞAN İSTEMİYORUM DEDİM NİYE ALDINIZ dedim, lafıma karşılık olarak tavşan odamdaki balkona bırakıldı.

  Hatırlarsınız, geçen yıl bir tavşanımız daha vardı, ben bir gün okulda depresyona girmiştim. Ellerim tavşan sidiği kokuyordu. Sabunluyordum, tavşan sidiği kokuyordu. O gün sınıfta ağla, ağla, ağla, ağla öldüm. Ellerimin derisi soyuldu yıkamaktan. Şimdi de aynı. Orhan getiriyor tavşanı salonun ortasına, gidip elimi sabunluyorum. Sonra dayanamayıp bir okşuyorum, gidip elimi sabunluyorum. Ellerim artık kertenkele derisine döndü. Her gün yarılıp kanıyorlar. Şimdi yine yıkayacağım çünkü huylanıyorum.

  Odamda dönüp duran tüyler de cabası. Artık ne yapacağımı şaşırdım, en sonunda çamaşır suyu içeceğim kendimi temiz hissetmek için. Bir de tavşanın kaldığı balkona çamaşır asılıyor, inanın, çamaşırlar hep tavşan kokuyor. Geçen gün parfümün direk kapağını açıp üstüme döktüm. Öyle rahatladım.

  Odama zırt pırt girilmesinden hiç hoşlanmıyorum zaten, bir de bu Orhan sürekli tavşana bakmaya geliyor ben kafayı yiyorum. Tamam, günün normal saatlerinde gelsin yine kardeşimdir, o kadar da katı değilim, bir şey demem. AMA SABAHIN BEŞİNDE GELMEK, BİR DE BAĞIRIP ÇAĞIRMAK ODAMDA NEDİR.

  Yine tavşan çok tatlı, hiçbir günahı da yok. İlk geldiğinde çok mülayimdi, kafesinde oturuyordu, arada eve getiriyorduk, sonra tekrar kafesine koyuyorduk geceleri. Orhan kalktı, "Bu tavşan neden zıplamıyor?!" dedi, Her akşam kafesini açık bırakmak suretiyle, tabii ben o esnada SALAK GERİZEKALI ÇIK ODAMDAN NE YAPIYORSUN DURSUN KAFESİNDE diye bağırdım, bu tavşana kafesinden zıplayıp çıkmayı öğretti. Kafesine koyuyorsun, strese giriyor, kafesini kemiriyor hayvancağız. Biz de acıdık, balkonda gezinsin o zaman dedik ve olan şu:

  Bu sabah balkonda ütü masasının üstünde duran BENİM kıyafetlerim, yere düşmüş. Kendi kendine düşmez o kıyafetler, kim düşürdü acaba onları? ACABA KİM SÜREKLİ GİRİYOR ORAYA? Bir gün uyuyayım dedim, uyutmadı gene zaten, allahım nasıl sinirliyim.
 
   Bu tavşan, benim bütün kıyafetlerimi kemirmiş. Kot pantolonlarımı, tişörtlerimi, kazaklarımı, hırkalarımı. Hepsinin üstünde bir delik var. BEN DAHA KIYAFETLERİMİ BAŞKALARININ GİYMESİNE KATLANAMAZKEN, HEPSİNİN ÜSTÜNDE BİR DELİK OLMASINA NASIL KATLANAYIM? Sinirden ne yapacağımı şaşırdım, bağırıp çağırdım, şimdi de sesim kısık. Bütün olan bana oldu. BÜTÜN OLAN BANA OLDU. Kıyafetlerimde dana gözleri kadar delikler var. Ellerimi yıkamayı bırakamıyorum. Odamda geçmeyen bir koku, her yanda tüyler var. Resmen ruh hastası oldum. Elim ayağım titriyor.

  Bu tavşan bu akşam bu evden gidecek. Gitmezse camdan aşağı fırlatırım. Eğer bir daha hayvan konusu geçerse, Orhan'ı camdan aşağı fırlatırım. Salak ya, ben sinirden kuduruyorum orda, kendimi tırmalıyorum, Orhan bilgisayarda video izliyor, gülüyor, beni hiç takmıyor. Kırdım bilgisayarını. Sarjını da aldım sakladım. "Bir daha da odama gelirsen yırtılmış kıyafetlerimden biriyle seni boğarım" dedim. Şimdi oturuyorum bilgisayarın başında. Evet. Kafayı yedim.

   İnsanlara bakıyorum, kardeşleri arkadaşları gibi. Sürekli birlikte geziyorlar, gülüyorlar, eğleniyorlar. Ama ben kardeşimle en son sinemaya gittiğimde olanları duymak istemezsiniz. Ciddiyim. Allah yarabbi, tövbeler olsun.

19 Şubat 2012 Pazar

Fetih 1453

  "Türkler film yapmış!" dedirten türden. Hatta belki de "türklerin yaptığı ilk film." diyebileceğimiz türden. Adamlar yapmış, olmuş. Allahım, sonunda "Gavur yapıyor hacığğ." demediğimiz bir şey gördük, şükürler olsun!

  Fetih'le tanışmamız geçen ay sınıfça gittiğimiz "Sümela'nın Şifresi: Temel" filmiyle oldu. Filmin hemen öncesinde gelen reklamlar var ya hani; bunun fragmanı da orada çıktı, biz de şaşkınlık içinde birbirimize baktık. Osmanlı tarihine epey ilgisi olan Nadide de "Osmanlı Torunlarıııııııııııııııyıııııız Allah Allaaaaah!" diye bağırarak sevincini belli etti gayet, heyecanla filmi beklemeye başladık. Canım bacım sen hala sinemadasındır çünkü bizden sonraki seansa girdin, yüzün nasıl şekillere giriyor hayal edemiyorum adfghj :D

  İlerleyen günlerde konuyla ilgili epey araştırmalar yaptık -yani google'da arattık. hıhığm- ve zaten daha sonra medyada epey yer tuttu bu. "Türkiye'nin en pahalı filmi! Şok şok şok!" gibisinden. Vallahi ne diyelim, Helal. Adam yapmış, olmuş. AFERİM! Kedi olalı bir fare tuttuk, yedik bir güzel, hıhığm, İstanbul'u da aldık....ama o sonundaki kız çocuğu olayı biraz abartıya kaçtı. Eminim Nadide de filmden çıktıktan sonra beni destekleyecektir. Orası abartıydı dostlar!

  Filmin vizyona girdiği gün facebooktan bakabildiğimiz herrrrrrr türlü yoruma baktık. İnsanlar nedense aşırı söylenmişler. Yok mehter marşı yoktu, yok osu yoktu, yok busu yoktu, yok berbattı, yok tarihi yanlışlar vardı, yok Fatih'in burnu, yok Fatih'in sakalı falan da falan da falan. Diyorum ki: YA HEĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ.

  Elbette hatalar vardı, yok değil. Bazı yerler daha güzel olabilirdi, evet. Ama bunlar her filmde olan hatalar işte. Hatasız film olmaz beyler! Çok doğru demiş kim demişse, yabancılar yapsa "Vayy beee ne güzeldiiiii Fatih kevin costnerdı ama olsunnnn adamın göğsünde haç dövmesi vardı ama olsunnn" bile derdiniz. Türkler yaptı ya, anca bok atın. Zaten filmi yapanlar açıp okumamışlar tarihi, siz biliyorsunuz hıhığm. Muhteşem Yüzyıl'a gelince de kimsenin gıkı çıkmıyor.

  Neyse işte, bugün aldık bilet, gittik sinemaya. Öncelikle; yanımda oturan amcanın yaptığı gibi 5 yaşında çocuk getirmeyin filme. Adamın boğazına mızrak saplanıyor kamera zoomluyor, adamın gözü çıkıyor, adamın ağzından ok giriyor, adamın bacağı kopuyor kanlar fışkırıyor; çocuk bakıyor. Yavrucağız yanımda "Ne zaman bitcek yeeeeaaaaaa!" diye ağlamaya başladı. O sahnelerde etkilendi çocuk. Gelecekte şiddete eğilimli bir yönü olacak, en önemlisi bu gece rüyasına girecek belki de. Bunlar psikolojik gerçekler hııhğm.

  Ama o sahnelerde ben çok eğlendim. Güldüm hatta. Tamam, hümanistim falan ama, savaş filmi yapıyorsan Cüneyt Arkın fimlerindeki gibi "bu anam içinnnnnnn" deyip adamın kolunun yanından geçirmeyeceksin kılıcı. :D Kafasını mı kesiyorsun, o kafa uçacak, akan beyni göreceğiz, evet! Ve ben görünce çok mutlu oldum hıhığm :D

  Sonra o ses efektleri nedir, müthiş! Tamam, daha güzel görüntüsü olan savaş filmleri izledim -bakınız yüzüklerin efendisi, ondaki emek, alın teri de fetih filminden aşağı kalmaz. Filmdeki askerlerin giydiği bütün zırhlar tek tek, halka halka elle yapılmış şeyler. Sonra kılıçlar, miğferler, tamamen el yapımı. Belgesellerini izlerken ağlayasım geldi, insanlar hayatlarının 3 yılını bu işe vermiş ama neyse bunu daha sonra etraflıca konuşuruz- fakat ses olarak bu film müthişti. Kulaklarım zonkluyor şu an, o derece. Askerlerin "Allahuekber!" deyişleri, insanın tüylerini diken diken ediyor.

  Lağımcılar geliyor! Allaaaaaaaah ! Adamlarda bir vücut vardı, inanın, yüzlerine bakamadım gözümü çevirip. O ne kastır, o nedir o. Karın bölgesinde hani şu baklava dediğimiz kaslar olur ya, adamların omuzlarına kadar baklava vardı yemin ediyorum. :D Ve bir lağımcı, tüneli kazdıktan sonra, barutu atıp kendisiyle beraber patlatıyormuş, çok etkileyiciydi. İnsanlar bu topraklar için gönüllü olarak ölmüşler, bunu hatırlatıyor. Kimsenin bir şüphesi olmamış. Hatta bazı yerlerde "neden savaşmıyoruz?!" diye söylendiler. Gemiler karadan yüzdü, askerler toprağın dibinde ter döktü. Bunları görüp anlamak çok önemli. Böyle bir filmden sonra artık Kurtuluş Savaşımız için de adamakıllı bir film bekliyorum, lütfen.
 
   Yine çok şükür, muhteşem yüzyıldaki gibi böyle her bölümde harem, her bölümde harvet olayı yoktu. Her şey gayet ölçülü, olması gerektiği gibiydi, takdir ettiğim bir yön. Bir arkadaş "yaaaa hiç harem olayı olmadı ööfff" falan dedi, OLMASIN TABİ. dedim. Sonra Hürrem'in her bölümde bi çocuk doğurması olayıyla başka bir dizide 2 yıl boyunca bir türlü çocuğunu doğuramayan salak kadını konuştuk, çok güldüm. Liseye başladığımda başladı dizi, ben liseyi bitireceğim, kadın hala hamile. Sonra bi ara sonunda doğurdu, doğurur doğurmaz da çocuğu kaçırdılar hahahahah :D

  Uzun lafın kısası, film güzel. Uzun bir macera, zahmetli bir yolculuk, o yüzden bazı yerleri sıkıcı, evet. Ulubatlı Hasan karakteri de çok ön planda, evet. Hasan'ın sevgilisinin gözleri çok lens gibi, bence lens, evet. Filmin sonu bi garip, evet. Ama güzel. GÜZEL. Gidin. En azından Recep İvedik'e gişe rekoru veren halkımız, aynı ilgiyi bu filme de yöneltsin bir zahmet. İzleyin, izletin. Sevgiler.

  Ha bu arada. Baltalı İlahlık yapıp filmin sonunu söyleyeceğim. İstanbul'u ele geçiriyor sonunda ha-ha!

10 Şubat 2012 Cuma

bilgisayarın icadı

  Şimdi kimse kafasından sallamasın. Hayır, bir bilim adamı neden matematik problemi çözsün diye bilgisayar icat etsin ki? Bunun için icat etmiş olamaz!
  Adam bi kere bilimadamı la. İşi ne? Otursun çözsün?! Ben mi çözeyim? Çözeyim çözmesine de olmuyor ben çözünce.

  Ya bir kere beynine ihanet etmiş o adam. Sen geliyorsun, diyorsun ki "bu makina insan beyninin şu şu kadar hızda çözdüğü şeyi bir saniyede çözüyor. yaşasın beynimize ihtiyacımız yok artık!" E o beyin küsmez mi sana? O beyin "ee tamam abi ben yatayım o zaman napcuk işlem yapmicuk o zaman biz böyle transa geçelim, mal olalım, süper fikir!" demez mi? Onun o sanatsal tarafı körelmez mi? Eskiden kitap okuyarak, efendime söyleyeyim çalıyı çöpü birleştirip oyuncak yaparak, ata binip avlanarak, hayaller kurarak, formüller üreterek vesaire kendi kendini oyalayan beyin "E benim yerime bilgisayar düşünmüyo muydu o nasıl oluyodu bak aklıma gelmedi o kelime neyse ben bilgisayarı açayım?" demez mi, BAK KELİMELERİ UNUTUYOR BEYİN.

  Çok dertliyim sevgili okurlar. Bugün dışarda iki gıdım kar gördüm, ben gitmem ki okula uyurum ki dedim ama uyumadım tabii ki. Açtım sabahın sekizinde, bak bu saat olmuş kapalı mı bilgisayar? Yooo..
  Bugün bir keman çalayım dedim, sonra bir baktım bilgisayarımda keman çalma programı var. Notaları giriyorsun, o çalıyor. Ben girdim, o çaldı. Sonra ben de çalmış kadar oldum yani çalmadım.
 
   Karnım acıktı, simsi açtım, ordaki karaktere yemek pişirtim yedirttim. Ben de yemiş kadar old...olmadım yea kalktım yedim, o kadar da değil. Neyse ben sıkılıyorum biraz, öptüm canlarım.

  Ha bir de: SONRA BU YENİ NESİL EFENDİM NEDEN BU KADAR BEYİNSİZ OLDU. Falan da falan. Adamların beyni mi var? Kökten beyne ihtiyaç olmadan büyüyorlar? Ben eskiden ansiklopedilerde birinci sınıf konusu aradığımı bilirim. Teheyyy teheeeeyyy teheeeeyyy. Beyin bedava arkadaşlar.

5 Şubat 2012 Pazar

meliha ablanın düğünü


  Düğünlerden NEFRET ederim. Bıırak kendi akrabamın düğününe gitmeyi elimde olsa kendi düğünüme bilem gitmem belki de, o derece. Gitsem de oynamam heralde, o şekilde! (Ama kuzenlerim buraya tü tü tüleyerek bakmasın, sizin düğününüzde en çok ben göbek atacağım. Büyüdükçe geçer zaten belki. Hem sizin düğünler de yakındır   hıhığm ^^ hasdlasjhgjh) 

Soldan sağa Ramazan, Aziz, Gül, Ben


   Hayır yani dünya evine girerken, bir yığın teyzeyi kapalı bir ortama yığıp sonra onları tepişen gergedanlar gibi oynatmanın mantığı ne? Sonra etraf ter kokuyor, yanık çorap kokuyor ne kada iğrenç. O ortam boğucu, millet fosur fosur sigara içiyor....düğün yapacaksan KIR DÜĞÜNÜ yapacaksın. KIRDA OLACAK DÜĞÜN. Benim düğünüm çayır çimenin üstünde olacak arkadaş, ben giymeyeceğim ayakkabı, yalınayak yürüyeceğim çimlerin üstünde, kolbastı oynayacağım -çok oynarım ya- ohhh ne güzel. Aynen bu şekil.


Bugün dershaneden çıktık, ne yapsak ne yapsak "DÜĞÜNE GİDELİM LA" diye bir fikir atıldı ortaya. Neden böyle bir şey yapmayı düşündüğümüzü sormayın, sorgulamayın hıhığm hııhğm. Neyse bir-iki düğün salonuna gittik, yok düğün. En son bir yere daha gittik, baktık kapının önünde bir yığın kalabalık, içeride herkes oturmuş, gülerek hemen sızdık kapıdan, boş bir masaya oturduk.
   Tabi aç ben hemen önüme kuru pasta tabaklarını çekip yemeye başladım, hatta garsona gidip "içecek getirir misiniz şu masaya artık yea." dedim. Bütün kurupastaları tek başıma yedim neredeyse, hayvan ben, aç ben.
 
  Şimdi diyoruz ki ya düğün sahibi gelip "Siz kimsiniz arkadaşım?" derse? O zaman nolacak? Ne diyeceğiz? Birkaç makul bahane uydurduk da geldik heralde.
  "Efendim biz gelinin sınıf arkadaşlarıyız."
  "Teyzecim biz gelinin gayrimeşru çocuklarıyız."
  "Ablacım biz ikimiz gelinin eltisinin komşusu Meliha ablanın kızlarıyız, bunlar da arkadaşlarımız."
  "Biz damadın amcaoğullarıyız."
  "Meliha Abla'ya bakmaya geldik biz."
  Meliha diye de biri yok, yani gelinin adı Meliha olabilirdi diye uydurduk ama Aynur çıktı, olsun.

  Gelinle damat sonunda gelip masaya oturdular; bizi görmeniz lazım. Sanki aramızdan biri evleniyor, sanki biz evleniyoruz. Biz evlensek bu kadar mutlu olmayız :D Islık çalıyoruz, alkışlıyoruz, tezahurat yapıyoruz, hatta Aleyna'nın gözleri doldu. Evlenen bizim kızımız, bizim oğlumuz!
Bütün resimler daha yüklenmediği için bunu atıyorum.
Yoksa dershanede çekildi bu.
  Karı-koca ilan edildikten sonra çift ilk danslarını yapmak için piste çıktı. Sude "Dans edelim biz de!" dedi, dedi ama sınıfımızın tek erkeği Aziz hacımız utandığı "Ben dans etmem şşşt alo." dediği için dershanedeki sınıfımızın erkeklerinden biri olan Ramazan Sude'yi dansa kaldırdı.
  Biz de hemen videoya almak için koştuk, bunlar dans ederken ben gelinin yanına koşup HAYIRLI OLSUNNNNNN diye bağırdım, kadın bana garip baktı, başını salladı. Herhalde çıkarmaya çalıştı bir yerden, çıkaramayınca "kocamın ailesinden biridir amaaan baane." deyip güldü. :D
  O ara Sude&Ramazan'ın dansına kaaaahkahalarla gülerken birden slow şarkı klasik, düğünde göbek atmalık şarkıya döndü. Doluştuk piste, Allaaaaaaaaah! Emin olun, düğün kasedinin yarısında biz varız kjdhasdjdgasashdhasdg :D Geline doğru oynuyoruz, kendi aramızda oynuyoruz, hayır yani 7 kişi, pisti doldurduk, bir kurtlarımızı döktük anlatamam. Ben o kadar eğleniyordum ki, gülmekten ağzım yamulmuştu artık. Hatta bir fotoğrafım var, göreceksiniz.

  Dans ederken düşündüm de....acaba dedim, böyle organize bir ekip mi olsak? Hani şu her maça gidip her takıma tezahurat eden bir taraftar grubu var, onun gibi. E yıl olmuş 2012; artık kimse düğünlerde piste çıkıp oynamak istemiyor, banal geliyor bu. Bizim görevimiz piste doluşup düğün bitene kadar oynamak, oynatmak. Çok pis de para alırız bence. Hatta yüzyılın mesleği bak çok para var bu işte. Ayrıca fazla kilolar erir incecik oluruz. Her gün gidip düğünde oynadığınızı düşünsenize.... Ahahhahaa :D

   Daha sonra kolbastı başladı, bilmediğimiz için yerlerimize oturup fotoğraf çekildik. Sonra ben bir iki oynama girişiminde bulundum ama eğer "ayağına çomak girmiş inek tepinmesi" adlı bir dans olsaydı, o anki dansımla ben onu çok güzel oynamış olurdum. Benim yaptığım oydu işte.
   Bir yığın fotoğraf çekildik. Ki koyacağım onları, merak etmeyin. İnşallah olur da videomuzu da koyarım. İzleyip yarılmalık çünkü. Hatta youtube'a koyup "gülmek garanti beyenmezsen beyenmedim tuşuna bas dostum." yazacağım. Milyon dolarlar kazanırım ben o videoyu koyarsam :D

   Sonra horon müziği çalmaya başladı, hobaaaaaaaa! Aramızda horon bilen yok, daldık piste. Zaten trabzon insanının kanında var, 5 dakikada öğrenip ustası olma kapasitesi hepimizin genlerinde! Biz de iki milletin ayağına baktık, sonra hiçççç bilmeyen ben; bir bakmışım teteeeey şeklinde zıplayarak kolları sallayarak oynuyorum. Sonunda terden bayılınca yerimize dönüp içeceklerimizi içtik. Sonra ben daha yiyecek bir şey bulamayınca da kalkıp eve geldik.

   Herkes bunu yapmalı ha. Öyle bir deşarj oluyor ki insan, bu bana bir yıl yeter heralde, bir yıl somurtmam. Bence kendi düğünümde bu kadar oynamam ben, o derece oynadım. Allahım çok güzeldi. :D

Not: Düğün kasedini izleyen sülale arasında büyük ihtimalle şöyle bir konuşma olacak?

 "Gız Aynur ha onlar kimdur?"
 "Bilmiyorum ki Anne. Senin taraftan mı kocacım?"
 "Yoo, bilmiyorum, büyük ihtimalle...Anne sen biliyor musun?"
 "Gız Fadime bana geldi ki Emine'nin yeğenidir şu."
 "Heee....evet o kız. Neydi onun adı?"
 "Aslı."
 "Ha Aslidır o. Uu ne kada güzelleşmiş görmeyeli, ne kada serpilmiş, Emine'yi arasak da sorsak bir sevgilisu var midur."
 "Uy daa kime yapacağsun kizu?"
 "Ula bizim köyde Köksal varidur. Epeyidir kiz arar. Ona yaparuz hayırlısıyla. Emine'nin yegenidir, hastır, emine gibidir da! Gız halaya çeker!"
 "Heee du ben bir arayayım."

1 Şubat 2012 Çarşamba

üç kafadar bölüm2

Soldan sağa: Burakhan Ben Batuhan. Batuhan kafanın yarısı
yok kusura bakma ajhdsjdgshsdgsk.
  Burger King'ten ayrıldıktan sonra, bir kafeye gidip oturmak istediler. Aslında hava aşşıırı soğuk olduğu için ben de içimden 'kafeye mi gitsek?' diyordum, o yüzden hemen tamam deyip peşlerine düştüm. Yolda giderken yine aynı hayvanlıklara devam  tabii! Millete çarpıyorlar, saçma sapan espriler yapıyorlar, argo konuşuyorlar, yere tükürüyorlar...... En sonunda "ALLAH AŞKINA. Çok utanıyorum yaa." dedim. Burakhan "Tamam kuzen seni daha utandıracak bir şey yapmayacağım." dedi, sonra.....sonra.....sonra....sonra birden şey....burayı söyleyemeyeceğim gerçekten. Neyse atlıyorum.
 
   Kafeye gelip oturduğumuzda "Sıcak çikolata içer misin Yıldız?" dedi Batuhan.
  İçimden 'Anaaam kiloları kalorileri ala ala patlayacağım. Zaten hamburger yedim oyyy oyyy vicdan azabıııııııııı ve ben çikolata yemeyeceğim ooyyyy oyyyy' derken dışımdan "Yok ya. Su alayım ben." dedim. Ama önüme gelen şey yine sıcak çikolata oldu.
  Bu kısımda aslında pek bir şey yapmadık ama atlamam gereken birtakım ayrıntılar var. Sebebiyse....sebebini boşverin.
  Ben sıcak çikolata içerken, benimkiler hemen arkamda olan televizyondan Samsunspor maçı izliyorlardı. Samsun 4 golü yemişti hohohoh. Bu arada Batuhan Galatasaraylı Burakhan da fanatik Trabzonsporludur. Aslında küçükken Fenerbahçeliydi, sonra eniştem ve babam ne demişlerse ona bir sabah aniden trabzonsporlu oldu. Hatta öyle ki benim çaykurrizesporlu olmama aşırı kızdı. Alırım seni ayağımın altına dedi. :D

  Oturduğumuz sıcak ve güvenli yerden çıkıp yine sokaklara döküldük. Ben soğuktan korunmak için ellerim cebimde, kafam önümde yürürken, onlar "Nereye gitsek?" diye düşünüyorlardı. Ben de kaşkolün altından "Bir tokocoya godelim, bilozok alcaom hatora olson." (Bir takıcıya gidelim bilezik alacağım hatıra olsun.) dedim. Erkekler için bu işlerin AŞIRI sıkıcı olduğunu da bildiğim için, beni götürdükleri dükkana girdiğimizde hemen elime ilk gelen bileziği almaya niyetlendim.
  İçeri girdik, bu ikisi yine yüksek harflerle şakalaşıp gülüyorlar, hemen bir kadın cikleme korosunun ve kasiyerin kötü açıdan dikkatlerini çektiler.
  "Haydi seçtin mi?" dedi Burakhan.
  "La oğlum dur bi kız bakınsın allaah allaah" dedi Batuhan.
  Gülüp döndüm. "Hangisi? Turkuaz mı? Mavi mi?"
  "Mavi."
  "Mavi."
  "Ama turkuaz da güzelll."
  "Sen hangisini beğendin?"
  "İkisini de."
  "O zaman maviyi al."
  Sonuç olarak turkuaz nazar boncukları olan bir bileklik aldım. Sonra baktım madem iki dakka bakınmama bir şey demiyorlar, küpelere bakmaya başladım. Tam 'Bunlar sıkılmıştır, kasaya verip de çıkayım.' derken, bir de ne göreyim! Boyunlarına inci kolyeleri geçirmişler, kakara kikiri aynanın karşısında fotoğraf çekiliyorlar. Burakhan benim boynuma da bir kolyeyi geçirdi, fotoğraf çekildik. O ara bir kolye hoşuma gitti, onu da aldım. Sonra inci kolyeleri çaktırmadan geri bırakıp kasaya koştuk.
  Kadın "1 liranız var mı bütün vereyim paraüstünü?" dedi. Bizimkilere dönüp "Bende bozuk yok." dedim. "Bizde vardır kuzen dur dur." dediler, 5 dakika boyunca ara ara ara ara bulamadılar. En sonunda çantamı karıştırırken çıktı para, verdim, kasiyer kadın Burakhan'la Batuhan'a dönüp "Çok kötü rencide etti sizi." dedi. Bizimkiler bu lafa o kadar atarlandı ki yol boyunca "Ama cüzdanı çıkaramadık cebimizden allaa allaaa" diye söylendiler. Ben de epey güldüm. :D

  Tekrar yürürken, 5D sinemanın önünden geçtik, "Girelim miii yaaa?" bakışları arasında dönüp geldik. Aynen şöyle bir konuşma geçti:
  Burakhan: "Ne güzel kokuyo burası oğlum."
  Batuhan: "Evet çok güzel."
  Kasiyer kadın: "Parfüm sıktık."
  "Yaa? Markası ne?"
  "Oda spreyi."
  "Kuzen bunlar böyle çok hoş kokuyor biliyor musun."
  "Evet ferah kokuyor. Neli ki bu acaba?"
  "Lavantalı."
  "Hığğm güzelmiş güzel."
  -Ben gözlerime inanamadan izliyorum-
  "Evet siz ne izleyeceksiniz gençler?"
  "Ya biz korkmak istiyoz, korkunç bişe var mı?"
  "Korkunç derken?"
  "Korkalım işte."
  "Anlıyorum ama bu eğlenmek için yani bizde korkunç bir şey yok. Tamam hareketli eğlenceli şeyler var da.."
  "Ha korkunç bir şey yok mu yani?"
  "Evet korkalım ya."
  "O zaman şu denizaltını önerebilirim."
  "He. Ne var bunda?"
  "Köpekbalığı var, biraz ürkütücü o açıdan."
  "Köpekbalığı mı? Ya ben ondan korkmuyorum da, hamsi var mı? Hamsiden korkarım ben. HAHSAHAHAHHABAHA"
  "HAHAHAHAHAHHAHAHAHAH KUZEEEEEN"
   Burakhan'ın bu lafının üstüne kadın ÖYLE korkunç bir surat ifadesiyle baktı ki, kendimi bir savunma yapma zorunluluğunda hissettim.
  "Şey..aslında iyi çocuklardır ya." deyiverdim.
  Burakhan "İyi çocuktur Batuhan." dedi. "Benim ne terbiyesizliğimi gördün?"

  Böylece uzay yolculuğu denen bir şeye bindik. Aşşşşşıırıııı eğlenceliydi. Ama binerken bizimkiler "Nerden biniyoz laa kapı nerde laaa" diye bağırdıkları için kasiyer kadın sonunda patlayıp "ARKADAŞLAR BURADAN BİNECEKSİNİZ." deyince, çıkışta kadına görünmeden ikisini kaçırdım.
  Saat öğlen üç falandı, Lunapark'a gitmeye karar verdik. Ama Burakhan durup "Benim tuvalete gitmem lazım." deyince bir daha onca yolu geri yürüyüp Burger King'e gittik. İnanın, biz kapıdan girdiğimizde bu kasada duran çalışanların bakışları değişti. Bir 15 dakika falan durduk, sonra Lunapark'a gittik.

  "Adrenalin Maxx'a binelim oluuuummm ahahaha"
  "La yok saçmalama ben ona binmeeeemmm."
  "Yıldız sen binecek misin?"
  +"Nasıl bir şey ki o?"
  "Şimdi böyle yuvarlak bir şey var, böyle 360 derece dönüyor, yukarı aşağı dönüyor, korkar mısın?"
  +"Yooo binerim belki."
  "Ama amuda da kalkıyor.."
  "Takla atıyor."
  +"Hiiii kamikaze gibi mi? Assssla binemem o zaman!"
  "Ya bin ya ben bincem. Aslında o kadar korkunç değil."
  +"Güvenli mi?"
  "Evet evet, üstünden böyle yelek gibi bir şey geçiriyorlar aşırı güvenli."
  +"Ya bizim trabzonda bir gondol var, allahım, insanın önüne bir şey koyarlar, kemer falan bağlarlar, tutunmazsan düşersin kafa üstü, gondoldan değil düşeceği diye korkuyorsun binice. Hatta ayağa kalkıp durmak daha güvenli o derece.. Zaten Elma Kurdu'nda bir kadının kafası koptu, kapattılar lunaparkı."
  "Ohaaaaaaaaa. Nasıl?"
  +"Şimdi kadın çocuğuyla binmiş sonra çoc..."

   O sırada Burakhan'a ayrıldığı sevgilisinden mesaj geldi. Haaa siz bunu bilmiyorsunuz, bu ikisi sevgililerini kıskandırmak için beni kollarına takıp yürüyorlardı. Yani ben kollarına giriyorum, yürüyoruz. İlla ki arkadaşı emicesi görümcesi bilmemnesi görürmüş. Vallahi ben de yapmayın demedim. Ohh çirkeflik olsun, girdim kuzenlerimin koluna, yürüdük. Ayrıca bütün sülale manita yapmış vay anasını. Hepsi aşk hayatlarını anlatıyor, ben de diyorum "işte okula gittim ben. sonra dershaneye gittim. elijah çok yakışıklı." Kısmet işleri bunlar.
   İşte Burakhan'a da "Daha sana ne diyim ben." diye mesaj gelince sandık ki, kız bizi gördü. Epey güldük. Ama öyle değilmiş. Neyse. İşte öyle gülerken geldik Lunaparka. Burakhan binmek istemedi, ben ve batuhan bindik.

   Böyle ters dönüyor, düz dönüyor, sağa dönüyor, sola dönüyor, havaya çıkıp takla atıyor falan....on numaraydı ya. Dünyayı resmen tersten görüyorsun, salıncak gibi sallanıyorsun, gülmekten ağzım yırtıldı o derece. O kadar güzeldi ki, bitince "Bir daha binelimmmmmmm" dedim ama Batuhan'ın mora dönmüş suratını görünce indim. "Midem altüst oldu." dedi. TABİ YERSEN 50 TANE MENÜ...........

   Köşede bir makina vardı, yumruk atıyorsun ölçüyor. Şimdi Batuhan boksördür, Burakhan da her gördüğü adama "Gapışalım mı?" dediği için kendini epeyce geliştirmiş. Batuhan bir vurdu 905 dedi makina. Burakhan bir geçirdi 917 çıktı. Sonra vay ben daha az vurdum vay sen daha çok vurdun derken bunlar en az 20 kere vurdular. Ama nasıl giriyorlar makinaya, sanki ortada bir kan davası var.
   "Oloooom ben idmanlı değilimm bikeresinde makinayıbozmuştum ben idmanlıyken 940 vurmuştumm."
   "Gıhahah geçtim seni hohohoh."
   "La benim kaslarım eridi bıraktık da boksu allaaam."
   "Yıldız vurmadım mı 917? Suscaaaaan batuhan!"

  Sonra bu mallar "BİZ ACIKTIK." dediler, YİNE BURGER KINGE GİTTİK. Birer menü yediler, sırf 7 erkek arka arkaya tuvalete girdi diye kavga ederiz umuduyla beni yukarı çıkarıp tuvalete koştular, gelince "dövdük hepsini çocuk elini yüzüü yıkıyor" dediler HEEEEEĞĞĞ dedim, sonra boynere gittik bunlar mont baktı ayakkabı baktı...Anam bir de bir moda düşkünüler sormayın gitsin. Ben de karşıdaki kotona melul bakışlar attım ama sıkılırlar diye gitmek istemedim.
   Daha sonra bir dönercinin önünden geçiyorduk,  tutturdular 100gram et yiyeceğiz diye, LA Bİ YÜRÜYÜN GİDİN DAHA DEMİN YEDİNİZ OLUM dedim bunların ağzıyla, sonra bir baktım beni de kendilerine benzetmişler, Aman Allahım dedim, yolumuza devam ettik.

   Tramvaya binecektik, karşıdan karşıya geçerken, yol kenarında oturan delinin biri bize küfretti. Hem de nasıl ağır iğrenç bir küfür, ağzım açık kaldı. Burakhan'la Batuhan birbirlerine baktı, sonra bana baktılar, Burakhan "Sen geç karşıya, tramvay durağına gir saklan bir yere biz geliyoruz." dedi, GERİZEKALILAR AKŞAM AKŞAM İŞ AÇMAYIN GİTMEYİN, dedim ama kime dedim? Ben orda yırtınırken bunlar çoktaaaaaan adamın yanına gitmişlerdi. Sonra bir 5 dakika geçmedi, dönüp geldiler. "Adam çok psikopatça bakıyordu, bunda emanet vardır diye korktuk, yemedi anlayacağın." dedi Burakhan çok güldüm. :D Sonra Batuhan'ı yolcu ettik, biz tramvaya bindik.

   Benim Tramvay'a ilk binişim olduğu için sanki ilk defa dondurma yiyormuş çocuk misali etrafa sırıta sırıta bakıyordum. Burakhan kolumu dürttü.
  "Şşşş ne sırıtıyosun?"
  "Ne?"
  "Ne sırıtıyon lan millete?"
  "Aaa sanane bee gülüyorum ben kendi kendime sananee"
  "Akşam akşam iş mi açacaksın başıma psikopatlar gelecek tanışalım mı diyecekler."
  "Öyle mi? O zaman du ben srıtıcam hohohhahah."
  "Gülmesene yaaaa."
  "Baanem. Zaten aşk filmlerinin yarısı tramvayda geçiyor bilmiyor musun?"
  "Harbi mi?"
  "Evett, bak tramvayda ne güzel yeni insanlarla tanışılır, ne hoş ne romantik."
  "Yıldız ağzını burnunu dağıtırım senin."
  "Salak mısın nesin ya gülecem ben allah allah."
  "Vururum sana bak."
  "Allaaaah Allaaaah. Yek yeaaa"

   Sonra öyle eve geldik. Annem "Naptınız bakayım bugün?" dedi, birden ne diyeceğimi bilemedim. O kadar çok şey yapmışız ki...sonra farkettim de genel olarak aşırı eğlenmişim. Hem de aşırı. Çok ya. Çok güzeldi aslında. Burada anlatmadığım birkaç olay daha oldu ama mantıklı sebeplerim var. Bir de söz verdim. Hayır söylemeyeceğim :D
 

   İşte böyle oldu. "Perşembe seni yine çıkaralım Çiftlik'e" dediler Yihuuuuuuuuuuuuuuuuu dedim. İnşallah çıkarız. Hehehehe.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı