Ağaca tırmananlar

14 Nisan 2012 Cumartesi

telefonun evrimi

   İlk telefonumu elime aldığımda; 4. sınıfı bitirmiş, şişko, küçük bir kızdım.
   Daha 12 yaşındaki bir kıza telefon vermek çok saçma görünebilir. Ki öyle. Fakat benim telefon isteyişim tamamen hevesten, özentidendi.
   O dönemde Samsun'un epey dışlarında bir yerde bir yazlığımız vardı, çokça bahsettim. İki büyük kuzenim Ayşegül ve Cansu liseye geçmişlerdi. Ayşegül neredeyse artık 50. telefonunu eskitmişti. Ona telefon dayanmazdı, duvara atıp tutardı telefonlarını... Cansu'nun da bir telefonu vardı. Bunlar sürekli mesajlaşırlardı...liseliler. Hatta o lise tercihi yaparken beni de götürmüştü, nedense birden hatırladım.

  İşte o zamana kadar "Ya ne telefonu yea, o da ne yea." diyen ben, bir de baktım telefon istiyorum. Tamamen ablaya özenti işte. Hala da özenirim onlara. Bir gün bütün o kıyafetleri bana kalacak, aşırı umutluyum. Ama Ayşegül hiç yaşlanmadığından -Kız kendimi bildim bileli aynı. Hiçççççç değişmedi.- , Cansu da hiç kilo almadığından bu iş yaş. Ama olsun.

   Neyse işte ben her gün dar dar dar, vik vik vik çene yapınca; annem de elime bir 3310 verdi. Ama öyle bir bezdirmişim ki artık; kendimi de bezdirmişim. Hani elime verseler telefonu, "Al da sus!" diye kendi kafama fırlatacağım. Herhalde annem de böyle yapmaya niyetlendi ama sonra "Bu şimdi kafa yarar, atmayayım." deyip lime verdi. Yoksa atardı yani. İşte böylece gri bir 3310um oldu.

     Hiiiiiiiii. Hİİİİİİİİ. Beni görseniz, havalarda uçuyorum. O ne güzel bir telefon, o nasıl bir teknoloji! Siyah beyaz ekran, tuşuna basınca hareket ediyor....böyle aklım almıyorrrr! Hiiiiii!!!!!!!!!

   Ama bir 3310'da mesaj atma, arama yapma dışında yapacak pek de bir şey yoktu. O yüzden babam bana bir hat verdi ve biraz da kontör yükledi. Beni görmeniz lazım, ben uçmuşum. Artık Cansu ve Ayşegül'e mesaj atabilmenin, arama yapabilmenin verdiği mutlulukla, böyle havalı havalı geziniyorum etrafta. Ama öyle benim atmamla bitmiyor iş. Bunlara günde en az iki kere "BANA MESAJ ATINNNNN YAAAAAAAAAAAAAAAA!" diye ağlıyordum, sonra da elimin altında öten bu elimden büyük koca kalasa bakıp, "Ayyyy mesaj gelmişşşşşşş acaba kimdennnnnnnnn????" diyor, kendi kendime mutlu oluyordum.

   Bir kere yılan oyunu vardı. Ayşegül öyyyle bir oynardı ki onu artık yılan telefondan fırlayacak, o derece. Bense iki gıdım yılanı becerip de kendi kuyruğundan kaçıramazdım. Ey gidi. Biz yılan oyunuyla büyüdük be. Şimdi "Angry Birds" le büyüyen bir nesil var. Ey gidi. Şimdiki telefonlara bak. Ey gidi.

   Sonra eskiden noktalama işaretlerinden resim çizme olayı vardı. Kuşlar, ayıcıklar, insancıklar çizerdik. Bayramlarda bunlar özenle yapılır, herkese tek tek gönderilirdi. Hatta bir keresinde bir şekil oluşturacağım diye iki buçuk saat uğraştığımı bilirim, 4.sınıf kafamla. Hiçbir şeye benzememişti o şekil.

   Daha sonra 6. sınıfta pembe, kapaklı bir renkli ekran samsung telefonum oldu. O telefon teyzemde -cansunun annesi- vardı, bir tatlıydı bir güzeldi, o kadar özenmiştim ki, ağlaya zırlaya aynısını babama aldırdım. Böyle çok tatlı bir şeydi. Ama aynı yıl samsung, D-600 adlı bir telefon çıkardı, bir patladı bir patladı, herkeste o vardı neredeyse. Sonra bu telefonun üretimi durduruldu, bir şeyler oldu ya. Ama Allah için çok sağlam telefondu. Annemde vardı, komşunun oğlu 5. kattan aşağı attı bunu, gittik aldık, üstünde bir çizik yoktu. Bunun üzerine ben de bulduğum her aralıkta anneme benim pembeyi kakalamaya çalıştım ama olmadı. Bu telefon çık çirkindi. Hiçbir özelliği yoktu. Çok salaktı. Salak telefon. Anneminki öyle miydi, ne de güzeldi.

   8. sınıfa geldiğimizde yani 2008-2009 yıllarında Samsung E250 dırkşınnnnn diye patladı. Sanki belediye dağıtıyor, herkesin elinde o var!!!! Ben de durmadım hemen babamı ikna ettim -ben sınava giricem ya of ya-, annemin bütün dardarlarına rağmen gittik aldık. Hem de E250nin üst modelini!!!!! O da pembeydi, ama aşşşşşırı güzeldi. Çok ciks özellikleri vardı. Sonra gerizekalı ben denize yanlışlıkla bu telefonla girince -şort giyiyordum, cebindeymiş- telefon suya düşmüş. Sonra kıyıya vurmuş, biri bulup resepsiyona getirmiş, bana geri verdiklerinde gördüğüm şey bir telefon değildi.....bir tuzluktu. İzmir'in denizinde resmen evrim geçirmişti telefon. Tuzlu su balığı olmuştu.

   Babam idare edeyim diye bir takoz verdi, onla da yanlışlıkla havuza atladım -cebimdeymiş-. Bu da bozuldu. Sonra babam "Sana telefon melefon yok." dedi, 10 dakika sonra elimde dokunmatik bir Corby duruyordu. Çünkü yazın o moda olmuştu. Cansu'nun da dokunmatik telefonu vardı zaten. Ve şaşıracaksınız, o da pembeydi.

   İster inanın ister inanmayın, 3 telefonumun da pembeliği tamamen tesadüftü. Yani pembe olmasını istediğim için pembe değillerdi, tesadüfen. Ciddiyim. Hatta depresyona girmiştim neden tüm telefonlarım pembe diye.

   İşte ben o Corby'i kullanmaya devam ettim....ta ki düne kadar. Dün annemle yalan dünya izliyoruz, babam geldi. "Gızım ben bi telefon aldım ama bi türli beceremedim arama yapmayı. Göstersene bana?" dedi. Telefonu bi çıkardı, Samsung Galaxy. Dedim "Babaaağğğğğğ bu neeeeğğğğğğ sen işadamısın al bitane takoz arama yap işte bu ne bunu nasıl kullanacaksın hem de dokunmatik piiii ne kadar kullanışsızz piiiii."

   10 dakika sonra telefonda benim simkartım duruyordu. İşte böyle. İlk defa ben telefona gitmedim, telefon bana geldi. Ben batının kopeği olmadım telefon doğunun kopeği oldu ehehehehhe. :D

1 yorum:

  1. I have also a telephone Samsung Lafleur and I've found out that is the telephone most selled at this time in Romania.Congratulations for your Samsung Galaxy hope it will become very useful!Carmen

    YanıtlaSil

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı