Ağaca tırmananlar

24 Ağustos 2012 Cuma

doğumgünüm!






 HIĞAĞAĞAĞAĞĞAĞA
ĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞA
AAĞAĞAĞAĞĞAĞAĞA!

SONUNDA DOĞUMGÜNÜM GELDİ!!!!!


    Çok saçma bir günde doğduğumu ve bu konuda kendime ne kadar dalga geçtiğimi hepiniz biliyorsunuz. :D
"Yıldız birden seçime gitsek biz oy vereceğiz sen veremeyeceksin jhskdsff."
"Yıldız biz evleneceğiz sen evlenemeyeceksin hssdjhfdsfs."
"Yıldız üniversite başvurusuna gittiğimizde sen 17 olacaksın almayacaklar seni kdhsfhsf."
"Araba süremeyeceksin Yıldız kjhsldfdf."

  Ama sonunda o gün geldi çattı. Artık 17 yaşındayım. Arkadaşlarımın hepsi 18 olacak şimdi ama olsun kjdhaskjasd. :D :D :D

  İlginç bir şekilde bu yıl, bütün sınıfım şehiriçindeydi ve onlar kendileri "Sizde kutlayalım." diye bir öneride bulundular. Ben de tamam dedim. SONRA KUTLADIK İŞTE KUTLADIKKKKKKKKKKKKKK!

  Tamam başa dönelim.
  Bu sabah son birkaç aydır olanın aksine ilk defa 9.30'da uyandım. "Ahh ne güzel bir gün :):):):):" dedim kendi kendime. Sonra kapıda annem belirdi. "Kalk kız uykucu yapacak çok iş var çağırdın arkadaşlarını başıma dert açtın....daaaadadadadadadar.....kalk tozları al pırıl pırıl edeceğsin bu odanı!" diyerek günümün içine şitti. Benim için gün bitti. Gerçeklere döndüm. :D

   "Anne bi dur ya daha doğalı bikaç saat oldu allasen." dedim. Yok yok, bu kadın beni kesinlikle bu görev için doğurdu. Küçükken  "Yeteğrrr bıktım tozları almaktan bir kız doğurup paso toz aldıracağım." dedi. :D

   Ardından bir sürü toz moz'dan sonra hazırlıklara başladım, bugün 40 yılda bir geliyor, insan her gün doğmuyor sonuçta -özellikle de ben.. :(:(:( ağustos.. :(:(:(- , çok güzel olmalıyımmmmmmm süs püs derken bir baktım saat almış gitmiş....dershaneye de geç kaldım hal böyle olunca.
 
   Girdim oturdum sınıfa, bizimkiler ben gelmeden önce dersten bir saat erken çıkmak için hocadan izin istemişler. Bana dediler böyle dedik hocaya, ben de tamam dedim, hoca da duymuş olacak ki bana bakarak dedi ki "Hah evet madem bugün özel bir gün diyorsunuz, bir saat erken çıkıp arkadaşınızın doğumgününe gidersiniz. Benim için de ona iyi dileklerimi iletin."
   Yanımda oturan Sonay "Hocam Yıldız'ın doğumgünü bugün." dedi. "Haöylemihığmshsaa." oldu hoca orda. akjdhaskdgsda :D
 
   Neyse sonra hep birlikte dershaneden çıktık, dolmuşa bindik.
   Dolmuşta gidiyoruz içimden diyorum ki "Allahım çok yaklaştık....kutlayacağız....inanamıyorum! Ya bir terslik olursa? Lan ya şimdi bi deprem tusunami olursa? Ya araba kazsa yaparsa? Ya kıyamet koparsa! :O:O:O" yemin ediyorum düşündüm bunları. Kıyameti bile düşündüm. Her şeyi düşündüm. İnanamıyordum çünkü. :D

    Sonraaaa geçen sefer 8 kişiyle kaldığımız asansöre binip (ben yine darlandım içerde :D) eve geldik, biraz oyundu muhabbetti dedikten sonra ben doğumgünü çocuğu olarak elbisemi giyinmeye gittim. O esnada kapı çaldı ve Nadide ile Sonay geldi. Onlar bi arkadaşlarıyla buluştukları için birazcık geç gelmişlerdi.

   Sonra sofralar kuruldu, annemin kendi elleriyle yaptığı pasta ortaya geldi!
   

  Ardından ben servis edip oturdum. İçeridekilere "Şşştt hadi gelinnnnnnnn..." dedim. Kapıdan Sonay elinde kamera beni çekerek girdi, gülümsedim, ağzıma bir lokma pasta attım. Sonra kafamı bir kaldırdım, salon kapısından içeri ELİJAH GİRİYOR. ELİJAAAAAAAAAH ELİJAHHHHHHHHHHHHHHHHH!

  Aynen şöyle oldum bakın:
   video

  Kartondan olduğunu anladım tabii ki, ama bir salise için gerçek sandım. Şoka girdim. Anlayamadım. :D Ve gerçekten dakikalarca ağladım orda. :D Of şu an yatağımın üstünde duruyor allahım çok güzel ^^ :D

  Hayatımın şokunu yaşadım. Hiççççççççççç böyle bir hediye beklemiyordum. Hani ben bile böyle bir şey yaptırmayı hiç hayal etmedim. "Ne z...nas....nasıl yani ya? Ne zaman yaptırdınız bunu?" diye kekeledim ağzım yamuştu orda. :D
  Dün benden habersiz inmişler meydana, önce iki saat elijahın tam boy resmini aramışlar. "Yok bacım :D:D:" diyor Nadide. "Kimse Elijah'ı kısa diye boydan çekmemiş :D:D:D:D" jshdhgsadsfd :D  (Ama karton Elijah tam boyu boyuma huyu huyuma çok güzel bir çift olduk hıhığm. :D)
   Sonra bu resmi bulup sevinç dansları içinde Yusuf Rizeli amcamıza götürüp yaptırmışlar. :D Sonra mukavva alıp Sude'nin evine gitmişler, bunu yapıştırmışlar, kesmişler yani çok emek vermişler anlayacağınız.
   Hayatımda daha önce hiççççççççççççç bu kadar güzel bir hediye almamıştım. Artık ddaha hiç hediye istemiyorum. (Yoo seneye Elijah'ın kendisini getireceğsiniz. :D) bsgffddasadbaas.
  Ya canlarım ya. :D Hiçççç çaktırmadılar bana. Ben giyinirken sokmuşlar onu eve. Hiçççç çakmadım. Allahım o kadar mutluyum ki o kadar seviyorum ki sınıf arkadaşlarımı diyecek söz bulamıyorum. :D ÇOK SEVİYORUM SİZİ.
 
  Sonra hepsini öptüm, ağladım, yerde tepindim, sarıldım okşadım Elijah'ı. Daha sonra masaya geçip Elijah'ı baş köşeye koyduk, birlikte yemek yedik. Sonra fotoğraf çekildik, büyüklerin ellerini öptük, dans ettik her şeyi yaptık Elijah'la. :D

  Daha fazla söze gerek yok bence fotoğraflarla destekleyeyim bu blogu. :D
  Yeni yaşım çok güzel geçecek biliyorum, çünkü bütün mumları söndürdüm hıhığm ve artık Elijah'ım var hııhğm. :D
  Çok güzel bir gündü, bunun gerçekleşmesini sağlayan anneme, annaneme, arkadaşlarıma, Yusuf Rizeli'ye, Deniz Teyze'ye (:D) çok teşekkür ediyorum! Sınıfım benim herşeyim. Gerçekten. Onlarsız ne yapardım hiç bilemiyorum. :D
   (Seneye eve çıktığımızda bu Elijah salonda olacak ne kadar sevmeseler de Elijah'ı görecekler her gün dssdhasjds kendileri kaşındılar :D :D :D)

   Evet hepinizi çok öpüyorum, kutlayan herkese gerçekten gönülden teşekkür ediyorum. :)

    
    
 
   
    
   




VEEEEEEE BU DA ELİJAHLA İLK DANSIMIZIN VİDEOSUUU :

 
   video

17 Ağustos 2012 Cuma

Sudelinda Efsanesi bölüm1

   Kaç aydır taslaklarda duruyor, bir nasip olmadı yüklemek.
   İstanbul'da internetsizlikten, sıcaktan, sıkıntıdan kıvranırken birden aklımda "Neden çocuklar için çok kötü örnek oluşturacak bir çocuk masalı yazmıyorum?" gibi saçma bir düşünce oluştu. Sonra farkettim ki eğer biri çocuk masalı olacaksa, o tanıdığım en müthiş insanlardan biri olan Sude olmalıydı. İlerde bir gün Prenses Sudelinda'nın; Cinderella, Pamuk Prenses, Uyuyan Güzel arasındaki yerini alacağından eminim. İyi okurlar.

   
Evvel zaman içinde, açık denizin ortasında, varlığından yaşayan pek az kişinin haberdar olduğu büyük bir krallık varmış.
   Bu krallık dış dünyadan tamamen bağımsız, kendi içinde devam eden mutlu bir yermiş. Ve halkına çok iyi davranan, şen şakrak bir kadın tarafından yönetiliyormuş; Kraliçe Deniz.
   Halk bolluk bereket içindeymiş; tarlalar her zaman dolu, ağaçlar her zaman meyveli, yağmurlar sık, ürünler bolmuş. İnsanların hepsi mutluymuş ve kendilerinden hiçbir şeyi esirgemeyen kraliçelerini de çok severlermiş.

   
Kraliçe de halkının bu mutluluğundan çok memnunmuş ama o, dışarıdan ne kadar mutlu görünse de içten içe kendini yalnız hissediyormuş. Kocası Kral uzun zaman önce tahtı ona bırakarak bu dünyadan göçmüş. Kraliçe de artık yaşlanmaya başladığını hissediyormuş fakat tahtını bırakacağı bir çocuğu yokmuş.

   Böylece bir sabah kraliçe, sarayından ayrılarak, krallığında yaşayan neredeyse en yaşlı kişi olan Bilge Adam'a akıl danışmaya gitmiş. "Ah Bilge Adam! Bir çocuğum olsun istiyorum. Söyle! Ne yapayım?" demiş.
   Bilge Adam küçük, küflü klübesinin zeminini tamaaaaamen kaplayan uzun, beyaz sakalını ovuşturarak "Denizlere açıl." demiş. Kraliçe şaşırmış. "Denizlere açılmak mı?!" diye bir çığlık koyvermiş. "Ama yokluğumda krallığa kim bakar? Bu konuda kendimden başka kimseye güvenemem." demiş.
   Bunun üzerine Bilge Adam uzun sakalını yine ovuşturmaya başlamış. Fakat bu sefer, sakalından bir tohum çıkararak kraliçeye vermiş ve "Bu tohumu güneş tam tepeye gelmeden önce kendi gölgenin vurduğu bir yere  1 tel saçın, 3 damla kanınla birlikte ek. Sonra gölgen canlanır ve sen bir daha bu topraklara adım atana kadar senin görünümünde kalır. Döndüğündeyse kendiliğinden yok olacak, tekrar senin gölgen olacaktır." demiş.

   Ertesi gün güneş tam tepeye çıkmaya yakın, kraliçe hiç vakit kaybetmeden sarayın bahçesine çıkmış ve tohumu ekmek için düzgün bir yer aramaya koyulmuş. O sırada bir kuş kraliçenin tam omzuna konarak elindeki tohuma bakmış. İyi kalpli kraliçe gülümsemiş, "Hayır, küçük kuş, bu senin için değil." demiş. Ardından durarak gölgesiyle kara gözüken önündeki toprağa tohumu ekip, 3 damla kan damlatmış ve saçından bir tel koparmış. Toprağın üstünü kapatıp beklemeye başlamış. Az sonra güneş tam tepeye çıkmış ve kraliçenin gölgesi yok olmuş.
   Toprak birden sallanmaya, sallanıp gümbürdemeye, gümbürdeyerek yukarı doğru kabarmaya başlamış. Ve birden yükselen toprak bir kadın şeklini alarak durmuş, eski haline dönmüş.

   Kraliçenin tam karşısında onun tıpatıp aynısı biri duruyormuş. Karşısında, gölgesinin beden bulmuş hali varmış.
   "Merhaba?" demiş kraliçe olayın garipliğine gülerek. Gölgeden ses gelmemiş.
   "Konuşabiliyor musun?" diye sormuş bu sefer. Gölge başını hayır anlamında sallamış. "Olsun." demiş. "Herkese mümkün oldukça gülümse ve eğer bir sorun olursa vezire veya bilge adama mektup yaz. Onlar her şeyi halleder." demiş ve sonra kimselere görünmeden limana giderek bir sandalla denize açılmış.

   Tüm bunlar olurken sarayın bahçesinde dolanan küçük bir kuş, gagasıyla yerden bir saç teli almış. Talihsizlik o ya, aslında kraliçe başından yanlışlıkla iki tel koparmış! Teli alan kuş uçmuş uçmuş ve birden durup yere konarak büyümeye başlamış. Büyümüş de büyümüş. Az sonra bir cadıya dönüşmüş. Evet, denizler ülkesinin varlığından gerçekten de yaşayan çok az insan haberdarmış fakat, biri de bu kötü kalpli cadıymış. Hemen teli bir kazana atıp iksir yapmış ve içer içmez Kraliçe Deniz'in görünümüne bürünmüş. Ardından kimselere görünmeden saraya gizlice girip kraliçenin odasına çıkmış ve orada oturmakta olan kraliçenin gölgesini bir dolaba kapatıp dolabı da sihirle mühürlemiş. Zaten konuşamayan gölgeyi kimse de farkedememiş. Böylece cadı, gittiğini kimsenin bilmediği kraliçenin yerine geçerek, o sanki hiiiiiç gitmemiş gibi ülkeyi yönetmeye başlamış.

   Bu esnada asıl kraliçe......
   Devamı haftaya ehehehe ibnelik ehehehee.

*********************************************************************************

Ha bir de ygs sonuçları açıklanmış. Artık ben de resmen bir ygs kaplanı oldum. O yüzden üstteki şey motivasyon :D

14 Ağustos 2012 Salı

oyun



   Malumunuz yaz dönemindeyiz ve çoğumuzun, daha doğrusu feyste havuzbaşı albümü açamayacak şekilde sürekli evde olanlarımızın, yazın yapmayı en çok sevdiği şey bilgisayarın başına geçip 7/24 oyun oynamaktır! Eveet!
   Hele de Ramazan'da yapacak pek bir şey olmadığı için, vakit en iyi böyle geçiyor. Geçen gün 12'de kalktım, yun oynayayım dedim sonra bir baktım saat almış gitmiş iftara yarım saat kalmış. Şoka cirdim orda. Hiç acıkıp susamadım bile.
   Ama tüm bunların haricinde ben gerçekten bir bilgisayar oyunu hastasıyım. O kadar çok seviyorum ki, ertesi gün sınavım olsun, yine en azından 1-2 saat açar oynarım. O derece yani.

   Neyse 1 gün önce, kardeşim Orhan'ın -o tam bir oyun canavarı- tavsiyesiyle Ao Oni adlı dandik bir japon oyunu indirdim. İnmesi tamı tamına 3 dakika sürdü, o kadar dandik :D. Sonra oyun başladı, Allah'ım hayatımda hiç aynı anda hem bu kadar komik olup hem de bu kadar korkunç olabilen bir oyun görmemiştim. Bir an "bu ne la jasdgsjkgsdsg" diyip diğer an cırlayarak "AHHHHHHHHHHHHHHHHHHH KAAAAAAAAAAAAAÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇ" diye kendimi yırtıyordum. Hatta bir ara annemler içeri dalıp" Kız noluyor bişey mi oldu biyerinize?!?!!??!!?" dediler yarıldım gülmekten. :D
 
   Anlayacağınız çokkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk güzeldi. Bu 2 gün boyunca hiç durmadan, başından kalkmadan oynadım ve bugün sonunda bitirdim. Sonra tekrar açtım tekrar oynadım. :D O derece güzeldi. Çok güzeldi. Aşırı güzeldi. Önünü alamadık. Pek güzeldi. Bu yüzden beeeen siz sevgili okurlarım için, dedim ki kalkayım bu hafta bir oyun yazısı yazayım ve de buna görüntü de koyayım! Yağğğğğğğğniiiiiiii sizler için üşenmedim aşağı yukarı 20 dakikalık bir gameplay videosu çektim.
    Fakat onu buraya yüklemem imkansız gashghga sabaha kadar beklemem gerekir. :D O yüzden her yeri keserek sadece cırladığım bölümlere kadar kısaltmak zorunda kaldım :( Ama olsun zaten oralar eğlenceli.  :D

   Lakin, bir teknoloji özürlüsü olduğum için, bilgisayara ekran kaydedici kurmak yerine bildiğin kamerayla çektim. Bir teknolojik alet diğer teknolojik aleti çekince nasıl bir cızırtılı görüntü oluyor bilirsiniz, hah işte biraz öyle oldu maalesef, kalite de düşük oldu ama olsun anlaşılmayacak derecede değil. Neyse zaten siz çığlıklarıma bakacaksınız orda, olsun görüntü pek mühim değil. :D Hepinize iyi eğlenceler diliyorum, ışığı kapatın, kulaklıklarınızı takıp hoparlörleri son ses açın,  umarım beğenirsiniz. :D


video


 Yoksa çok bi korkmadınız ya da pek bi çığlık duymadınız mı? Tamam. O zaman...............SÜRPRİZ VİDEOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO!

  Burada en az 50 kere çocukluğumdan beri Nosferatu adlı bir oyunun etkisinde olduğumu anlattım.  Taaamaaaam bilmeyenleriniz için Nosferatu'yu birkez daha özetleyeceğim.  
   Bundan yaklaşık 5-6 yıl önce bir gün komşuya inmiştim, o da bana "Abimin bilgisayarında bir korku oyunu var, çok korkunç diyor açalım mı ehehehehe." deyip yanıtımı beklemeden açmıştı ve beni korkudan resmen altıma ettirmişti. Sonra o kız taşındı gitti burdan, ben yıllarca bu oyunu aradım. Kime sorduysam bulamadım, cdciler, rus pazarı......yoktu resmen. En sonunda netten indirdim ve işte burdayız. Artık bitti. Ama hala daha çok korkuyorum oynamaya. Ama kardeşimle çok sıkıldık, napalım oynayalım dedik, sonra da kayda aldık bunu. Bazı yerlerde seslerimiz çok benziyor ama cırlayan hep benim ahahaha.
(Not: Bunun görüntü kalitesi daha berbat çünkü masaüstünde çektim, masaüstü monitörüm dinozor resmen biliyorsunuz.) İyi seyirler. :D

   video
 

9 Ağustos 2012 Perşembe

kakule

    Neeeeeeeeeeeeeeeeeeee zamandırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr , çoooooooooooooooooooktandırrrrrrrrrrr bir ukulele istiyordum. İstanbul'dayken sonunda aldım ama gerçek değildi. Yani pazarlama harikasıydı sadece, üstünde bakır teller vardı, vurunca "dongurr" diye ses çıkarıyordu.  Fakat sonra trabzon'a gelince kendi ellerime gitarımın tellerinden söküp taktım veeeeee oldu veeeeeee bir şarkı öğrendim! 

   Sonra farkettim ki bu blogun adının "Daldaki KEMANCI" olmasına rağmen ne bir şarkı var ne bir keman! Bu yüzden bugün açlığın verdiği sıkıntıyla yaptığım 36 ses kaydına bir baktım ve içlerinden birini blogumun yazılımcısı -evet bir yazılımcı işe aldım ama ikimiz de çulsuzuz bir para kazanmıyoruz burdan- ve büyük takipçisi ve "Şu olmuş mu bu nasıl bunu okudun mu" diye her şeyi onun üzerinde test ettiğim arkadaşım Selim'e gönderdim.

   O şimdi dinliyor şarkıyı, ben heyecandan oturduğum yerden çemkiriyorum; "Başı çirkin, sonu çirkin, ses kötü, bunu iftardan sonra kaydettim o yüzden sesim garip, sanatçılar açken söyler, diyafram, do re mi fa sol la si do bıdı bıdı vıdı vıdı..." diye. Nasıl bir sanatçı kaprisi varsa bende artık. :D
  O da tam tersine "Çok beğendim bak at bunu yoksa ben atarım internete!!" deyince şok oldum. Beğenmiş mi :OOOOOOO O iğrenç şeyi mi ? :OOOOOO Artık yoldan geçen adama kaset yaptıkları günümüz müzik endüstrisine bile kakalayamayacağımız kötülükteki şarkıyı mı :OOOOO. Evet!

   Sonra ben de onu buraya koymaya ve bundan sonra da gerek keman olsun gerek ses, arada türlü türlü şarkılar atma kararı aldım. Hatta bir gün blogtv'de canlı şov yapmayı çooooooook istiyorum. Böyle hem şarkı söylerim hem de birkaç blog yazımı ayrıntılarıyla anlatırım, çok güzel olur. Ama muhtemelen kimse izlemeyeceği için güzel bir akraba akşamı olur diye düşünüyorum. Bizim aileye izletirim zorla çünkü. :D

   Neyse şimdi şarkıya geçelim.
  Bunu ben ilk Elijah'ın oynadığı bir güneş gözlüğü reklamında duydum. Şarkıyı aşşırı sevmiştim ve de ukulele ile çalındığı çok açıktı. Bir de işin içinde Elijah var, bu yüzden ukuleleyi elime aldığım anda çalmaya çalıştığım ilk şey bu oldu. Hatta ukulele istememin temel sebeplerinden biri bile olmuştu bu şarkı.

   Her akşam sahura kadar çaldım. Her akşam. Hiç bilmediğim bir müzik aletiydi ve öğrenmem gerekiyordu. Zavallı teyzem de benimle aynı odada kaldığı için hiç uyuyamadı kadıncağız. Çok da kötüyüm ha. Kadın zaten uyku sorunları çekiyor, bir de gel sabaha kadar tıngır mıngır öttür orda. Ayıp yahu.
   Artık ne kadar bıkmışsa teyzem, bir gün anneme demiş ki "Ha o kakulesini çalıp duruyor yeteğğğğğğğğğğr." KAKULE. GDSFJGSLLHDŞHJHDJFLSLDCFGDS.

   Bugün aradı beni, "Kakuleni çalıyon mu?" dedi yine çok güldüm. Kakule ne ya. :D Ama ukuleleme bu adı verme kararı aldım. Artık onun adı kakule.

   Mutlaka dinleyin, yorumlarınızı bekliyorum. İsterseniz buraya yazın, isterseniz iki dakka yildizzasar@gmail.com 'a mesaj atın, hatta ve hatta blogda yapmamı istediğiniz bir şey, çalmamı istediğiniz bir şarkı varsa twitterım ddaldakikemanci ona yazın, http://daldakikemanci.tumblr.com tumblrdan soru atın yani ulaşın bir şekilde. Hiçbirini yapamıyorsanız deyin feyse ekleyeyim sizi konuşalım asdfghjk.

   Ahhhhhhhhhhhhh çok heyecanlandım ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh. Yayınlama bu yazıyı! Sil! SİL!


   video

8 Ağustos 2012 Çarşamba

rus

   Geçen yaz Gençlik Olimpiyat Oyunları'nda görevliydim, biliyorsunuz. İrlandalılar, Gürcüler ve Slovakların kaldığı ortak bloğun resepsiyonuydum. Sonra orada, benden bir yaş büyük bir rusla tanıştım. Hemen arkadaş olduk, ilk günde! Çünkü aramızda bir bağ vardı, o......25 Ağustos doğumluydu.
   Neyse adını yazmayacağım adı M. olsun. Çünkü burayı okursa bir şekilde anlar yani. Türkçe bilmiyor ama çok pis türkçesi var ha. Bir de bilmese de türkçeyi bakıyor bloglarıma, "Rus" kelimesini ve kendi öz adını görse anlayacaktır, salak değil ya adkfdsdg. Neyse.

   Biz tanışalı tam 1 yıl oldu, ve hala konuşuyoruz. Aslında başlarda çok konuşuyorduk, sonra olay benim bir paragraf yazmam, onun 30 dakika sonra bir kelime yazmasına döndü. Çok daha sonra olay 3 aydan 3 aya mesaj atmamıza döndü. Daha daha daha sonra olay, "skypeta konuşalım yarın tamam mı." deyip benim 5 saat aralıksız monitöre bakarak beklememe rağmen gelmemesine döndü. Takmıyordu anlayacağınız beni, o çok kuğuldu.

   Şimdi bu çocuk sarışın, mavi gözlü, atletik, komik svsvsvsvsvsvsvs. Mesajı aldınız mı? Yani demek istediğim, onu ilk gördüğüm andan itibaren kesme komasına girdim. Hem de adam Rus, her gün birlikte takılıyoruz, bilgisayarda COD oynuyoruz -hem de olimpiyatlar devam ederken sadhas- hem de ölümüne harry potter fanı!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Yani önümde onu kesmemek, ona aşık olmamak için hiçbir sebep yoktu. Hayattan bekleyeceğim her şey onda vardı. En önemlisi.....o 25 Ağustos doğumlu. Evren resmen "O senin ruh ikizin, Allah onu bu Allah'ın trabzonuna senin içni gönderdi...." diyordu.

   İşte bu 1 yıl boyunca anlayacağınız gibi ben sürekli 10 sayfa mesajlar atan, sürekli "i miss you so much :(" diyen kesici kız rolündeydim. O da 534534153 dakika sonra "Yes." "No." "Okay." "See ya." yazan kesilen ve sonuna kadar bunun farkında olan erkekti. Ben de en sonunda bir gün "Ehhh yeter be Allah'ın rusu!" deyip saldım çayıra.
   Sonra geçenlerde gerçek olimpiyat oyunlarını izlerken aklıma o geldi. Bana İngiltere'ye gitmenin en büyük hayali olduğunu söylemişti. Hatta o olimpiyatlara hocası gidiyordu ve bu yüzden kıskançlıktan çatlıyordu.
  Bütün kesici triplerimi bir kenara bırakıp "Maksim, seni çok özledim, bir gün konuşalım mutlaka." dedim. Şaşırtıcı bir şekilde, anında cevap geldi. "EVET KONUŞALIM!" diye. İşte o gün bugündür konuşuyoruz.
 
  Daha az önce bitirdik konuşmamızı mesela. 3buçuk saattir konuşuyorduk, ondan önceki gün de kameralı konuştuk, anlayacağınız konuşuyoruz, tamam. Ama ben tabii ki hala kesici rolündeydim. Bu yüzden önceki gün biz kamerada konuşurken "Senden sonra sevgilime kamera açıcam, Yunanistan'da şu an." demesiyle ben orda  şokun şokuna girdim.. Sevgilisi vardı!

  Ama aslında ilk tanıştığımız zaman da bir kız arkadaşı olduğunu biliyordum, çünkü bana fotoğraflarını göstermişti. (Ki az önce dedi ki bu iki kız aynı değil, bu yeni kız arkadaşı.) İşte biliyordum ama kesmeyi bırakamadım! Ben kesiciydim ve o 'sevgilim var' derken tek duyduğum "İşte bu kız benim blalalalallalalalalalalalalalallalala." olmuştu. Sınıf arkadaşı da olabilirdi, lütfen.

  Ve de kesici kız olarak bir umut sürekli kesmek zorundaydım. Hani sevgili olacağımızdan değil, o benim için resmen Brad Pitt'ti ve ben de onun yan dairesinde oturan Çirkin Betty'dim. Her gün Angelina Jolie'yi ve peşinden giren 6 çocuğu görüyordum ama kesmeyi bırakamıyordum. Çünkü o Brad Pitt . :(

  İşte bugün konuşuyoruz, Allah'ım....bana rus kız arkadaşının, o rus yellozun seksi resimlerini atıp duruyor. Kız zaten çoooooooooooooooooooooooookkkkkkkkkkkk güzel -çünkü rus- atıp atıp duruyor. Bir de aslında şaşırdım bugün, tam burada durmuş blog yazıyordum başka bir konuyla ilgili, skype da öyle açık duruyordu birden geldi ve "Merhaba!!!!!!!!" yazdı. Sonra yazmaya başladı nasılsın, nasıl gidiyor diye. Normalde ben 5 cümle yazarım, o tek harf yazar. "Allah'ım noluyor?" oldum bi an.

   Neyse atıyor işte resimler, ben de bakıyorum öyle, sonra bir resim daha attı, bi açtım..... Resimde sevgilisinin göğüs bölgesine yaptırdığı dövme var. ŞOKAAAAAAAA GİRDİMMMMMMMMMMM ORDAAAAAAAAAAA.

  "PEKİ BUNU BANA NEDEN GÖSTERİYORSUN GERİZEKALI." dedim. "MANYAK MISIN NESİN (bunun ingilizcesi are you freak or not agsdkjgl chicken translate) ALLAHIM NEDENNNNNN NEDENNNNN GÖSTERDİN BUNU BANA M.....!" dedim.

   Güldü. "Ahahaha you are funny.". dedi bana.
  Allahım nasıl bir kolpayımmmmmmmmmm nasılllllllllllllllllllllllllllllllll.
  Neden hep böyle ilginç kolpalar yiyorumm nedennnnnnnnnnnnnnnn.
  Nedennnnnnn kolpaland diye bir ülke kursak ben kraliçesi olurum nedennnnnnnnnnnnn.
  Nasıl bir sınanma yaşıyorumm nasıllllllllllllllllllllllllllll..

  Ben de o celallenmeyle, o panikle dedim ki "Sus, kes. Gösterme bana şunları, benim de bir erkek arkadaşım var." Kİ YOK ÖYLE BİR ŞEY.
 
   Bunu duyunca hemen "WHATTTTTTTTTTT SHOWWWW MEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE!" yazdı. "SEND ME HİS FACEBOOK LINKKKKKKKKKK!" yazdı. Tabii ben orda yusuf yusuf, üçyüz beşyüz oldum.... Kimin resmini atacaktım? Google'ı açtım, yakışıklı erkekler yazdım, sonra "Manyak mısın Yıldız." deyip kapadım.
 
  "Napcan görüp ya...hayır atmayacağım."
  "Ya atsanaaaaa ATTTT."
  "HAYIRRRRRRR."
  "ATMAN LAZIM! AT HEMEN!"

  Atmam mı lazım? "NEDEN?" dedim.
 

  "Çünkü ben senin Rus Abinim. Sevgilin varsa bilmem lazım." dedi. 


  Birden orda, içeride, yani beynimde bir şey "klink." etti. "Abinim...." Rus ağbi? Ağbi? "Abinim senin...". Birden bütün renkler daha renkli, bütün ışıklar daha parlak, bütün facebook anasayfam daha güzel göründü gözüme. Resmen evrenin sırrına ermiştim. "Abinim..."


  Evet, biz sürekli konuşuyorduk, görüşüyorduk, ben onu hep kesiyordum ama aslında o.....benim çok yakın arkadaşım olmuştu....o benim rusya'ya gidersem otel parasından yırtmak için evinde kalacağım kişiydi ....o beni rus barlara götürüp sonra "Bak sana birkaç erkek tavlama ipucusu vereyim." diyecek olan kişiydi....o benim Rus Abimdi.

   Sonra ona karşı hissettiğim tüm kesme duyguları birden kardeş duygularına döndü. Çünkü hayatım boyunca hep bir abim olsun istemişimdir, hep. Aynı bu çocuktaki gibi, sevgilisinin göğsündeki dövmeye kadar her şeyi konuşabileceğimiz, birlikte oturup müzik dinleyebileceğimiz, sinemaya, Rusya'ya gidebileceğimiz biri....

  "Yaaaaa öyle miğğ." dedim. Sonra paintten "Sevgilim yok tabii ki de GERİZEKALI." yazıp al sevgilimin resmi bu diyerek attım ona. O da bana cevaben "Fuck you ahahahahaha" dedi. Çünkü o benim ağbim <3. Abiler kardeşlerine S*ktr git der. Agdsfdsşdsgdfssddrg.

  Sonra abi-kardeşin konuşabileceği her şeyden konuştuk. Bana "Ehhhh şişko değilsin ama birazcık spor kimseyi öldürmez sabahları koş, toparla kendini." dedi, çünkü abiler kardeşlerine "göbeğin büyümüş okula yazdır." der. Sonra bana kızarkadaşlarını vs anlattı. Tam bir piçmiş anlayacağınız. "Benim bir stilim var. Kız bana sevgili olalım mı der. Bu yüzden bazı insanlar iğrenç olduğumu düşünebilir ama banane." dedi.

  İçimden "Hay senin stilini yiyim salak apaçi." dedim. Güldüm sonra, aklıma erkek kuzenlerim geldi. Onlar da bana sürekli kızarkadaşlarını anlatır ve ben "LA NE KADA MALSINIZ" derim ama gülerim. Bunda da güldüm. Dedim ki "Sen ne dersen de, asla mal ya da iğrenç ya da kötü olduğunu düşünmeyeceğim çünkü değilsin ve seni çok seviyorum." dedim . O da "ohhhh tenks." dedi.

  Sonra birden geçen gün kız arkadaşıyla ne tür şeyler yaptıklarından bahsetmeye başladı.

  "KAPA ÇENENİ. LANET OLSUN SANA. FİKRİMİ DEĞİŞTİRDİM. İĞRENÇSİN SEN. GERİZEKALI PİSLİK. MAL. SUS. YÜRÜ GİT. DEFOL." dedim. Güldü, kahkaha krizine girdi orda çünkü o benim ağbim, sonra da çıktı işte. Ne mal abisin sen ya. Olmaz olsun senin gibi ağbi.

  Ah canım abim...

1 Ağustos 2012 Çarşamba

feriha

  Yazın ne yapacağını bilemediğin o çaresizlik duygusu var ya; hah, KanalD onu çok iyi kullanıp sömürüyor. Basıyor bütün yıl yayınladığı ve benim çoğunlukla "Bunu kim izler ulan ya ne kada saçma ALLLAH ŞU SAHNEYE BAK ALLAHIM NASIL BU GADA SAÇMA OLABİLİR." dediğim dizileri, sonra benim gibi salonda sıkıntıdan yatıp yuvarlanan kişiler mecburen izliyor.

  Şu an mesela aşk-ı memnu var ama ondan şikayetçi değilim ölümüne izliyorum kjgfkhf. Kitabını da okuyorum çok heyecanlı jhadlak.

  Neyse konumuz bu değil. Konumuz Feriha. Ayşegül hep izliyordu, ben de onun götünden ayrılmadığım için onla izliyordum. Başlarda "Habu oğlan hala bilmiyor mu bu gapıcının gızı olduğunu kjhgkjgd. Yaaaaaaaaaaaaa allllllllaaaaaaaaaaaaah saçmalamanın dibi skugdkujfhgaılfgadjsfjbfdjlfldsfd..." cümlelerim daha sonradan "Bak bak zilli Hande'ye bak, yellozzzzzzzzz. Ya feriha sen de ne kada malsın niye 1 milyarlık ayakkabı alıyorsun ama ayakkabı da güzelmiş hağ." ya, sonra da "HAYIR EMİRRRR FERİHA SUÇSUZZZ DESENE GIZIM SUÇSUZUM DİYEEE DESENEEE NİYE YALANCI ÇIKARIYORSUN BENİĞĞĞ." ye döndü.

  Bir gün yine izliyorum, annem de diğer koltukta çamaşır katlıyor; Emir'le Hande kaza yapmış, hastanedeler.
  Cansu kendini yerden yere atıyor diyor ki "Hayırrrrrrr onu görmeliyimmmmmmmmm hayırrrrrrrrrr hangi hastanedeeeeeeee lütfeeeeeeeen ühühüh.". Annesi de diyor ki "Kızım saçmalama, hiç tanımadığın bi adam için ne hallere düştün, sakin ol, kendine gel, o seni tanımıyor bile!"
  "Hayırrrrr ben onu tanıyorum ama, onu kendime çok yakın hissediyorum hayırrrr onu görmeliyim, izin vermem ölmesine hayırrrrr."
   Sonra Feriha'nın annesi geliyor, Cansu hastaneye gitmek istiyor, annesi izin vermiyor. Cansu diyor ki "Sen de onlar gibi deli diyorsun bana di mi...Hiç tanımadığı, elin adamı için yataklara düştü, kendini rezil etti, kafayı yemiş bu diyorsun di mi... Ben de açıklayamam neden ama öyle hissetmiyorum, sanki hep benimle yaşıyormuş gibi. Deli dersen de, banane, ben onu seviyorum, hastaneye gideceğim işte. Kimse beni anlamıyor ühühühü."

  Orda gözüm anneme kaydı. Çünkü o da hep "Deli misin nesin, tutturmuşsun bi Elijah, tanımadığın etmediğin allahın gobbiti (gobbit :D) için kendini ne hallere sokuyorsun. İnsanlar demez mi kıza bak kafayı yemiş, diye." der bana. Ama artık bu gerçeği kabullendi, onu damadı olarak bağrına basmaya hazır :D :D.
  O da hemen anlamış gibi hemen bana bakıp güldü zaten. Ben de televizyona sarılıp "Ben seni anlıyorum Cansu'm.....bak en azından siz aynı şehirlerde yaşıyorsunuz.....bize bak.....adam okyanusun öte ucunda.....o yatıyor ben kalkıyorum ben yatıyorum o kalkıyor......ben seni anlıyorummmmmmmmmmmm.... deli değilsinnnnnnnnnnnnn." dedim.

  Sonra da anneme dönüp "Eğer elijah da böyle kaza geçirir, Allah korusun ölürse ben de asla dayanamam, böyle olurum hatta bundan beter olurum, yataklara düşerim, amerikaya kaçarım, koşar yarimi alırım." dedim. Sonra da feriha bitti zaten.

zağnos vadisi

ilk resimde en sağdaki, sol alttakinde en soldaki; üçüncüde de nerdeyim bilmiyorum.
  Yine bir "lunapark yazısı" ile karşınızdayım. Evet, güzel ülkemin dört bir yanındaki en düşük güvenlik seviyelerine sahip oyuncaklara biniyorum, sonra da korkudan yusuf yusuf üç buçuk atarak iniyorum.

 Bugün (yani dün), 'birlikte iftara gidelim, oruç açalım' dedik. Ama bunu teee ne zaman dedik tabii ki, önce bir aileden izin alma aşaması vardı. Beni zaten biliyorsunuz gideceğimi anneme bir hafta boyunca yavaş yavaş, çaktırmadan empoze ediyorum, o uyurken beynine "Kızını gönderrrrrr, Kızını gönderrrrrrr." fikrini aşılıyorum Leonardo Dicaprio ile.. Ama bu aralar ne olduysa, ne desem izin veriyor, çok şaşırdım. "Anne köye şalpazarına yatıya kalcam." dedim "İyi git." dedi. Bugün de "Anne işte ben biz iftara gitcez de..." dedim, "Eee nabayım?" dedi.
   Yani utanmasam "Eeehhhh yeterr beee her şeye de izin verilmez ki kadın! Verme lan izin! " diyecektim. Sonra gittim kaç saat oldu aramıyor hiç. Aradım dedim böyle böyle burdayım. Yine utanmasam "Eeehh sen azıttın iyice görüşücez evde!" diyeceğim. Ama tabii ki asla böyle bir şey demeyeceğim. Çok mutluyum, artık günlerce "anne eh meh anne kem küm.." demiyorum. Zaten biz o eurovision finalini hep birlikte izledik ya, yatıya kaldık ya, o zaman bu büyü bozuldu. Artık "Anne hacca gidiyoz biz hayde eyvallahh." desem izin alacağım.

  Geçen seferki Fevzi Hoca maceramızı biliyorsunuz, bize 10 çeşit yemek vermişlerdi ve sadece 14 lira ödemiştik. İşte bu yüzden Sonay Hanım adına (slhfjdlhgd) rezervasyon yaptırıp tekrar Fevzi Hoca'ya gittik. Topun patlamasıyla, tek başıma, ortaya gelen bir tabak köftenin 3/4 ünü, iki baklava tabağından birini, epey bir kavunu ve salatanın yarısını yeyip iki tane çay bir tane ayran içtikten sonra, bir de ötekiler lunaparka gitme kararı alınca, ben, artık "orda kusarım oyş midem durun yavaş yürüyün lan dursanaaaa öleceğim hığaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa." şeklinde peşlerinden yuvarlanarak gelmeye çalışan bir topaça döndüm.
  Hele biz yerken yanımda oturan Sude "Çok yedim ya bu üçüncü köftem..." dediğinde ben o esnada yedinci köfteyi çiğniyordum, köfte ağzımda öylece kalakaldı. Çatalı yavaşça bıraktım sonra.

  Neyse her ramazanda Zağnos Vadisi'ne çarşı kurulur, yemek yerleri açılır, canlı şovlar düzenlenir, lunapark oyuncakları gelir. 3 yıldır bir lunaparkımız yok -biri öldü çünkü- , o yüzden biz de ne zaman gondol gelse goşarak gideriz.

  Gondola kaçıncı binişim, hala akıllanmadım. Ulan binme. Hiç güvenli değil, oturduğun yerden havalanıyorsun, miden altüst oluyor. Bir de ben neyime güvenerek bindim orda resmen Fevzi Hoca'yı yemişim de gelmişim, neden yani neden? Nasıl bir özgüven. :D

  Neyse bindik, korktum tabi ki ama asla adrenalin max'teki ölüm korkusu gibi olmadı. Ama zevkim de onun kadar olmadı. Orda yine yelek takıyorlar, bunda vıjırt diye açılan demir var sadece. Korkunç ya niye biniyoruz ki biz bu gondola. :D İndikten sonra da epey başım döndü zaten, midem de o kadar bulandı kiğğğğğ. Ama resmen yalvardım "Allah'ım nolur kusmayayım, onlar benim çocuklarım gibiler, çok güzeldiler, hayır gitmesinler." diye. Yani "Bir dahaki sefer daha az yiyeceğim :(" şeklinde değil. İnsanda biraz utanma olur lan.

  Ondan sonra şu havada dönen salıncaklar var, onlara binelim dedik.
  ALLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLAAAAAAAAAAAAAAAAAAHHHHHHHH.
  Hayatımda bir oyuncaktan bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Ben ki suya dalan trene bindim, gerçek insanların olduğu korku evine girdim, geri geri giden roller coastera bindim ama bu salıncak...........bu çok korkunçtu.
  İlkten bindik işte, bildiğin salıncak. Sonra bu bir dönmeye başladı, yana yatıyor, ben nasıllll korkuyorum. O kadar güvensiz, o kadar dandik ki, ölür kalırız olmayacak şey değil. İnsan bundan korkuyor. Mesela gider 30 metre yükseğe tırmanan roller coaster'a binerim inşallah binerim bir gün :D, çünkü "gavur yapıyor ölme olasılığım sıfır." diyebiliyorsun. Ama türk'ün 3 metre yükseğinde sallanan küçücük ince bir zinciri olan park salıncağında ölme olasılığın %99.9 . Bunlar bilimsel gerçekler arkadaşlar.

  Makina dönmeye başladı, o salıncak yana yatıyor ya, devrileceğim resmen, hayatımda ilk defa "DURSUNNNNNNNNNNNNNNN!" diye cırladım. Arkamda Nadide, önümde Sude gülmekten kırılıyor; ben "DURDURUN LÜTFEEEEEEEEEEEEEEĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞN!" diye bağırıyorum. Sude "Yıldız korkma bak çok güzellll iyi misin bajım!" diyor; ben "DURRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRR HIĞAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA ÖLECEĞİZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ HIĞAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA ÇOK KORKUNÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇ" diyorum. Aynen asansörde "oksinejinimiz bitiyorrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr." diye bağırdığım gibi.

  Sonra biraz yavaşladı, sanki az önce götünü yırtan ben değilmişim gibi "Şşşt Sudee, bajım bunda ölme olasılığımız kaç, düşer mi la bu?" dedim, gayet sakin bir sesle. "La yok, sıfır." dedi. "Ha iyi o zaman." dedim ve cırlamayı bıraktım. Ama hala "çok korkunççç allah." diyordum. Sonra tam zevk almaya başladım, makina durdu. Yavaşlamasından zevk almışım ben yani.

  İndik diyorum ki "AMA YANA YATTTI HIĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞA KORKUNÇ HIĞAĞAĞAĞAĞ YANAAAA YATTTIYORRRRRDU HIĞAĞAĞAĞA."
  "Bajım herkesinki yatıyor, fizik kuralı bu." dedi Nadide. Sonra anladım ki boşuna dil seçmemişim. Ne işim var benim merkezkaç kuvvetli oyuncaklarda. Adrenalin Max gibiğ gavuricadı dilci oyuncaklarına binmeliyim. Hhıhıhğhğhğhğhğhğhhıhğhğhğhhıhğhğhğhıhğhğhm.

  O kadar saçma bir yere bağlandı ki bu yazı sjhgfsjhfsdg.

  Neyse yürümeye devam ediyoruz, yanımdan yürüyen biri dikkatimi çekti. Bi baktım; bizim apartmanda oturan bir uşak! Bana şöyle göz ucuyla baktı, arkadaşına doğru dönüp güldü. Sonra aklıma birden az önceki "DURDURRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRR" cırlyışım ve alttan geçen bir yığın insan sürüsü geldi. Beni "DURDURUNNNNNNNNNNNNNNNNNN LÜTFEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEĞNNN HÜHÜHÜHÜÜÜHÜHÜHÜHÜH HIĞAAAAAAAAAAAAAAAAAA." şeklinde ağlarken duymuş olmalıydı. Lanet olsun sana tüm trabzonun toplaştığı Zağnos Vadisi!

  Sonra eve gelirken dolmuşta milkshake içtim. Sahurda bir küçük tosuncuk kadar yemek yedim. Ama ertesi gün yine en çok acıkan ben oldum. Hayvan gibiyim lan resmen. Ayıp. Çüş.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı