Ağaca tırmananlar

27 Kasım 2012 Salı

bilgilendirmeli yazılı blog

  Sorun şu ki, yaptığım ilk videobloğu blogspotum kabul etmediği gibi; içinde düzenlenmiş videomun kopyasının bulunduğu bilgisayarım da çöktü. Hobbit planlarımda kesintiler oldu yani. Bip bip bip bip.

  Bu yüzden bir bilgilendirme yazısı yazayım dedim. Eski günlerdeki gibi. Biraz hayatımda şu şu oldu değil de, bilgilendirmeli yazı. Bilgilenin. Haydi başlayalım.

  Youtube üzerinden videoblog yapanlar üzerine fikirler:

 
Çok kuğul olmasının yanında, çok cesaret isteyen ve de çok etkili bir iş BENCE.

    Çok kötü yanları var mesela...
  -- Bir kere sen bu videoyu yüklüyorsun ama "Herkes görür mü?" , "İlerdeki yetişkin hayatımda karşıma çıkar mı?" , "Kişisel görüntülerimden kafamın resmini kesip çıplak pozlara şoplayıp kapımın altından atıp şantaj yaparlar mı?" gibi deli sorular var. En azından Müge Anlı kafasıyla büyüyen bir nesilden olan benim kafamda bu deli sorular var. İnsanlar manyak çünkü. Psikopatlar. Hele işsiz türkler çok yaratıcı bu konuda. Tövbe bismillah, ürperdim. Sırf bu sorular yüzünden de çektiğim videoyu youtube'a yüklemedim. Arkadaşlarım görürse bu benim okul hayatımı nasıl etkiler, abaza türkler altına neler yazar diye düşünüp irkildim. Zaten güzel değildi.

  -- Sonra yorumları var bu işin. Beğenmeyenler olacak, zevkine ana bacı küfredenler olacak, "UNLIKE" tuşuna abananlar olacak, "boş iş" deyip kalbimi kıranlar olacak ve dış görünüşümle ilgili kötü yorumlarda bulunanlar olacak ve en kötüsü dış görünüşümle ilgili özellikleri yaratıcı küfürlerle birleştirenler olacak. Of. OF.

  -- Ayrıca ekipman olayına ne demeli? Benim gibi telefonu tutup çeken insanlar resmen eziyet yaşatır HD kalite izlemek isteyenlere. Ünlü vlogculara bakıyorum, kamera desen 5 milyarlık, ışık desen 2 milyarlık, oda desen stüdyo gibi adamın parası var, işi yok yapsın videoblog, yapsın bir zahmet. YAPSIN ULAN HELAL OLSUN. :D

   Çok iyi yanları da var ablası...
 
-- Hep kötü hep kötü değil tabii ki, iyi yanları da var bu işin. Bir kere mimiklerin ve sesin anlattığın şeyi etkili kılan en önemli şeylerdir. Örneğin geçen gün bir arkadaşım "Yıldız 'hıhıhğmğmğmğm' nasıl okunuyor Allah aşkına yamuşup kalıyorum okumaya çalışırken sinir oluyorum." dedi ben de "Hımğmğmğmğmğmğmğmğmğ." diyerek anlattım fakat şimdi siz bunu anladınız mı bu yazmamdan? HAYIR. :D Etkisi de olmadı. :D
    Ama var ya bu mimikleri yazıyla anlatacağım diye uğraşmaktan mimik betimleme profesörü oldum, her duyguyu yazarak VER.....EMİYORUM YİNE DE. Olmuyor.

    Mesela sesimi yükselttiğim, heyecanlı bir tonla konuştuğum zaman BÜYÜK HARF kullanıyorum. Söylediğim şeyi kastetmediğimi, zaman zaman kastettiğimi, zaman zaman komik bulduğumu....anlayacağınız her şeyde HIĞHIĞIĞMĞMĞMĞ kullanıyorum ki neyse kimse buraya 10 saat dilanlatımdan sonra bi 10 saat daha dilanlatım görmek için gelmedi. Burada keselim bu konuyu.

   Demek istediğim, ben hem yazar-okuyucuya hem de görüntüsever-dinleyiciye hitap etmek istiyorum. Vlog bu ikisini de yapıyor. Çünkü bu kadar uzun yazıları yazan ben bile, bazen yazı görünce üşeniyorum arkadaşlar. Eve geldiğim zaman özellikle blogları arayıp, metin bulup okumuyorum açıkçası. Açıyorum youtube, tıklıyorum en sevdiğim vlogculara; ne hakkında konuşmuşlar onları dinliyorum. Güzel yani.

  -- Dürüst olmak gerekirse, "kimseyi önemsemeyin önemli olan sizsiniz" felsefecilerinin aksine ben insanların hakkımda ne düşündüğünü ÖNEMSİYORUM. Bazen bir yerden çıktığım zaman insanlar benim hakkımda bir şey diyor mu, fısır fısır konuşurken acaba benden mi bahsediyorlar, acaba kötü bir şey mi yaptım bilmeden, acaba çevremdeki insanlar gerçekten beni seviyor mu gibi düşünceler aklımdan geçiyor. Kendime olan güven ve sevgimi çokça kaybettim ya. Ve bu beni çok üzüyor. Bazen bir sürü kötü özelliğim olduğunu düşünmeden edemiyorum. "Hadi iyi ve kötü yanlarımı söyleyin" li aktivitelerde kötü yanlarımı duymaktan korkuyorum çünkü benim aklıma bu yanlar geliyor ve ben duyacaklarımdan korkuyorum. Utanıyorum. Fazla duygusal bir insanım. Atılganlığımı da çokça kaybettim, hepsinden cebimde hala biraz var ama eskisi gibi değilim.

   Örneğin, bende kessssssinnnnnnlikle ama KESSSİNLİKLEE duygu ve düşünceleri "Konuşarak" anlatma yeteneği yok. Yok yani, Allah vermemiş. Bazen öyle oluyor ki, bir tartışmada düşündüğümün tam tersini bile söyleyebiliyorum. Bazen tartışırken paniğe kapılıyorum, kendimi nasıl ifade edeceğimi şaşırıyorum, bir tartışmanın ancak eeenn üstt safhasında söylenebilecek bir şeyi şak diye ikinci turda söylüyorum. Bu da insanları şoka sokuyor, savunmaya ve haklı olarak kızma moduna alıyor ve ben de göz yaşları içinde uzaklaşıyorum ordan çok utanıyorum.

   Bazen sesim duyulmuyor biliyor musunuz. Bir şey anlatıyorum, bir bakıyorum adam almış gitmiş; bir şey anlattığımın farkında bile değil. Ya da ortada dönen konuşmaya bir cümlemle giriyorum ama konuşmayı sürdürenler benim konuştuğumu farketmeden konuşmaya devam ediyorlar ya da söylesem bile kimse duymuyor. Bir insanın kendini ifade edememesi kadar kötü bir şey yok. Şu an bile gözlerim doldu. Kimsenin sizi duymadığını ya da önemsemediğini farketmek hayatınızda kendinizi en kötü, en kötü hissedebileceğiniz andır. Bir hayaletsinizdir, vızıldayan bir sinek.. Daha fazlası değil.

   Kızlarda "ya ama şimdi anlatamam" tribi vardır, biliyorsunuz. Bir erkekseniz; bu bir tuzak! "Anlat hadi.." demeniz lazım çünkü kız kısmı dediğin nazlıdır, biraz süründürür, istek görmek ister. Hah. Bugün şimdi arkadaşıma "Bir şey anlatacağım sana." dedim. Cevap vermedi. Duymadı sandım, diğer arkadaşıma "Şunu bırakayım geliyorum." dedi, ben de "Tamam." dedim. Bilmiyorum kime dedi bırakıp geleyim diye, neyse işte sonra baktım kız gelmiyor. Sınıfa girdim, "Ha gelmeyi unuttum di mi.." dedi güldü, sonra ee anlat dedi. Ben de "Ama şimdi onun şeyi kaçtı oooooooo." dedim gülerek gız tribiyle. Kız "Peki." dedi döndü arkasını lan. Lan?!

   Yani benim ne anlatacağım umrunda değildi. Hayatını aydınlatacak bir şey değildi benim koridorda yaşadığımız komik bir anı anlatmam ki o anlatacağım şeyin bu olduğunu bile bilmiyordu. Önemli değildi, anlatsam sadece dinleyecekti beni kırmamış olmak için ama anlatmasam da bununla yaşayacaktı yani dünyanın sonu değildi. :D Ki bu mantıklı bir durum ama insan üzülüyor ya. Kendimi bir toz tanesinin içindeki minicik bir toz atomundan başka bir şey gibi hissetmiyorum. Bir noktayım sadece. Umursanacak bir şey değil. O bile değilim. Hiçbir şeyim. Hiçbir şey'i doğru yazdığım için  HİÇBİR ŞEY BÖYLE YAZILIR kendimi tebrik ediyorum, aferim bana.

  Ki bu konuya da videobloglardan geldik, tekrar kendimi tebrik ediyorum ama bu sefer kompozisyon yeteneğim için. "Teşekkürler Yıldız."
  "Çak bir beşlik beyin!" Evet çok yalnızmışım gerçekten. Tamam üste kaydırayım en son ne diyormuşum okuyayım.

  HAH. Buradan şuna varmak istedim. Ben de istiyorum ki insanlar beni sevsin. Yaptığım çoğu şey bunun için. Sevgiye o kadar muhtaç bir insanım ki bilseniz şoka girersiniz aslında. Asla "yalnızlığımla mutluyum o yee" olamadım. Hayırrrr, yalnız kalmak, evde yalnız kalmak dışında, korktuğum en büyük şeylerden biri. Karanlık değil, asla değil. Yalnızlık.

  İşte vloglar da size bu tanınma, sevilme fırsatını veriyor. Bu blog niye var sanıyorsunuz ben kendimi eğlendireyim diye mi, açıkçası kendi başıma yaptığım çok güzel faaliyetlerim var resim,müzik gibi; çok eğleniyorum. Burası tanınmak, sevilmek, düşüncelerimi aktarabilmek, insanlara varlığımı kantılamak için.

  Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'ları yaşıyorum bildiğiniz ha. Yaşar diye bir eleman var, adam nüfusunda ölü görünüyor, zavallıcık kimseye kanıtlayamıyor yaşadığını. Yaşarken ölü yani. Ben de bir bakıma sanki öyleyim. Dışlanıyorum demiyorum size, asla dışlanmıyorum. Sadece bu üzüntüleri yaşıyorum sürekli. Öyle yani.

   Ama şimdi videoblog da her yiğidin harcı değil..
   Değil tabii ki. Şimdi benim gibi yüzünde altın orana....hadi altın oranı geç simetriye dair bir şey olmayan bir kız için....saçmalamayın burnum resmen 2 santim sola kayık ve farkettim ki etrafımdaki insanların "Farkedilmiyor bile saçmalama." lafı yalanmış. Çünkü bazen çok alakasız bir yerde bana burnumla ilgili soru soranlar oluyor, güler bir yüzle cevaplasam bile oradan ayrıldığımda üzülüyorum.

  Şükretmek lazım tabii ki neler neler var ama.....çirkinim. Burnum kırıldı, ona estetik yaptırdığım zaman da güzelliğim doğal bir kaynaktan gelmiş olmayacak. Yapma bir insan olacağım. Ama patır kütür yaptırıyorum gençler estetiği hiç de umrumda değil yapmaymış falan adsghsfs. Çatır çutu yaptırıyorum valla şu lise bitsin tüm eski burunlu fotoğraflarımı siliyorum jhas :D Sonuçta sağlık her işin başı hıhığm..

  Yani şimdi benim gibi bir kız da kalkıp kameranın başına geçmesin. Geçince de "senin burnun ne amk." "dişlerin çok çirkin.o_O" gibi yorumları görünce üzülmesin.

  Ayrıca benim gibi konuşamayan bir kız da geçmesin kamera karşısına.

  Ayrıca geçeceksem ingilizce konuşmalıyım. Ki ingilizceyle kendimi TAMMMMMAAAAAMIYYYYYLAAA ifade edemeyeceğim kuramayacağım sanatsal cümleler olacak.

  Ben geçmiyim ben orda işim ne ya.




 Bugünlük burada keselim. Videoblog üzerine bir yorumunuz varsa, bugüne kadar hiç yorumunuzun olmadığı çeşitli iletişim noktalarıma yorumlarınızı bekliyorum, iletişim bölümüne tık, yukarda.
   




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı