Ağaca tırmananlar

26 Eylül 2012 Çarşamba

cep terapisi


   Arada bana bir hal geliyor,
böyle havada duruyorum, şahitleri var. Bir kere otobüste giderken oldu, havada durdum. ALLLAAAAAHHHH....dırırrşdırdşrıdrş....ALLAAAAHHHH!

     Arada bana bir hal geliyor; kendimi içimin daraltısından, sıkıntısından yerrrrdennnn yereeee atasım; böyle küfürler ede ede, kendi etrafımda döne döne, ne var ne yok parçalayasım geliyor.

     İşte bu akşam evde yine öyle bir hal geldi bana, canımın sıkıntısından RESMEN ağladım. AĞLADIM RESMEN. İnsan sıkıntıdan ağlar mı Allah aşkına ya? Böyle darlanayrım anlamaysınız, anlama anlaysınız da gavrama gavrayamaysınız. Anlatabildim mi? :D
    Tabii ki bunda annemin çok büyük bir katkısı oldu, annem "darlandir beniy çıldırt beniy şiki şiki çiki bom bom" tuşuma basmaya bayılıyor.

    Neyse ben böyle darlanaaa darlaanaaa boyut atlamışım; iki elim iki yanağımda, yüzümü ketçap sıkar gibi sıkıp patlatmaya çalışırken, birden, kütüphanemde "Cep Terapisi" adlı bir kitap gördüm. D&R ın kelepir 4 liralık indirim reyonundan almışım, duruyor öyle kenarda.

   Şimdi yazıyı buraya kadar okuduysanız, sanacaksınız ki; kitabın kapağını açar açmaz birden bana bir ışık vurdu, aydınlanma ve iç huzuru yaşadım, nirvanaya erdim, imana geldim, semazen gibi döndüm odada....Eh....hayır. Böyle bir şey olmadı, hayır. HAYIRRR. :D Hatta kitap o kadar kolpaydı ki, kolpalığına güldüm, güldüm, güldüm ve böylece moralim düzeldi. Evet. Olay bu. Cep terapisi işe yarıyor arkadaşlar.

   İlgimi çeken şey, yazar kadının aynen benim gibi garip, blogcu bir insan oluşuydu. Kadın benim gibi depresyonlara gire çıka, çıka gire, en sonunda depresyonun şifresini çözmüş "e bari kitap yazayım bu kadar depresyon boşa gitmesin" demiş.

  Ama her kolpa kişisel gelişim kitabında olduğu gibi yazar bunda da "En güçlü 10 özelliğinizi yazın." diyordu. Kadın kendisi de bu cümlenin altına "Yapamadım." diye bir parantez açmış ama yine de gelenektir deyip koymuş. Şimdi ben de deneyeceğim, bakalım olacak mı..

 * Müzikte iyiyim. Evet, bugün mükemmel bir müzik dersi geçirdim tamamen tik atıyorum bu işaretin yanına. 1 ay bununla övüneceğim.
  *Resimde de iyiyim. Duvardaki ciks akrilikboya resimlerim bana bakarken aksini demeyeceğim, bitchessss.
  *Bence iyi de yazıyor......UM İYİ YAZIYORUM. RAFTA ON TANE GÜNLÜK 2 TANE KİTAP VAR LAN. Hakettim bunu demeyi. Doğumgünü hediyesi olarak kitap yazıyorum, lütfen, bunu deme hakkım olsun. 
 
  Peki başka ne var?
  Imm....

  *Çok pis arka arkaya 2 sezon dizi izlerim.
  *Bilgisayar oyunu oynarım çok güzel.
  *Çok pis platonik aşık olup sonra içimde patlatıyorum aşkı.
  *Bale yapmaya çalışıp boynumdaki damarları üst üste getirip çarplıyorum. Ama en azından azmim var o konuda.
  *Yiyorum ya. Has yiyorum. Güzel yiyorum.

  Sekiz mi oldu? HADİ İKİ TANE DAHA BULALIMMMMM....
  *Saçıma inanılmaz müthiş bir derecede hiç şekil veremiyorum.
  *Sol elimin tırnaklarını kesemiyorum.


  Neyse anlayacağınız bu yazının bir ana fikri veya sonu yok. Sonu olmayan hikaye. Arkadaş ortamında "Bigün şimdi Froum AVM'ye gittik....sonra işte.....ya böyle anlatınca komik olmadı." lı hikayelerden. İşte okudum kitabı, öyle yani, okudum. Kadın diyordu ki, birşeyler yapmak için moralinizin iyi olmasını beklemeyin; e ben de geldim bloga kötü mü yaptım? Evet. Bütün kuğulluğum bitti değil mi. Evet öyle oldu.

  Tamam. O zaman gelin sizin asla ilginizi çekmeyecek bir şey yapalım. Hadi bunu yapalım. Çok eğleneceğiz çünkü.
  Kadın demiş ki, listeyi yazamadıktan sonra; terapisti, beceriksiz git arkadaşlarına yazdır o zaman listeni demiş. Böylece kadın bunu hem arkadaşlarına hem de blog okuyucularına yazdırmış. Şimdi sizin de zaten işiniz yok, işsiz hovardasınız hepiniz, ve hepimiz insan pohpohlamaya bayılıyoruz, ve de hepimiz beni çok ciddiye alıyoruz, evet. Pohpohlayın beni. Hadi beni pohpohlayın. Hadi bana sevdiğiniz özelliklerimi yazın. Hadi bunu yapın. Dışgörünüşüme de övgüler yağdırabilir, ya da bizim her beden dersinde insanlara yaptığımız gibi 1 ila 10 arasında bir puan verebilirsiniz. Evet. Kısmet.

  Çok mu sıkıldım ya? Neyse şimdi size bir şarkı listesi yapayım onu dinleyin.

25 Eylül 2012 Salı

Allah'ın sopası yok ki gökten indirsin + Bir sınıfa toğuştuğrulmak.

  Müdür dedi ki dedi, şey dedi, al dedi çocuklarını istiyosan dedi al dedi kendini de al dedi git dedi. Pılını dedi pırtını topla dedi git dedi. Ben de zaten kaynanamla kavga etmiştim, o yüzden müge hanım. Çocuğunu dedi istiyosan dedi, al dedi kendini de al dedi defol git dedi.
 
   Hayır bunu demedi müdür. Müdür dedi ki, RAY. MALİFALİTİKO. RAY. ŞALİMALİTİKO. ROY ROY ROY LOY. LAY LAY LAY LAY. MA MA MA MA. SA MA MA MA. ROY ROY ROY ROY LOY.

  Ha müdürün değil de şu an benim ne dediğimi merak edenler için;
  http://www.youtube.com/watch?v=LRRmBzjKYos hadi bu neyse de;

  ŞU ADAMI  http://www.youtube.com/watch?v=fcawRJK0hLM bu kadar güzel bir şarkı yapabiliyorlarsa ben heralde süperstar olurum gibime geliyor. Yaparlar beni de böyle güzel ya.. Neyse.

  Ya Müdür dedi ki; yönetmelik değişmiş. Artık 7 kişilik sınıf açılmıyormuş. Bu yüzden nolacakmış............................................................ bizi TM sınıfı ile birleştirecekmiş.

  .
  .
  .................................
  DIRKŞINNNNNNNNNNNNNNNNNNN!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
  TATATATATATATATTATATATTATA!!! ! ! ! ! ! ! !! !
  DIT..DIT..DIT...DIT..DIDIDIDIT...GÜMMMMMMMMMMMMMM
  DIRIRIRIRIRIRIRIRIIRIRIRIRIKKŞINNNN
  TİYU TİYU TİYU.
  DANNN!
  FİYYYYUUU!
  FIJIRTSSS.
  BUM BUM ÇAKA ÇAKA.
  PATTTTT.
  KÜTTTTTT.
  AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAĞĞĞĞĞĞĞĞ!
   AKLHDALKSFJDŞLKFJASİŞDKAS,PŞDSKDİOSAJDASOŞLASJŞKSJOŞASFJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJJP

  NASIL YAPARSIN BUNU BİZEEE NASILLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLL!!!!!!!!!!!!!!

  NASILLLLLLLLLLLLLLLLL BİZİ 7 KİŞİLİK SINIFTAN ALIP 30 KİŞİLİK SINIFA KOYARSIN NASILLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLL?!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

  Ki koydu da. Hatta üstünden 2 gün geçti. Evet. Bunu yaptı. 2 gündür rezil bir sınıftayız.

  Evet. Bok gibi, BOK GİBİ bir haldeyiz şu an. Resmen bizi aldı, geleceğimizi buruşturdu, yamuşturdu, çöpe attı; sonra da alın dedi geleceğinizi istiyosanız dedi çöpü elleyip çıkarın dedi kendinizi de alın dedi gidin dedi. Biz de kaynanamızla kavga etmiştik, o yüzden...

  Ya ALLAH! VALLAHİ İÇİMİN DARALTISINDAN NAPACAĞIMI NE DİYECEĞİMİ ŞAŞIRDIM. SIKINTIDAN SAÇMALIYORUM....KELİMELERRRR.R....DARLANAAAA DARLANAAA..........ŞU son bir haftadır depresyonun dibiğindeyim. Depresyon duvarını, depresiflik hızını aştım; farklı bir boyuta geçtim. Level atladım. Artık ne derseniz ona, ondan oldum işte. Bir de şimdi bu geldi başımıza, daha nolsun daha NOLSUN??

  TM sınıfıyla birleşmiş olmak nasıl mı? BOK GİBİ. DOKUZUNCU SINIF GİBİ.
  O KADDDARRRR GERİLİYORUM Kİ DERSLERDE HOCA BENİ KALDIRACAK DİYE.
  O KADDDAAARRR DARLANIYORUM Kİ HOCA "YILDIZ DE BAKİYİM ŞU POLİNOMUN BİLMEMNESİNİN YEDİ CEDDİNİN Ö CİNSİNDEN DEĞERİ NEDİR?" DİYECEK DİYE. Ki asla böyle bir şey demeyecek bizim dil olduğumuzu bildiği için, ama bugün bi hoca "ŞURAYA Bİ YILDIZ ATIN" dedi benim kafamın sıradan bir hoplayışı vardı, göreceksiniz.

  Ulan "Tarih Tarih, Edebiyat Edebiyat, Coğrafya Coğrafya, Dil Anlatım Dil Anlatım" diye bir program mı olur lan?!! ULAN BÖYLE BİR DERS GÜNÜ MÜ OLUR ALLAHINI SEVDİKLERİM?!?!??!!? NE KAFASI LAN O KAFA? NE İÇTİNİZ BANA DA İÇİRİN ONU.
 
  İngilizce dersini o kadar özledim, o kadar özledim ki anlatamam. Böyle içimden üniformamı parçalayarak "AL BENİ İNGİLİZCECİ GEL BENİ ALLLLLLLLLLLLLLLLLLLLL" diye çığlık atmak istiyorum. Neyseki yarın 6 saat ingilizce var. Oh be. OH BE.

  ------------------------------------------------------o----------------------------------------------------

   Tamam şimdi bundan iki gün öncesine saralım:
   Dershanede uykusuzluk ve açlıktan ölür vaziyette 8 ders geçirip, üstümden tır geçmişçesine yorulup eve geldim. Sonra benim "Orhan bak ben sınava gireceğim bu yıl, bu bilgisayarı burdan kaldırıyorum, tamam m?" cümleme ve eylemime rağmen, ben gittikten hemen sonra masaüstü bilgisayarı sanki ben hiç konuşmamışım gibi geri kurmuş kardeşime o kadddarrr atarlandım, o kadar atarlandım kiiii böyle tüm günün hıncı ondan çıktı.
    Hayır, sorun bu aletin benim odamda bulunuyor olması, anneme git şu çocuğun odasına kur diyorum, yok olmayacakmış onun odasında bilgisayar. AMA BENİM OLSUN ÇÜNKÜ BEN YGSYE GİRECEM ÇOK DA ÖNEMLİ DEĞİL ORHANIN TÜM GÜN ODAMDA TAKILIP BENİ ÇALIŞTIRMAMASI.

  Ben artık o kadar dolmuşum, o kadar yorulmuşum, o kadar psikolojikman bozulmuşum ki, ( bu aralar hep arabesk söylüyoruz zaten tofaş alıp turlayacağız o derece arabeskiz aşk acısı çekiyoruz sınıfça, bunun da etkisi var.) açtım ağzımı yumdum gözümü. BAĞIRDIM ÇAĞIRDIM GİT DEDİM AL DEDİM KENDİNİ DE AL DEDİM GİT BU ODADAN dedim.

   Bir şey aksi başladı mı, bir gün aksi başladı mı öyle geçer derler ya hani. Çünkü tamamen negatif enerji yayarsın etrafa, daha çok kötü olayı kendine çekersin. (Bilmeyenler için The Secret) Ha işte öyle oldu.
   Ben Orhan'a atarlanınca, anneme de atarlandım haklı olarak. Ben evden çıkmışım, kardeşim çıktığım gibi kurmuş bilgisayarı, hadi buna bir şey demiyorum kursun oynasın, ama aradan 9 saat geçmiş, ben eve gelmişim bu çocuk hala bunun başında ve annemin gıkı çıkmamış.
   Bre kadın, bu çocuğun benim odamda 10 saat oynamasıyla, kendi odasında 10 saat oynaması ne farkı var al ha şunu onun odasına diyrım; bu sefer o da cırlıyor ki ben niye ısrarla istiyormuşum bunu.
  ACABA NEDEN. NEDEN ACABA. HADİ Bİ DÜŞÜNELİM. HIĞM. ÇOK ZOR. HIĞM. BULAMIYORUM CEVABI ÇOK BELİRSİZ.


  Sonra annem, bakın şimdi burası çok ilginç, benim kardeşimi sevmediğim triplerine girdi. ALLAHHHHHHHHHHHHHH!!!!!!!. Ya ben ergenliğe girdi çıktım, bu kadar ergen bir anne görmedim ya. Asla onun kadar ergen ve tripli olamadım. Hatta o çok ergen ve trip olduğu için ben ergenliğimi yaşayamadım. :D Çok tripsin anne. Yeter artık. Artık "babanı daha çok seviyosun sen zaten" demeyi de bırak. BIRAK ARTIK BIRAKKKKKKKK.
 
  Ben daha da sinirlendim, sonunda sinir içimde patladı, ağladım. Sonra saat zaten olmuş kaç, başım ağrıyor AĞLAMAKTAN, annem hala bi dardarlarda, tüm bunların arasında derse oturacağım bir de ben. Neyse sonra "gızım git iki çalış da sonra zaten hem bu evden kurtulacan, hem ygseydi derdin olmayacak, dardar çekmeyeceni oh mis gibi bi hayat bekliyor seni" diyerek oturdum (ki eminim şu listedekilerden bir tanes, bile olmaz o zaman da başka dertlerim olur), annem de kahve yapmış bu kadar dardarın üstüne iyi içilir diye; aldım kahveyi, aksilik bu ya; tam içeceğim, bildiğiniz DIRRRANKKK diye bütttttünnn sol elimin üstüne döküldü. DÖKÜLDÜ. ELİM KAYNAR KAHVEDE HAŞLANDI. KAHVE FİNCANI DEVRİLDİ, O ESNADA ORADA BULUNAN ELİMİN ÜSTÜNE DEVRİLDİ. GİTTİ ORAYA DEVRİLDİ.

  Daha önce sağ elinin tamamı haşlanmış, doktorlar tarafından bütün bir el derisi YÜZÜLMÜŞ SOYULMUŞ CIRIRTTT DİYE ÇEKİLİP ÇIKARILMIŞ bir insan olarak, korku içinde oturduğum sandalyeden "AHHHH" diye kısa kesik bir çığlık eşliğinde bir kalkma hamlesi yaptım ki; o da ne; ayağım sandalyeye takıldı ve sandalyeyle yere devrildim.
  Kafamı yerden kaldırdım, tüm vücudumun titreyişine aldırmadan ayağımı sandalyenin altından kurtardım (ki doğrulurken onun da RESMEN YAMULDUĞUNUN farkına vardım) seke seke banyoya gittim ve elimi soğuk suyun altına tuttum. Allahım yarabbim, nerem acıyor artık vücudum da şaşırdı, şoka girdi. Elim yanıyor, ayağıma sanki bıçağı sokup çıkartıyorlar nasıll bir acı!!!!!!

  Ama vücut hala son 10 saniyede yaşananların şokunda olduğu için, acıyı çok çok çok hissettirmiyordu. Şoktan çıkınca, zank diye bastı acıyı verdi acıyı ve ben orda birden topuğuna kurlun yemiş yeşilçam mağduru misali yere çöküp ağlamaya başladım.

  Daha sonra annem "her yeri kahve yapmışsın!" dedi benim orda resmen yamuşup kaldığımın farkına varmadan....Sonra farkına vardılar, sonra ben çektiğim acıların ve bütün gün yaşadığım çilelerin etkisiyle artık dayanamayıp ağzıma ne geldiyse söyledim, anneme de kızdım beni sinir ettiği için, sonra olaylar nasıl gelişti bilmiyorum ama, evde 3. dünya savaşı çıktı. En son ben bir taraftan yatakta acıdan kıvranırken, bir taraftan da annemle ve babamla, sonra ikisiyle birden kavga ediyordum, annem hem benimle hem babamla kavga ediyordu, babam da annemle kavga ediyordu. Bağırış çağırış, babamın "şu kıza hiç anlayış göstermiyorsun stresli zaten" demesiyle annemin daha beter cırlaması, sonra benim en sonunda YETEĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRR! HER GÜN OKULLA DERSHANE ARASINDA MEKİK DOKUYORUM BIKTIM HER GÜN AYNI SAATTE KALKMAKTAN YATMAKTAN YETERRRRRR ÇOK GERGİNİM ÇOK YORGUNUM ANNAMAYSINIZ TÜM TRİPLERİM BU YÜZDEN ÖZÜR DİLERİM SİZ HAKLISINIZ SUSUN ŞİMDİ dememle annemin "zaten hep siz haklısınız" demesiyle benim "nası yani?!?!?!!?!?!?!?!" dememle FALAN FİLAN.

   2 gün geçti ve ayağım bugün böyle.
   


  şimdi bu tüm berbat haberleri bir tarafa bırakırsak; vizelerimiz geldi ve 2 gün sonra almanyadayız!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! tek tesellim bu yani. keşke şimdi hemen gitsek. sonra orda bi volkan patlasa ve tüm dünyayı kül blulutları kaplasa ve bu yüzden tğm uçuşlar iptal olsa ve biz 1 ay orda kalsak ve ygs iptal olsa ve direk sınavsız üniversiteye geçsek.

20 Eylül 2012 Perşembe

12. sınıf olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu.

  Ben daha dün birinci sınıfa başladım.
  Önünde ayıcık olan küçük bir defterim vardı....yani hala vardır dünden bugüne...bir gün oldu sadece....hee aslında niye de var ki o? Sanki ilk günden okuma yazmayı söküp yazacağım, dolduracağım defteri; hööööööö hööööööö hööööööğ.
  Sonra dün üzerimde normal kıyafetler vardı, o paçavra mavi önlükten ziyade. Saçlarım omuzlarımdan biraz aşağıdaydı. Sıralar, sınıflar her şey çok büyüktü ve nedense çocuk gözüyle her şey biraz daha sarıya çalıyordu. Babam da dışarıdan beni izliyordu.

  Oturdum sıraya, yanımda Emine diye benim çeyreğim kadar bir kız oturuyor, onun da önünde elmalı defter var. Öyle dinledik işte öğretmen diyeceğimiz adamı -ne anlattı pek emin değilim-, sonra da o kız benim en yakın arkadaşım oldu zaten. Ne kadar zaman en yakın arkadaş kaldık? 6 yıl mı? 6 saat mi? Bilmem, bunların hepsi dün oldu! Ama çok fazla vakit geçiremedik çünkü sonra benim başım çok ağrıdı, eve geldim ehehehe. O günden okul için fazla mükemmel olduğum belliymiş. Ehe mehe.

  Bugünse okula bi geldim ki 12. sınıf olmuşuz. Birden atladık sanki. Aradaki yıllar, bu iki gün arasındaki gece uyurken gördüğüm bir rüya gibi. Uyuduk uyandık 12 olduk.
   Uyumak demişken bir keresinde hiç unutmam, okuldan eve gelince uyuyakalmışım, sonra akşam uyandım, sandım ki bütün bir gün boyunca uyumuşum gitmemişim okula. Ağlayacaktım korkudan skhdfdggf.

  Bir rüyamda da derste uyuyordum. Çok korkuyordum derste uyuyakalmaktan -birkaç sefer yaşadım böyle bir şey. 3 ders sonra uyandığım oldu.- O zaman bile garip rüyalarım varmış. O zaman dediğim dün ya, çok eski değil.

  Dünden önce bir de anasınıfı vardı tabii....
  Anasınıfını öyle net hatırlıyorum ki...
  O kossssskocaaa yemekhaneyi, büssssbüyükkkk sınıfları, kocccccaman merdivenleri....her şeyi çok net hatırlıyorum. Saray gibi bir evdi. Ama sonra bir gün bi gittim ki oraya, yemekhane küçücük. Merdiven daracık. Sınıflar minicik. Tam bir hayalkırıklığıydı benim için. Nasıl o kadar küçük olabilirdi ki...

  Anlamıyorum, eğer gözümüzün boyutu hiç büyümüyorsa, büyüdükçe görüşümüzdeki bu büyüklük neden?

  Neyse konudan çok saptık.

  Evet, işte bugün 12. sınıftayız...Evet....Evet....Siz şu an görmüyorsunuz ama benim hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Hepsini şu an hatırlıyorum. Yolun ortasında olunca geriyi hatırlamak çok zor. Ne zaman ki sonuna geliyorsun, öyle her şey sana geri dönüyor. Çünkü yolun sonuna gelince insana geriye bakmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor ki. O zaman bir yolun sonuna gitmeye çalışmak çok saçma değil midir eğer başına bakacaksak? ÇOK FELSEFİĞİM 2 GÜNDÜR. AY PARDON, 12 YILDIR.

  Tamam şimdi 12. sınıfa ve gızlıklarıma dönelim.
  12. sınıf olmak kesinlikle 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11 olmaktan farklı değil. Tek fark öncelikle bir özgüven geliyor. Müdürden zerre korkmuyorum mesela bu yıl. Odasına girer, "Hoccaaaaeeeemmm bişi diyyyceeeeeğeğeem." derim gayet rahat. Ya da beni armasız, tırnaklı mı gördü.....hiç....içimde gram korku olmuyor. Geçen gün gördü de, ordan biliyorum. "Hocam şey....bu kazak şey o yüzden.." dedim ama korkudan değildi o, ne cevap versem farketmeyeceğindendi. Çünkü çok felsefik oluyorsun 12. sınıf olunca.

   Sonra hocaların hiçbirine hiçbir şekilde darılmıyor ya da gocunmuyorsun. Hepsini ayrı bir seviyorsun 12 olunca. Dersine hangi hocanın geleceği ya da sürekli hocanın değişip değişmemesi de önemli olmuyor. Hoca hocadır mantığı geliyor. Seni sevmesini de beklemiyorsun hiçbir hocadan.

  Bunun dışında okulda benden büyük kimsenin olmaması ve ciks 12leri kesememem çok acı. Kendi dönemimi kesmek diye bir saçmalık içine girmiyorum maalesef. Çok saçma lan. Zaten hepsi tipsiz ki onların.
  Ama mutlaka 9,10,11de amele olup 12de birden zırınk diye yakışıklı olan tipler de var. Yine de hayır, hiçbirini kesmiyorum. Hep büyük olanlar kesilir, dönemdaşlarla ne işim var -şimdi hocaları kesiyorum o yüzden dermişim hsgkjkgjf.
  Böylece okul hem çok rahat hem de çok sıkıcı oluyor. Ama çok rahat. Resmen hayvan gibi yemek yiyorum, "Ay şu müthiş yakışıklı çocuk beni şöyle görmesin kibar yiyim." ayaklarına yatmadan lambur lumbur mideye indiriyorum, çok mutluluk verici.
  Hele saçımı göreceksiniz, saç denmez ona. Değil yani o saç. Hatta belki de yüzümü görseniz yıkamadan geldim sanarsınız ama banane yea. Yıka, dişi fırçala, saça toka tak gel. Kremdi, çok az bir kapatıcıydı ennnnn küçükkk bir şey sürme gereği duymuyorum. Ne gerek var. Ama çok rahat ya aşırı rahat.
 
  Sonra pantolon giyiyorum, oh mis. Ellerimi koyuyorum cebime, kabadayı gibi yürüyorum okulda. Artık ne kadar yürürsem. Çıkmıyorum ki sınıftan, okulda ne var bişey mi var? Test çözüyorum, kitabımı okuyorum, yatıp yuvarlanıyorum ohh.

  Ama garip olan şu ki, büyük dönemden insanların olması her zaman çok güzel bir şey aslında. Arkadaşlarım vardı benim onların içinde, hiçbirini görememek üzücü. Sağıma bakıyorum yakası kapalı gözlüklü bir amele fen, soluma bakıyorum elinde test gözlüklü bir amele fen.... Sonra bize bakıyorum, su savaşı yapıyoruz ormanda sdjkgfdg. Eğlenmeyi bilmek lazım fenler, 12de zaten yumurta kapıya dayanacak.

   Tek güzelliği kendi döneminden herkesle çok pis haşır neşir oluyorsun. Mesela bugün ormanda böyle takılırken, birden nedensiz, bir daire oluştu, eski günleri yad ettik. Artık herkesi tanıyorum neredeyse, çok mutluyum.

  Yaaaani, ne zeka ne de fiziksel olarak hala 12 değilim. Son 4 yıldır hiç değişmemişim hatta. Şu okula ilk nasıl girdiysem, hala öyleyim. Tek fark, okulun içini ezbere bilmem. İşte durumlar böyle.

  12 olmak havalı da değil hem. Hala en ezik benim bence. Alt dönemde bir kokona kızlar var, "vay amk." oluyorum. Hem de amk. Lise1 bir kız gördüm, kadın çorabı giymiş. Manyak mısın nesin, 14 yaşında uşaksın git çocuk ol ya. Aaa üstüme iyilik sağlık, tövbe bismillah.

15 Eylül 2012 Cumartesi

vizeden sonra

  Müthiş eğlenceli geçen bir otobüs yolculuğu esnasında, neredeyse geçmiş -sadece kızarıklık kalmış uçuğumun altında; yani bu sefer de alt dudağımda bir uçuk daha çıktı. Şoka girdim. Kendimi parçaladım. Ağladım sinirden. Ama napayım çıktı bir kere, şu an gayet barışığız; görünen o ki annemin 2243566653 haftadır antalyada oluşundan kaynaklanan bir bağışıklık sistemi çöküşü olmuş bende. YEMEK YAP ANNE. EVİ TEMİZLE ANNE. YETEĞĞĞRRRR.

  Sonra yine yolculuktan olsa gerek; bütün gün müthiş bir karın ağrısı çektim. Sonra o kadar çok yürüdük ki ayaklarım iki hamur yığınına dönüştü. Ankaralılar da bir manyak; "Çok yakın yürüyün." diyor 2 saat sürüyor yol. Trabzn kadar rahat, güzel şehir yok esasında. Ankarası da İstanbulu da bi korkunç bi garip.
   Sonra bir de yemek yemeye hiç vakit olmadı saatlerce; o yüzden -açlığa hiç gelemiyorum biliyorsunuz- bütün yaşam enerjim sönmüş bir vaziyette sürünerek ilerledim. UÇUĞUMUN VE KARNIMIN VERDİĞİ AĞRI DA CABASIYDI.

 Sonra vize alırken bir sürü sorun çıktı. Bişeyler. Sonra hallettik. Ama biz de bittik ksçç saaaatttt yeteğğğrrr.

  Tüm bunların haricinde yine de Ankara gezisi oldukça güzeldi; o günün akşamına doğru lunaparka gittik, çok eğlendik. Sonra bir telefon geldi Nadide'den vuhhhuuu. Bizim alamanya olayını 2 güne uzatmışlar. Yani 2. günün öğleni değil akşamı İstanbul'a geri gidiyoruz; İstanbul'da da bir gün kalıyoruz!!!! İstanbul'da da gezeceğiz, o ye.


  TÜMMMMMMMMMMM BUNLARIN DIŞINDA; bugün dershanem ve de YGS olayı resmen başlamış oldu. 8 saatlik bir işkenceydi; ve de geçen yılki dershaneden hiçbir farkı yoktu. Geçen yıl da ygsli modunda çalıştık biz zaten; bu yıl sadece sınıfımız ve adımız değişmiş oldu. Geçen yıl 11-Edinburgh'dük şimdi 12-Cambridge olmuşuz. Hayır bu isimler bir dershane sevgisi kazandırmıyor.

   Değişen diğer şey de kitaplar. Aslında hayır, hala üstlerinde YGS yazıyor SORU BANKASI yazıyor KONU ANLATIMLI yazıyor; onlar da değişmedi.

  Değişecek şeylerse; benim büyük ihtimalle artık çok bir sıklıkla yazamayacak olmam; veya sadece buraya yazıp çıkacak olmam. Bi de dizi izlerim. HAYIR DİZİDEN TAVİZ YOK. Doctor Who'ya başladım; çok pis fan oldum böyle on numara. On numara yani. O ye.

  Immmm başka başka.....annem hala gelmediği ve üniformam kayıplarda olduğu için tırsmalardayım. Onu bulup yıkamam, kurutmam, ütülemem lazım pazartesiye kadar. KİM YAPACAK BUNU. KİMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM?????????

  Bir de okul başlıyor....öf....başlamasın ya. Hani başlasın da; ya bilemiyorum nasıl olacak. Hani böyle içimden çalışmak geliyor, o motivasyona sahibim ama şevk yok ya. Ne bileyim; okul açılınca moda girerim heralde, gireyim artık. Bugün mesela epey ders çalştım, böyle çalışıyorum ama kendimi ygsye çalışıyormuş gibi değil eğlencesine öylesine çalışıyormuş gibi hissediyorum. :D Biri gelsin bir sistem getirsin bu işe. Okul başlamalı o yüzden, beni ancak okul paklar.

  ALLAH ALLLAAAHHHHH. KIZZZ SENİ ÇILGIN HADİ YİNE DİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİİM.
  YÜREĞİME KOLAY AMA YÜREĞİME ZOR Bİ DURUM DIT DI DIT DI DIT DIRIRIRIRM.

  SIKILIYORUM ÇOK LAN.

  Şimdi gidiyorum, doctor who izleyip; kitap okuyup; deftere bişeyler geçirmem lazım. Falan filan, pek keyifsiz bir yazı oldu bu ya; ama keyifsizim. Yaşam enerjim ilk günde uçtu gitti ki bu şeyden yarın da var. OFFFFFFFFFFFFFFF. Bana konuşacak adam lazım. YETEĞRRRRR.

  2 hafta içinde almanyadayız; o zaman çok güzel şeylerle yanınızda olacağım. Öpüyorum hepinizi.

12 Eylül 2012 Çarşamba

vizeye giderken

  Saat 06:58.
  Yattığımda gece yarısını geçiyordu ve uyanalı da 2-3 saat oldu.
  Hmpmpmppmpmmpmppmpm.
  Arghhghhhhhhh ay çok heyöcağnlısfgdjhgfhs!

  Almanya'ya gidiyomuşuz lan! 
  Biliyorsunuz ki size göstermeye feci şekilde utandığım, bu yüzden hiç burada paylaşmadığım, ama yine de çoğunuzun -nasıl olduysa- gördüğü bir "video" sayesinde, almanya tatili kazandık!
  Yayayayayayay!

  Yok olum Oktoberfest'e gidiyomuşuz ya?!
  Her yıl toplam 6 milyon ziyaretçinin, 5 milyon litre bira tükettiği Oktoberfest 'e de davet aldık ve Eurovision 2012 San Marino temsilcisi ile tanışmaya hak kazandık. Hıhığm.
  Ama bira çiş gibi bence. Ajsdhfjkdf.
 
  Bi de üstüne para veriyolarmış gız!
  1000 euro da bi para ödülümüz var, ama otel ve uçak masrafları ödendi bile ;););). Şimdi vize alacağız o parayla, kalanıyla da ıvır zıvır alırız. Yeter ya yeter.
 
  Peki bizim tatil kaç günmüş?
  Şimdi, bu Oktoberfest etkinliği 16 gün sürdüğü için, sandık ki bizim tatil de 16 gün olur fakat şey oldu.....şeymiş.....tatil....şey olduğu için şey yani.

  Bizim tatil 2 günmüş.
  Hatta bir buçuk gün.

  Hatta uçağa biniyomuşuz, iniyomuşuz, sonra tekrar binip eve dönüyomuşuz. Yarım günmüş. Yanımıza çanta bile almıyomuşuz. Öyleymiş.

  Hattaaaa uçak camından "Bakın işte Almanya!" diye gösterecek hostes, sonra biz de "Hee güzelmiş, e hadi biz burdan bi dolmuşa binip eve dönek o zaman napak..." deyip döneceğiz. Öyle yani. Tatil. Ciks. Kuğul. Hıhığm. 2 gün. Evet.
 
  Onu en azından bi 4 gün yapmıyolar mıymış yeaa? 
   Hayır yapmıyorlarmış.
   Ama yine de çok kuuğuluz kabul edin. Hııığığğğığıığğığığım.
 
  Ana babalar vacurduyor ama bu işe..
  Birinci olduğumuz ilk açıklandığında sevinen "Benim kızım oğlum birinci oldu eehehehe." diyen anne-babalar şimdi "Ya bunlar organ mafyasıysa!!!!!!....vıcır vucur.....Başınızda kimse yok!!!!!!...dar dar.....Değecek mi iki güne!!!!!!!...... dardardaradradaradar....Ya gelmediler siz orda kaldınız sokakta!!!!!!!....ya öyle....ya böyle.....müdürün izni yok...." demeye başladığından, e artık birinci olduğumuza sevinsem mi üzülsem mi pek bilemedim. Böyle bir an "kazandık yay :D :D :D :D" diye gülerken öteki an "ama organ mafyası olabilirler :( :( :( :O" diye üzgün surat yaptım. Mimiklerim şeyoldu. Çok garip oldu. Fırat gibi oldum.

   Bi de bunu diyen benim babam.
   Kuğul arkadaşları olan, sürekli sanat evinde takılan, tiyatrocu, artist babam yapıyor. Geçen gün bana dedi ki "Ben seni ingiltereye gönderdim, çek cumhuriyetine gönderdim; yurtdışına gitmen değil sorun. Kanıtla bana bu adamların resmi bir iş yaptığını. Hadi kanıtlaaaa. Gösterrr belgeleriii gösterr. Hadiiii haniiii hadiiii. Zuhahahahaha."

  Ben de orda tabii ki, tahmin edeceğiniz gibi, "Tabii ki kanıtlarım haahh-haa; vuuhhhuuu şimdi bu organizasyöğnn blippppd bluuluppp hönkkk hmpıpıpmpıppıpmpıpkpıpmpı ığağağağağğağağa lririririririri..." oldum. Diyemedim bir şey. :(
 
  Sonra paşa paşa uçak rezervasyonlarından, kalacağımız otele; attıkları mailden, feysteki mesaja kadar her şeyi yazdırıp babama verdim ama hiççççççççççççççç okumadı bile onların hiçbirini. Tekkk kkelimesine bile bakmadı lan!. O kadar yazdırdım onları, yazdırmak için ne kadar efor harcıyorum biliyor musun sen, üşenmedim yaptım o işi!!!! KAĞIT BİTİNCE DEĞİŞTİRDİM YENİ KAĞIT ALIP KOYDUM ORAYA!!!!!

   Hatta sonra şeyoldu, bunlar salonda duruyordu, sonra biz de yemek yiycektik, sonra masa kurmaya üşendiğimiz için onların üstünde yedik yemeği. Evet. Döner yedik. Resmiliği kanıtlanmış oldu sanırım böylece.

   Şimdi vize lazımmış bi tane.
   İşte ayın 28'inde Almanya'ya gideceğiz. O yüzden şimdi vize almamız gerekiyor. İşte ona da bu akşam gideceğiz. Akşam saat 8'de 5imiz (çünkü nadidenin yeşil pasaportu var hıhıhığmğmğmğm) ve Sude'nin annesi Kanberoğlu'na (hıhıhğm ıhıhğm ecem hıhığm) binip Ankara'ya vize almaya gidiyoruz.
   Ama elimizi kolumuzu sallayarak gidiyoruz.
   Horon teperek gidiyoruz.
   Bakkala gider gibi gidiyoruz.
   Şeker alıp döncez. :D

   ÇÜNKÜ HİÇBİR ŞEY HAZIR DEĞİLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLL.

   Kimse de bir bilgi vermiyor yahu, hala vize almak için ne lazım doğru düzgün bilmiyoruz.
   Bi siteyi açıyorum farklı bir şey, öteki siteyi açıyorum farklı bir şey. Adamlar desen hiç demiyorlar şunu şunu yapcaksınız diye. Kayıt şirketi ne bilsin, doğru. YETEĞRĞRĞRĞRĞRĞRĞRĞRĞRĞRĞRR.
 
   E nolacak şimdi?!?!?!
   Tamam, bugün önce konsolosluğa gidip bilgi almamız, sonra okula gidip öğrenci belgesi almamız, daha sonra -nereden bilmiyorum "Aile Gelir Belgesi" almamız lazım. Sonra benim pasaportum bir dahaki yılın nisanının 15inde sonra erdiği için kabul oluyor mu sormam lazım. Sonra da gidiyoz işte akşamına . Hee sonra bi de bugün hastaneye gidecektim ben, ama o yalan oldu. Sonra postaneye gidip mektup atmam lazım, ama o da yalan oldu. Bugün çok iş var anlayacağınız. Bir de hiç uyumadım, nasıl olacak, NASIL OLACAKKKKKK!!!!!!!!!!

   Eee git de yatsana mal.
   
Hayır. HAYIRRRRRRRRRRRR. Uykum var da yok. Karnım aç. Hiç halım yok. HİÇ HALIM YOKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ. Çok stresliyim çok baskı varmış gibi hissediyorum. Ankaraya vardığımda, yolculuğu anlatan bir yazı yazacağım; belki videolar da olur çünkü videolu olunca eğlenceli oluyor. Çünkü artık hiçbiriniz sadece yazıyı okumuyorsunuz. ÇÜNKÜ VIDEOBLOGLAR DAHA mantıklı ve eğlenceli. Bi de para kazanıyo onlar. Neyse 1000 euromuz var bizim de ıhıhıhğmğmğmğm. Ama daha yattı mı bankaya belli değil. OY İYİ DA.
 

8 Eylül 2012 Cumartesi

karmakarışık


    Bu yazıyı çocukluğunu aşmış, lise son olduğunun ve seneye üniversiteli olacağının farkında OLAN insanlar OKUMAK ZORUNDA DEĞİLDİR. Hatta siz gidin. Dağılıın!

    O gruba girmeyen ya da girdiği halde kalan insanlarsa; şu anda öğreneceğiniz bilgiler hayatınızda hiçbir değişikliğe, ruhsal bir aydınlanmaya, ya da bulmaca çözmelik bir genel kültür patlamasına
NEDEN OLMAYACAK.  Bununla yüzleşin ya da ilginizi çekmediyse, "Meh..." dediyseniz, SİZ DE GİDİN. Bu konuyu sadece saf, temiz bir okuyucu kitlesi anlayabilir! Öyle olduğunuzu düşünüyorsanız, ki hepiniz öylesiniz canlarım, kalın. 


  Çünkü konuşacağımız şey; ÇİZGİFİLMLER VE ANİMASYONLAR HUHUUHUHUHUHUUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUH!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

   Kabul edelim ki hepimiz zamanında çizgifilm izledik. Evet. Güzel zamanlardı. Evet. Teletabiler, Pokemonlar, Yu-Gi-Ohhlar, Barneyler, Ay savaşçılarılar, Jetix çizgifilmleriler vs......... Ama bu yazıyı yazmama neden olan iki sebepten birincisi, şey....ben......hala....izliyorum. Evet.
 
   Mesela TV'yi açarım, şöyle öncelikle Cnbc-e ve e2'ye bakarım, sonra direkt Cartoon Network veya diğer çizgifilm kanallarını açarım. Ama o kanallara varana kadar ki yolda diğer tüm kanallarda ne var ne yok bakarım tabii ki. Ama ordaki dizileri izleyeceğime, çizgifilm izlerim. Evet.

  Bu yüzden şimdi siz cahil olgun gençlere günümüzün güzel çizgifilmlerinden demeçler sunacak, tanıtımlar yapacağım.

   Günümüzün Güzel Çizgifilmleri;

    
Şanslısınız, çok fazla değiller.

  1) Regular Show : (Türkçe adıyla; Sürekli Dizi)
  

   Bu dizi tamamen lise terk, 23 yaşındaki iki gerizekalının hikayesi. Ha şu sağdaki karga Mordecai lise diploması alacak kadar akıllıymış neyseki, zaten kargalar zeki derler :D. Ama öteki salak Rigby o kadar salak, işgüzar ve salak ki bütün dertler onun başının altından çıkıyor. :D
   Bu ikili çocukluklarından beri çok yakın arkadaşlar ve işte lisenin ardından geldikleri büyük şehirde beş parasız kalınca, iş aramaya başlıyorlar. Kısa zaman sonra sahibinin bir "lolipop", müdürünün bir "şeker makinası" ve en bilge, en aklı başında çalışanının bir "beyaz orangutan?!" olduğu bir parkta bahçıvan olarak işe giriyorlar. Zaten normal bir iş beklenemezdi o iki anormal kişiden.
 
 
   Tembelliklerinden ve doğuştan gelen bir Allah vergisi bela çekme yeteneklerinden olsa gerek, nasıl olduğunu bilmeseler de, her bölümde bir cismi canlandırıp canavara dönüştürmeyi ve sonunda parkı tamamen yakıp kül etmeyi ama bölüm sonunda her şeyi eski haline getirip yine de müdürden azar işitmeyi başarıyorlar. :D Bu süreçte diğer karakterler o ana kadar saklı kalmış yetenekleri ve tecrübeleriyle yardıma koşup bu iki mankafanın yine hayatta kalmasını sağlıyorlar ve böylece her bölümde bir cümbüş oluyor. Atari oyunun içine girip çıkamamak mı dersin, Youtube videosunun içine girip çıkamamak mı dersin, Yerdeki karı bile canlandırıp ateş üfleyen kar canavarına çevirmek mi dersin, her bok bunlarda var anlayacağınız kjahskjdas.

   Bir de hangi yılda geçiyor bilmiyorum ama atari oynuyorlar, (daha geçen bölümde çocukken bayıldığım oyunlardan biri olan elevator action oynadılar; iddiaya girdiler hatta; sonra şeytani bir örgütten kaçarken buldular kendilerini.....o kadar saçma ki. :D) eski moda aletler vs. var. Bu bakımdan çok ilgi çekici. Ayrıca işleri güçleri millete eşşek şakaları yapmak. Ama dediğim gibi sonunda bir yerden bir canavar fırlıyor ve o zaman da bilge orangutan Skips'e koşuyorlar. Sonrası savaş mavaş. :D

   Hayır. Kesinlikle bu çizgifilm çocuklara göre değil. Hayır, değil. Asla değil. :D Kardeşinizi izlerken görürseniz ya koşup tvyi parçalayın, ya da otuurup onla birlikte izleyin.

  Ama bir bakımdan bana kendimi ve arkadaşlarımı anımsatıyorlar, o yüzden çok seviyorum diyebilirim.


 işte bu bakımdan.... HIĞM HIĞM HIĞM :D

   Hatta bu salakları o kadar seviyorum ki bir resimlerini bile yaptım;

 


 2) Adventure Time:  (Türkçe adıyla...sanırım Macera Zamanı?)
 

   Henüz yeni doğmuş bir bebekken, sihirli bir köpek ailesi tarafından ormanda bulunan 13 yaşındaki Finn'in en büyük hayali ilerde bir gün bir süper kahraman olmak. Aslında o şimdiden bir süper kahraman, ne zaman güzel bir prenses kaçırılsa ya da yardıma ihtiyacı olan biri olsa Finn ve erkek kardeşi köpek Jake hemen orada bitiyor.  Ayrıca kendisi şeker krallığının prensesi çılgın bilimkadını Prenses (:D) 'in özel şövalyesi gibi bir şey. Finn'den neredeyse 5-6 yaş büyük olmasına rağmen Finn ona aşık, belli ki o da Finn'e aşık bu inkar edilemez. :D

   Sonra bu sihirli köpek Jake'in özelliği ise vücudunu istediği kadar esnetebilmesi. Örneğin bir an küçükken, birden bir dev olabiliyor ya da kollarını ve vücudunu bir köprü kadar uzatabiliyor; aynı fantastik dörtlüdeki o esnek adam gibi. Ayrıca çok güzel keman çalıyor ve kız arkadaşı gökkuşağı renginde bir unicorn. :D

   Bu ikisinin olayı, bir prensesle evlenmek istediği için ikide bir prenses kaçıran buz kralını yenmek, vampir prenses Marcelin'in kabadayılıklarıyla başa çıkmak, garip büyücülerin büyüleriyle savaşmak, şeker krallığını tehdit eden kötülüklere karşı koymak vs.

   Zaman olarak bu dizi günümüzden yüzlerce yıl sonrasında geçiyor ve bu ilk defa Finn ve Jake okyanusun altında seyahat ederken, Jake'in okyanusun dibindeki günümüz insanlığından kalan şehirleri işaret ederek "Bak okyanus ne kadar güzel Finn! Farklı bir dünya gibi!" demesiyle anlaşılıyor. Yani bu dünya yok olmuş, yerine yine krallıklar, efsaneler, büyü, sihir, fantastik canavarlar hakim olmuş. Evet, tam olarak böyle.

 

  Bu çizgifilmde beni etkileyen şeyse bütün karakterlerin boncuk gözlü şirin şeyler olması, yani demek istediğim, çiziliş şekillerinin on numara olması. Evet, beni etkileyen gerçekten bu. Buncuk gözleri, şirin suratlarıyla o kadar tatlılar ki, böyle içim kıpır kıpır oluyor sevdiğim çizim şekli bu. :D Regular Show'da da bu çizime benzer çizim var. Yani aslında ben bu iki çizgifilmin çizimlerinden, çizgilerinden etkileniyorum da denebilir. Anlatılır gibi değil, çok hoşuma gidiyor sadece. :D

   Ayrıca giriş jeneriği ukulele ile çalınıyor ve ben çalıyorum onu haha haha haha ;);););) Hatta çalıp buraya koyayım. Durun bekleyin. :D:D:D

  video

    3) Flapjack : Türkçe adıyla; Kulakjack
    Bunu türkçeye Kulakjack olarak çevirmeleri çok ilginç ve güzel çünkü aslında Flapjack, böyle bisküvi gibi bir ingiliz tatlısı. İki kek-kurabiyemsi bisküvi, arasında da bişey. Çok da çeşitleri oluyor çikolatalı, yoğurtlu, meyveli vs. (yoğurtluyu gözlerimle gördüm ciddiyim, bildiğni yoğurt.)
    Fakat aynı zamanda pankeklere de flapjack denebiliyor. Ve de flapjack adını pankekten alıyor.

 

   Kahramanımız küçük, iyi kalpli, görenlerin çoğunlukla kız sandığı, dünyanın en şeker çocuğu olan Flapjack'i, bir dişi balina, okyanusun ortasında yosunların içinde kundaklı bir halde bulur ve ona gözleri yıldızlar gibi parlak, yanakları elma elma, ve genel olarak dünyadaki gördüğü en tatlı şey olduğu ve de tam o anda denizin ortasında pankek pişiren bir adamın pankeklerine doğru atıldığı için bir tatlı adı olan Flapjack yani pankek adını koyar. Böylece balina onu kendi ağzının içinde, kendi bebeğiymiş gibi büyütür; ona annelik yapar. Flapjack'e babalık yapan kişiyse, Kulakjack'in idolü olarak gördüğü, balinanın içinde yaşayan, tahta bacaklı bir papağan olan tembel, bencil, kötü kalpli korsan Kaptan Yosun'dur

   Yaşadıkları Fırtına Limanında bizim para olarak kullandığımız şeyin yerine, "şekerler" kullanılır. Ve de oradaki tüm insanların yemek olarak tükettiği şey çoğunlukla "şeker"dir. (Okyanusun ortasında meyve sebze bulunmadığından gayet mantıklı doğrusu. :D Meyve geldiğinde şekerden daha değerli oluyor.) Kaptan Yosun'un da tek bir yaşam amacı vardır; taşı toprağı bile şekerden olan Şeker Adasını bulmak. KulakJack'i de bu hevesle büyütür. Yani onun da tek istediği Şeker Adasını biricik kaptanıyla bulmak ve günün birinde biricik kaptanı kaptan Yosun gibi ünlü bir Maceracı olabilmektir!
    
   Ama o yine de daha bir çocuktur ve bu yolda kaptanın ona dediği her şeye inanır. Örneğin kaptan ona "Maceracı olmak için düşmanlar edinmelisin!" dediğinde flapjack limana koşar ve gördüğü her insanla düşman olmaya çalışır; ama o, o kadar iyi kalplidir ki bunu istese de yapamaz; herkes onu çok sever. Düşman edineceğine dost edinip gelir. Kaptan Yosun da buna çok şaşar çünkü bütün insanlar tam tersine Kaptan Yosun'dan nefret etmektedir.

   Çoğu bela da başlarına Kaptan Yosun'un Kulakjack'i başından savmak için (çünkü çok kıymetli uykusunu ya da tembelliğini bozuyordur ona göre) birşeyler uydurması ve Kulakjack'in de inanarak o şeylerin peşine düşmesinden kaynaklanır. Ama sonunda Kaptan Yosun'un gönlü el vermez ve Kulakjack'i soktuğu durumlardan kurtarmak için işe koyulur.
    Aslında derinlerde bir yerde küçük Kulakcığı herşeyden çok sevmekte ve onun için en iyisini istemektedir lakin işte o öyle biridir. Kötü, tembel, bencil, kibirli, kimse tarafından sevilmeyen ve saygı görmeyen, aksi, berbat bir kişilik......Böyle olması da aslında kimse tarafından hayatının hiçbir döneminde sevilmeyişinden kaynaklanmaktadır ki , bu saf temiz kalpli çocuk onu sevdikçe kendisini de sevmeye başlar. Aslında şeker adasını bulmak yolunda yaptıkları yolculuk, çok büyük bir iç yolculuğu ve Kaptan Yosun'un değişimini simgeler. Kulakjack adeta etrafındaki herkese mutluluk saçan küçük bir melektir ve kaptanıyla, annesi balinayla macera yaşadığı sürece ondan mutlusu yoktur.


  
 Flapjack çocuklara gayet uygun ama çok ince esprileriyle aslında her yaşa hitap ediyor. Bense tamamen flapjacke olan aşkımdan dolayı izliyorum klsfjdss.

   4) Gumball

   Gumball bildiğimiz "çizgifilm" i baştan ayağa yıkan, deviren, kırıp parçalayan, muhteşem bir zekanın ürünü olan ve en önemlisi gerçek mekanlarda geçen bir çizgifilm.
   Sadece birkaç karakterin ve nesnenin çizgiden ibaret, geri kalan her şeyin gerçek olması bu diziyi izlenmeye değer yapan şeylerden sadece biri.

   

   Çizgi karakterlerin gerçek mekanlarda gözü ve dikkati dağıtacak şekilde eğreti durmuyor olması da gerçekten çok ilginç. İlginç olan başka bir şeyse Kedi bir anne ve Tavşan bir babadan bir kedi oğlan, bir tavşan kız ve bir BALIKoğlan çocuk olmuş olması.
 
   Kedi Gumball ve kardeşi balık Darwin kardeş olmalarının yanısıra, aynı zamanda birbirlerinin en iyi arkadaşı ve can yoldaşıdırlar. Her maceraya da birbirlerinin götünden ayrılmadıkları için birlikte atılırlar. Bu maceralar ise çoğunlukla bizim hepimizin çocukken en az bir kere yaşamış olabileceği türden şeyler. Komşuyla başının derde girmesi, okuldaki olaylar vs.
   Fakat anne ile babanın da çok "garip" ebeveynler olarak bu maceraların içine bir şekilde karışmalarıyla ortalık karışıyor. Sonunda sadece 4 yaşında olmasına rağmen ailenin genelinden çok zeki olan tavşan kızın ve gerçekten zeki bir anne olan o annenin işte (:D) yardımlarıyla, bazen de Gumball ve Darwin'in kendi parlak zekalarıyla olaylar çözülüyor. Çok çok çok nadiren ise baba tavşan'ın aptallıklarıyla tesadüfen kurtuluyorlar. Ama hayır, baba çocuklardan daha beter bir çocuk, bu yüzden anne kedi'ye 4 çocuğa birden hem analık hem babalık yapma görevi düşüyor. Bu bakımdan biraz Simpsons ailesi gibiler.

  

  Gumball açıkçası çocuklara uygun denebilir. Yani bunda da uygun olmayan zirilyon tane şey var aslında ama diğerlerine göre daha sınırda. :D Ama izlemesi gerçekten zevkli, çünkü nasıl garip bir şey ile karşılaşacağınızı hiç bilemiyorsunuz; bu gerçek çizgi dünyada her şey mümkün!

  5) Süngerboooooobbbbb Kareşorttttttttttttttttt

  Bu pek günümüz çizgifilmi değil, yıllardır süregelen bir EFSANE HUHUHUHUHUUHUHUHUHUHUHUHUHUUHUHUH.
   Çoğu insan ona gıcık oluyor ama ben BA-YI-LI-YO-RUM. Bebeğim ya. :D O kadar salaklar ki, salaklıktan ölüp gidecekler bir gün. Ama bu bir çizgifilm olduğu için ,ertesi gün tekrar canlanırlar bir şekilde. :D Eğer bir çizgifilm karakteriyle evlenmemi isteselerdi, ya Süngerbob'u seçerdim, ya da Johnny Bravo'yu jkldhsfsdff.

   Hepiniz Sünger Bob ve arkadaşı Yıldız Patrick'in okyanusun altında yaşayan, neredeyse 20şer yaşında olmalarına rağmen aynı Mordecai ve Rigby gibi iki salak olduğunu biliyorsunuz. Ama bunlar diğerlerine göre çok daha çocuksu bir saflıktalar. Zaten Süngerbob bildiğiniz Polyanna. O şekerliği, o iyi kalpliliği.......o bir süzme salak ama sevilesi, bağra basılası bir salak. Squidword bile onu seviyor da çaktırmıyor, onu sevmemek imkansız. Ama sinirbozucu. Çok sinirbozucular. Böyle ağzına şamarı çakacaksın "OTUR OTURDUĞUN YERE ÇOCUK" diyeceksin. Ama asla kötü niyetli değiller çok saf ve çok iyi niyetli oldukları için böyle mallar biraz. :D

 

  6) Johnny Bravo!
  O BİR EFSANE! KIZLARIN SEVGİLİSİ GERİZEKALI JONHHNYYYYYY BRAVOOOO!


  

  Bu adamın aklı fikri abazalıkta. ajdgas. Ama zararsız abaza, öyle çapkın yani. Stil desne onda, vücut desen onda, kızların onu sevmemesi için hibçir neden yok....zaten o da kendine aşık.....tek sorun.....beyni fasuyle tanesi kadar. Bu yüzden görünüşü de kimseyi etkilemiyor, hatta küstahlığı yüzünden dayak yiyip duruyor.

  Ama beni etkiliyorsun Johnny, ben evlenirim seninle! :D

  Maymun dansında da on numara ayrıca.

  

  7) Back at the Barnyard: Çiftlik Hayvanları

   
Bu çok özel çizgifilm sadece cnbc-e'de yayınlanıyor ve ÇOK ÖZEL.
   Türkçe seslendirmeleri mi dersin, esprileri mi dersin, düştükleri durumlar, çok sağlam karakterleri mi dersin; yani çiftlik hayvanlarını izleyip de gülmeyen insan insan değildir.

   

   Aslında bunların "Parti Hayvanları" adında filmleri de var 2 tane. Ya çizgifilmi çok tuttu da film oldu, ya filmi çok tuttu da çizgifilm oldu orasını bilmiyorum. Ama gerçekten on numaralar. Hele o seslendirmeler....bir bölümünde çok iyi hatırlıyorum "Sen çok yanlış anlamışsın beni Bacım..." dedi gelincik onu seven bir kız gelinciğe. :D Çok gülmüştüm. Ayrıca küçük fare de Leyla ile Mecnun'dan tanıdığımız dede. :D

   Evet, hayvanlarımız adı üstünde "çizftlik" hayvanları. Çiftçiye sorsanız onlar çok uslu, çok sevimli hayvancıklar; ama çiftçi gittiğinde; dört ayak üstünde yürümeyi bırakıp ahırdaki jakuziyi çıkarıyorlar ve keyif çatıyorlar! Onların konuşabildiğini, insan gibi davranabildiğini tek bilense komşuları nam-ı değer "deli" Bayan Beady.
   Hayır hayır, o aslında turp gibi; hiçbir sorunu yok. Sadece etrafta çığlıklar atıp "ONLAR KONUŞAN HAYVNALAR" dediği için deli gözüyle bakılıyor. Hayvanlar orada otluyor işte, bu kadın gerçekten delirmiş....

  Bir bölümde valiliğe aday oluyorlar, öteki bölümde program sunuyorlar. Bir bölümd ehaber spikeriyken, diğer bölümde doktor kılığına giriyorlar. Yani bu sıkı dostlar yerinde durmak bilmiyor ve maceraları insanı gülmekten öldürüyor.

  Çokça "özel bölüm" yayınlıyorlar ve bu özel bölümler tadından yenmiyor doğrusu. Çok fazla anlatıp olayın büyüsünü bozmak istemiyorum, her gün saat 18:00 gibi; cumartesi pazar da sabah 10 gibi tvde oluyorlar; İZLEYİN.

  

 vuhhh geçrekten çok yoruldum ha. tamam bir tane daha yapayım, bitirelim. ama unutmayın, daha bir sürü çizgifilm izliyorum :D :D :D sonra daha animasyonları anlatacaktım ohohohoooohohoho kaç saatt oldu bitiremedim bea.

  8)Madagascar Penguenleri
  "Madagascar" animasyonunu bilmeyeniniz yoktur! Evet, o ünlü grup adaya düştüğünde bu 4 "garip" penguen onlara çok yardımcı olmuştu ve sonra filmin sonunda yaptıkları uçağa binip gitmişlerdi; hatırlıyor musunuz? Peki sonra ne oldu?
   Uçakları New York'a düştü ve hayvanat bahçesinde yaşamaya başladılar!
 
  

   Kimse onların gizli ajanlar olduğuna inanmıyor olabilir; zaten bu işlerine de geliyor GÖREVLERİ ÇOK GİZLİ VE KİMSE BİLMEMELİ.
   Ama bu hayvanat bahçesinin içinde veya dışında garip olaylar olmuyor demek değil tabii ki; birilerinin sürekli onların yardımına ihtiyacı oluyor ve onlar da göbeklerinin üstünde kayarak olay yerine gidiyorlar!

   Bu dört pengueni çok iyi bir ekip yapan özel yetenekleri var; Skipper: tam bir liderdir.askeri stratejileri ve sıkı disipliniyle bırakın grubu hayvanat bahçesini bir arada tutar. Kowalski: grubun çılgın bilimadamıdır, icatlarıyla yardımcı olur. Private: İyi kalpliliği ve kendine has şirinliği ile bir ajanın illa şiddet yanlısı olmak zorunda olmadığını kanıtlar.  Rico: Tamamen delidir. Sağı solu belli olmaz, geniş penguen midesinde dinamitten bowling topuna kadar o anda lazım olabilecek her şeyi bulundurur.

   Ha Kral Julien'i de unutmamak lazım. Maymunların mı, babunların mı; bir şeyin kralı işte. Aslında kimse onun gerçekten kral olduğuna inanmıyordu ama hakkatne kralmış. Sadece krallığını bırakıp uğraşmayı çok sevdiği penguenlleri gizlice takip etti veeeee bum! O da hayvanat bahçesine düştü. Ki bu Skipper'ı çok büyük hayal kırıklığna uğratmış olmalı çünkü o maymunun sinir bozucu zırvalıklarına katlanamıyor. :D Ki bu o ikisinin neden birlikteyken bu kadar komik olduklarını açıklıyor.
 
   Bu çizgifilm kesinlikle ailecek oturup izlenebilecek türden. Annem çok seviyor bunları, özellikle izliyor. Ciddiyim ha. :D

  


  Tamam, bu kadar çizgifilm yeter.
  Evet, kendimi bildim bileli böyle çizgifilm delisiyim, hiç değişeceğimi de sanmıyorum, inşallah değişmem. Çünkü çizgifilmler bir şeyi anlamamı sağladı; wait for it........wait.....for....itt.....bennn......BENNN.....bBENNNNNNNNNN  seslendirme sanatçısı olacağım.
  Evet; bu yıllardır bütün hayal listelerimde duruyordu; üşenmedim tüm eski günlüklerime baktım; hepsinde küçücük de olsa bir seslendirme sanatçısı olma hayalimin olduğu yazıyor.

   Çünkü animasyonlar, çizgifilmler; beni sebepsiz bir şekilde çok etkiliyor. Hayatımda sinemada izlediğim ilk şey bir animasyondu; Tarzan'dı. (Aslında aslan kraldı ama onu izlerken 3 yaşında falanmışım hatırlayamıyorum, tarzanı hatırlıyorum 4 yaşındaydım.) Ve tarzan'ı her izleyişimde, ama her izleyişimde kendimi ağlamaktan alıkoyamıyorum. Hatta animasyonlarda normal filmlerden çok daha fazla ağlıyorum.

  Bütün mason, illuminati, sübliminal mesaj, 25. kare saçmalıklarını bir kenara bırakırsak; animasyonların ve çizgifilmlerin gerek çocuklar gerekse yetişkin yaşlı başlı insnalar için çok önemli mesajları var. Komik bir sahneye 7 yaşında çocuğun da 70 yaşında adamın da gülmesi, ya da hüzünlü bir anda 7 yaşındaki çocuğun da 70 yaşındaki adamın da gözlerinin dolması beni çok etkiliyor. Ve hiçbir zaman eskimiyorlar; klasikleşiyorlar. Bu tüm filmler için böyle; bu yüzden üniversitede yükseklisansımı radyo televizyona yapmaya ve de öncelikle üniversiteyi okurken Diksiyon ve Seslendirme kurslarına gitme kararı aldım. Bu benim için bir yan meslek olacak, televizyonlarda çevirmen de olabileceğim belki bu sayede; aynı zamanda radyo televizyonda olarak yazarlık yanımı da geliştirebileceğimi düşünüyorum. Yani açıkçası ben kararımı verdim, mademki hem ünlü olmak, hem tüm yeteneklerimi sergilemek hem de sevdiğim işi yapmak istiyorum; benim yerim orası.

   Sonunda ilerdene olacağımı bulmanın verdiği rahatlık o kadar güzel ki. Kararımla gerçekten çok gurur duyuyorum, inşallah istediklerim olur ve beni ilerde bir çizgifilm sesi, bir animasyondaki şarkının sesi ya da bir filmdeki dublaj kız olarak dinlersiniz.

   Ha bir de kitaplarımı okuyacak, seslendirme işinde ünlendiğim için rol verdikleri dizilerde göreceksiniz asjhdsds. Gerçekten yazarlığın yanında yapmak istediğim şey bu, ve çok mutluyum.


 

4 Eylül 2012 Salı

deprem durumunda yazılması gereken yazı



 Öncelikle bu bir acil durum yazısıdır.......ama maalesef dünki yazımı anasayfadan silecek. Bu yüzden onu okumadıysanız bırakın acil durumu falan önce onu okuyun jdhsfjkd.

  Tamam durum şu:
 TRABZON'DA DEPREM OLDU AAAAAAAAĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ.


.

  Sabah 11 gibi uyandım; banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım, uçuğumu kremlemekle uğraştım, sonra gelip bilgisayarımı aldım, bir kase nesfit doldurup bir dizi açtım.
  Birkaç bölüm izledikten ve koca bir kase nesfiti bitirdiğim halde doymadıktan sonra tekrar mutfağa gidip bir küçük tabağa 2 zeytin, 2 dilim kaşar peynir, 3 dilim domates, 2 dilim salam, bir çaytabağı incir reçeli ve bir dilim mısır ekmeği koyup salona geri geldim. Sonra tekrar mutfağa dönüp ocağa su koydum ve tekrar geri dönüp salon sandalyesine oturdum.

  Diziyi açıp ağzıma bir tane salam attım. Ve o anda.....birden......oturduğum sandalye ve salon masası zangır zangır TİTREMEYE BAŞLADIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIDIDIĞIPOĞIĞUFLHJKPŞ.
 ZANGIRIRIRIRIRIRIRIRIRIR
 RIRIRIRIRIRIRIRIR
 RRIRIRIRIRIRIRRR.
 .
 Gözlerim kocaman açılmış bir şekilde bana doğru titreyen laptop ekranındaki Carly'e baktım (evet iCarly izliyordum....ne çok seviyorum kjldshglkçd.) ve korkuyla ayağa fırladım. Sonra.......
....bitti.
Titreme durdu.
 

   İçimden "Az önce noldu öyle?????????????" diyerek lambalara baktım. Hafiften sallanıyorlardı........demek ki halüsünasyon görmemiştim ve olanlar salamdan da kaynaklanmamıştı. Oh be. Salam değilmiş.

  Akjashdjskfgf. Cidden bir salisenin 1/100 lük bir zaman kısmında "salam mı acaba?" diye düşündüm.  :D

  Neyse, hala korku ve panik içinde evin içindeki tüm odaları dolanmaya başladım ve bu sallanmanın bittiğine emin olana kadar durmadım. Evet, çoktan bitmişti. Her şey yerli yerindeydi. Lambalar da artık sallanmıyordu. Belki de bir şey olmamıştı. Hemen yandaki inşaat yüzünden öyle hissettim belki de...HAYIR YA GERİ GELİRSE BU SALLANMA?!?!!

  "Acaba dışarı mı çıksam?" dedim. Sonra "Yok ya pijamalıyım çıkmamam bir yere." deyip geri oturdum sandalyeye. GHFASJDHGSSDK.
  Düşünsenize ertesi gün manşetlerde "ÖLÜM SEBEBİ: PİJAMA."
    "Trabzon'da çok garip bir olay yaşandı.
    Geçenlerde gerçekleşen 3.2 büyüklüğündeki depremde, 17 yaşındaki Y.A iddialara göre pijamalı bir halde evi terketmek istemediği için enkazın altında kaldı. Daha sonraki çalışmalarda ekipler tarafından elinde bir kutu salamla bulunan genç kız, "Ne yapsaydım öyle dışarı çıkamazdım?!  Ben de hemen mutfağa koşup ebulduğum ilk yemeği aldım ve masanın altına saklandım. Fakat bu deprem bana büyük bir ders oldu, bundan sonra bir deprem çantası yapıp içini Mango Collection'larımla dolduracağım. Bir enkazdan pijamalı çıkarılmayı bir daha asla göze alamam .s..s.s.s.s.s.s" dedi. "Ama ölebilirdiniz!!" diyerek karşı çıkan muhabirimize ise "us snane be slk...s.s.s.s.s.s." diyerek elindeki salamı fırlattı ve koşarak uzaklaştı. Olayın ardından Forum Alışveriş Merkezi'nde giysi denerken görüldüğü söyleniyor."
  Muhtemelen başıma gelen bu olacaktı. Hığm. Evet. Neyse.

  Sonra kalkıp camdan dışarı baktım, herkes, her şey normal görünüyordu.
  "Amaaaaaaaaan kısmet." deyip yerime oturdum. Ama çok korktum lan. Fakat bunun deprem olduğu aklıma gelmedi. Evet, deprem olduğunu düşünmedim. "Acaba yoldan tır mı geçti de titredik hani olur ya filmlerde tren geçerken evler titrer?" bile dedim. Ama deprem mi? Hayır hiçççççççççç düşünmedim.

   Ardında yemeğimi yemek için masaya oturarak normal hayatıma geri döndüm. Dizilerimi izledim, ayak masajı yaptım, çamaşır makinasını çalıştırdım, saçlarımı yıkadım ve birkaç salam daha yedim. Sonra az önce facebook'u açtığımda bir de gördüm ki..... TRABZONDA 3.2 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM OLDU . HIĞAĞAĞAĞAĞAĞĞAĞAAĞAĞĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAAĞAĞAĞAĞĞAĞAĞAAĞAĞAĞAĞĞAĞAAĞ

  

   Trabzon'da genellikle deprem olmaz. Çünkü fay hattı üzerinde değiliz. Arada sırada komşu şehirlerde olan depremler yüzünden sallanırız ama TRABZON ÇIKIŞLI BİR DEPREM OLMAZ. OLURSA DA DENİZDE OLUR. OLURSA DA 1-2 NOKTA BÜYÜKLÜĞÜNDE OLUR. AMA ASLA  TRABZONUN KIYISINDAN ÇIKIŞLI 3.2 BÜYÜKLÜĞÜNDE OLMAZ AĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ.

  Neyse çok cırladım ama tüm bu sallanma sadece 2-3 saniye sürdü. Ayrıca 9 katlı yapılması planlanan, son anda 15 kata çıkarılan bir binada yaşayan biri olarak, rüzgarda bile sallanıyoruz niye bu kadar korktum ki şimdi kdsfjd. Herhalde deprem olduğu için. Çünkü daha önce olan depremlerin hiçbirini hissetmemiştim. Birinde Eldorado Yolu'nu izliyordum, birinde odamda dans ediyordum, birinde uyuyordum......."Yaaaaaaa neden hissetmedim yaaaaaa." derdim hep. Ama hissetmek insanı altına ettiriyor olum hissetmeyelim. Yok ya bişey yoktur ben abarttım ha şimdi. Di mi. Yoktur yani. Yok.

  AĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ KITALAR AYRILIYOR ALAMETLER GELİYOR BİR YERDE ÇOK HÜYÜK BİR DEPREM OLACAK AHA DA KEHANETTTE BULUNDUM TÖVBE TÖVBE ALLAHIM BİSMİLLAH KIYAMET ALAMETİ Mİ BUNLAR AĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ.

  Acıktım ha. Omlet mi yapsam. Hığm.

3 Eylül 2012 Pazartesi

içimdeki umutsuz ev kadını....pek bir hamarat ama.

   Annem ve kardeşim okulların açılmasına ha şurda sayılı günler kala bir Antalya tatili yapma kararı aldılar.
   Hatta ben de uzun süre gitsem mi kalsam mı şeklinde bir ikilem yaşadım ama sonunda yiğitçe gitmeme kararı aldım. Çünkü dershanem başlamıştı ve bir ygsci olarak benim için artık denizdi, havuzdu.... o sezonlar kapanmıştı. Ben zaten şu 3 ay mükemmel bir tatil yaptım; çoğu yaşıtımın aksine çalışmadım, konu tekrarı yapmadım oooooooohh yattım yuvarlandım, gezdim tozdum, gördüm geldim. Ama şimdi vakit çalışma vaktidir dostlar. Ama siz çalışmayın, en birli ben olucağm!

   Fakat diş randevum için gittiğim Samsun'dan dershaneye yetişmek için apar topar dönerken, birden annem aradı, "Ya sen de gel..." diye tutturdu. Kadın resmen "Amaaaaannnnn çalışacan zaten gel şimdi." diyor. Bir de bilse ki kaaç ay önce, tee 11. sınıfın sonunda tüm dershane hocaları karşımıza geçip sanki bütün yıl yatmışız gibi "SAKIN YAZIN TATİL YAPMAYIN DERS ÇALIŞIN. ONUN ADI TATİL AMA ÖYLESİNE KOYMUŞLAR. YANİ TATİL DİYE BİŞEY YOK ARKADAŞLAR O BİR İSİM SADECE. ÖZEL AD. YOKSA BU GİBİ BİR SİSTEMDE TATİL DİYE TANIMLANACAK BİR ZAMAN BOŞLUĞU BULACAĞINIZI MI SANDINI HOHOHOHOHOHO ENAYİLER HOHOHOHOHOHOHO O NE LAN." dediler. Bunu bilseydi oooohhoooohoh.

  "Anne bak ben otobüse bincem istemiyorum gelmek falan Antalya'ya." dedim.
  "E baban da bizimle geliyor kalabilecek misin evde tek?" dedi.
  EVDE TEK KALMAK. DIDIDIDIDIDIDIDIM.

  Hiçbir zaman evde tek kalmakla ilgili bir sorunum olmadı. Ama insan büyüdükçe herhalde korkuyor böyle şeylerden. Büyüdükçe büyüdükçe karanlıktan, yalnızlıktan, karanlık bir yalnızlıktan korkmaya başladım. Görünen görünmeyen her şeyden korkuyorum artık. Mesela akşamları aynada kendi aksime bakmaya bile korkarım. Üç harfliler dabbe musallat türk korku sineması Allah korusun tövbe yarabbim bismillahirrahmanirrahim.

  Olsun yine de o kadar korkak değilimdir yaa. Korkmam yani çoğu zaman. İşte korkarım da  şey yani öyle çok da değil ya. Azıcık. Anladınız siz.
 
   "Tamam ya kalırım." dedim. "Bizimkiler bizde kalır vsvsvsvsvs oo parti oley kalırım ben yea." (O bizimkiler analarından izin alabildi mi eyyy gidiii.)

  Böylece her şey ayarlandı ve anam babam kardeşim sabahın bir körü beni evde tek bırakarak gittiler.

  BİRİNCİ GÜN

 1)Allaahımmmmmm evde tek olmak ne kadar güzelll.... Her şey benim elimdee... İstersem yatağımı toplarım, istersem toplamam. Ne? Ne dedin anne? HİÇBİR ŞEY HOHOHOH. Ohhhhh dağınık duracak işte orası mahahahhhahahaha.

 -SONRA RAHATSIZ OLUP ODASINI TOPLADI.

 2)Ohhh ne yesem.......dışardan mı söylesem.....Bulaşıklar da şurda yığılsın banane nolacak. Ahahaha.

 -MAKİNADAKİ TEMİZLERİ YERLERİNE YERLEŞTİRDİ VE KİRLİLERİ MAKİNAYA DİZDİ. SONRA DOLAPTAN MANTAR ÇIKARIP FIRINDA MANTAR YAPTI VE SİGARA BÖREĞİ KIZARTTI.

 3)Ayyy dolabım da çok karışık. Annem 1 aydır topla diyordu hohohohohho ooohhhh şimdi diyemez antalyada o ohohohohohho..

-DOLABINI TAMAMEN DÖKÜP YENİDEN YERLEŞTİRDİ VE KİRLİLERİ AYIRDI.

 4)Kirliler de epey birikti orda...amaaaaan dursun nolacak.

 -MAKİNAYA KOYUP YIKADI ASTI VE KURUYANLARI TOPLAYIP KATLADI.

   Bunları yaptıktan sonra çok güzel diziler izledim, saatlerce ukulele ve keman çalıştım, test çözdüm, yazı yazdım çok güzel geçti yani. Hatta samsundan dönerken yaşadıklarımla ilgili bir yazı yazdım ama sonra site kapandı ve silindi. Bu yüzden sinirlenip vazgeçtim. Onu da anlatırım bi ara. O muavine tekrar rastlarsam anlatırım.

   Sonra bütün kadın programlarını izledim, haberlerencıkcıkcıkcıkladım, yeşil çay yapıp içtim. Günün sonunda yatağıma yattığımda, tüm bu ev işlerini yapmama rağmen "Ohhh ne güzel verimli bir gün oldu..." dedim. Sonra gözlerimi kapattım ve birden dırkşın diye eli bıçaklı samaralar görmeye başladım.

   Gözümü açtım. "Saçmalama yıldız neler hayal ediyorsun tövbe tövbe." deyip tekrar kapattım.
   Yok arkadaş! Bu sefer şu bebek chucky dudağında piç bir gülümsemeyle "hihihihihi" diye diye bana geliyordu. Aklınıza gelebilecek her türlü korkunç yaratığı düşündüm. Sonunda odadan korkup OLMAYACAK BÖYLE dedim ve yatağı yorganı salona taşıyıp televizyonu da açıp yattım.
   Sonra gözümü açtığımda güneş parıldıyor ve tvde çizgifilm oynuyordu.

 İKİNCİ GÜN

  1) Ohaaa saat 1 olmuş niye kimse uyandırmadı beni!!!
 
  2) Ooooof çok üşeniyorum kahvaltı hazırlamaya. Gevrek yiyim.
 
  3)Bu bulaşıklar yine mi birikti ya. Öf yıkayayım amaan nolacak.

  4) Çamaşırlar kurumuş. Haydi topla yıldız nolacak.

  Tüm bunlar olurken bir de günlerdir dudağımda olan uçuğum yüzünden hijyen koşullarını olağanüstü hal'e çıkartmıştım. Yani şu son bir haftadır 1234567 tane havlu değiştirdim. Her şeyde gidip elimi yıkadım. Tomar tomar tuvalet kağıdı harcadım DUDAĞIMA. Öyle ki artık kendime bile dokunmaktan huylanıyordum. Ellerimden öyle huylanıyordum ki yıkaya yıkaya derisi şeyoldu resmen. Bunlar olurken gelip gidip el yıkıyordum, uçuk temizliyordum, krem sürüyordum ve ağzımı doğru düzgün kullanamıyordum.

 5) Ayyyy yerler hep saç. Üfff hiç halım yok ya.

 6) Öyyyyy bu salonun hali ne topliyim.

 7) Bi banyo yapayım çok pislendim ya.

   Şimdi izlediğim tüm üçharfli filmlerine göre, evde tek başına banyo yapmak tehlikeli ve filmlerin yüzde doksanında öyle yapan kızlar ölüyor. Ki bilirkişiler de evde tekseniz hele de akşamsa sakın banyo yapmayın diyorlar. Ama yarın dershanem var, uçuk yüzünden günlerce yıkanmamışım, kokmuşum resmen girmem lazım. Girdim sonra ama hayatımda bu kadar korkunç bir yıkanma süreci geçirdiğimi hatırlamıyorum. Sanki o hiç bitmeyen şampuan şakasındaki gibi her an birinin eli arkamdan şampuan uzatacak, her an banyo kapısı açılacak ve bir hırsız girecekmiş gibi hissettim. Bu da moralimi sıfıra düşürdü tabi.

  8) Ooo yine akşam oldu napsam.......resim yapayım.
  Sonraki 3 saat resim yaptım. Sonra birden babam geldi zaten mutlu oldum. O maç izledi, ben de resim yaptım. Oh be sonunda bitti bu işkence ooh dedim.

 Sonra gözümü bir açtım sabah olmuş, babam işe gitmiş, evde kimse yok.

 ÜÇÜNCÜ GÜN

  1) YAPMAYACAĞIM KAHVALTI. ZATEN ELLERİM MİKROPLUDUR ÖYK.

  2)YA KAÇ KİŞİ YİYORUZ EVDE BU KADAR BULAŞIK NERDEN GELİYOR
 
  3)AAAAAAAAAAAAAAAAAAAOFFFFFF BIKTIM BU ÇAMAŞIRLARDAN BUNLARI NEYE GÖRE AYIRIP KOYUYORUZ Kİ MAKİNAYA! BİŞEY OLUR MU BUNA ACABA?

  4)YAAAA ÇOK PİS YERLER İSTEMİYORUM SÜPÜRMEK AMAAAA -süpürdü.

  5)ŞU ÇÖPLER DE BİRİKMİŞ Bİ ÇIKARİYİM ÖFFF......

  6)ALO.. ANNE NE ZAMAN GELECEKSİN YA ÖF ÇOK SIKILDIM BEN. DAHA 16 YAŞINDAYIM BEN.
  +Heee ufal da cebime gir. 17sin sen. 18 den gün alıyorsun. Noldu şimdi annen her gün yapıyor bunları ;););)
  -SENİN İŞİN NE YAPACAKSIN TABİ
  +Ne demek o yaaa hizmetçin miyim ben. Ohh daha antalyaya bile gitmedik amasyadayız benim dönememe çoookkk var.. eheheheee hadi öptm cnm by ;));););););));

  7)BU ARAYAN KİM YA? ALO?
  -Sultan Hanim orda mi?
  +YOK.
 -Ne zaman olur?
 +VALLA UZUN BİR ZAMAN OLMAZ YANİ O BURDA. OFFF OFFFFF

  8)YAAAA KİM ÜTÜLEYECEK BUNU. NASIL ÜTÜLÜYORUZ BU GÖMLEĞİ? EEEEEEHHHHHHHHHH RESMEN TÜM SUYUNU GÖMLEĞİME DÖKTÜ ÜTÜ NE GİYECEM HA ŞİMDİ. HIĞAĞAĞAĞĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞAĞ.


  Sonra dershaneye gittim, birkaç insan gördüm de rahatladım. Sonra kitapçıya gittim, sonra babamla balık aldık yedik. Şimdi keyfim yerimde ama anam dönsün ya. Bu ne bu nası bi hayat arkadaş. Resmen evde part time işe girdim bi para da almıyorum, babam da zaten akşam geliyo koltuğa oturuyo adam napsın gece gece.

   Umutsuz ev kadınlarının niye şimdi cinayetti dedikoduydu altın günüydü öyle ekşınlara katıldığını anladım. Ama neyse bu sadece şimdilik böyle. Toparlan yıldız hemen ne 5 çocuklu depresif dobiş spora gitmek isteyen ama baklavaları götüren ana moduna girdin. İlerde çok anlayışlı , türk  kıroluğundan uzak bir insan kocayla evlendiğimde bana ev işlerinde yardım edecek, "canım çok yoruldun acaba hizmetçi mi alsak sana :'( gel dışarda yiyelim ellerin dert görmesin :'(" diyecek.  Evet hehe. Şşşşyttttt b.i saaniyeeee o hizmetçi ne ayak noluyo bak bak bak hiç aklıma gelmedi daha önce! Lezbiyen olacak o hizmetçi! Ya da teyze olacak! O kadar!


  Yani şu üç günlük ruhsal yolcuğulumda anladım ki, çok hamaratım lan. Helal olsun. Benden iki çocuklu, kariyerli, elinden pasta börek çıkan bir ana olur ha. Ama bu ne bu hayat hayat değil resmen amelelik bu. Yapıyorum kimsenin farkettiği de yok zaten yaptığımı. :D "Ooo ne güzel yaptın yıldız aferin." diyorum kendi kendime. Sonra zaten yine başa dönüyor resmen kısır döngü bu ev işleri.


  Ya gitsem mi antalyaya acaba. Acaba öyle mi yapsak acaba. Amaaaaaan zaten tüm yıl ygsye çalışmayacak mıyım? Di mi?

 -YARIŞTAN ELENDİ. TÜM YGSCİLER GÖNÜL RAHATLIĞIYLA ÇALIŞABİLİRSİNİZ, BİR KİŞİ ÖNDESİNİZ..




 sjdkhfkjhdf işte böyle.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı