Ağaca tırmananlar

30 Nisan 2012 Pazartesi

Son zamanlarda olanlar

  Her şey '23 Nisan tatillllll' bahanesiyle Boztepe'ye çıkmamızla başladı.
  Hayır.
  Her şey 23 Nisan'ın tatil olması bahanesiyle çıktığımız Boztepe'deki çay bahçesinde yer bulamayıp açlıktan geberir hale gelince benim evime gitmeye karar vermemizle başladı. Evet.

  Asıl amacımız gezmek, ikinci amacımız da kısa süre önce katıldığımız bir videoklip yarışması için çekim yapmaktı. (Yaptık ve çok süper oldu ve de internette var ama size atmayacağım linki haha-haha-haha-haha) Güzel Boztepe'de manzarayı arkamıza alıp çekimler yaptık, TRABZON yazısında apaçi pozlar verdik, güldük eğlendik, sonra çay bahçesinde yer bulamayınca bizim evin yolunu tuttuk.
  Apartmana girdik, asansöre nasıl bineceğimizi konuşuyoruz; önce bir "2 tur binelim 4'er 4'er." denildi, sonra bir baktım 8 kişi doluşmuşuz içeri.
  O asansörde o kadar çok korkunç anım oldu ki, sırf bu anıları anlatmak için apayrı bir blog açmam gerekir belki de. Ya da o anıları bir senaryo yapıp, japon bir firmayla anlaşıp, "The Asansör" adı altında  ikinci sınıf bir japon korku filmi çekebilirim. O film tutar, japon oscarını da alır.
  İşte bunlara dayanarak dedim ki "3 kişi insin bak kalırız."
  "Ya nolacak bir şey olmazzz."
  "Hepimiz 360 kilo muyuz sanki?" (Yemin ediyorum hesapladım. Hepimiz 50 kilo olsak, 8x50=400 kilo eder. Ki 50 kilo da değiliz 400+100= YARIM TON. )
  "Aha işte sığdık nolacak."
  Neyse böyle bindikkkkk, asansör 6ya geldiiii:..............................................tık yok. İç kapı açılmıyor. Dış kapı açılmıyor. Asansörde bir hareket yok. Kaldık. Aha da sıçtık.

  Gider Fear Factor'de koyun kuzu beyni, hamamböceği kavurması yerim; asansörde kalamam. HAYIRRRR.. KALAMAMMMMM...
  Asansörde kalmak korkum değil. Benim korkum havasız kalmak. :D Tek başıma kalsam asansörde -ki çok kaldım-, derim "Ya bu oksijen beni yarım saat götürür, o zamana kadar da çıkarırlar beni ehehee." Ama 8 kişiyle olunca "Ulan 5 dakika sonra biter ya la bu oksijen?" dedim. Daha doğrusu, beynimdeki tüm nöronlar "OKSİJEN BİTECEKKKKK HEPİMİZ ÖLECEĞİZZZZZ" diyerek hemşin oynamaya başladı.
  Hal böyle olunca ben de direkttttttttttt başladım ağlamaya! "Aha da kaldık asansörde hığpğaaaaaaaa" diyerekten. Çığlık atıyorum, cırlıyorum, kendimi paralıyorum; görmeniz lazım.
  Diğerleri de böyle beni izliyor; Nadide dedi ki "Bacım telefon çekiyor anneni ara da gelsin." Sonra aradı annemi, ama ben susmuyorum ağlıyorum, bağırıyorum, "Kaldık işte GERİZEKALILAR kaldıkkkkkk!!!!" diyorum. Sonra "HEPİMİZ BURaDA ÖLECEĞİZ NEFES ALAMAYACAĞIZ OKSİNEJİNİMZ BİTECEKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK!" diye çığlığı bastım.
  Ve diğerleri de dırkşın diye paniğe başladı.
 
  Yanımda Ramazan düştü bayıldı. Gerizekalı. :D "Ben bayılırım böyle durumlarda bak..." dedi, tabi ben orda kendi canımın derdinde takmadım onu, sonra kafamı bir çevirdim, bayılmış. Ama nereye bayılmış ki? 1 metrekarelik minnacık alan, kimse kıpırdayamıyor, Ramazan bayıldı ama bayılacak yer yok yani havada asılı kaldı. Daha doğrusu Aziz ile benim ayağımın üstüne bayıldı.
  Aziz Ramazan'ı öyle görünce paniğe kapıldı- ayıltmaya çalışıyor, Aleyna başladı ağlamaya, onu susturamayan Seher de aynı şekilde başladı, Sude gülüyor, Sonay duruyor....sonra bir baktım Nadide Ayetel Kürsi okuyor :D Sonra Aleyna bir çığlık attı "OKUYAMIYORUM UNUTTUM DUALARIIIII" diye, Sude hala gülüyor, Sonayın çıtı çıkmıyor, Ramazan gerizekalı hala yerde, Aziz Ramazan'ın ağzına kolonyalı mendil sokuşturuyor, Seher Nadide'nin yanaklarını sıkıyor stresten, ben hala "OKSİJENNNNNNNN" diye çığırıyorum.....
   Sonra bir ara arkamı bir döndüm, asansörün camları buğu olmuş, yine dedim "AHA DA OKSİJENİMİZ BİTİYORRRRR HEPİMİZ BURDA ÖLECEĞİZZZZZZZZ BAKIN CAMLAR BUĞU OLMUŞ EN FAZLA ÜÇ DAKİKAMIZ KALMIŞTIR HEPİMİZ ÖLECEĞİZ ÇIKARAMAYACAKLAR BİZİ BURDAN HAAAAAAAAAAAAAA. "
   Annemle Babam dışarıda, kapıcı kapıyı açmaya çalışıyor; ben hala OKSİJENNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNN BİTECEK ÇIKARSANIZA BİZİ BURADAN YAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA diye çığlık atıyorum. Annem diyor "Yavrum bi sussssss!" Babam diyor "Yıldız susss açacağızzzzz." yok! Hepimiz, daha doğrusu ben, çığlık çığlık çığlık, ölüyoru-m.

  Yalnız bunun bir yardımı olmuyormuş. Böyle bağırmamak lazımmış. Hatta aslında ötekiler korkmamışlar, ben öyle bağırınca korkmuşlar.-Ramazan da ondan mı bayılmış, neyse işte.
   Biz halaaaaa asansördeyiz, halaaaa çıkaramıyorlar bizi, ben artık bağırmayı da bıraktım, 1.85 boyundaki cüsseli  Ramazan'ın altından ayağımı kurtarmaya çalışıyorum. İçimden "Bak Yıldız, Ramazan öldü. Artık kendini ve grubun geri kalanını kurtarmaya çalış. Oksijen bitse nefesini bir dakika tutabilirsin belki, O bir dakikada da adrenalinle asansörün kapısındaki camı kırıp ağzını oraya dayayabilirsin hıhığm. Evet. Tamam." diyorum. Ölmeyeceğimize ikna oldum en sonunda. Hatta Ramazan ölmüşse 1 dakika daha nefesimiz olur mu hesapları yapıyorum. :D

  En sonunda kapı açıldı, çıktık, -daha doğrusu ben dışarı atladım diğerleri kaldı içeride. :D :D
  Ramazan gerizekalı hala baygın, ayı gibi de çocuk yani -AFEDERSİN RAMAZAN- kimse taşıyamıyor! Babam zarrrr zorrrr çekti çıkardı, ben de ayaklarından tutmaya çalışıyorum ama, birini tutuyorum öteki düşüyor, ötekini alıyorum diğeri düşüyor, bir de ağır, taşıyamadım. :D
  Sonra ayıldı, lahmacun-köfte yedik, sonra işte....öyle.
  Günün sonunda dedim ki "Oh. Neyse ki sakin kalmayı başardım. En sakin de bendim ha. " Diğerlerinin bir bakışı vardı, görmeniz lazım. :D Sude dedi ki "ORADA OKSİJENİMİZ BİTECEK DİYE CIRLADIN YILDIZ." Yooo. Hiç de öyle bir şey demedim ben. Hatırlamıyorum. :D :D
  Asansörde, dediklerine göre , en fazla 5-10 dakika kalmışız. Ama bana yarım saat gibi geldi yemin ediyorum. Lanet olsun ne kadar korkunçtu. :D





  Geçen gün de yine bu videoklip işi için çıkış zilinden sonra biraz daha okulda kaldık. Okul dediğim, okulun dışındaki kendi küçük binamızda. Hani sınıfımız küçük bir binada bizim. Hah. Neyse işte işimiz bitti çantaları aldık, çıkacağız; Aleyna dedi ki:
  "Ya bir de kapıyı kitlemişler arkamızdan düşünsenize eheheheheh."
  Sonra kapının kolunu tuttu, indirdi, kaldırdı, indirdi, indirdi kaldırdı, ittirdi çektirdi ve sonunda büyük bir panikle dönüp "KİTLİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ" diye cırladı.

  Yemin ediyorum, çıtım çıkmadı. Çünkü camlar var, oksijen 50 yıl yeter. Hiç mühim değil, sonuçta o kapı yarın tekrar açılacak. Bir kitapta insanın açlık durumunda kıyafetlerini yiyebileceğiniz okumuştum, yanımızda sularımız var, bir kova var, bütün ihtiyaç problemleri çözülüyor yani. Oh mis. :D Hepimiz kahkahalar eşliğinde kapıya baktık, sonra camları açıp "İMDATTTTTTT ŞŞŞŞTTTT FENLERRR FENLERRRRR KAPALI KALDIK BURADAAAAAAAA İMDATTTTTTTT BİZİ UNUTTUNUZ HEYYYYY!" diye bağırmaya başladık. Sınıfımızın karşısında da erkekler tuvaletinin camları var, oradan erkekleri gördük, "ŞŞTTTT ERKEKLERRRRRRRRRR!" diye cırladık. Sonra biri duydu da açtırdı kapıyı. :D


   Sanırım üstümüzde videoklip laneti vardı çünkü kayıtları bitirip Aziz'e montaj için verdiğimiz akşam, Türkiye'nin yarısında birden elektrikler kesildi. İş ertesi güne kaldı, bu sefer de büyük çaplı bir internet kesintisi oldu. :D

  Neyse işte tüm bu zorluklara rağmen, yarışmaya yolladık videomuzu. Haha-Haha çok cüzel oldu haha.

19 Nisan 2012 Perşembe

orda hemen bi yazıp yönettik

  Şok Şok Şok! Yıldız Aşar arkadaşlarıyla İstanbul'un en gözde mekanlarından biri olan Alora'dan çıkarken görüntülendi!
  Kainat güzeli ve de Alora'nın sahibi olan Osmanlı Sude Semiramis S. Sakarya Cihanoğlu International Bekar Suiçmez ile liseden arkadaş olduklarını söyleyen Yıldız Hanım, " Biz 7 kişiydik şimdi 77 milyonuz!" dedi.
  Sabahları yazar akşamları şarkıcı -ki şarkıcı olmaya müzik kulübünden disipline verildiğinde karar vermişti.- olduğunu bildiğimiz çok yönlü Yıldız Hanım "Gelecek ay dünya turnesine çıkıyorum, ilk durağım Fransa'nın bir dağı. Oradan yuvarlanarak aşağı ineceğim!" diye de ekledi. 
 
  "Şu sıralar yeni bir kitap ya da albüm çıkarmadınız?" diye soruyoruz. Gülerek "Ben ilhamımı aşk yaşantımdan alıyorum, şu sıralar bir piçe rastlamadım." diyor. Hemen ardından eski aşklarına sövmeye başlayınca kameramızı korkuyla kapatıyoruz.

  Onlar pizzacıya doğru ilerlerken, biz de peşlerinden gidip, bu neşeli gruba lise hayatlarının nasıl olduğunu soruyoruz.
  Başbakan Nadide Hanım hemen anlatmaya başlıyor.
  "10 yıl önce bugün tarih sınavı olmuştuk. Aleyna gerrrizekalı kendini paralamıştı düşük alacağım diye, sonra 92 almıştı dagsdfasdfgsfasf ben de sabaha kadar nette takılıp 85 almıştım xgsdasgdfasgfdagsh."
  Aleyna Hanımsa -Oscar ödüllü yazıp/yönetmen ve Dünya Hafıza Şampiyonu- buna cevaben "Gerizekalı sus, çok yanlışım vardı ama!" diyor. Sonra "Ay kafam öne geldi, kameralar böyle çekmesin beni..." diyerek hiiiiii'leyip, hemen kafasını geri alıyor.

   Oradan Sonay Hanım -Sonaycılar İmparatorluğunun kralı ve Pepee'nin seslendirme sanatçısı,, sesi çok güzel ama çaktırmıyor ,,-  "Yaaaa Aleyna böyle bir tane patlatmak istiyorum sana , ger-rizekalı. 9 puanı bile gitmemişti 8 puanı gitmişti." diye kızarken birden kameralarımıza dönüp "Sonaycılar merhametli ve bağışlayıcıdır. Sonaycılar hoşgörülüdür. Sonaycı olun." diyor. Bu lafın üzerine orada hemen bir sonaycılar-aleynacılar kapışması başlıyor lakin gür bir ses araya girip diğer bütün sesleri bastırıyor.

   Kameralarımızı bütün dünya dillerini yalayıp yutmuş ve şu anda dünyada birinci, Türkiye'de ise en çok konuşulan ikinci dil azizche'yi icat etmiş Aziz Gürpınar'a çeviriyoruz. Bütün bu hanımların tek hacısı, koruyup gözeteni Aziz Bey, hararetle bir şey söylemeye başlıyor ama anlayamıyoruz. Tercümanımız -ki o da Aziz- Aziz Bey'in söylediklerini "Yeni bir dil üzerinde çalışıyorum tak tak!" olarak çeviriyor. O, "Azizche'yi yaparken Yangche Irmağı'nın eteğinde otururdum." diye eklerken, bizler bilmeyen okurlarımız için tekrar ediyoruz; Yangche Gök-Irmak demek. 

  Ardından hepsi birden poker face yapıyor ve biz de röportajımızı bitirmemiz gerektiğini hemencecik anlayıp oradan koşarak uzaklaşıyoruz. 




14 Nisan 2012 Cumartesi

telefonun evrimi

   İlk telefonumu elime aldığımda; 4. sınıfı bitirmiş, şişko, küçük bir kızdım.
   Daha 12 yaşındaki bir kıza telefon vermek çok saçma görünebilir. Ki öyle. Fakat benim telefon isteyişim tamamen hevesten, özentidendi.
   O dönemde Samsun'un epey dışlarında bir yerde bir yazlığımız vardı, çokça bahsettim. İki büyük kuzenim Ayşegül ve Cansu liseye geçmişlerdi. Ayşegül neredeyse artık 50. telefonunu eskitmişti. Ona telefon dayanmazdı, duvara atıp tutardı telefonlarını... Cansu'nun da bir telefonu vardı. Bunlar sürekli mesajlaşırlardı...liseliler. Hatta o lise tercihi yaparken beni de götürmüştü, nedense birden hatırladım.

  İşte o zamana kadar "Ya ne telefonu yea, o da ne yea." diyen ben, bir de baktım telefon istiyorum. Tamamen ablaya özenti işte. Hala da özenirim onlara. Bir gün bütün o kıyafetleri bana kalacak, aşırı umutluyum. Ama Ayşegül hiç yaşlanmadığından -Kız kendimi bildim bileli aynı. Hiçççççç değişmedi.- , Cansu da hiç kilo almadığından bu iş yaş. Ama olsun.

   Neyse işte ben her gün dar dar dar, vik vik vik çene yapınca; annem de elime bir 3310 verdi. Ama öyle bir bezdirmişim ki artık; kendimi de bezdirmişim. Hani elime verseler telefonu, "Al da sus!" diye kendi kafama fırlatacağım. Herhalde annem de böyle yapmaya niyetlendi ama sonra "Bu şimdi kafa yarar, atmayayım." deyip lime verdi. Yoksa atardı yani. İşte böylece gri bir 3310um oldu.

     Hiiiiiiiii. Hİİİİİİİİ. Beni görseniz, havalarda uçuyorum. O ne güzel bir telefon, o nasıl bir teknoloji! Siyah beyaz ekran, tuşuna basınca hareket ediyor....böyle aklım almıyorrrr! Hiiiiii!!!!!!!!!

   Ama bir 3310'da mesaj atma, arama yapma dışında yapacak pek de bir şey yoktu. O yüzden babam bana bir hat verdi ve biraz da kontör yükledi. Beni görmeniz lazım, ben uçmuşum. Artık Cansu ve Ayşegül'e mesaj atabilmenin, arama yapabilmenin verdiği mutlulukla, böyle havalı havalı geziniyorum etrafta. Ama öyle benim atmamla bitmiyor iş. Bunlara günde en az iki kere "BANA MESAJ ATINNNNN YAAAAAAAAAAAAAAAA!" diye ağlıyordum, sonra da elimin altında öten bu elimden büyük koca kalasa bakıp, "Ayyyy mesaj gelmişşşşşşş acaba kimdennnnnnnnn????" diyor, kendi kendime mutlu oluyordum.

   Bir kere yılan oyunu vardı. Ayşegül öyyyle bir oynardı ki onu artık yılan telefondan fırlayacak, o derece. Bense iki gıdım yılanı becerip de kendi kuyruğundan kaçıramazdım. Ey gidi. Biz yılan oyunuyla büyüdük be. Şimdi "Angry Birds" le büyüyen bir nesil var. Ey gidi. Şimdiki telefonlara bak. Ey gidi.

   Sonra eskiden noktalama işaretlerinden resim çizme olayı vardı. Kuşlar, ayıcıklar, insancıklar çizerdik. Bayramlarda bunlar özenle yapılır, herkese tek tek gönderilirdi. Hatta bir keresinde bir şekil oluşturacağım diye iki buçuk saat uğraştığımı bilirim, 4.sınıf kafamla. Hiçbir şeye benzememişti o şekil.

   Daha sonra 6. sınıfta pembe, kapaklı bir renkli ekran samsung telefonum oldu. O telefon teyzemde -cansunun annesi- vardı, bir tatlıydı bir güzeldi, o kadar özenmiştim ki, ağlaya zırlaya aynısını babama aldırdım. Böyle çok tatlı bir şeydi. Ama aynı yıl samsung, D-600 adlı bir telefon çıkardı, bir patladı bir patladı, herkeste o vardı neredeyse. Sonra bu telefonun üretimi durduruldu, bir şeyler oldu ya. Ama Allah için çok sağlam telefondu. Annemde vardı, komşunun oğlu 5. kattan aşağı attı bunu, gittik aldık, üstünde bir çizik yoktu. Bunun üzerine ben de bulduğum her aralıkta anneme benim pembeyi kakalamaya çalıştım ama olmadı. Bu telefon çık çirkindi. Hiçbir özelliği yoktu. Çok salaktı. Salak telefon. Anneminki öyle miydi, ne de güzeldi.

   8. sınıfa geldiğimizde yani 2008-2009 yıllarında Samsung E250 dırkşınnnnn diye patladı. Sanki belediye dağıtıyor, herkesin elinde o var!!!! Ben de durmadım hemen babamı ikna ettim -ben sınava giricem ya of ya-, annemin bütün dardarlarına rağmen gittik aldık. Hem de E250nin üst modelini!!!!! O da pembeydi, ama aşşşşşırı güzeldi. Çok ciks özellikleri vardı. Sonra gerizekalı ben denize yanlışlıkla bu telefonla girince -şort giyiyordum, cebindeymiş- telefon suya düşmüş. Sonra kıyıya vurmuş, biri bulup resepsiyona getirmiş, bana geri verdiklerinde gördüğüm şey bir telefon değildi.....bir tuzluktu. İzmir'in denizinde resmen evrim geçirmişti telefon. Tuzlu su balığı olmuştu.

   Babam idare edeyim diye bir takoz verdi, onla da yanlışlıkla havuza atladım -cebimdeymiş-. Bu da bozuldu. Sonra babam "Sana telefon melefon yok." dedi, 10 dakika sonra elimde dokunmatik bir Corby duruyordu. Çünkü yazın o moda olmuştu. Cansu'nun da dokunmatik telefonu vardı zaten. Ve şaşıracaksınız, o da pembeydi.

   İster inanın ister inanmayın, 3 telefonumun da pembeliği tamamen tesadüftü. Yani pembe olmasını istediğim için pembe değillerdi, tesadüfen. Ciddiyim. Hatta depresyona girmiştim neden tüm telefonlarım pembe diye.

   İşte ben o Corby'i kullanmaya devam ettim....ta ki düne kadar. Dün annemle yalan dünya izliyoruz, babam geldi. "Gızım ben bi telefon aldım ama bi türli beceremedim arama yapmayı. Göstersene bana?" dedi. Telefonu bi çıkardı, Samsung Galaxy. Dedim "Babaaağğğğğğ bu neeeeğğğğğğ sen işadamısın al bitane takoz arama yap işte bu ne bunu nasıl kullanacaksın hem de dokunmatik piiii ne kadar kullanışsızz piiiii."

   10 dakika sonra telefonda benim simkartım duruyordu. İşte böyle. İlk defa ben telefona gitmedim, telefon bana geldi. Ben batının kopeği olmadım telefon doğunun kopeği oldu ehehehehhe. :D

4 Nisan 2012 Çarşamba

kız dayanışması

  Zamanın başlangıcından bu yana, erkeklerin anlayamadığı bir olay var.
  "Abi, bu kızlar niye tuvalete hep birlikte gidiyor yahu?!"

  1 milyon ineğin YGS sınavında olduğu gün, biz Dudu'da yemek yiyorduk. (Evet. Ama artık böyle bir zevk yaşayamayacağız çünkü yeni ameleler biziz. Yaşasın vuuuuuhuhuuhhuuhuhuhu. ) Neyse işte oturuyoruz, bir aralık ben "Ben bir lavoboya gideyim ya." dedim. Ardından yanımda oturan Gül'e dönüp "Haydi bacım tuvalete gidelim." dedim.
  Bu laf ağzımdan çıktı, masadaki erkek popülasyonundan hemmmmmmmmen bir "YA BU KIZLAR NEDEN BİRLİKTE GİDİYOR TUVALETE ALLAH ALLAH."
  "EVET YAAA... NAPIYORLAR BİRLİKTE GİDİP? Napıyorsunuz birlikte gidip?" şeklinde naralar yükseldi.
 
  Ben de kısaca "İşerken yardım gerekiyor." deyip Gül'le tuvalete geçtim. :D

  Bir kız tuvalete gittiğinde, normal bir insandan bekleneceği şekilde o ihtiyacını karşılamaz. Tuvaletimizin gelmesi, tuvalete gitmemizdeki ennnnnnnnnnnnnnnnn düşük etkendir aslında. Kızlar tuvalete gidince elini yıkar, yüzünü yıkar, saçını düzeltir, makyajını tazeler, dişlerini inceler falan fıstık. İşte modern hayatın etkileri hıhığm hıhığm.

  Peki kızlar neden topluca giderler?
  Bu bir içgüdü sanırım. Şimdi eğer kızlı erkekli bir masada oturuyorsanız, bunun iki önemli nedeni var;
   a) Tuvalete gitmek isteyen kız arkadaşını masada erkeklerle tek bırakmak istemez.
   b) Tuvalete gitmek isteyen kızın arkadaşı onu tuvalete tek yollamak istemez. Ayrıca onun da aklına tuvalete gitmek gelir.

  Peki bir kızda tuvalet konusunda neden "Aaa evet gidelim, iyi olur." denecek bir ihtiyaç olur? Bunun da üç önemli nedeni var.
  a) Kız aynaya bakmak ister.
  b) Gerçekten gitmesi gerekir.
  c) Masada erkeklerin yanında söyleyemeyeceği bir şeyi söylemek ister. Mesela bir dedikodu.

  Buraya kadar tamam. a)Peki kız neden dedikodu yetiştirmek ister? b) Peki kız neden aynaya bakmak ister? Bunun da iki önemli nedeni var.
  a) Sence? Bunu anlatmamızı beklemeyin.
  b) Yüzünde, görünüşünde onu rahatsız eden bir şey vardır. Tipi kaymış mı diye kontrol etmek ister.

 

  Ama eğer derseniz ki "20 kız 20 erkek oturuyoruz; biri ordan diyor, haydi tuvalete, kızların heppppsi kalkıyor!" sallamış olursunuz.
  Masada eğer 2 kız varsa, birlikte gitmeleri çok normal. Masada 4 kız varsa yine birlikte gitmeleri ya da ikişerli olarak gitmeleri ya da üçlü birli gitmeleri de çok normal. Masada 6 kız varsa ikili, üçlü, dörtlü gidebilirler. Hatta bu sayı altıya kadar çıkabilir. Ama masada 8 kız ve üstü varsa; bunlar kalkıp da koyun sürüsü gibi hep birlikte gitmezler. İlla ki 2-3-4-5 kız kalır.

  Yani demek istediğim bir kızın gitme gereği olur, diğer kız ona eşlik etmek ve gitmişken kendine çeki düzen vermek ister. Bu "gızlık kanunu" dur yani. 3 kız birlikte gidiyorsa ikisinin ihtiyacı, birinin eşlik etme isteği vardır. Yani bunlar böyle. Artık bu konuyu anlayın erkekler. Evet. İşte böyle.

  Ancaaaaaakkk. Bundan çok farklı sebepler de yok değil.
  a) Kız masada söyleyemediği bir şeyi kız arkadaşına söylemek ister.
  b) Kız yapacağı makyaj bilmemne için görüş ister.
  c) Kız masadaki erkeklerden birini kesiyordur, cırlayıp içini dökmek için yanında bir kızı ister.
  d) Kız masadaki erkeği kesiyordur, b seçeneğinden dolayı yanına kız ister.
  e) Kız o ortamda olan birini/olayı görmüştür, çişi de gelmiştir; dedikoduyu da o araya sıkıştırmak ister.
  f) Kızın gerçekten tuvaleti, gitme gereği vardır.
  g) Kız tek başına gidemiyordur. Eşlik istiyordur. O kadar kalabalığın içinde böyle kalkıp tak tuk yürüyemiyordur. Herkes bakar gibi gelir falan. Embesil gibi yürümek istemez.
  h) Kısmet. Şans. Tesadüf. Rastlantı.
  ı) Tuvaletin yerini bilmiyordur.
 
  Özetlemek gerekirse ihtiyaç, eşlik, dedikodu.
  Ayrıca size ne lan? İki dakka durun masada kızsız, nolacak? Ben bu blogu neden yazdım ki bu kadar. Siz de gidin oğlum birlikte. Allah yarabbi.



Upload Music

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı