Ağaca tırmananlar

25 Ocak 2013 Cuma

karnesi beş olan çocuğun yine de ailesine yaranamaması durumu

   Okula başladığım daha ilk gün, beni almaya gelen anneme "Anne ben burada yaşayacağım, sen git, bye." dememden, hatta ikinci aşamada ağlamamdan ve final aşamasında annemin beni okuldan ayaklarımdan tutup sürükleyerek çıkarmaya çalışmasından; bütün ailem, ileride muhteşem derecede parlak bir eğitim hayatım olacağını öngörmüştü. Ve gerçekten de öyle oldu. Ben her zaman çalışmayı seven, karnesi hep 5 olan ve bunu sonuna kadar kullanan, başarılı, ailenin en iyisi ve bunu her an kuzenlerine "ben takdir aldım ttlm" diye çemkirerek göstermekten çekinmeyen, bilmiş, kardeşe "Bak ablana bak da örnek al..." diye işaret edilen kız oldum. Evvet.... yani bugün yine karnemin hepsi beş bitches.

   Ama, şu an bakıyorum da....takdirname çantamda buruşturulmuş bir halde duruyor ve büyük ihtimalle çantamı boşaltırken, içinde para kalmış market fişlerini ayıkladıktan sonra onu da fiş sanıp çöpe basacağım. Eyyy gidi Yıldız. Eskiden olsa onu ütüler, takdir koleksiyonunun yanına koyardın.. Ama bugün... bugün bence hiçbir anlamı yok o kağıt parçasının.. kağıt israfı, ağaç israfı, ekolojik sisteme zarar...sanki notumuzu e-okuldan görmedik.

 AAAAAAAAAHHHHH E-OKUL DEDİM DE AKLIMA NE GELDİ. E-OKUL FOTOĞRAFIM.............
:.....
:....
......
....

  Yeni gelenler belki bilmezler, bu fotoğraf öyle çirkin bir fotoğraf ki; bir dönem okulda benimle dalga geçmemiş tek bir insan kalmamıştı. Hatta sınıftaki fotoğraf tablosundan resmimi çalmaya çalışanlar oldu. Hatta ve hatta bir gün idareye öğrenci belgesi almaya gittiğimde, belgemi yazdıran idareci "Evet...sayfan açıldı...hımpfhfhg...bu ne...Höykykyöyky öööhöhöhöhömöömm...al kızım öğrenci belg..hımpppppppppfşfşfşfşş ş RAAHAHAHAHAHAHAHAHAH" şeklinde patlama yaşamıştı ve bu yüzden onu suçlamıyorum. KİMSEYİ SUÇLAYAMIYORUM. Çünkü berbat bir resim. Ben de ben olmasam ve bu resmi görsem bir saniye tereddüt etmezdim "O NE LA TRAVESTİ GİBİ LKSDHJSDKLSHKLFDJLGKHDL" derdim.

   Siz de okuyucularım olarak bence bu onuru hakediyorsunuz....zaten anlatmadığım bir sırrım kalmadı, ilerde çok pis şantajlara kurban gideceğim, utanacak bir şeyim kalmadı.....o yüzden size e-okul fotoğrafımı göstereceğim, evet.

   LAKİN DİKKAT: Uzun süre bakarsanız Kusma, Baş dönmesi, Halisünasyon görme, Kabus görme, Hipnotize olma, Uykusuzluk, Deride kaşıntı, Gözlerde sulanma hatta ileri derecedeki vakalarda Ölüme kadar giden yan etkileri olabilir. Yıldız Aşar'ın şahsı size bu uyarıyı yaptığından, hala bakmakta istekli şahsiyetlerde oluşabilecek bu rahatsızlıklardan kesinlikle sorumlu değildir.  Şimdi 1 dakika düşünmeniz için, buraya ciddiyet noktaları dizeceğim.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

 GÜNAH BENDEN GİTTİ ARKADAŞ. AL.
   

  Evet.....İyice gül....Güldün mü? Tamam la az daha gül.... Tekrar bak.... Düşme sandalyeden lan hop dur?!!?? GÜL DEDİYSEK HÖYKÜR DEMEDİK BAK.
 
  Tamam. Şimdi asıl konumuza dönelim. Çünkü bu kısım hala sizi yazıya hazırlama kısmıydı, ana konuya gelemedik.

   EVET. Yıllarca çok başarılı oldum takdir üstüne takdir getirdim dereceler-üstün başarılar havada uçuştu ve....Ve farkettim ki, ben 12 yıldır çok büyük strateji hataları yapıyormuşum.


  Benim Orhan adlı bir erkek kardeşim var. Kendisi 6. sınıfa gidiyor ve bugün getirdiği karnesinde iki tane 2, 3 tane 3 4 tane 4....ne güzel denkleştirmiş ha....var. Ve babam ona dedi ki "Orhan 7. sınıfa geçtiğinde sana bir iPad alacağım." VAT DA FUCUK?

  Bu kadarla da sınırlı değil. Babam lafına "Liseye geçtiğinde de bir iPhone alacağım." diyerek devam etti.
  Ben de "HEY MAŞALLAH AL ALTINA BİR DE ARABA ÇEK ŞİMDİDEN 18İNE GELİNCE SÜRER, DURSUN ODASINDA." diye haykırdım orda.

  Ulan bu adam gidip bir heves samsung dokunmatik telefon alıp sonra da nasıl arama yapacağını anlayamadığı için telefonu bana vermeseydi, bugün ben hala kapaklı telefonumla noktalardan kuş yapıp altına da bir mani çakmak suretiyle bayram mesajı yollamaya çalışacaktım lan.
   Tamam şimdi babam bana bir şey almıyor demiyorum, adam alıyor, gitsem desem ki "Baba bana al bi tane ayfon." çok istiyorsam gerçekten gider alır yani ama burda olay babanın gönüllü olarak bunu sana demesi. Yani babam odama gelip "ASLAN KIZIM! Bak yarın senle bir alışverişe gidelim, önce şöyle kotondan-mangodan başlayalım. Sonra ayakkabı ve çantaya geçelim, en son da sana şöyle bir pro makina alayım, yanına bir de sadece video kaydetme işlevi gören son model bir cihaz alayım hani belki sana düzenleyeceğim dünya turnesinde yolda çekim yapmak istersin, sonra iPhonedan girelim, 4-4s-5 her çeşidinden alalım. Sonra iki macbook atarız sonra yeni mini cooperınla eve gelip günü noktalarız." demiyor. Ama durmuş orada kendi halinde takılan kardeşime kardeşime , git bakkaldan ekmek al edasıyla "Sana iphone alacam ben oğlum." deyip salona geçiyor. ULAN ÇOCUK 'AL BABA' DEMESİN DE NE DESİN, İSTEMESE DE İSTEYECEK ARTIK.

   Bir de şöyle bir şey var, çocuğun notları düştükçe, ailenin gözündeki zeka seviyesinde artış oluyor. Kardeşim sınavdan almış 25, annemi yemin ediyorum bütün gün bütün akrabalarla telefonda "Evet aslında ne kadar zeki de çalışmıyor teyzesi.... Evet, EVET! Ya....Hıhığm...Evet işte diyorum ya sana. Bakma Yıldız çalışkan, o Yıldız'ın uğraştığının yarısı kadar uğraşsa profesör olur uzaya çıkar." muhabbeti yaparken gördüm.

   PARDON DA BİZ NAPIYOZ BURDA HACI? NAPAK SALAK MI DERSLERİ? ONU MU İSTİYONUZ? NE DEMEK YANİ "Bakma Yıldız çalışıyor...." lafı ne demek? Yıldız normal zamanlarda salak, çalışıyor da yaşıtlarının zekasına ulaşıyor mu demek yani ne?

  İşte bu yüzden annem "karnen nerde?" dediğinde "AMAN SANKİ BİLMEDİĞİN ŞEY." dedim. Mutfaktan saçlarmı savurarak çıkarken de "BU ARADA EN DÜŞÜK YAZILI NOTUMUN 84 OLDUĞUNU DEMİŞ MİYDİM? O DA SADECE BİR SINAVDANDI. EVET.....HOCA BANA KIL...." dedim.


  Bir sonuca bağlayacak olursak, not hiç önemli değil. Bence takmayın. Keşke ilkokulda çarpım tablosunun yarısını ezberleyeceğime oturup daha çok bilgisayar oynasaymışım. Kardeşim öyle yapıyor mesela ve gül gibi bir hayatı var. 'Ohh lelli koçarii hayde hayde koçarii' resmen. Ben de olsam öyle yapardım ama bizim zamanımızda çalışmak bilgisayar oynamak gibiydi. Oyun yoktu zaten Paint bir yerden sonra sıkıyordu.
 
   Hepinizin karnelerini kutluyorum, takdir alanlar bu dediğimi düşünüp bence bi-iki şamar atsın yüzlerine ve dizi izlesin.  ama diploma notu YGSde önemli mi ne sanki lkshdskdfs. Dersleri salmanın kesinlikle ama kesinlikle hiçbir kötü yanı yok ha ha ha....bana inanın. ;-) İyi tatiller!

  (Not: Bir akrabanın bu yazıyı görüp annemi arama ihtimaline karşılık şunu belirtmeliyim ki; burada yazılanların hepsi gerçek hayattan alınmış fakat abartılarak alınmış olaylardır. Yani şimdi annem ertesi gün gelip bana "Yıldız biz seni aç açıkta mı bıraktık yavrum? Sabah asıp akşam indirdik mi kızım? Ne istedin de yapmadık? Ben seni yurtdışlarına gavurlandlere göndermedim mi hee? İstedin de 15 gün ingilterede kalmadın mı heee? Nankörrrrrrrr..." demesin. Hele "Zaten hep kardeşini kıskanıyorsun..." derse kendimi ALLLAAAAHHHH diyerek yerden yere vurur uçan sabri olurum heralde.... )

15 Ocak 2013 Salı

üniversiteli olmak

  Şu an "formasını hala üzerinden çıkarmamış liseli" kafasıyla, oturduğum koltuktan, üniversite bana bahçesinde görülmemiş türlü türlü çiçeklerin yetiştiği, erkeklerinin hepsinin ama hepsinin çok yakışıklı ve bilgili-kültürlü-anlayışlı; hocalarınınsa...(ay pardon ya profesörler ve doktorlar diyecektim ;););) )  bruce willis gibi karizmatik olduğu, derslerin müthiş güzellikte bir amfide sağıma dönüyorum corç soluma dönüyorum jack hesabında karışık bir ortamda müthiş eğlenceli geçtiği, bir klüpten ötekine katılacağım, sanat hayatımda patlama yaşayacağım, ver elini erasmuslar yurtdışları ohhh felsefesine bürüneceğim, bugüne kadar isteyip de yapamadığım her şeyi iki günde yapacağım bir ortam gibi gelse de, mantığım ve sezgilerim bana "yıldız sen orayı çok mistik hayal ediyorsun ama nah mistik lise 5 la ora böhöhöhöytötööt" diyor. Evet.

  Bunun cidden farkındayım. Üniversite çoçoçoçooçk farklı bir yer olmayacak. Belki de liseden farklı olarak sadece sivil geldiğimiz (ki bu benim için çok büyük bir problem HER GÜN NEYİN KOMBİNASYONUNU YAPIP GİYECEM) , liseden çıkınca ilkel bir çayıra salınma dürtüsüyle saçı sakalı salmış kıro erkeklerle, birbiriyle giyim-makyaj yarışı yapan gızlarla dolu bir yer olacak.
 
   Sonra ben de bir bakacağım o kırolardan birini bulmuşum daha ilk yıldan. Bu kıro da büyük ihtimalle önümüzdeki 4 yıl boyunca "hayır o geziye gitmeyeceksin, hayır o eteği giyemezsin, hayır efendim bungeejumping yok, başlatma lan şarkıcı olacakmış tövbe estafurullah, ulan çizgifilm seslendirip napacaksın?" diyerek üniversite hayatımın içine edecek ve sonra da "okul gitti kavga bitti ben memleketime dönüyom gardeş." diyip beni terkedecek ben de 120 kilo olacağım üzüntüden. Ya da tam tersi "gel evlenme dairesine gidiyoruz şimdi." diyecek, şeytan kaynanam bizimle aynı evde oturacak, 3 çocuk yapacağım, sonra yine üzüntüden 120 kilo olacağım.

   Bunlar benim mantıklı senaryolarım. Ama inşallah üstte yazılanlar olmayacak (çünkü üniversite yine de mistik ve güzel bir yer), çünkü üniversite hayatının çok mükemmel olduğu bir istisnai okul var.....BOĞAZİÇİ. EVET. Orası çok mistik. Orayı kazananların hepsi rus kökenli. Hocaları californialı phd ciler. Ah bebeklerim. Sevgilimin de adı  maykıl. Çok yakışıklı ve beni çok seviyor. Evet sjhsfdg.


   Tamam şaka bir yana, üniversitede yapmak istediğim çok şey var. O yüzden ilk kural olarak "sevgili bulma." olayına gireceğim. Evet. Çok ironik. Çünkü aslında üniversiteyi mistik kılan etkenlerden biri belki de gelecekteki kocamı içeriyor oluşu ama yapmak istediklerimi ve PUCCAnın başına gelenleri (ilk günden gördüğü çccukla 4 yıl boyunca aynı evde yaşadı sonunda bişeyler oldu çocuk bunu kaç kere dövdü falan 10 kere nişanlaıp ayrıldılar evi boşalttı kızı kapıya attı sonra kız evi yaktı anası oğlumla evlenemezin dedi eski sevgilisi döndü geldi FALAN) düşününce onu ikinci plana atmak istiyorum. Arkadaşlar yapacağım, herkesi kardeş edasıyla seveceğim. :D Ama bu işler kısmet işleri. Belki de zaten kimse de bana bayılmayacağı için, istesem de istemesem de olmayacak. :D Evde kalacağım. :D
   Mesela ben daha okul eteği dışında etek giymedim. Ki bu tamamen benimle alakalı, giymem baanem. Hani babam bile giy diyecek o dereceyiz. :D Ama üniversiteye geçtiğimde (yaklaşık 9 ay sonra) yapacağım ilk işlerden biri etek giymek olacak çünkü gız olacağım. Bir insanın tek bir kot pantolonla hayatını sürdüremeyeceğini öğreneceğim. :D
   Bu da işin ennnnnnnn sığ tarafı oldu. Sanki bütün mesele ya da erkek arkadaş yapmanın bedeli etek giymek ya da giymemek. Saçmaladım. :D


   Ama ŞİDDETLE değinmek istediğim bir konu var......LA O ERKEKLERE NOLUYO LİSE BİTİNCE ALLASEN.
 
   Tamam, artık her hafta berbere gitmek, 2 günde bir tıraş olmak zorunda değilsiniz ve bir erkek için saç sakal fazlalığı hiyerarşik piramitte yukarlara tırmanabilmek için önemli evet ama şimdi yakışanı var yakışmayanı var. Bazı erkekler müthiş yakışıklı olurken, bazıları maymuna dönüyor. ABARTMIYORUM bazı erkeklerin suratı sadece kıl ve gözden ibaret oluyor. O sakalların içinde üç gün önce yediği makarna var. Bir bakımsızlık hao nedır. Ben artık yüzüme fondoten süreceksem sizden "KIZA BAK FAVORİSİ VAR BÖHÖHÖHÖYTT :S" lafı duymamak için (FONDOTENİN O KONUYU KAPATICI BİR ETKİSİ YOK ÖRNEK VERDİM SADECE FAVORİM OLDUĞUNDAN DEĞİL YANİ YANLIŞ ANLAŞILMASIN LÜTFEN ÖHÖM) siz de adam olacaksınız lan. Sonra yok bıyıklı kız yok tayt giymiş şişko kız....anca kızlarda kusur bulun. Çok sinirleniyorum biri de kalkıp aynaya bakmıyor. Bu lafları diyen erkeklerin de hepsi evde kalmış bütün arkadaşlarının sevgilisi olan arabeske bağlamış çirrrrkinnnnn tipler. SONRA DA NEYMİŞ KIZ KAŞINI ALSINMIŞ. SİZE NE LAN.

  Konu da nereye geldi. :D
  Neyse dediğim gibi üniversite bana bütün hayatımın hıncını alacağım en azından müzikçilerin bana bir solo vereceği bir yermiş gibi geliyor. Güzel şeyler yaşamak istiyorum, hayatıda bir şeyler başarmak istiyorum. İnşallah öyledir, inşallah istediklerim olur, inşallah çalışmaktan boynumun tutulmasına değer. Amin. Cümlemize.

6 Ocak 2013 Pazar

yapılmaması gereken bir şey

   O yapmamanız gereken şey TEK BAŞINA YEMEĞE GİTMEK‘tir.
   TEK BAŞINIZA YEMEĞE GİTMEYİN. GİTMEYİN. GİTMEYİN YAAA GİTMEYİN ALLAHINIZI SEVERSENİZ GİTMEYİN.
   “Kafamı dinlerim, yalnızlığımla mutluyum, hubbarabilla subbarabilla” triplerine girmeyin. GİTMEYİN. 

   Çünkü ben gittim, hayatımda yediğim en kötü yemekti. Anlatayım..
 
   Öğle molasındaydık, karnım çok açtı, gittim bir cafe’ye, bilerek ennn ücraaa-ennnn ıssız yere oturdum, sipariş verdim ve beklemeye başladım. 
   Ardından yalnız olduğumu gören cafe yönetimi yanıma kasten birbirini çok seven taze vıcık sevgili çiftler yollamaya başladı. Çünkü ben yalnızdım ve bunun yüzüme vurulması gerekiyordu. Ayrıca yine yalnız olduğum için sevgililerin sevgililik hallerinden rahatsız olmayacaktım “AİLE VAR BURDA İKİ DAKKA MUHABBET EDEMEDİK MİDEMİZ KALKTI ALIN BUNLARI” diyemeyecektim. 
   
   Kafamı sağa çeviriyorum el ele tutuşan bir tatlı çift, sola çeviriyorum göz göze kesişen bir tatlı çift, televizyona bakıyorum yakışıklı murat boz ve kızlar klipte fingirdeşiyor, çaprazıma dönüyorum tanıdığım arkadaşlarım bir masada…ALLAH O DURUM ÇOK KÖTÜ. 
   Tanıdık arkadaşlar geldiler, “Kimle geldin Yıldız nassın iyisin :)” dediler, ben “Tek geldim ben yea heh yemek yiycem baş başa kendimle anladın mı espriyi heheehe heh heh ehe” diye kaldım. 
   ”Hımmm e peki madem biz şurda oturuyoruz afiyet olsun sana :):):):):) ” —> Acıma dolu bakışlar…
  Sonra yemek geldi, geldi gelmesine ama o lokmalar boğazıma dizildi. Şimdi de hazımsızlık yaptılar yani o yemek bile inanmak istemedi onu tek başıma yediğime. Sonra garsonlar gelip gidip “Birini mi bekliyorsunuz? İçecek bir şey alır mısınız?” diye sordular onları hiç demiyorum. Anlayacağınız yemek boyunca etrafımdaki “güzellikleri” pencereden çekirdek çıtlayan iki çocuklu mahalle teyzesi sıfatında izledim. Ve şunu öğrendim; gidin en alakanız olmayan insanı alın, yemeğe götürün AMA YALNIZ GİTMEYİN O YEMEĞE. Yalnız gitmeyin. 

  Hele benim gibi “Belki benim yaşlarımda sarışın maviş yakışıklı bir genç de yalnızdır ‘Merhaba burası boş mu birlikte yiyelim mi adınız nedir hehehe’ der yanına otururum.” düşüncesindeyseniz HİÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇ gitmeyin. Çünkü ya sevgilileri izlemek durumunda kalacaksınız, ya da sizin gibi yalnız gelmiş hanzo amcaların arasında oturacaksınız. Afiyet olsun. AFİYET OLSUN ŞİMDİ.

  Sonra arkadaşlarım "Salak yıldız tek başına mı yedin hohoho.." dediler, "ÇOK EĞLENDİM Kİ OHHH ÇOK GZELDİ HER HAFTA BÖYLE YAPACAM." dedim. Bütün bunlar döner yemek istemediğimden kaynaklandı. Dönere gurban ol sen ulan.

1 Ocak 2013 Salı

a brand new yıl

   Bu işe nasıl başladığımı aslında çok iyi hatırlamıyorum.
   Daha doğrusu blog açma fikrinin aklıma nereden geldiğini bilmiyorum. O zamanlar blogların olduğunun farkındaymışım demek ki, bana helalossun!
   Ama neden blog açtığımı gayet iyi biliyorum. Çünkü her zaman yazma işinin içinde oldum. Kendimi bildim bileli, hayat benim için hep okula gitmek, her şey hakkında yazı yazmak ve kalan vakitte şarkı söylemekten ibaret oldu. İlk defa -ne kadar anlamsız da olsalar- yazı yazmaya başladığımda 4 yaşındaydım. İlk defa bir kitap yazmaya başladığımdaysa 11.. (konusu bir saçma bir saçma aklınız şaşar.) Şarkıyı annemin karnından çıktığım günden beri yapıyorum zaten. :D Artık bıktınız onun hikayesinden. :D

   Sizlerle burada 3. (aslında üçyetmişbeşinci) yılımda olmaktan çok mutluyum. Blog bana çok şey kattı, katmaya da devam ediyor. Öncelikle nasıl yazacağını öğreniyorsun. Çünkü "yazma" eyleminin %49 'u yetenek %51'i ise disiplinli çalışmadır. Öğrenene kadar yazmalısınız. Yılmadan, usanmadan. Her gün sadece 5 dakika bile olsa o kalemi elinize almalısınız. Nasıl yazdığınızın, kelimeleri nasıl kullandığınızın, noktalama işaretlerini düzgün koyup koymamanızın bir önemi yok. Yazarken o dünya sizin, içinizden geldiği gibi kullanın. Sonra göreceksiniz ki yazdığınız her kelimeyle daha da ileri gitmişsiniz. AMA ŞİMDİ LÜTFEN bağlaç olan "de" ve "ki"yi ayrı yazalım. Onu her genç yazar bilsin artık.

  ÖRNEK:
     Bende peçete var.
     Ben de geleceğim.
     Senin de yeni yılın kutlu olsun.
     Forumda da sinema var.
     Şşttt kız seninki geliyor.
     Sen ki bana böyle dedin....yok lan böyle cümle kurmuyoruz biz du bakiyim....ha şimdi bekle ki aklına gelsin o cümle. AHA DA KULLANDIM YA LA.
     Duydum ki unutmuşsun...gözlerimin rengini....yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara...çip.

   Gibi. Zaten okurken o "da" size ayrı bir sözcük gibi gelir, o vurgu olur mutlaka, dikkat edin. NEYSE KİMSE BURAYA DERS DİNLEMEYE GELMEDİ. :D

   Tamam.
   Ayrıca laf arasında demek istediğim bir şey de şu; bloğa geldiğimden beri kendimi daha iyi ifade edebilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bir bakıma burada beni sevenler var (VAR MI VAR MISINIZ) yani ben öyle hayaller kuruyorum (:D). Benim için yazmak, daha doğrusu size yazmak bir görev oldu. Ne zaman bir şey olsa "BAK BUNU HEMEN BLOGTAKİLERE ANLATAYIM." diyorum. Bir gün rüyamda Elijah'ı görmüştüm örneğin, ve rüya olduğunu anlamamıştım GERÇEKTEN GERÇEK SANMIŞTIM. (HAYATIMIN EN BÜYÜK MUTLULUĞUYDU TABİİ). Elijah'la koltukta oturuyoruz, ben içimden "Allah'ım bi gitsem de içeri blog yazsam elijah bizde şu an yanımda oturuyor bildiğin burda lan bakiyim dokundum vallahi de burda alalalalaalahahahahahah" dedim. Uyanınca şoka girdim tabii "Elijah?!" oldum.
   Yani yaptığım bu işi seviyorum, gerçekten seviyorum ve gitmeye de niyetim yok. Başladığımda liseye yeni geçmiştim, şimdi üniversiteli olacağım, ARTIK İNŞALLAH GÜZEL BİR ÜNİVERSİTEYE GİRDİĞİM, MÜKEMMEL BİR İŞ YAPTIĞIM, ÜNLÜ OLDUĞUM SONRA TELLİ DUVAKLI GELİN GİTTİĞİM GÜNLERİ DE GÖRECEĞİZ. :D
   Kısmet.

   Blogspota dair tek pişmanlığım......epey bi zaman önce gelip "Büyük Temizlik" yapmış olmam. Yani bir gün ansızın gelip 100 tane yazı silmemden bahsediyorum. Bugün yine 100 yazıya ulaştım, silmeseydim 200 tane olacaktı. Bu benim 4. yılbaşı yazdım olacaktı, ama olsun.
   Ne kadar amatör olsalar da, o yazılar benim bir parçamdı....bunu bugün daha iyi anlıyorum. Şu an onları okuyup ne kadar ilerlediğimi görebilirdim, silinmeyi haketmiyorlardı. Ama bazı insanlara gereğinden fazla değer veriyorum. Yazılarım daha değerli. Tek pişmanlığım bu, yani bu.

   Bir de dün "canlı yayın" denemesi yaptım, tam bir felaketti. :D Çok ibretlikti. Neyseki çoğunuz izlemedi, mutluyum. Ama o da geçen yılda kaldı şimdi amaaaaaaaan tın. Bir dahaki sefere gerçekten çok daha güzel "hazırlanıp" (hazırlanacağım bu sefer) çok daha konulu bir şey yapacağım, söz. Hepinizi sebeplendirdim, ortaya saçma bir şey çıktı ama olsun. Günler torbaya girmedi ya yaparız, yapacağım ben bu işi. Zaten charlieissocoollike 1, ijustine 2, bertiebertg 3, pewdiepie 4 ve BEN BEŞ. Bütün piyasa biz beşimizin elinde. Binlerce insan yok bu işi yapan. Tabii ne sandın. :D


   Blog yazmaya başlamamdan itibaren -9. sınıfın ortalarına tekabül ediyor- gerçekten hayatımda çok şey değişti. Öncelikle birçok hocadan hocalara hakaret içerikli yazılarım yüzünden fırça yedim, twitter hesabımı bile gözetim altına almışlardı (Nasıl abartıyorum jkdsbhfkjsdh bizim okul psikopat ama) bu yüzden buradan okuluma, o öğretmenlerime çok teşekkür ediyorum. Son yıl olduğu için okulun geneline karşı bir sempatim olduğundan hepinizi seviyorum ama hala bok gibi bir sistem var bunu kabul edin artık. Müdürden hala nefret ediyorum, ne zaman ki mezuniyette benimle kolbastı oynayacak o zaman seveceğim, müdürcüğüm diyeceğim, "O müdür hala okulda mı yeaaaa" diyeceğim alttan gelen nesillere. Ve eğer "Evet .s.s.s." yanıtını duyarsam mutlu olacağım, o zaman müdürü daha da seveceğim. Ama şu aralar aramız iyi, öperim ttlm.

    Sonra çok büyük başarılarım oldu. Resmen hayalini dahi kuramadığım gelişmeler..! 3 tane büyük yurtdışı gezisi yaptım mesela. Elijah'tan doğumgünü mesajı almam da var. Sonra okulda kitleye karşı bir müzik etkinliği yapmam var. 2 tane romanım oldu. Hayatımda görüp görebileceğim en güzel arkadaşları kazandım. Hayallerimin neredeyse hepsini gerçekleştirdim. Ve en önemlisi bugün burada sizinle 3.yılımın ya da 4. yılımın ya da 17. yılımın yazısını yazıyorum. Başladığımda 2010 yılının sonbaharıydı, şimdi 2013 oldu, hala buradayım, hala neredeyse hiç takipçim yok ama hala beni okuyanlar da var biliyorum. Hepinize çok teşekkür ederim, eğer bugün hala gelip rehberlik hocamın "Aç kalırsın...." demesine rağmen ısrarla "Ben yazar olacağım!" diyebiliyorsam, sizden gelen olumlu yorumlar yüzünden. Gerçekten çok destekleyen oldu, çok "yazıların çok güzel, arkandayız!" diyenler oldu. Bir havalanmalar falan yaşıyorum şu an kendi kendimce ama umarım bu ana kadar güzel yazabilmişimdir, inşallah bundan sonra daha da güzel yazarım.


    Bu yıl çok çalışacağım, belki yeni bir gezi için para biriktirmeye başlayacağım, hayaller kurmaya devam edeceğim -sonra onları hayal defterime çizeceğim ^^- , günlük tutacağım, omegle'a gireceğim (:D), çikolatayı azaltıp daha çok su içeceğim, şarkı söyleyip resim yapıp buzpatenine döneceğim, kitap okuyacağım, güzel filmler izleyeceğim, yeni dizilere başlayacağım, arkadaşlarımla takılacağım, farklı dönerler yiyeceğim ve öncekilerin hepsinden daha güzel bir yıl geçireceğim.
    Çünkü ironik bir şekilde, 13 sayısının uğursuz olmasına rağmen bana çok şanslı bir yıl olacakmış gibi geliyor. İyi düşünelim iyi olsun, hayat da aynen böyle aslında. Hepimiz bugünden itibaren iyi düşünelim, iyi olsun. Saçma saçma sırıtalım, gülecek bir şey buluruz illa ki.

   Ve son olarak blogum için hep daha da iyisini yapmaya çalışacağım. Bir fikirler bir fikirler, sabırsızlanıyorum.







   Bu yazı blog maceramda başından beri burada olanlar, ortasında katılanlar, şimdi sonuna yeni yetişenler, hiçbir fikri olmayanlar....kısacası herkes için. Sizin için, benim için. BUGÜN BELKİ BIR YAZI DAHA GELİR HA.

   ÖPTÜM.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı