Ağaca tırmananlar

8 Eylül 2012 Cumartesi

karmakarışık


    Bu yazıyı çocukluğunu aşmış, lise son olduğunun ve seneye üniversiteli olacağının farkında OLAN insanlar OKUMAK ZORUNDA DEĞİLDİR. Hatta siz gidin. Dağılıın!

    O gruba girmeyen ya da girdiği halde kalan insanlarsa; şu anda öğreneceğiniz bilgiler hayatınızda hiçbir değişikliğe, ruhsal bir aydınlanmaya, ya da bulmaca çözmelik bir genel kültür patlamasına
NEDEN OLMAYACAK.  Bununla yüzleşin ya da ilginizi çekmediyse, "Meh..." dediyseniz, SİZ DE GİDİN. Bu konuyu sadece saf, temiz bir okuyucu kitlesi anlayabilir! Öyle olduğunuzu düşünüyorsanız, ki hepiniz öylesiniz canlarım, kalın. 


  Çünkü konuşacağımız şey; ÇİZGİFİLMLER VE ANİMASYONLAR HUHUUHUHUHUHUUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUHUH!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

   Kabul edelim ki hepimiz zamanında çizgifilm izledik. Evet. Güzel zamanlardı. Evet. Teletabiler, Pokemonlar, Yu-Gi-Ohhlar, Barneyler, Ay savaşçılarılar, Jetix çizgifilmleriler vs......... Ama bu yazıyı yazmama neden olan iki sebepten birincisi, şey....ben......hala....izliyorum. Evet.
 
   Mesela TV'yi açarım, şöyle öncelikle Cnbc-e ve e2'ye bakarım, sonra direkt Cartoon Network veya diğer çizgifilm kanallarını açarım. Ama o kanallara varana kadar ki yolda diğer tüm kanallarda ne var ne yok bakarım tabii ki. Ama ordaki dizileri izleyeceğime, çizgifilm izlerim. Evet.

  Bu yüzden şimdi siz cahil olgun gençlere günümüzün güzel çizgifilmlerinden demeçler sunacak, tanıtımlar yapacağım.

   Günümüzün Güzel Çizgifilmleri;

    
Şanslısınız, çok fazla değiller.

  1) Regular Show : (Türkçe adıyla; Sürekli Dizi)
  

   Bu dizi tamamen lise terk, 23 yaşındaki iki gerizekalının hikayesi. Ha şu sağdaki karga Mordecai lise diploması alacak kadar akıllıymış neyseki, zaten kargalar zeki derler :D. Ama öteki salak Rigby o kadar salak, işgüzar ve salak ki bütün dertler onun başının altından çıkıyor. :D
   Bu ikili çocukluklarından beri çok yakın arkadaşlar ve işte lisenin ardından geldikleri büyük şehirde beş parasız kalınca, iş aramaya başlıyorlar. Kısa zaman sonra sahibinin bir "lolipop", müdürünün bir "şeker makinası" ve en bilge, en aklı başında çalışanının bir "beyaz orangutan?!" olduğu bir parkta bahçıvan olarak işe giriyorlar. Zaten normal bir iş beklenemezdi o iki anormal kişiden.
 
 
   Tembelliklerinden ve doğuştan gelen bir Allah vergisi bela çekme yeteneklerinden olsa gerek, nasıl olduğunu bilmeseler de, her bölümde bir cismi canlandırıp canavara dönüştürmeyi ve sonunda parkı tamamen yakıp kül etmeyi ama bölüm sonunda her şeyi eski haline getirip yine de müdürden azar işitmeyi başarıyorlar. :D Bu süreçte diğer karakterler o ana kadar saklı kalmış yetenekleri ve tecrübeleriyle yardıma koşup bu iki mankafanın yine hayatta kalmasını sağlıyorlar ve böylece her bölümde bir cümbüş oluyor. Atari oyunun içine girip çıkamamak mı dersin, Youtube videosunun içine girip çıkamamak mı dersin, Yerdeki karı bile canlandırıp ateş üfleyen kar canavarına çevirmek mi dersin, her bok bunlarda var anlayacağınız kjahskjdas.

   Bir de hangi yılda geçiyor bilmiyorum ama atari oynuyorlar, (daha geçen bölümde çocukken bayıldığım oyunlardan biri olan elevator action oynadılar; iddiaya girdiler hatta; sonra şeytani bir örgütten kaçarken buldular kendilerini.....o kadar saçma ki. :D) eski moda aletler vs. var. Bu bakımdan çok ilgi çekici. Ayrıca işleri güçleri millete eşşek şakaları yapmak. Ama dediğim gibi sonunda bir yerden bir canavar fırlıyor ve o zaman da bilge orangutan Skips'e koşuyorlar. Sonrası savaş mavaş. :D

   Hayır. Kesinlikle bu çizgifilm çocuklara göre değil. Hayır, değil. Asla değil. :D Kardeşinizi izlerken görürseniz ya koşup tvyi parçalayın, ya da otuurup onla birlikte izleyin.

  Ama bir bakımdan bana kendimi ve arkadaşlarımı anımsatıyorlar, o yüzden çok seviyorum diyebilirim.


 işte bu bakımdan.... HIĞM HIĞM HIĞM :D

   Hatta bu salakları o kadar seviyorum ki bir resimlerini bile yaptım;

 


 2) Adventure Time:  (Türkçe adıyla...sanırım Macera Zamanı?)
 

   Henüz yeni doğmuş bir bebekken, sihirli bir köpek ailesi tarafından ormanda bulunan 13 yaşındaki Finn'in en büyük hayali ilerde bir gün bir süper kahraman olmak. Aslında o şimdiden bir süper kahraman, ne zaman güzel bir prenses kaçırılsa ya da yardıma ihtiyacı olan biri olsa Finn ve erkek kardeşi köpek Jake hemen orada bitiyor.  Ayrıca kendisi şeker krallığının prensesi çılgın bilimkadını Prenses (:D) 'in özel şövalyesi gibi bir şey. Finn'den neredeyse 5-6 yaş büyük olmasına rağmen Finn ona aşık, belli ki o da Finn'e aşık bu inkar edilemez. :D

   Sonra bu sihirli köpek Jake'in özelliği ise vücudunu istediği kadar esnetebilmesi. Örneğin bir an küçükken, birden bir dev olabiliyor ya da kollarını ve vücudunu bir köprü kadar uzatabiliyor; aynı fantastik dörtlüdeki o esnek adam gibi. Ayrıca çok güzel keman çalıyor ve kız arkadaşı gökkuşağı renginde bir unicorn. :D

   Bu ikisinin olayı, bir prensesle evlenmek istediği için ikide bir prenses kaçıran buz kralını yenmek, vampir prenses Marcelin'in kabadayılıklarıyla başa çıkmak, garip büyücülerin büyüleriyle savaşmak, şeker krallığını tehdit eden kötülüklere karşı koymak vs.

   Zaman olarak bu dizi günümüzden yüzlerce yıl sonrasında geçiyor ve bu ilk defa Finn ve Jake okyanusun altında seyahat ederken, Jake'in okyanusun dibindeki günümüz insanlığından kalan şehirleri işaret ederek "Bak okyanus ne kadar güzel Finn! Farklı bir dünya gibi!" demesiyle anlaşılıyor. Yani bu dünya yok olmuş, yerine yine krallıklar, efsaneler, büyü, sihir, fantastik canavarlar hakim olmuş. Evet, tam olarak böyle.

 

  Bu çizgifilmde beni etkileyen şeyse bütün karakterlerin boncuk gözlü şirin şeyler olması, yani demek istediğim, çiziliş şekillerinin on numara olması. Evet, beni etkileyen gerçekten bu. Buncuk gözleri, şirin suratlarıyla o kadar tatlılar ki, böyle içim kıpır kıpır oluyor sevdiğim çizim şekli bu. :D Regular Show'da da bu çizime benzer çizim var. Yani aslında ben bu iki çizgifilmin çizimlerinden, çizgilerinden etkileniyorum da denebilir. Anlatılır gibi değil, çok hoşuma gidiyor sadece. :D

   Ayrıca giriş jeneriği ukulele ile çalınıyor ve ben çalıyorum onu haha haha haha ;);););) Hatta çalıp buraya koyayım. Durun bekleyin. :D:D:D

  video

    3) Flapjack : Türkçe adıyla; Kulakjack
    Bunu türkçeye Kulakjack olarak çevirmeleri çok ilginç ve güzel çünkü aslında Flapjack, böyle bisküvi gibi bir ingiliz tatlısı. İki kek-kurabiyemsi bisküvi, arasında da bişey. Çok da çeşitleri oluyor çikolatalı, yoğurtlu, meyveli vs. (yoğurtluyu gözlerimle gördüm ciddiyim, bildiğni yoğurt.)
    Fakat aynı zamanda pankeklere de flapjack denebiliyor. Ve de flapjack adını pankekten alıyor.

 

   Kahramanımız küçük, iyi kalpli, görenlerin çoğunlukla kız sandığı, dünyanın en şeker çocuğu olan Flapjack'i, bir dişi balina, okyanusun ortasında yosunların içinde kundaklı bir halde bulur ve ona gözleri yıldızlar gibi parlak, yanakları elma elma, ve genel olarak dünyadaki gördüğü en tatlı şey olduğu ve de tam o anda denizin ortasında pankek pişiren bir adamın pankeklerine doğru atıldığı için bir tatlı adı olan Flapjack yani pankek adını koyar. Böylece balina onu kendi ağzının içinde, kendi bebeğiymiş gibi büyütür; ona annelik yapar. Flapjack'e babalık yapan kişiyse, Kulakjack'in idolü olarak gördüğü, balinanın içinde yaşayan, tahta bacaklı bir papağan olan tembel, bencil, kötü kalpli korsan Kaptan Yosun'dur

   Yaşadıkları Fırtına Limanında bizim para olarak kullandığımız şeyin yerine, "şekerler" kullanılır. Ve de oradaki tüm insanların yemek olarak tükettiği şey çoğunlukla "şeker"dir. (Okyanusun ortasında meyve sebze bulunmadığından gayet mantıklı doğrusu. :D Meyve geldiğinde şekerden daha değerli oluyor.) Kaptan Yosun'un da tek bir yaşam amacı vardır; taşı toprağı bile şekerden olan Şeker Adasını bulmak. KulakJack'i de bu hevesle büyütür. Yani onun da tek istediği Şeker Adasını biricik kaptanıyla bulmak ve günün birinde biricik kaptanı kaptan Yosun gibi ünlü bir Maceracı olabilmektir!
    
   Ama o yine de daha bir çocuktur ve bu yolda kaptanın ona dediği her şeye inanır. Örneğin kaptan ona "Maceracı olmak için düşmanlar edinmelisin!" dediğinde flapjack limana koşar ve gördüğü her insanla düşman olmaya çalışır; ama o, o kadar iyi kalplidir ki bunu istese de yapamaz; herkes onu çok sever. Düşman edineceğine dost edinip gelir. Kaptan Yosun da buna çok şaşar çünkü bütün insanlar tam tersine Kaptan Yosun'dan nefret etmektedir.

   Çoğu bela da başlarına Kaptan Yosun'un Kulakjack'i başından savmak için (çünkü çok kıymetli uykusunu ya da tembelliğini bozuyordur ona göre) birşeyler uydurması ve Kulakjack'in de inanarak o şeylerin peşine düşmesinden kaynaklanır. Ama sonunda Kaptan Yosun'un gönlü el vermez ve Kulakjack'i soktuğu durumlardan kurtarmak için işe koyulur.
    Aslında derinlerde bir yerde küçük Kulakcığı herşeyden çok sevmekte ve onun için en iyisini istemektedir lakin işte o öyle biridir. Kötü, tembel, bencil, kibirli, kimse tarafından sevilmeyen ve saygı görmeyen, aksi, berbat bir kişilik......Böyle olması da aslında kimse tarafından hayatının hiçbir döneminde sevilmeyişinden kaynaklanmaktadır ki , bu saf temiz kalpli çocuk onu sevdikçe kendisini de sevmeye başlar. Aslında şeker adasını bulmak yolunda yaptıkları yolculuk, çok büyük bir iç yolculuğu ve Kaptan Yosun'un değişimini simgeler. Kulakjack adeta etrafındaki herkese mutluluk saçan küçük bir melektir ve kaptanıyla, annesi balinayla macera yaşadığı sürece ondan mutlusu yoktur.


  
 Flapjack çocuklara gayet uygun ama çok ince esprileriyle aslında her yaşa hitap ediyor. Bense tamamen flapjacke olan aşkımdan dolayı izliyorum klsfjdss.

   4) Gumball

   Gumball bildiğimiz "çizgifilm" i baştan ayağa yıkan, deviren, kırıp parçalayan, muhteşem bir zekanın ürünü olan ve en önemlisi gerçek mekanlarda geçen bir çizgifilm.
   Sadece birkaç karakterin ve nesnenin çizgiden ibaret, geri kalan her şeyin gerçek olması bu diziyi izlenmeye değer yapan şeylerden sadece biri.

   

   Çizgi karakterlerin gerçek mekanlarda gözü ve dikkati dağıtacak şekilde eğreti durmuyor olması da gerçekten çok ilginç. İlginç olan başka bir şeyse Kedi bir anne ve Tavşan bir babadan bir kedi oğlan, bir tavşan kız ve bir BALIKoğlan çocuk olmuş olması.
 
   Kedi Gumball ve kardeşi balık Darwin kardeş olmalarının yanısıra, aynı zamanda birbirlerinin en iyi arkadaşı ve can yoldaşıdırlar. Her maceraya da birbirlerinin götünden ayrılmadıkları için birlikte atılırlar. Bu maceralar ise çoğunlukla bizim hepimizin çocukken en az bir kere yaşamış olabileceği türden şeyler. Komşuyla başının derde girmesi, okuldaki olaylar vs.
   Fakat anne ile babanın da çok "garip" ebeveynler olarak bu maceraların içine bir şekilde karışmalarıyla ortalık karışıyor. Sonunda sadece 4 yaşında olmasına rağmen ailenin genelinden çok zeki olan tavşan kızın ve gerçekten zeki bir anne olan o annenin işte (:D) yardımlarıyla, bazen de Gumball ve Darwin'in kendi parlak zekalarıyla olaylar çözülüyor. Çok çok çok nadiren ise baba tavşan'ın aptallıklarıyla tesadüfen kurtuluyorlar. Ama hayır, baba çocuklardan daha beter bir çocuk, bu yüzden anne kedi'ye 4 çocuğa birden hem analık hem babalık yapma görevi düşüyor. Bu bakımdan biraz Simpsons ailesi gibiler.

  

  Gumball açıkçası çocuklara uygun denebilir. Yani bunda da uygun olmayan zirilyon tane şey var aslında ama diğerlerine göre daha sınırda. :D Ama izlemesi gerçekten zevkli, çünkü nasıl garip bir şey ile karşılaşacağınızı hiç bilemiyorsunuz; bu gerçek çizgi dünyada her şey mümkün!

  5) Süngerboooooobbbbb Kareşorttttttttttttttttt

  Bu pek günümüz çizgifilmi değil, yıllardır süregelen bir EFSANE HUHUHUHUHUUHUHUHUHUHUHUHUHUUHUHUH.
   Çoğu insan ona gıcık oluyor ama ben BA-YI-LI-YO-RUM. Bebeğim ya. :D O kadar salaklar ki, salaklıktan ölüp gidecekler bir gün. Ama bu bir çizgifilm olduğu için ,ertesi gün tekrar canlanırlar bir şekilde. :D Eğer bir çizgifilm karakteriyle evlenmemi isteselerdi, ya Süngerbob'u seçerdim, ya da Johnny Bravo'yu jkldhsfsdff.

   Hepiniz Sünger Bob ve arkadaşı Yıldız Patrick'in okyanusun altında yaşayan, neredeyse 20şer yaşında olmalarına rağmen aynı Mordecai ve Rigby gibi iki salak olduğunu biliyorsunuz. Ama bunlar diğerlerine göre çok daha çocuksu bir saflıktalar. Zaten Süngerbob bildiğiniz Polyanna. O şekerliği, o iyi kalpliliği.......o bir süzme salak ama sevilesi, bağra basılası bir salak. Squidword bile onu seviyor da çaktırmıyor, onu sevmemek imkansız. Ama sinirbozucu. Çok sinirbozucular. Böyle ağzına şamarı çakacaksın "OTUR OTURDUĞUN YERE ÇOCUK" diyeceksin. Ama asla kötü niyetli değiller çok saf ve çok iyi niyetli oldukları için böyle mallar biraz. :D

 

  6) Johnny Bravo!
  O BİR EFSANE! KIZLARIN SEVGİLİSİ GERİZEKALI JONHHNYYYYYY BRAVOOOO!


  

  Bu adamın aklı fikri abazalıkta. ajdgas. Ama zararsız abaza, öyle çapkın yani. Stil desne onda, vücut desen onda, kızların onu sevmemesi için hibçir neden yok....zaten o da kendine aşık.....tek sorun.....beyni fasuyle tanesi kadar. Bu yüzden görünüşü de kimseyi etkilemiyor, hatta küstahlığı yüzünden dayak yiyip duruyor.

  Ama beni etkiliyorsun Johnny, ben evlenirim seninle! :D

  Maymun dansında da on numara ayrıca.

  

  7) Back at the Barnyard: Çiftlik Hayvanları

   
Bu çok özel çizgifilm sadece cnbc-e'de yayınlanıyor ve ÇOK ÖZEL.
   Türkçe seslendirmeleri mi dersin, esprileri mi dersin, düştükleri durumlar, çok sağlam karakterleri mi dersin; yani çiftlik hayvanlarını izleyip de gülmeyen insan insan değildir.

   

   Aslında bunların "Parti Hayvanları" adında filmleri de var 2 tane. Ya çizgifilmi çok tuttu da film oldu, ya filmi çok tuttu da çizgifilm oldu orasını bilmiyorum. Ama gerçekten on numaralar. Hele o seslendirmeler....bir bölümünde çok iyi hatırlıyorum "Sen çok yanlış anlamışsın beni Bacım..." dedi gelincik onu seven bir kız gelinciğe. :D Çok gülmüştüm. Ayrıca küçük fare de Leyla ile Mecnun'dan tanıdığımız dede. :D

   Evet, hayvanlarımız adı üstünde "çizftlik" hayvanları. Çiftçiye sorsanız onlar çok uslu, çok sevimli hayvancıklar; ama çiftçi gittiğinde; dört ayak üstünde yürümeyi bırakıp ahırdaki jakuziyi çıkarıyorlar ve keyif çatıyorlar! Onların konuşabildiğini, insan gibi davranabildiğini tek bilense komşuları nam-ı değer "deli" Bayan Beady.
   Hayır hayır, o aslında turp gibi; hiçbir sorunu yok. Sadece etrafta çığlıklar atıp "ONLAR KONUŞAN HAYVNALAR" dediği için deli gözüyle bakılıyor. Hayvanlar orada otluyor işte, bu kadın gerçekten delirmiş....

  Bir bölümde valiliğe aday oluyorlar, öteki bölümde program sunuyorlar. Bir bölümd ehaber spikeriyken, diğer bölümde doktor kılığına giriyorlar. Yani bu sıkı dostlar yerinde durmak bilmiyor ve maceraları insanı gülmekten öldürüyor.

  Çokça "özel bölüm" yayınlıyorlar ve bu özel bölümler tadından yenmiyor doğrusu. Çok fazla anlatıp olayın büyüsünü bozmak istemiyorum, her gün saat 18:00 gibi; cumartesi pazar da sabah 10 gibi tvde oluyorlar; İZLEYİN.

  

 vuhhh geçrekten çok yoruldum ha. tamam bir tane daha yapayım, bitirelim. ama unutmayın, daha bir sürü çizgifilm izliyorum :D :D :D sonra daha animasyonları anlatacaktım ohohohoooohohoho kaç saatt oldu bitiremedim bea.

  8)Madagascar Penguenleri
  "Madagascar" animasyonunu bilmeyeniniz yoktur! Evet, o ünlü grup adaya düştüğünde bu 4 "garip" penguen onlara çok yardımcı olmuştu ve sonra filmin sonunda yaptıkları uçağa binip gitmişlerdi; hatırlıyor musunuz? Peki sonra ne oldu?
   Uçakları New York'a düştü ve hayvanat bahçesinde yaşamaya başladılar!
 
  

   Kimse onların gizli ajanlar olduğuna inanmıyor olabilir; zaten bu işlerine de geliyor GÖREVLERİ ÇOK GİZLİ VE KİMSE BİLMEMELİ.
   Ama bu hayvanat bahçesinin içinde veya dışında garip olaylar olmuyor demek değil tabii ki; birilerinin sürekli onların yardımına ihtiyacı oluyor ve onlar da göbeklerinin üstünde kayarak olay yerine gidiyorlar!

   Bu dört pengueni çok iyi bir ekip yapan özel yetenekleri var; Skipper: tam bir liderdir.askeri stratejileri ve sıkı disipliniyle bırakın grubu hayvanat bahçesini bir arada tutar. Kowalski: grubun çılgın bilimadamıdır, icatlarıyla yardımcı olur. Private: İyi kalpliliği ve kendine has şirinliği ile bir ajanın illa şiddet yanlısı olmak zorunda olmadığını kanıtlar.  Rico: Tamamen delidir. Sağı solu belli olmaz, geniş penguen midesinde dinamitten bowling topuna kadar o anda lazım olabilecek her şeyi bulundurur.

   Ha Kral Julien'i de unutmamak lazım. Maymunların mı, babunların mı; bir şeyin kralı işte. Aslında kimse onun gerçekten kral olduğuna inanmıyordu ama hakkatne kralmış. Sadece krallığını bırakıp uğraşmayı çok sevdiği penguenlleri gizlice takip etti veeeee bum! O da hayvanat bahçesine düştü. Ki bu Skipper'ı çok büyük hayal kırıklığna uğratmış olmalı çünkü o maymunun sinir bozucu zırvalıklarına katlanamıyor. :D Ki bu o ikisinin neden birlikteyken bu kadar komik olduklarını açıklıyor.
 
   Bu çizgifilm kesinlikle ailecek oturup izlenebilecek türden. Annem çok seviyor bunları, özellikle izliyor. Ciddiyim ha. :D

  


  Tamam, bu kadar çizgifilm yeter.
  Evet, kendimi bildim bileli böyle çizgifilm delisiyim, hiç değişeceğimi de sanmıyorum, inşallah değişmem. Çünkü çizgifilmler bir şeyi anlamamı sağladı; wait for it........wait.....for....itt.....bennn......BENNN.....bBENNNNNNNNNN  seslendirme sanatçısı olacağım.
  Evet; bu yıllardır bütün hayal listelerimde duruyordu; üşenmedim tüm eski günlüklerime baktım; hepsinde küçücük de olsa bir seslendirme sanatçısı olma hayalimin olduğu yazıyor.

   Çünkü animasyonlar, çizgifilmler; beni sebepsiz bir şekilde çok etkiliyor. Hayatımda sinemada izlediğim ilk şey bir animasyondu; Tarzan'dı. (Aslında aslan kraldı ama onu izlerken 3 yaşında falanmışım hatırlayamıyorum, tarzanı hatırlıyorum 4 yaşındaydım.) Ve tarzan'ı her izleyişimde, ama her izleyişimde kendimi ağlamaktan alıkoyamıyorum. Hatta animasyonlarda normal filmlerden çok daha fazla ağlıyorum.

  Bütün mason, illuminati, sübliminal mesaj, 25. kare saçmalıklarını bir kenara bırakırsak; animasyonların ve çizgifilmlerin gerek çocuklar gerekse yetişkin yaşlı başlı insnalar için çok önemli mesajları var. Komik bir sahneye 7 yaşında çocuğun da 70 yaşında adamın da gülmesi, ya da hüzünlü bir anda 7 yaşındaki çocuğun da 70 yaşındaki adamın da gözlerinin dolması beni çok etkiliyor. Ve hiçbir zaman eskimiyorlar; klasikleşiyorlar. Bu tüm filmler için böyle; bu yüzden üniversitede yükseklisansımı radyo televizyona yapmaya ve de öncelikle üniversiteyi okurken Diksiyon ve Seslendirme kurslarına gitme kararı aldım. Bu benim için bir yan meslek olacak, televizyonlarda çevirmen de olabileceğim belki bu sayede; aynı zamanda radyo televizyonda olarak yazarlık yanımı da geliştirebileceğimi düşünüyorum. Yani açıkçası ben kararımı verdim, mademki hem ünlü olmak, hem tüm yeteneklerimi sergilemek hem de sevdiğim işi yapmak istiyorum; benim yerim orası.

   Sonunda ilerdene olacağımı bulmanın verdiği rahatlık o kadar güzel ki. Kararımla gerçekten çok gurur duyuyorum, inşallah istediklerim olur ve beni ilerde bir çizgifilm sesi, bir animasyondaki şarkının sesi ya da bir filmdeki dublaj kız olarak dinlersiniz.

   Ha bir de kitaplarımı okuyacak, seslendirme işinde ünlendiğim için rol verdikleri dizilerde göreceksiniz asjhdsds. Gerçekten yazarlığın yanında yapmak istediğim şey bu, ve çok mutluyum.


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı