Ağaca tırmananlar

8 Şubat 2013 Cuma

Game of Magnums

  "Ahhhh eski savaşlar....çok güzel günlerdi....ahhh yine o meydanlarda olmak için nelerimi vermezdim bee....dur bakiyim....hmmm hatırladım....bir kurşun kafamın tam yanından sekip yere fılamıştı fiyuvvvv..." dedi 70 yaşındaki Yıldız korku içindeki küçük sarışın maviş torunlarına. Aralarından yalnız bir tanesi onun gençliğindeki gibi koyu kestane saçlı ve ela gözlüydü. "Peki sonra noldu babanne?"
   "Sonra mı? Ne sonrası? Açıl bakiyim doktorlar dizim var benim.. Num num...ağzım kurudu...GELİNNNNNNNNNNN GİMME SOME WATER GIZIM!"

   Her şey o lanetli yılda başladı. Du bakiyim....sene 2013 olsa gerek. Ooooo....O zamanlar kış senelerce, seneeeelerrrrce sürerdi. Siz tabi yaz çocuğusunuz ey gidi nereden bileceksiniz? Sizin o kar dediğiniz benim bahsettiğimin yanında ancak kardanadamın kar başındaki kar kepek olur. Nah basketbol topu büyüklüğünde inerdi gökten her bir kar tanesi...
   Neyse, hikayemiz başladığında, yani siz daha babalarınızın portakal suyunda yüzerken (BU CÜMLEYİ BANA OKULDAKİ  BİR MATEMATİK ÖĞRETMENİ KURDU. BANA BAKTI, SONRA "SEN BABANIN PORTAKAL SUYUNDA YÜZERKEN BEN ANKARA'DA FİLM İZLİYORDUM." DEDİ. HAYATIMIN ŞOKUNU YAŞADIM, HALA ÇIKAMADIM. O GÜN BENİM İÇİN HER ŞEY 'UZAY ZAMAN PORTAKAL VİTAMİN' OLDU ARTIK O ESKİ BEN YOK.)  ben işte o lanetli yılın şubat ayında Güney'li kuzenim (Samsunlu kldhfjd) Ayşegül'le dışarıda geziniyordum. Lanetli yıl diyorum çünkü Şubat'ın şubruplarında olmamıza rağmen gökyüzünde tek bir bulut, yeryüzünde tek bir rüzgar yok idi. Güneş parıldıyordu, ortada ne kar vardı ne tar! Çapraka tulu muru naka ri miki oh. İşte bu Kuzey dilinde "Şubatta giymezsen don, sonra götün donar al sana on." demek. Eh eh eh.

   Nerede kalmıştım? Hah. Ben kuzenim Ayşegül'le dışarıda geziniyordum. Yanımızda azıcık o dişkıran madenden (bkz: para) vardı. Eh biz de dedik ki bu taş birilerinin dişini kırsın, insanlığa bir hayrımız dokunsun!
  İşte tam o uğursuz vakitte Ayşegül o uğursuz cümleyi kurdu;
  "Yıldız....dondurma yiyelim mi?"
   DIRRIRIRIRIRIRNNNNNDIRIRIRIRIRIRIRIRIRRNNNNNN (lütfen linke tıklayın ve 5 saniye bekleyin ne demek istediğimi anlayacaksınız.)

  "AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHHH" diye cırladı çocuklar. (Açıkçası bu linke tıklamanıza gerek yok ama merak kediyi öldürmez bence...)
 Çok sayıdaki torunlardan o Yıldız'a benzeyen sordu... "Babbannnnee....dondurma nedir???"

  "SUS ONUN AĞZINI ADINA ALMA!."
  O uğursuz lanet körolasıca gün!
  Bilmiyorum çocüğüm. Biz kuzeyliler için her yer buzdur zaten....ama o hin güneyliler yok mu....ah o hin güneyliler....Güneydeki güneşin kalorifer dairesini cehennem zebanileri yakar derler. Nah şu şöminedeki ateşi gördün mü? Onun 7 katının 77 katından daha sıcakmış. Bu yüzden kuzeyle güneyin sınırındaki buzlar erimiş ve alevli suları oluşturmuş. Bu yüzden de kuzeye kaçamayan oradaki insanlar serinlemek için bu gavuricatlarına başvurmuşlar. İşte bu dondurma da öyle bir şey. Ağzını serinletiyor. Kar yalamak gibi. Ama tabii eğer benim zamanımdaki karı yalayacak kadar aptal olsaydın, şu an seninle değil üzerinde iskeletin bulunan o kar kütlesiyle konuşuyor olurdum.

  (Bu noktada size torunun yüzünün nasıl göründüğünü betimlememe gerek yok.)

  Sonra ben o ne üdüğü belirsiz mereti yedim. Çok da lezzetliydi haaa. Ama işte dediğim gibi şubatta giymezsen don götün olur don... Benim de ağzımda don yoktu ya, o dondurmayı yiyip de dışarı çıkınca......birden.....YERRLERRRRR GÖKLERRRRRRRR SALLANDIIII ALLAH YARABİİİİİ!!! Önce "PAT" diye bir kere vurdu. Sonra "PAT'" tekrar vurdu. Sonra bir "PAT" daha....ve o göründü.....Rüzgar Adam....

  İşte kaçmalıydı kovalamalıydı aşk aksiyon savaş barış falan felan şu yazıda belki de sıkıcı olmayacak tek sahneler derken....gözümü bir açtım evde yatıyorum. Kafamı kıpırdatmaya çalıştım, boynuma bıççççakkklarrr saplandı. Nasssılll bir ağrı, nassssıl bir ağrı! Ama beterin beteri varmış, bu sefer yutkunayım dedim ALLAHIM AL BENİ YANINA HAO NEDİR O NEYİN AĞRISIDIR! Meğersem Ramazan gelmiş, benim boğaz davulcu olmuş gümbedegümdür gümbedegümdür mahalleyi geziyor! İki de para gördü, elini sıcak sudan soğuk suya tutmaz oldu. İndir benim tükürüğü aşşağı diyorum yok neymiş boğazdan geçiş parası alacakmış.....dayısınınoğullarıgil öyle yapıyormuş Paralı Geçiş Sistemi kurmuşlar BOĞAZ KÖPRÜSÜ'NE. Dedim Allah seni çöteretmesin yattım aşşa.

  Sonra ben yine acılar içinde kıvranırken, böyle götü kalmış havalanmış da şişşmişş de şişşşmiş boğazlarımın boynuma savaş ilan ettiği o masaj ovasında (çok ihtiyacım vardı bir tanesine) elimde kılıç dövüşürken, içeri beyaz atıyla kardeşim daldı. "Sana da Magnum aldık, dolapta..." dedi.

  Magnum.....
  Ahhh Magnum.....
  O zamanlar körpecik, çıtır bir genç kızdım tabii; ehhh her genç kızın hayali de Amiral Magnum'dur. Adının öyle olduğuna bakıp da asker sanmayın aslında kendisi Serdar Ortaç'ın backvokali. Serdar Ortaç'ı tabii ki tanıyorsunuz, anlatmıyorum. Ama ondaki endam....ondaki ses....ondaki çatırdama....adam resmen bir içim GÜNEYLİ çikolataydı beah! Ve oradaydı, benim buzluğumda....çünkü o da aslında özünde gerçek bir Kuzeyli idi.

  Ama ne kadar hastaydım...ne kadar güçsüzdüm....Ve de o vatan haini isyancı bademcik birliklerine gidip Xena Yıldız'ın kim olduğunu göstermeliydim! Bu yüzden, yatakta kaldım. Lakin, Magnum'un düşüncesi beni yiyip bitiriyordu... Artık hayata tutunacak bir sebebim vardı ve ben de bu sebeple savaştım, savaşı kazandım!

  Ertesi gün çok daha iyiydim. Hatta neredeyse eskiden olduğumdan da iyiydim. Fakat hiçbir şey hatırlamıyordum. Bir boşluk vardı.....sanki yapmam gereken bir şey vardı....MAGNUM! MAGNUMU ALMALIYDIM!

  Buzluğa kadar bir maratoncu edasıyla koştum ve....içeri baktığımda....gitmişti. Yoktu... Sonra kardeşimin odasına koştum....ve magnumun içi boş kıyafetlerini kardeşimin masasında gördüm....hayvan onu yemişti!

   Aa evet bu küçük detayı atladım. Magnum.....o bir....DONDURMA...
  DIRRRRRRRRRRRIIRIRINNNNNNNNNNNN DIDIDIDIDIIRRIRINRNNNNNNN

  İşte o an hayatımın çirkefliğini yaşadım, yaşattım. Ya ev başımıza yıkıldı, ya da ben King Kong'a dönüşüp evi çökerttim. İkincisi. Sonra da kardeşimi elime alıp bir caminin minaresine çıktım ve minareden at beni git aşşağa tut beni edasıyla fırlatıp "İKİ TANE ALACAKSIN O MAGNUMDAN İKİSİNİ DE BEN YİYECEM LAN!" diye bağırdım. Ama sonra üzüldüm ve o dünyamızın atmosferine doğru süzülürken "KENDİNLE ANNEME DE AL FELIX!" diye cırladım arkasından.

  Eh sonrası pek önemli değil. Aldı, yedim. Sonra farkettim ki bunda tanıdık bir tat var.....dondurma! Ah işte gavuricadı diyoruz da boşuna demiyoruz, bunun başıma bir gavuricadı açacağı belliydi. Vücudumda garip şeyler olmaya başladı, bir baktım ayaklarım kendi kendine yürüyor, kollarım kendi kendine dolabı açıyor ve ikinci Magnum dolaptan çıkıyor....."Ooooo hayırrrr hayır hayır hayır o kardeşimin yiyemem!" dedim. Ağzım kendi kendine konuştu "Ama o senin dondurmanı yemişti."
   "EVET BEN DE KIYAMETİ KOPARDIM ŞİMDİ AYNI ŞEYİ YAPARSAM BU BENİ....BİR KATİL YAPAR?" Sonra ellerim paketi açı, magnumu ağzıma doğru getirmeye başladı ve uyandığımda o magnumu çoktaaaan yemiştim....Sarhoştum....hatırlamıyordum....

  O günden sonra bir daha vücudumun beni ele geçirmesine izin vermeyecektim! Yumruğumu havaya kaldırarak yemin ettim....ama yumruk yaptığım elimde bir şey vardı....bir MAGNUM ÇÖPÜ. DOLABA KOŞTUM.....ANNEMİN DONDURMASINI DA YEMİŞTİM!!!!!!!!!!!! OOOOOOOOOO YOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO!


  Aslında hiç de böyle olmadı. İlk magnumu yedikten sonra sakince içeri gittim, dolabı açtım, ikinciyi aldım ve yedim. Sonra üçüncüyü aldım. Orada kendime hiç vicdan konuşmalarıydı ben bu yaptığıma kıyamet kopardım şimdi nasıl yaparımdı vesaire olmadı yani....işte ben böyleyim kldjfgld.

  Ama bu yine de yeterli gelmedi. Dünyadaki tüm dondurmaları yemeliydim! Hemen gidip planlar kurmaya başladım....tam magnumu alacakken, o güzel çıtır çikolatasını yiyecekken mutfaktan gelen o ses....yıkıldı dünyam.... "BENİM DONDURMAMI KİM YEDİ LAN?!" Bu annemdi.
  Ben King Kong olmuştum ama o Godzilla oldu. Bir titanic büyüklüğündeki ayağını kafamın üstüne doğru kaldırdı ve "GİT İKİ TANE AL ŞİMDİ İKİSİ DE BENİM!" dedi. Ben de "Niyeymişş iki tane öyle saçma şey mi olur kim koyuyor bu kuralları hem ben hastayım öhhhöö öhhhö gideyim yatayım?!" diye itiraz ettim. Sonra kadın şoka girdi. Daha bugün evi başımıza yıkan sen değil miydin, dedi. "O 3 gün önceydi ben 3 gün süre verdim o dondurmaya hemen yemedim..." dedim "3 SAATTTTTİ OOOOOOOOOOOOO!" diyerek beni uzaya uçurdu. ( Böyle bir konuşma gerçekten aramızda geçti. Belirsiz sebeplerden ötürü GERÇEKTEN GERÇEK ANLAMDA 3 gün geçtiğini düşündüm ve CİDDİYİM.)

  O esnada kapı çaldı babam elinde dondurmalarla içeri girdi. Sonra ben de farkettim ki 3 dondurma yemek  boğazlarımı mutlu etmemiş, şimdi öksürmekten pelte oldum ama yine de mutluyum olsun yea.


  İşte bu nasıl 3 magnum yediğimin dünyada görüp görebileceğiniz en abartılı anlatış biçimiydi. Bence bir nobel, guinnes rekoru ya da çakma oscar kazandım. Hani şu üstünde YILIN EN İYİ.... yazanından. Bence hakettim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı