Ağaca tırmananlar

27 Kasım 2012 Salı

bilgilendirmeli yazılı blog

  Sorun şu ki, yaptığım ilk videobloğu blogspotum kabul etmediği gibi; içinde düzenlenmiş videomun kopyasının bulunduğu bilgisayarım da çöktü. Hobbit planlarımda kesintiler oldu yani. Bip bip bip bip.

  Bu yüzden bir bilgilendirme yazısı yazayım dedim. Eski günlerdeki gibi. Biraz hayatımda şu şu oldu değil de, bilgilendirmeli yazı. Bilgilenin. Haydi başlayalım.

  Youtube üzerinden videoblog yapanlar üzerine fikirler:

 
Çok kuğul olmasının yanında, çok cesaret isteyen ve de çok etkili bir iş BENCE.

    Çok kötü yanları var mesela...
  -- Bir kere sen bu videoyu yüklüyorsun ama "Herkes görür mü?" , "İlerdeki yetişkin hayatımda karşıma çıkar mı?" , "Kişisel görüntülerimden kafamın resmini kesip çıplak pozlara şoplayıp kapımın altından atıp şantaj yaparlar mı?" gibi deli sorular var. En azından Müge Anlı kafasıyla büyüyen bir nesilden olan benim kafamda bu deli sorular var. İnsanlar manyak çünkü. Psikopatlar. Hele işsiz türkler çok yaratıcı bu konuda. Tövbe bismillah, ürperdim. Sırf bu sorular yüzünden de çektiğim videoyu youtube'a yüklemedim. Arkadaşlarım görürse bu benim okul hayatımı nasıl etkiler, abaza türkler altına neler yazar diye düşünüp irkildim. Zaten güzel değildi.

  -- Sonra yorumları var bu işin. Beğenmeyenler olacak, zevkine ana bacı küfredenler olacak, "UNLIKE" tuşuna abananlar olacak, "boş iş" deyip kalbimi kıranlar olacak ve dış görünüşümle ilgili kötü yorumlarda bulunanlar olacak ve en kötüsü dış görünüşümle ilgili özellikleri yaratıcı küfürlerle birleştirenler olacak. Of. OF.

  -- Ayrıca ekipman olayına ne demeli? Benim gibi telefonu tutup çeken insanlar resmen eziyet yaşatır HD kalite izlemek isteyenlere. Ünlü vlogculara bakıyorum, kamera desen 5 milyarlık, ışık desen 2 milyarlık, oda desen stüdyo gibi adamın parası var, işi yok yapsın videoblog, yapsın bir zahmet. YAPSIN ULAN HELAL OLSUN. :D

   Çok iyi yanları da var ablası...
 
-- Hep kötü hep kötü değil tabii ki, iyi yanları da var bu işin. Bir kere mimiklerin ve sesin anlattığın şeyi etkili kılan en önemli şeylerdir. Örneğin geçen gün bir arkadaşım "Yıldız 'hıhıhğmğmğmğm' nasıl okunuyor Allah aşkına yamuşup kalıyorum okumaya çalışırken sinir oluyorum." dedi ben de "Hımğmğmğmğmğmğmğmğmğ." diyerek anlattım fakat şimdi siz bunu anladınız mı bu yazmamdan? HAYIR. :D Etkisi de olmadı. :D
    Ama var ya bu mimikleri yazıyla anlatacağım diye uğraşmaktan mimik betimleme profesörü oldum, her duyguyu yazarak VER.....EMİYORUM YİNE DE. Olmuyor.

    Mesela sesimi yükselttiğim, heyecanlı bir tonla konuştuğum zaman BÜYÜK HARF kullanıyorum. Söylediğim şeyi kastetmediğimi, zaman zaman kastettiğimi, zaman zaman komik bulduğumu....anlayacağınız her şeyde HIĞHIĞIĞMĞMĞMĞ kullanıyorum ki neyse kimse buraya 10 saat dilanlatımdan sonra bi 10 saat daha dilanlatım görmek için gelmedi. Burada keselim bu konuyu.

   Demek istediğim, ben hem yazar-okuyucuya hem de görüntüsever-dinleyiciye hitap etmek istiyorum. Vlog bu ikisini de yapıyor. Çünkü bu kadar uzun yazıları yazan ben bile, bazen yazı görünce üşeniyorum arkadaşlar. Eve geldiğim zaman özellikle blogları arayıp, metin bulup okumuyorum açıkçası. Açıyorum youtube, tıklıyorum en sevdiğim vlogculara; ne hakkında konuşmuşlar onları dinliyorum. Güzel yani.

  -- Dürüst olmak gerekirse, "kimseyi önemsemeyin önemli olan sizsiniz" felsefecilerinin aksine ben insanların hakkımda ne düşündüğünü ÖNEMSİYORUM. Bazen bir yerden çıktığım zaman insanlar benim hakkımda bir şey diyor mu, fısır fısır konuşurken acaba benden mi bahsediyorlar, acaba kötü bir şey mi yaptım bilmeden, acaba çevremdeki insanlar gerçekten beni seviyor mu gibi düşünceler aklımdan geçiyor. Kendime olan güven ve sevgimi çokça kaybettim ya. Ve bu beni çok üzüyor. Bazen bir sürü kötü özelliğim olduğunu düşünmeden edemiyorum. "Hadi iyi ve kötü yanlarımı söyleyin" li aktivitelerde kötü yanlarımı duymaktan korkuyorum çünkü benim aklıma bu yanlar geliyor ve ben duyacaklarımdan korkuyorum. Utanıyorum. Fazla duygusal bir insanım. Atılganlığımı da çokça kaybettim, hepsinden cebimde hala biraz var ama eskisi gibi değilim.

   Örneğin, bende kessssssinnnnnnlikle ama KESSSİNLİKLEE duygu ve düşünceleri "Konuşarak" anlatma yeteneği yok. Yok yani, Allah vermemiş. Bazen öyle oluyor ki, bir tartışmada düşündüğümün tam tersini bile söyleyebiliyorum. Bazen tartışırken paniğe kapılıyorum, kendimi nasıl ifade edeceğimi şaşırıyorum, bir tartışmanın ancak eeenn üstt safhasında söylenebilecek bir şeyi şak diye ikinci turda söylüyorum. Bu da insanları şoka sokuyor, savunmaya ve haklı olarak kızma moduna alıyor ve ben de göz yaşları içinde uzaklaşıyorum ordan çok utanıyorum.

   Bazen sesim duyulmuyor biliyor musunuz. Bir şey anlatıyorum, bir bakıyorum adam almış gitmiş; bir şey anlattığımın farkında bile değil. Ya da ortada dönen konuşmaya bir cümlemle giriyorum ama konuşmayı sürdürenler benim konuştuğumu farketmeden konuşmaya devam ediyorlar ya da söylesem bile kimse duymuyor. Bir insanın kendini ifade edememesi kadar kötü bir şey yok. Şu an bile gözlerim doldu. Kimsenin sizi duymadığını ya da önemsemediğini farketmek hayatınızda kendinizi en kötü, en kötü hissedebileceğiniz andır. Bir hayaletsinizdir, vızıldayan bir sinek.. Daha fazlası değil.

   Kızlarda "ya ama şimdi anlatamam" tribi vardır, biliyorsunuz. Bir erkekseniz; bu bir tuzak! "Anlat hadi.." demeniz lazım çünkü kız kısmı dediğin nazlıdır, biraz süründürür, istek görmek ister. Hah. Bugün şimdi arkadaşıma "Bir şey anlatacağım sana." dedim. Cevap vermedi. Duymadı sandım, diğer arkadaşıma "Şunu bırakayım geliyorum." dedi, ben de "Tamam." dedim. Bilmiyorum kime dedi bırakıp geleyim diye, neyse işte sonra baktım kız gelmiyor. Sınıfa girdim, "Ha gelmeyi unuttum di mi.." dedi güldü, sonra ee anlat dedi. Ben de "Ama şimdi onun şeyi kaçtı oooooooo." dedim gülerek gız tribiyle. Kız "Peki." dedi döndü arkasını lan. Lan?!

   Yani benim ne anlatacağım umrunda değildi. Hayatını aydınlatacak bir şey değildi benim koridorda yaşadığımız komik bir anı anlatmam ki o anlatacağım şeyin bu olduğunu bile bilmiyordu. Önemli değildi, anlatsam sadece dinleyecekti beni kırmamış olmak için ama anlatmasam da bununla yaşayacaktı yani dünyanın sonu değildi. :D Ki bu mantıklı bir durum ama insan üzülüyor ya. Kendimi bir toz tanesinin içindeki minicik bir toz atomundan başka bir şey gibi hissetmiyorum. Bir noktayım sadece. Umursanacak bir şey değil. O bile değilim. Hiçbir şeyim. Hiçbir şey'i doğru yazdığım için  HİÇBİR ŞEY BÖYLE YAZILIR kendimi tebrik ediyorum, aferim bana.

  Ki bu konuya da videobloglardan geldik, tekrar kendimi tebrik ediyorum ama bu sefer kompozisyon yeteneğim için. "Teşekkürler Yıldız."
  "Çak bir beşlik beyin!" Evet çok yalnızmışım gerçekten. Tamam üste kaydırayım en son ne diyormuşum okuyayım.

  HAH. Buradan şuna varmak istedim. Ben de istiyorum ki insanlar beni sevsin. Yaptığım çoğu şey bunun için. Sevgiye o kadar muhtaç bir insanım ki bilseniz şoka girersiniz aslında. Asla "yalnızlığımla mutluyum o yee" olamadım. Hayırrrr, yalnız kalmak, evde yalnız kalmak dışında, korktuğum en büyük şeylerden biri. Karanlık değil, asla değil. Yalnızlık.

  İşte vloglar da size bu tanınma, sevilme fırsatını veriyor. Bu blog niye var sanıyorsunuz ben kendimi eğlendireyim diye mi, açıkçası kendi başıma yaptığım çok güzel faaliyetlerim var resim,müzik gibi; çok eğleniyorum. Burası tanınmak, sevilmek, düşüncelerimi aktarabilmek, insanlara varlığımı kantılamak için.

  Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'ları yaşıyorum bildiğiniz ha. Yaşar diye bir eleman var, adam nüfusunda ölü görünüyor, zavallıcık kimseye kanıtlayamıyor yaşadığını. Yaşarken ölü yani. Ben de bir bakıma sanki öyleyim. Dışlanıyorum demiyorum size, asla dışlanmıyorum. Sadece bu üzüntüleri yaşıyorum sürekli. Öyle yani.

   Ama şimdi videoblog da her yiğidin harcı değil..
   Değil tabii ki. Şimdi benim gibi yüzünde altın orana....hadi altın oranı geç simetriye dair bir şey olmayan bir kız için....saçmalamayın burnum resmen 2 santim sola kayık ve farkettim ki etrafımdaki insanların "Farkedilmiyor bile saçmalama." lafı yalanmış. Çünkü bazen çok alakasız bir yerde bana burnumla ilgili soru soranlar oluyor, güler bir yüzle cevaplasam bile oradan ayrıldığımda üzülüyorum.

  Şükretmek lazım tabii ki neler neler var ama.....çirkinim. Burnum kırıldı, ona estetik yaptırdığım zaman da güzelliğim doğal bir kaynaktan gelmiş olmayacak. Yapma bir insan olacağım. Ama patır kütür yaptırıyorum gençler estetiği hiç de umrumda değil yapmaymış falan adsghsfs. Çatır çutu yaptırıyorum valla şu lise bitsin tüm eski burunlu fotoğraflarımı siliyorum jhas :D Sonuçta sağlık her işin başı hıhığm..

  Yani şimdi benim gibi bir kız da kalkıp kameranın başına geçmesin. Geçince de "senin burnun ne amk." "dişlerin çok çirkin.o_O" gibi yorumları görünce üzülmesin.

  Ayrıca benim gibi konuşamayan bir kız da geçmesin kamera karşısına.

  Ayrıca geçeceksem ingilizce konuşmalıyım. Ki ingilizceyle kendimi TAMMMMMAAAAAMIYYYYYLAAA ifade edemeyeceğim kuramayacağım sanatsal cümleler olacak.

  Ben geçmiyim ben orda işim ne ya.




 Bugünlük burada keselim. Videoblog üzerine bir yorumunuz varsa, bugüne kadar hiç yorumunuzun olmadığı çeşitli iletişim noktalarıma yorumlarınızı bekliyorum, iletişim bölümüne tık, yukarda.
   




20 Kasım 2012 Salı

hobbit haftası: 1. gün



 Blogun şeklinden de anlayabileceğiniz gibi, bugünden itibaren Aralık 14'e kadar bir "Hobbit Haftası" düzenleyeceğiz!
 Ama özellikle bir "Hobbit Haftası" yapmamın sebebi, Hobbit Galası'na bedava katılım hakkı veren yarışmanın sonuçları 19Kasım-1Aralık haftasında açıklanacak. Sonuçlar açıklanana kadar ben de her gün bir hobbit yazısı yazacağım, bugün de 1. günümüz oluyor. İnşallah 5-6. gün gibi buraya "KAZANDIM LAN" yazmak nasip olur, siz de tüm dualarınızı bana yöneltin; kazanayım şu elijahı göreyim de artık çenem kapansın yeter, siz de bıktınız ben de bıktım. :D

 Tamam bugünkü konumuz, benim sahip olduğum yüzüklerin efendisi-hobbit eşyalarınn tanıtımı. İşte size evimde bunlara ait ne var teker teker göstereceğim.


  HEM DEEEE VİDEOYLAA DIP ÇIS ÇIS.

ki video hata verdi. onun bi yolunu bulana kadar 1. gündeyiz.

15 Kasım 2012 Perşembe

kolpagörl

  Tabii ki kolpa yedim.

  Yaklaşık birbuçuk hafta önce, yine bir gün okulun ana koridorunda amaçsızca yürürken, o esnada yanımdan geçmekte olan müzik hocama gülümseyip "İyi dersler hocam :)" dedim. O da güldü, sonra yoluma devam ediyordum-derken hoca "Yıldız..." dedi. "...çıkışta müzik odasına gel."

  Çıkış oldu, heyecanla müzik odasına gittim. Salak değilim ya, anladım tabii ki beni neden çağırdığını. Solomu çalıştırmak için çağırıyordu. Daha doğrusu, soloları dağıtacaktı artık, haftalardır bana söylettiği şarkıyı sonunda birine verecekti.

  Sınıfa gittim, 12lerden tanıdığım 3 kız daha geldi -adaylar- sonra birden başka başka öğrenciler de geldi, öğrencileri bir yetişkin sürüsü takip etti; koca koca iki adam, birkaç kadın geldi, öğrenciler gelmeye devam etti derken.....bir baktım sınıf tıka basa dolmuş.

  Hemmen "BUNLARIN ÖNÜNDE Mİ SÖYLEYECEĞİM....." diye şoka girdim. Meğer hocanın son dersi (fenlere her gün 8 saat bizden bir saat fazla) 9. sınıf öğrencilerineymiş, yanında da derslerine eşlik eden stajyerler varmış.

  Dersini işledi, zil çalınca da İstiklal Marşı'nı okutmaya gitti. Giderken "Siz Yıldız'a söyletin ben gelene kadar o biliyor şarkıyı..." dedi.

  Şimdi beni piyanonun yanına aldılar; önümde bir adamın elinde keman, ötekinde saz, kadınlardan biri piyanonun başında, diğeri yanımda, öteki arkamda, bir diğeri solumda, aday kızlar çaprazımda....resmen beni ablukaya aldılar.

  Müzik aletlerinin başında kendinden emin insanlar görünce sanıyorsunuz ki oooo bunlar şimdi stüdyo kaydı gibi çalacaklar; bi başladılar çalmaya, başından sonundan; ayrı ayrı, kimi dinleyeceğimi şaşırdım.

  Sonra gözümün içine bakarak "E HADİ SÖYLE O ZAMAN..." dediler.

  Hiçbir zaman için topluluk karşısında soğuk kanlı olabilen bir insan olamadım.
  Aslında birkaç alıştırma yaptıktan, sahneye çıktıktan hemen sonra o korku geçiyor; fakat yine de biri size "HAYDİ SÖYLE.....EVET DİNLİYORUZ....SENİ ÇEMBERE ALDIK HEPİMİZ SANA BAKIYORUZ....SÖYLE HADİ....SÖYLESENE" diyince haliyle insan ürküyor.

  Önce yanaklarım alev aldı, sonra tüm yüzüme alev saçıldı, sonra gözlerim doldu ve ben söylemeye başladım.
  "Gönlüm.....senin....esirin...."
  Hayatımda ağzımdan çıkan en detone sesti az önce çıkardığım... Berbattı. Derin bir nefes alıp yeniden başladım.
  "G..ö..nlü.m..m...seninin.....esiiirin...."
  ALLAH! OLMUYORDU! Tekrar başa sardım.
  Bu sefer de söylüyordum ama yanaklarım titriyordu. BİR İNSANIN YANAKLARI TİTRER Mİ LAN? YANAKLARIM TİTRİYORDU.

  Sonra kötü olan, bana moral olsun diye eşlik yaptılar. Fakat ben kimsenin eşliğini istemiyordum, kendi sesimi duyamadım. Zaten piyanodaki kız bi notaya basıyor, ötekine basmıyor o kaddddaarrr dikkat dağıtıcıydı ki.....kemancı desen benim söylememle çalıyordu, halbuki meral hocanın çalmasıyla söylerdim ben.

  TAMAM. Şimdi bahaneler buluyormuşum gibi oldu ama, gerçekten kötü bir ortamdı. Hayal edebiliyor musunuz bilmiyorum. Bir müzikçiler çemberi içindeydim, haydi söyle diyorlardı, utanıyordum.

  Sonra "OOO SEN BURDA BÖYLEYSEN SAHNEDE NAPACAKSIN YANAKLARIN TİTRİYOR DAHA DÜZGÜN SÖYLE ORADA DAHA ÇOK İNSAN OLACAK BİZE SÖYLE BİZ SANA MORAL VERİYORUZ" dediler. Ben iyice utanmanın yanında iyice sinirlendim. Hepsi orda birer müzik eleştirmeni kesilmiş, saçma sapan yorumlar...

  Ardından hoca geldi de rahat bir nefes aldım. "Haydi gel." dedi. O kıvrak parmaklarıyla piyanoyu dile getirdi, bir güzel çaldı, ben de söyledim. Sonra işte rahatladım, montumu giyindim, beklemeye başladım.

  "Şimdi Yıldız..." dedi. "AYY GÖZLERE BAK KIYAMAM HAHAHAHA."

  O ana kadar kendimi o kadar iyi tutmuştum ki... Hatta ağlamadığım için, sonunda hayatımda ilk kez güçlü kaldığım için mutlu olmuştum; kendimi alkışlamıştım, kafamda madalya töreni yapmıştım... "Bu plaket Yıldız Aşar'a gidiyor, Yıldız Hanım şimdi ben plaketi veriyormuş gibi yapayım, fotoğraf çekilelim." demiştim...
 
   Ama ne zaman ki hoca "AY GÖZLERE BAKK...." dedi, ben o zaman artık boşalmaya ramak kalmış gözlerimin çoktan dolu olduğunu farkettim. Ve de durduramadan, yaşlar gözlerimden akmaya başladı.

  "Yıldız tamam sesin çok güzel ama orada protokol olacak, heyecana yer yok."
 
  Tamam, kadın haklı. Ama ben daha önce 3 kere daha bu olayı yaşadım; ilkokulda şarkı söyledim, sanatmüziğikorosunda solo söyledim, okulda keman çaldım; aşabilirdim bu heyecanı.....heyecandan değil açlıktan bayılmıştım ben....azıcık çalışırsam, kendime inanırsam yapabilirdim.....

  "Ama yine de bakacağım diğerlerine öyle."

  YA YETERRR ALLAHHH. HAFTALARDIR "İŞTE SESİN GÜZEL AMA BAKACAM." DİYOR.

  KADIN ARTIK DESENE "AL SANA VERDİM." YA DA "HAYIR SANA VERMEDİM." BEN DE HE TAMAM DİYEYİM. DEMİYOR YA. DEMİYORR.

  Gözlerimden yaşlarla "Hocam bana artık kesin bir şey deseniz de ben de tamam desem, haftalardır aynı şeyi diyorsunuz ben de artık napacağımı şaşırdım." dedim.
  Hoca "E tamam şimdi seçeceğim." dedi.

  E peki tamam, dedim.

  O ESNADA DİĞER ADAY KIZLARDAN SALAK BİR KIZ, ÖYLE BİR LAF ETTİ Kİ ; HAYATIM BOYUNCA BİR DAHA ASSSSLA SURATINA BAKMAYACAĞIM. YEMİN ETTİM. ASSSSSSSSLAAAAA ONUNLA TEK KELİME KONUŞMAYACAĞIM. Ha belki kavga etmek için, "SANA MI KALMIŞTI ORDA ÖYLE DEMEK GERİZEKALI ZİLLİ" demek için konuşabilirim. Ama öteki türlü konuşmayacağım bir daha.

  Bu kız dedi ki; "Yaa burda ağlanacak bir şey yok şu an. Hocam tamam çok istiyorsa ona verin."

  SANA MI SORACAM LAN AĞLARKEN? KİMSİN SEN? GERİZEKALI MAL. SORDUK MU SANA NE ZAMAN AĞLANILACAĞINI?

  HADİ BUNU GEÇTİM, "Hocam tamam çok istiyorsa ona verin." lafı beni öyle rezil, öyle aşağılık bir konuma düşürdü ki.... Sanki ben soloyu çok istediğim, bana vermediği için ağlıyormuşum, duygu sömürüsü yapıyormuşum pozisyonuna getirdi beni. Yemin ederim şu an bile sinirden ve üzüntüden gözlerim doluyor. O öyle dedi ya, benim içim parçalandı. Beni bir sürü insanın önünde, şımarık- istediği olmayınca ağlayan kız konumuna düşürdü.

  Halbuki ben tamamen o anki utanç-heyecan-sinir-vediğertümkötühisler'in birleşiminden yaşanan bir duygu patlaması geçirdim. Zaten ota boka ağlayan bir bünyeyim, ben de istemiyorum ya ağlamayı...
 
  "Onun için mi ağlıyorum ben?" dedim büyük bir ızdırapla, sonra "ALLAH YARABBİ ALLAHÜ TEALA ALLAHH ALLAHH" diye içimden sayıklayarak sessizce kapıya doğru yürüdüm. Tam çıkarken hoca "Yıldız....elimden bir şey gelmez,tatlım seni seviyorum." dedi ben de ses etmeden çıktım ve kapıdan çıkar çıkmaz hepsinin güldüğünü duydum ve hüngür hüngür ağladım.

  Hepsi küçük bir tebessüm etti ve olayın garipliğine güldü belki de ama ben o üzüntüyle HHAAAAAAHHHHHAHAHAHAHAHAHAHAlar duydum. Amaaan şu an en son derdim gülmeleri. Onu mu takacağım. :D Allah aşkına. Ben o kıza gıcığım.
 
   Hırsımı alamıyorum. Neden yorum yaptı ki orda sanki. İnsanda biraz anlayış olur. Sen tabi daha önce kaç kere bu kurum sınırları içinde konsere çıktın, ondan rahatsın.

   Kin tutmak çok kötü bir şey. Çok öfkeliyim o kıza karşı, bir yandan istiyorum ki birşey olsun da "Oh has oldu." diyim, bir yandan da korkuyorum "Öyle deme yıldız manyak mısın." diyorum.

  Etkisi 2 gün sürdü, sonra kendime gelmeye başladım. Koro çalışmalarında hocanın yüzüne hiç bakmamaya çalıştım, zil çalar çalmaz kaçtım. Fakat sonra bir gün bir yerde hocayla karşılaştım ve Şansıma(!) etrafta sadece o ve ben olduğumuz için konuşmak durumunda kaldım. Bir kere onu gördüğümü gömüştü, görmemiş taklidi de yapamazdım.
  "Yıldız nasılsın?" dedi.
  "İyiyim hocam." dedim. "Ben sınıfa geçiyorum." dedim ve yanından ayrıldım.

   Sonra birkaç ders geçti, tuvalete gittim; orada mutlu mutlu beklerken, gerçekten keyfim çok yerindeyken, aniden o üç adayın dışında daha başka bir kız yanıma geldi ve "Yıldız sana bir şey söyleyeceğim." dedi.
  "Hoca aslında bizim sesimizin daha güzel olduğunu biliyormuş ama onların teknikleri var diye onlara vermiş." dedi.
  "Neyi vermiş?" dedim anlamayarak. Haaa soloyu vermişti. "Kime vermiş?"
  "Ama biliyormuş bizim sesimizin daha güzel olduğunu."
  "Ben zaten bana verseydi de istemeyecektim kime vermiş?"
  "x ve y."

  MUHAHAHAHAHHAHAHAHAHAHAHAA. ZAHAHAHAHAHAHHHAHAHAHA. O salak kız alamamıştı. Bir parça rahatladım, güldüm, hoşuma da gitti. Ama 10 saniye sonra yine sinirlendim.

  Müzik hocası en azından beni gördüğü zaman "Yıldız böyle böyle, ben soloyu başkasına verdim." diyebilirdi.

  Ayrıca, gerçekten bana verseydi "Hayır hocam siz benim sesimi haketmiyorsunuz." deyip -TABİİ Kİ BUNU DEMEYECEKTİM- "Hayır hocam siz haklısınız, ben söylemek istemiyorum. Başkasına söyletin." diyecektim. O da "Ama neden yıldız....nedennn....nedenn söylemiyorsunnn..." diyecekti. Ben de "Çünkü o salak kız beni çok kötü bir konuma düşürdü, o kadar çaresiz değilim sesim hepsine bin basar basit bir öğretmenler günü korosunda söylesem nolur söylemesem nolur ki zaten arkadaşlarımı izlemeye bile almıyorlar sınıfım olmazsa ne anlamı olur o kıza deyin soloyu da alsın götüne soksun." diyecektim. Yani son kısmı demeyecektim, ortaları da demeyecektim....."Hayır hocam istemiyorum." diyecektim kısaca.



   Ama yine de seçilmemek insanı üzüyor. 4 yıldır birilerinin ilk tercihi olamamak çok kötü. Ben bu saçma koroya ve onun saçma kulübüne ve onun öğretmenlerine 3 yıl boyunca hizmet ettim, en azından bir şans verebilirdi. Bir insana sürekli yetenekli olduğu söylense ve bu yeteneğini kullanma imkanı verilmese o yeteneğin ne anlamı olur ki. Keşke hitabet yeteneğim olsaymış, kendimi konuşarak ifade edebilme yeteneğim olsaymış. Kapak etmek istediğimi o an kapak eder, anlatmak istediğimi o an anlatır, sonra "NİYE BÖYLE DEMEDİN" diye kendime kızmazdım. Ne sesim bir işe yarıyor,  ne yazdıklarım insanlara ulaşıyor....çok pis iş ya.
    Koro da artık benim için eğlenceli bir şey değil, yapılması gereken zorunlu ve zor bir görev. Bu yüzden 2 gündür gitmiyorum. Gitsem de en arkada ağzımı oynatıyorum sadece. O kadar insan söylerken sesimi duyurmaya çalışmanın ne amacı var?

    Bunlar hocaya küs olduğum için falan değil, küslük diye bir şey yok artık çocuk muyuz. Artık sevmek ve basitçe nefret etmek var. Ben şu an insanlardan değil, o insanların da içinde bulunduğu korodan nefret ediyorum. Öğretmenler günü geçsin bi hele, sonra korodan çıkarım, felsefe kulübüme yoğunluk veririm.



 Son dört yıldır yaptığım en akıllıca şey felsefe kulübüne girmek oldu. Haftaya Martı kitabını anlatacağım haha haha.

  Koro amelelik. Ben de ameleyim.

5 Kasım 2012 Pazartesi

koro


 Artık hepiniz benim anamın karnından çıktığım günden beri o korodan bu koroya koştuğumu, her daim bir "koro" üyesi olduğumu biliyorsunuz. Evet, neredeyse her yıl bu konuyla ilgili yazıyorum ama yılmadan tekrar yazıp özetleyeceğim, sıkılmadan okumaya çalışın çünkü sonunda şarkı var türkü var. :D

  Yıllarca ilkokul korosunda, sonra bağımsız bir türk sanat müziği korosunda, sonra  geldiğim lisede yıllllarrrcaaaa -ve hala- yılsonu, öğretmenler günü, çanakkale haftası, bilmemne şeysi korolarında çalıştım.

  LAKİN! Bir koro olayı vardı ki, adımı çıkardı, bunu da hepiniz biliyorsunuz; artık kaçıncı sınıf pek emin değilim 7 olabilir, evet 7. sınıftayken tüm yıl çalışıp çıktığımız, boğazlarımızı patlattığımız alın teri konserin ortasında, birden açlıktan düşüp bayıldım. DIRIRPŞRŞRŞRŞR.

  Bunun yanında bir de sahnede güm güm güm yapan bir şey var, bilirsiniz; hah hah şey, kocaman boyum kadar hoparlörler var sahnede; bunlar "gümmm..." "gümmmmm..." "gümmm.m.m.." yapıyor. Bunu duyunca benim kalbime bir şeyler oluyor, sanki dışarı fırlayacakmış gibi oluyor; bana bir hal geliyor öyle olunca. Ama hamamizade çok büyük bir konser salonudur, heralde o yüzden öyle oldu. SAĞLIK SORUNU MU BU???? sahfkfjhdsff.

  Neyse bu olaydan sonra hem kendi gözümde hem insanların gözünde adım sahne korkulu kıza çıktı. Evet, sahne korkum var. İnsanların hepsinin birden bana bakması berrrrrrbattttt. Çok kızarıyorum, patlıcana dönüyorum.

  Ama bu konserden önce, daha küçükken, "benim gönlüm bir kelebek" adlı bir şarkı söylemiştim, patur kütür söylemiştim hiç de çekinmemiştim... Nolduysa bayıldıktan sonra oldu. :D Sonraki konserde de bayılacağım sanıp çaktırmadan sahne arkasına kaçmıştım, hatırlıyorum...

  Sonra 8. sınıftayken okul bahçesinde Zombie şarkısını söylemiştim, çok ergendik yea. In yor heeeeeeeeeed in yor heeeeeeeeeeedd zombeeeeeeee zombeeeeeee zombe e e e e e e e vats in yor heeeeeeeeeed...... Onda da çekinmrmiştim, çok hoştu. Belki de sadece açlıktan bayıldığım için bayıldım. Çünkü hiçbir şey TEK BİR ŞEY yememiştim ve 2 saatlilk provanın hemen ardından hiç oturmadan 3 saatlik bir konsere çıkmıştık. Evet bayıldım, çünkü açtım. Karnım açtı.

  Ne zaman geldik liseye, ben sanıyorum ki her şey High School Musical gibi olacak, ben sololar içinde hoplaşıp zıplaşacağım; yanımda da sarışın maviş bir manitam olacak düetler yapacağız; ki öyle olmadı tabii ki. Hadi koro neyse de sarışın maviş manita olayında uzaya uçmuşum, epey uçmuşum jkherld. Şaka yapıyorum, öyle bir şey olsun siye hayal etmedim. Hıhhğmğ. :D
  Ama geçen yıl Çanakkale Şehitleri Haftası'nda keman çaldım, gayet de iyi gittim. Korkmadım, hata yapmadım; sadece biraz geç başladıM şarkıya heyecandan :D :D :D Yine de sonunda okulun bir müzik olayına bireysel olarak katılmam çok güzeldi. Sahneden indikten sonraki o duygu hiçbir şeyle değiştirilemez. O kadar.....mutlu ve havalı oluyorsun ki....ben düz yolda güvensizlikten yürüyemiyorum; embesil gibi oluyorum....ama ne zaman bir sahneye çıksam, şarkımı söylesem ve insem, farklı bir insana dönüşüyorum. Günün geri kalanı çok güzel geçiyor. Çok kuğul ıhıhğm. Kuğul ıhhımğmğm.

  Sonra aynı yıl koronun içinde üç sesli bir şarkıda üçüncü ses olan nadir kızlardan biriydim, kendimize "altın kızlar" diyorduk, bununla da hava atabilirim sanırım. ATTIM GİTTİ.

  AMMAA VE LAKİN bu yıla geldiğimizde, evet, bu yıl, sınıfımın tm sınıfı ile birleştirilmesiyle resim yerine müzik seçebildim ve müzik hocam bana bir SOLO VERDİ.

  BANA VERDİ.
  BANANAAAAA
  BONOMONO DUP DUUBU DUDUP.

  Fakat o da benim kirli koro geçmişimi bildiği için korkuyor. Ama şarkıyı en güzel benim söylediğimi söyledi, ama sahnede cesur birini istediğini söyledi, ama bana sende batılı ses var dedi AMA AMA AMA!

  Bakın size söyleyeceğim şarkıyı kaydettim, burada biraz hızlı olduğu için nefes nefese kala kala ve çirkince söyledim, evet, ama yine de sanırım nakarattan kazanıyorum. Bilmiyorum ya siz dinleyin, ben bunu müzik hocama dinleteceğim çünkü onun yanında söyleyemiyorum bir türlü sesim çıkmıyor; buradan anlasın sesimi. Ama tekrar dinledim gerçekten çirkin söylemişim. Oy Allah.

  Çok garip ya. Her insan piyanonun yanında müthiş söyler; ben piyanonun yanına geçiyorum sesim çıkmıyor. Piyano beni bastırıyor. Bana mikrofon lazım. İlerde tüm insanların ağzına mikrofon yerleştirilecek, boğazımızda bulunan bir tuştan sesini açıp kısacağız. Ya da boğazımızda bir usb girişi olacak, oraya taşınabilir mikrofon takacağız. Hıhıhğmğmğmm. Evet. :D

  Neyse, iyi dinlemeler diliyorum sizlere, hepiniz şimdi benim bunu söylerken yere yapıştığımı sonra da sahne arkasında bir somon ekmek arası köfte yediğimi hayal edin.

 Şarkının videosunda neden beş yaşındaki halimin resmi var peki. :D Neden. :D
video

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı