Ağaca tırmananlar

31 Mart 2012 Cumartesi

doldurma post


  Farkettim de buradaki "büyük temizlik" harekatımdan, yani yaklaşık 100 yazı silişimden sonra; tesadüfen, her ayda 5 yazı kalmış. Baktım ki 31 Mart'tayız -ki bu inanılır gibi değil- ve hala 4 post var; o zaman geliyor beşincisi!

               Yani amacım tamamen laf olsun torba dolsun. O ye.

 
   Giriş paragrafımı tam yazmaya başladım, Nadide bana hint bir çocuğun resmini attı ve "ÇOK YAKIŞIKLI DEĞİL Mİ?" dedi. Ben de hemen "Bİ KERE HİNTLİYSE BAŞTAN KAYBETTİ VİK VİK VİK VİK" diye dardarlamaya başladım ama sonra resim bir açıldı; DIRŞ. Çocuk gerçekten yakışıklıydı.
  Ama profilden yakışıklıy-MIŞ.
  Çünkü bu sefer önden bir resmini attı; o çocuk o çocuk değil. TİPSİZZZZZZZZZZZZZZZZZ. Martıkaşşşşş.
  Ama sonra boydan bir resmini attı; boy pos endam...maşşaalllaaaah.
  Ama yine de O KADAR DA yakışıklı değil. Tartışıp duruyoruz şu an yakışıklı mı diye. Değil ya. Elin hinti neden HIĞAAAAAA denecek kadar yakışıklı olsun ki?
  .
  .
  .
  Yani.....bir hint ne kadar yakışıklı olabilir ki sonuçta? Hint yani. O bir hint.
  Irkçı mıyım? ASLA.
  Bakın, benim kadar hümanist biri bile "Hintliler mi....yani bilemiyorum...." diyorsa, anlayın ki bu işte bir iş var! Zencileri tatlı buluyorum. Ama hintler itici ya. Zenciler kadar kara olmamalarına rağmen iticiler. Bir iticilikleri var, ne bileyim. Elimde değil hoşlanmamak. Hoşlanmıyorum işte. Banane.
  bakın bu siteye bir girin ve karşınıza BÜYÜK İHTİMALLE ÇIKACAK OLAN hintlerle biraz konuşun -7/24 buradalar-, soğuyorsunuz ya. Gerçekten. Ben soğudum. Pis sapıklar. Bir gün yolda görürsem birini "Sizin derdiniz ne gardaşşş?" diyeceğim ama böyle bir şey demeye yüzüm yok, o ayrı.
  Çünkü. Aynı siteye tekrar girin ve türklerle konuşun. Ya da direkt feysbuka girin, hatta onu geçtim Uzunsokak'a çıkın...................................APAÇİLER. APAÇİLER. AYNI UTANÇ. AYNI REZİLLİK.

 
  Neyse şimdi onu bırakın da.....Bugün çok önemli bir gün! 31 Mart Dünya Saati günü!
 "Dünya Saati" nedir?
  Dünyanın her yerinde insanlar 1 saatliğine tüm ışıklarını kapatıyorlar. Böylece büyük bir enerji tasarrufu oluyor. Çünkü biz insanlar kullanmadığımız halde ışıkları çat çut açmaya o kadar meraklıyız ki, bu ışık nerden geliyor, noluyor diye hiç sormuyoruz. Yarın bir gün o düğmeye bastığınızda hiçbir şey olmazsa, şaşırmayın. BAM! DÜNYA'NIN 7 MİLYAR İNSANIN SAVURGANLIĞINI KALDIRACAK GÜCÜ  ARTIK YOK. Sularımız bitiyor. Kaynaklarımız tükeniyor. Ağaçlarımız kesiliyor. Havamız kirleniyor. Üstünde yaşadığımız toprak bile toprak olmaktan çıktı. Kısacası dünyanın içine sıçtık. Aslında bilgisayarı tamamen kapatacaktım ama size seslenmek için açık tutmak zorundayım. Bu da bir çelişki oldu böylece, eğlendirerek öğrettim, hıhığm hıhıhığm, evet.
   2007 yılında başladı, ama ben geçen yıl  "IŞIKLARI KAPAYINN" diye cırlamaya başladım. Tam 1 yıl olmuş, inanılır gibi değil. Zaman çok hızlı ilerliyor. Her geçen saniye ile kimbilir neler oluyor. Tiktak. Tiktak. Işıkları kapayın!

  Peki kapatacağız da nolacak? Dünya kurtulacak mı?
  :D :D Evet bu resim çok "dırş" oldu ama duygularınızı çok iyi yansıttığından şüphem yok. Ne mi olacak? Işığınızı kapatırsanız fatura az gelecek, arkadaş. Hem cebinize kesilen hem de dünyaya kesilen fatura az gelecek. Şimdi susun ve kapatın o ışığı. Daha fazla bilgi için dünya saatine bir göz atın.

 
   Gündemimin 3. maddesi; YGS. Evet bu yılın ygs kaplanları; Allah zihin açıklığı versin, işinizi rast getirsin, soruları takur tukur çözdürsün, sınavdan sonra tikleri çatır çutur attırsın İNŞALLAH. Çok çalıştınız, çok yoruldunuz. Ama sanmayın ki ben ve benim dönemim yattık, yuvarlandık. Bu yıl biz de girecekmiş gibi çalıştık, yarın girmiş kadar olacağız. Ki zaten sınavın hemen ardından soruları alıp çözecekmişiz, böyle de bir iş verdi dershane. Çok bunaldım artık tatil olsun noolur. İsyeeeeeeeeeeeeeeeeeeean. Öhöhöm. Neyse. Hepinize başarılar diliyorum. Buradan anneme de başarılar diliyorum. Evet, o da bu yıl YGS'ye giriyor. Onunla gurur duyuyorum! Hiç çalışmadı, kitapların kapağını bile kaldırıp bakmadı ve sınavda ne çıkacağı hakkında en ufak bir bilgisi yok. Ama tabuları yıkıp boğaziçine kapağı atacak o ye!

   Seneye zaten Ocak ayında olacak ygs. Ben dıçtım. Hatta sıçtım. Sıçtık yani. Kaydı bize.

 
   Birkaç ay önce göz doktoruna gitmiştim. Şikayetim basit bir şekilde "görememem"di  fakat doktor gördüğüm kanısına vardı. Çünkü bana okumamı söylediği bütün harfleri okumuştum. Ama mantıken. Gördüğüm için değil.
  Yani isterseniz kör olun, bakmanız istenilen duvarda eşşek kadar bir V gördüğünüzde "Bu bir yumuşak g!'" demezsiniz. Adama dedim ki "görüyorum ama bulanık." o da bana dedi ki "yani görüyorsun?" ben de "evet ama bulanık" dedim o da "hım...gözün yorulmuştur." dedi ve suni gözyaşı verdi.
  Şimdiyse gözümde eşşşek kadar gözlükler var. Göremiyorum dedim dedim inanmadınız, bak noldu şimdi............hani.........dedim dedim..........göremiyorum dedim............bak noldu şimdi........gülsenize?

  Adamın biri sürekli 'ben çok hastayım, öleceğim görürsünüz...' diyormuş, inanmıyorlarmış. Sonra adam ölmüş, mezar taşına 'Öleceğim dedim dedim inanmadınız, bak noldu şimdi?' yazmışlar.

28 Mart 2012 Çarşamba

imkansızlıklar listesi

  Şu sıralar hala süregelen hastalığımdan mıdır nedir, derslere konsantre olamıyorum. Bedenen dersteyim ama görüşüm bulanık. Böyle önümde bir sis perdesi var. Beynim boşlukta süzülüyor.  Kanal çekmez de televizyonun ekranı karıncalanır ya... Hah... Aynen böyle şeyler yaşıyorum.

  Geçen gün yine bir dersteyiz, benim beynim uçmuş artık. Zaman, mekan kavramım yok. Bitkisel hayatta bile değilim. Böyle boşlukta, uzayda süzülüyorum. Uçuyorum. Hiçlikler denizinde yüzüyorum. Derken, artık öyle bir darlandım ki cebimden emaneti (:D) çıkarıp ortaya dalmak istiyorum. Sıraları tekmeleyip, ayakkabımın içinde gezdirdiğim bazukamı alarak kafaları uçurma hayalleri kuruyorum. Aynen böyleyim.

  Bir de sınıf 7 kişi. Dersten kopma kopamıyorsun, kafayı koyup yatamıyorsun, hoca şırank diye gözünün içine bakıyor!  Hoca da haklı zaten azız, adam kimle ders işleyecek. :D
  Neyse artık kendimi oyalamak için oturdum, aklıma gelen ilk çözüme başvurdum: Olması imkansız şeyleri listelemek.

  Bu da birden geldi aklıma. Düşünüyorum ne yapsam, ne yapsam...başladım felsefe yapmaya hııhğm. :D Diyorum ne kadar özgürüz? İstesek uçamaz mıyız? Havada koşamaz mıyız? Genelgeçer bir ahlak sistemi var mı? Lavların içine atlasam kaç saniyede ölürüm? Sağ çıkar mıyım? Sonra böylece aklıma imkansız şeyleri sıralamak geldi. Liste oluşturmaya başladım.

  1) Pembe filler.
  Sanırım biri pembe giyiyordu o gün (dershanedeydik). Demek ki uzayda süzülürken fil sürüsüne rastlamışım, direk aklıma geldi fil. İkisini birleştirince pembe fil oldu.

  2) Maymun yüzlü köpekler.
  Bu önceki gün izlediğim Açlık Oyunları'ndan aklıma geldi. Goril suratlı dobermanlar vardı filmde, birkaç insan yiyorlardı.

  3) Dondurma ağacı.
  Karnım nasıl aç, nasıl aç. Ama abur cubura aç. Acaba nasıl olurdu dondurmayı ağaçtan toplasaydık, böyle külahlı mülahlı. Ohh. Allaaaah bitsin artık derssss.

  4) Üç kulaklı bir adam.
  Seeen hiiiiç gördün müüüü üüüüç kulaaaklı biiiir adaaam. Olur mu hiç üç kulaaaak dön de aynaya baaak heeeeeeyyyyyyyy!" diye bir şarkı vardı. Bence ilerde böyle bir mutasyon geçirebiliriz. Bir sabah kalktığımızda alnımızda ağzımız, çenemizde gözlerimiz ve kafamızın üstünde fazladan bir kulak olabilir. GDO lu ürünler falan, hıhığm. Kingchicken mı yesek öğle arası?

  5) Yürüyen balıklar, uçan balinalar.
  Kanatlı bir balinadan daha tatlı ne olabilir hihihi. KORKUNÇ. Kafanızın üstünden 3yük gemisi büyüklüğünde bir balina geçtiğini düşünün? Dengesini yitirip düştüğünü düşünün? Sonuçta bir balina ne kadar iyi uçabilir? Oşşş. Balina yağı altında yumuluğ galırdık yani. Balina yağı demişken ben sanki kilo mu aldım bu aralar. Allah allah. Yemesem mi öğle arası. Açım ulan. Ya oy bu ders ne zaman bitecek.

  6) Sıkınca saçı direk bir şekle sokan spreyler.
  Şu jöle gibi olanlarından bahsetmiyorum. Bunu salık saça sıkacaksın, saç topuz olacak; öyle bir şey. Bu da tamamen ihtiyaçtan düşündüğüm bir şey anacım. Veremiyorum bu saçlara bir şekil. Olmuyor. Olmuyooooorrrrrrr. Acaba saçlarım nasıl görünüyor? Yiğğğğğ hala da ıslak, sabah yıkayıp çıkınca kabarıyorlar. Of Allah.

  7)Işınlanma.
  Bilimadamları imkansız deyip duruyor ama bence inanırsak ışınlanabiliriz, arkadaşlar. İnanırsak uçabilir, su üstünde yürüyebiliriz. Hıhığm tabi! Su üstünde yürümek hıhığm hıhıhğm hıhığm! Evet! Bişey mi oldu neden güldün? Bir zamanlar kimse atomun parçalanacağına inanmadı.....İyi de insanların neden atomu parçalamak gibi bir derdi olsun ki. Bu örnek baştan kaybetti. Einstein'ın amacı neydi?
  Kimse elektriğe, internete inanmadı sayın vatandaşlar. Elime mikrofon alıp geçmişe gitsem ve "Merhaba teyzeciğim, insanlar 50 yıl sonra çooook uzaklardaki örneğin avustralyadaki ya da efendime söyleyeyim kamboçya'daki bir insanla yazışabilecek! Hem de aylarca mektup vesaire beklemeden! O anda! Ayrıca sevdiklerinizi bir kutunun içinden görebileceksiniz, ve tek gereken skype a bir üyelik! Bu arada 4+4+4 sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?" desem, "Gızım bozuk süt mü içtin liriririririririiririririr." diye bir cevap alırdım.

  8) Kulakları kelebek olan insanlar.
  Kulak dediğimiz organın yerinde iki tane canlı kelebek olduğunu düşünün. Enee ne kadar ilginç. Tabi öyle bir organ neye yarardı bilemeyiz onu artık.

  9) Renk değiştiren insan derisi.
  Düşünsenize birden kırmızıya dönüştüğünüzü, ya da maviye. Avatar gibi. Hahaha. Avatar demişken bir de  avatar aang var. Hava bükücü. Acaba ilerde bir gün tamamen telepati yoluyla mı iletişim kuracağız? Duyularımıza ihtiyacımız olacak mı? Bi kere o kaşığı nasıl büküyorlar? Biri bunu açıklasın.

 10) Hayvanları konuşturan bir alet.
  Ya da hayvanlarla iletişim. Bunun üniversitede alanı bile olur aslında zorlarsak. Hayvan dili ve edebiyatı. Maymunca. Köpekçe. Kedice. Böcekçe. Kuş dili. Zacatecen kucuş dicilici diciyece bicir şecey vacar. Edebiyat dediğimiz de artık ezop masalları mı olur la fontaine mi olur siz söyleyin lakdşasdjaslıdh. Zaten artık herkes ingilizce biliyor. Ben hayvanca mı seçsem? Ya kapıda kalırsam ingilizce seçip? Ya iş bulamazsam? Ya markete kasiyer bile olamazsam? Strateji hatası mı olur? Hığmm.

  Sonra birden hoca sınıftan çıktı ders bitti diye. Bende bir üzüntü, 'ne çabuk geçti yeaaaa' naraları, bir şaşkınlık; görseniz gözleriniz yaşarır. İşte böyle. Artık her ders beynimi saçmasapan şeylere yoğunlaştırma gibi bir vatan görevi belledim. Bir gün başbakan olduğumda böyle bir uygulamayı müfredata sokacağım.

  11) Başbakan olmam.

22 Mart 2012 Perşembe

öksürük

  Şu son iki-üç gündür bende bir hastalık halleri var. Böyle öksürüyorum, bacaklarım kırık kürdanlar gibi dik durmuyor -ki bu zayıf hissetmemi sağlıyor-, başım arada ağrıyor, iştahım y...hayır iştahım gayet yerinde ve öksürüyorum. Ama aşırı bi öksürüyorum.

  Geçen gün anneme yalan söyledim "sanırım hastayım öhö öhö evde kalayım." diye ve gerçekten hasta oldum. Ne demişler Allah'ın parmağı yok ki göze soksun. Neyse. İşte son iki-üç günün son bir-iki günüdür bu öksürükle okulda hayatta kalmaya çalışıyorum.

 Bugün gayet iyi gittim aslında, öksüre aksıra sınava girdim çıktım, 5. dersi ettim. Edebiyattaydık, kendime kağıttan yelpaze yapıyordum, birden tam bir katlama kalmışken bana bir şey geldi; boğazıma sanki bir şey kaçmış gibi ben tıksırıklar içinde kalakaldım. Sessizce öksürmeye çalışıyorum, daha beter artıyor; su içmeye çalışıyorum, olmuyor....bir baktım nefes alamıyorum. Nefes almak için ağzımı açtığımda öksürükler çıkıyor, burnumdan almaya çalışsam burnumda öksürüyorum resmen. Derken gözlerimden yaşlar boşanmaya başladı ama ağlama diye bir şey yok ortada, böyle hık mık şeklinde can çekişmeye başladım.

  Sonra Nadide mi farketti, bir şey oldu, "hocaaaaam." dedi ben de güçbela "hocam biraz çıkabilir miyim?" dedim, kapıyı açmamla patlattım öksürükleri. Ama nasıl öksürüyorum, resmen iç organlarımı kusacağım, öyle. Hoca da kusuyorum sanmış zaten, peşimden Nadide'yi yolladı. :D

  Biz yürüyoruz ama ben nefes alamıyorum, öksürdükçe öksürüyorum, içime nefes çekiyorum sonra çekemeden öksürüyorum derken idareye çıktık, hoca izin kağıdını yazdı, tak iyileştim. Yani kriz geçti. :D  Oturdum oraya nöbetçinin yanına, nöbetçi de İlay'mış, konuşuyoruz; birden bana bir kriz daha geldi. Öksürüyorum, öksürüyorum, koridorlar yankı yapıyor diye öksüremiyorum, koştum camı açtım o panikle; ama camlar da yüksekte ben de zıpladım, aşağı sarktım. Okulun ikinci katının camından aşağı sarkıyorum, ve öksürüyorum. Ama nasıl öksürüyorum. Sonra İlay indirdi beni camdan, babam geldi, gittik öksürükler içinde.

  Doktora gittik, sinüzit değilmiş! 16 yıllık hayatımda ilk defa sinüzitin sebep olmadığı bir hastalık geçiriyorum, çok gururluyum. Bir sebebi de yok işte, boğazımda gıcık varmış. Doktor resmen "Valla kısmet. Sen bu ilaçları iç bakalım nolacak." dedi. Bir de aile hekimi ha. Adı da bir garip zaten. Neyse.

  Öksürmemi de yasakladı. Boğazlarım tahriş oluyormuş öksürdükçe. Şimdi daha beterim. Öksürük gelince kendimi yumrukluyorum. Hasta insan öksürür arkadaş.
  ÖHÖ ÖHÖ
  ÖHÖĞ ÖHÖĞ.
  ÖÖÖHHHHHHHHHHHHHHHHHHÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖĞ ÖHHHHHHHHHHHHHHHHHHÖÖÖÖÖÖÖÖÖĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ.

15 Mart 2012 Perşembe

edebiyat

  Her edebiyat sınavı öncesi "Şşşt Nazım neydi? Nesir neydi? Siz de mi bilmiyorsunuz? Oğlum... Lan? Eyvah!" şeklinde bir panik yaşarım.

  Hayır, 9. sınıftan beri konularımızda nazım nesir yok ama bu iki velet her cümlede bulunuyor. "Bilmemne şiirinin nazım şekli şuyken ötekinin nazım biçimi budur." Sonra 'şekil-biçim farkediyor mu yoksaaaaaaaa' diye streslere giriyorum. Madem farketmiyor neden aynı cümlede öyle yapıp pisliklik yapıyorsun be kitap? Be edebiyatçılar?

  Bir de nazım birimi diye bir şey var. Bak şimdi o neydi mesela? Sanırım beyit ve dörtlüklerdi, tamam. İşte anlayacağınız üzre ortada sürekli bir "nazım" konusu var. Aynı şu hep duyduğumuz ama ne olduğunu aslında bilmediğimiz şeyler gibi. Mesela "parça güzelliği tekredilmiş bütün güzelliği öne çıkmış" cümlesindeki bütün güzelliği ne demek? Hayalimde hep 'şiirin görünüşü o kadar güzel oluyor ki böyle bakakalıyorlar okumadan mest oluyorlar' diye canlanıyor ama aslında öyle değil, eminim ki şiirin bütün halinde göze hoş kulağa güzel gelmesi anlamında. Divan şiirindeki gibi parçaların klasik bölümlerin güzelliklerinin aranması olayı yok burada. Hıhığm.

  Ama allaaahtan bu yıl o divan edebiyatı yok. Ohh. Şükür. Ohh.
  Neydi o yaaa kabus gibi. Adam diyecek "seni seviyorum." dediği "Beni bir kılçık-ı yüzen-i su (balık) sen bir yaprag-ı yapraklı rengi biteç (yosun) erdi balık garbımuhammediyeye yaz beni yarim yarim."
  Bunun adı sanat değil arkadaşlar. Bunun adı "ben yazıyorum bundan kime ne ha-ha 12345678 yıl sonraki öğrenciler gözlerinizden öperim ;););););););););););););" Madem şairsin, toplumun yararını gözeteceksin. Hıhığm. Tabi. Bugün bile var öyle uğraşlar içinde olanlar, adam diyecek "yemek yedim." bir saçma şeyler diyor bir saçma şeyler diyor, zannedersiniz şey. İşte orasını bulamadım. Yani ne olduğunu bile zannedemiyorsunuz, öyle bir şey. Hıhıhğm. Kıvırıyorum. Hıhığm. Ahaha :D

  Bu arada buradan sınıfıma sevgilerimi ve selamlarımı yolluyorum. Eğer bunu görüp pazartesiki sınava teeeee 45263363765467547 öncesinden yani bugünden çalışmaya başladığımı anlarlarsa beni sınıfta şamar manyağına çevirirler, ibret yüklemesi yapıp beynimden bütün o gereksiz bilgileri silerler hıhığm. :D

  Ben bile burada kendi kendimi şamarladım ama napayım, pazar akşamı "tanzimat edebiyatına çalışmaktan fecriatiye bakamadım!" deyip sınavda sadece bir tane çıkacak tanzimat doğru-yanlış sorusunu doğru yapmanın gururuyla kendimi avutmaktansa, bugün çalışır tanzimata -NEDEN DE ÇALIŞIYORSAM TANZİMATA?- pazar akşamı sınavıma güzel güzel çalışırım. Hatta akşam uyur sınava bir saat kala güzel güzel çalışırım. Ohhh.

  İşte böyle

9 Mart 2012 Cuma

aydınlanış 2

 Artık buranın da bir anlamı yok. Her şey çok anlamsız.
 Aslında tam tersine, her şey çok anlamlı. Bütün parçalar birleşti. Yapboz tamamlandı. Evrenin sırrı vesaire. Her şey çok anlamlı. Hıhığm. Aydınlandım resmen.
 Hıhığm. Hıhığm. Hıhığm. Hıhığm. Hıhığm. Hıhığm. Hıhığm.

 Evet. Şu sıralar, saadet partisi ödül törenine gittiğimizde -neden gittiğimizi sonra anlatırım-yanlışlıkla erkeklerin oturduğu salona girdiğimiz için -salonlar ayrıymış?!- salonda çıkan karmaşadan ve "BAYANLAR!" diye bağıran görevlilerce kovalanmamız dışında ilginç bir olay yaşamadığımdan, eh, anlatacak pek de bir şey yok.

 Burada hayatımın kolpası adlı bir post vardı, sildim. Çünkü öyle bir şey yaşadım ki, önceki olay kolpa kategorisine bile giremedi. Bu olay benim tüm hayat seyrimi değiştirdi, yıllarımı götürdü, her şeyi boşa çıkardı ve en önemlisi diyetimi bozdu!

 Evet, diyetteydim. Günde iki taş çatlasın üç çikolata yiyordum ama artık bozulduğuna göre onu beşe çıkaracağım. Hıhığm. Hıhığm. Evet. Tamam.

 Bir de son olarak; Ümit Burnu'nu iyi öğrenin. Onu öğrenememişsiniz. Ümit Burnu, afrika kıtasının ucundadır. Bu kadar.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı