Ağaca tırmananlar

23 Mart 2013 Cumartesi

23.03.2013 Cumartesi/ YGSöncesi/ Dünya Saati

 Sevgili Günlük
 Sona yaklaşmak, gerçekten sona yaklaştığında çok garip bir duygu.
 Bir şeyin gelmesini bekliyorsun, bekliyorsun, önce 100 gün kaldı diyorlar sonra 60 oluyor; daha sonra 1 aya iniyor, ardından 15 gün kalıyor derken insan beklemeye o kadar alışıyor ki "yarın" dediklerinde yarın olduğunu anlıyorsun,biliyorsun ama yine de yarın değilmiş sonraki günmüş, daha sonraki günmüş gibi geliyor.
 
 Yarın, iyi ya da kötü tüm bu bekleyiş sona erecek ve 6 ay boyunca bir bilememezlik duygusuyla yaşayan herkes, yarın o 2saat40dakikalık savaştan çıktığında şu an, tam şu an nasıl hissettiğini unutacak. Soruları görmeden, sınavın nasıl geçtiğini bilmeden önceki halimizi yarın saat 12:41de tamamen unutmuş olacağız. Her şey görülecek, bilinecek, olay bitecek. 6 ay, 2saat40dakika ile tamamen silinmiş olacak.

 Gerçekten garip bir duygu. Bir filmi aylarca bekleyip sonra izleyince yaşanan duygu gibi. Bekliyorsun, geliyor, izliyorsun, bitiyor. Bir şeyi bildikten önceki halimizi unutmak bana gerçekkkkten garip geliyor. Hayat çok saçma sahfsdkj.

  Önce kendime, sonra herkese başarılar diliyorum günlük. Sen de boş oturma, dua et bize. ALLAH'IM İNŞALLAH YAPARIZ, AMİN.

  Umarım yan sayfaya yarın güzel şeyler yazmış olurum.
  Yıldız.




 Eveeet günlüğümü okudunuz, şimdi bloğa geçelim.
 Ulan yağmur yağınca suları kesen tek varlık trabzonun su işleri şeysi ha.
 Ben 1 haftadır banyo yapmıyorum ki bugün banyo yapayım ama yok sular kesik sıçtım agdfasghda.

 Hayatımın en dandik pre-sınav gününü yaşadım. Yarın bi güzel gezerim dedim, tövbe bismillah resmen hortum çıktı. Sabah beri yatıyorum, yat yat başım ağrıdı, yıkansam rahatlayacağım ama yıkanamıyorum etrafımda uçuşan sineklerle felsefik sohbetler yapıyorum, kafayı yiyeceğim.

 O kadar çaresiz kaldım ki odamı topladım, ygs kitaplarımı "çözdüklerim ve çözmediklerim ve konu anlatımlılar işe yarar" olarak 3 parçaya ayırdım, falan filan.

  17 yıldır ağzımda olan süt dişimin şimdi düşmeye karar veresi geldi, sallanıyor ama çok da sallanmıyor ama beni rahatsız ediyor ama doktora gitmeden bir şey yapmak istemiyorum.

 Sabah hafiften bir boğaz ağrısıyla uyandım ressssmen ameliyat ettim kendimi. 10 tane falan ilaç içtim hasta olmamak için. İşe yaradı sanıyorum.

  Hava soğuk diye dayadılar kaloriferleri ama ev nasıl sıcak, kısakol ve şortlayım terliyorum, bu kadar sıcak da beni kaşındırıyor çok stresliyim ya.

 Nolur sular gelsin başka isteğim yok şu an için.

12 Mart 2013 Salı

Çok Alakasız Bir Video- vlogno2




videonun bir yerine masonik bir simge gizledim bulana çukulat var kldhfdljx
umarım beğenirsiniz!
yorumlarınızı bekliyorum. çünkü yorum lazım ki ona göre şeyolayım.
https://twitter.com/ddaldakikemanci buraya olur
http://ask.fm/yildizyanilmadiniz  buraya da olur

8 Mart 2013 Cuma

birini sevmek ve birini sevmeyi sevmek üzerine

  "Biz aşık olduğumuz kişiyi değil, aşık olmayı severiz aslında." der klişe twitter aydınları...Veee 140 harften kalanları da başka aydınca cümlelerle doldurur, falan filan. Aslında laf sanki öyle değildi ya...Kısaca "aşık olma eylemini sevdiğimizi" demek istiyor....eh, haklı olduklarını düşünmüyor değilim.

   Aşık olduğumuz zaman dünyada bundan büyük dert yoktur. "ARRRRRRGGGG KEŞKE ÖZGÜR OLSAM SEVMESEM KİMSEYİ" diye cırlamak istersiniz. Çünkü bütün gün midenizin üstünde bir " DİVVV DİVVV YANINDAN GEÇİYOR DİVVV DİVVV" #hoşlandığınçocukdetected sensörüyle dolaşmak hoş bir şey değil açıkçası. Hatta çok zorlayan insanların görüş kapasitesini 2ye katladığı, duvarların içini görme yeteneği kazandığı bir gerçek. Eh, ben gözlük takıyorum şu an bunu yazarken...GÜVENDEYİM ^^ sanırım.

  Sonra aşık olmakla birlikte gelen dertler de hoş değil. Mutsuzluk, sakarlık, aptallık, leylalık, hiperaktivite, dikkat eksikliği, isteksizlik, iştah kaçması, uyku bastırması, dış dünyaya sağırlaşma, kamburluk vesaire. Ayrıca birinin kalbinizin ve beyninizin orta yerine, sizin aklınızla beraber oturduğunuz o önemli yere gelip "E ben de şöyyyylee ortanıza oturayım ihihi" deyip yaylanması kötü bir şey. Yani...bunu kim ister ki?

  Ama aşık olduğunuz zaman, dünyada bundan güzeli de yoktur. Her yeni güne yeni bir heyecanla uyanmak. Her köşebaşına "o" gelecek diye gözünüzü kırpmadan bakmak. Karşılaşmış numarası yapabilmek için aynı yerde 10 tur atmak. Bir gülümseyişin ve el sallamanın, "Naber, nasılsın :)))" kelamının sizi BÜTTTTTTTTTTÜN GÜN havalarda tutması. Bu küçük anları yaşayabilmek için kendinizi paralamak.

  Aşık olmak bir bakıma sanki bu dünyada yaşamak gibi. Demek istediğim milyonlarca tat, milyonlarca koku, milyonlarca birbirinden güzel nimet! Massssmavi gökyüzü, yemyeşil bitkiler, gülümseyen bir güneş ve gece parlayan ay-yıldızlar. Yüzünüze vuran rüzgar, arkadaşlarla olmanın verdiği keyif, sevgi ve diğer insanlar... Ama bir yandan da bu dünyada yaşamanın verdiği sorumluluk. Omuzlara yüklediği ağır yük. İnsan "değer mi buna?" diye düşünüyor. Cevabı bulmak çok vakit almasa gerek....tabii ki değer. Şu an ben VARım ve bu gözler mükemmel şeylere şahit oldu. Var olmaktan güzeli olabilir mi? Bir bilince sahip olmak... Ama dediğim gibi, sorumluluk ve ALLAHIM AL CANIMI DAYANAMIYORUM denilen anlar bazen artıları götürüyor, asit-baz tepkimesi nötrleme etkisi yapıyor ve açığa kırılan bağlar kadar H2O çıkıyor.

   İşte aşk da böyle, demek istiyorum. Hayır aşk bir asit-baz tepkimesi değil. Aslında....öyle evet. Kime, nerede, ne zaman aşık olacağınızı seçemiyorsunuz. Birden olabilir, hiç olmayabilir. Olduğu zaman dertler çileler, olmadığı zaman yalnızlık ve mutsuzluk. Olduğu zaman neşe ve heyecan, olmadığı zaman rahatlık ve huzur. Ama yine olmadığı zaman verdiği bir boşluk ve özlem...

   Eğer bir an için bile olsa aklınızdan "Keşke aşık olsam..." düşüncesi geçiyorsa, bu sizin de her insan gibi aşık olmaya aşık olduğunuzu gösterir. Normal bir şey, bizler sevmeye programlanmış makinalarız. It's both a gift and a curse.

   Sıcak bir yaz gününde hiç bitmesini istemediğin bir dondurma gibi. Yerken mükemmmmmmmmell ama eninde sonunda o dondurma bitecektir ve de biter. Ya da benim durumumda olduğu gibi, bakkal "Pardon abla hiç kalmamış..." der.

6 Mart 2013 Çarşamba

bir beklenti içinde olmamak ve akışına bırakmak üzerine

  Bir şeyi 40 kere söylersen olur derler ya hani....ben bu hipotezin yaşayan çürütmesiyim sanırım. Olay öyle işlemiyor, oo hayır kesinlikle öyle işlemiyor.
 
  Bir şeyi gerçekten çok AMA ÇOK istediğinizde, o düşünceye aşşşırı şekilde yapışıp kaldığınızda o....olmuyor yani.....ve bu sanırım sağlıklı değilmiş yeni yeni anlamaya başlıyorum. İnsan hayatının her anını, gün içinde yaşayacağı güzel ve kötü şeyleri planlayamaz ki. Bunu yapmaya çalışmak da zaten baştan aptallık. Ve bu durumda ben de bu dünyanın gördüğü en büyük aptalım sanırım.

 Bir şeyden bir şey beklentisi içinde olduğunuz zaman olmuyor suratınızda patlıyor. Gerçekten bu hayal kırıklığından başka bir şey getirmiyor. Beklenmedik sürprizler beklendik bir sürprizden her zaman daha anlamlıdır. Çünkü...öyledir.

  Bu mükemmel felsefik ve hüzünlü konuşmayı şimdi hayatınızda görüp görebileceğiniz en dandik örnekle temellendirip yazının tüm mistikliğini bozacağım ama dün başıma geldi, hafızamda şu an sadece bu var, üzgünüm anlatacağım.
 
  Dün akşam feyste amaçsızca dururken birden ana sayfada sevdiğim bir youtube videoblogcusunun yayın yapacağına dair bir bildiri gördüm. Yayınına 17bin diğer insanla birlikte ben de girdim, baktım hepsi bir şeyler yazıyor, zaten herkesin yazdığı 0,5 saniye içinde yukarıda kayboluyor, ben de bir şey yazmış olayım dedim -hani okuyacağından değil yazmış olmak için sürüye ayak uydur hesabı- bu yüzden beynim çok fazla düşünüp bir cümle bulmak zorunda hissetmedi kendini ve "heyyyyyyyyyyy" yazdım. 3 saniye sonra bu mükemmel insan "Someone says heyyyyyyyyyy" dedi. Sonra "biz bu kısmı çoktan geçtik^^" şeklinde bir şaka yaptı, o mükemmel gülümseyişini yaptı ve ben orda "ne?NEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE????????????????????????????????????????????????" oldum.

  Ve sonraki 2buçuk saat boyunca 'görmesini bekleyerek' yapmadığım maymunluk kalmadı orda. Resmen benim hayatımda takmadığım şekilde güzel küpeler takmış, benden 5 yaş büyük olmasına rağmen yüzü benimkinden daha tüysüz bir gavur erkeği için orada yapmadığım şey kalmadı. Her bir şey yazdığımda kafası ilahi bir güç tarafından başka yönde döndürüldü ve hiççççççççççççççbirini görmedi. Benim mükemmel sorularımı cevaplamak yerine saçmasapan insanları gördü ama o insanlar görülmeyi haketti çünkü adamdan bir şey beklemediler. Bir beklenti içinde olmadıkları için de üzülmeyip sevindiler. Ben de sinirle yattım aşağı.

  Artık istemekten ve beklemekten çok bıktım gerçekten. Artık bir sabah gözlerimi açtığımda kafamda hiçbir düşünce ve dilek olmasın istiyorum. Yatakta gözlerim kapalı şekilde biraz daha kalıp güzel hayaller ve senaryolar kurmak yerine sadece gidip yaşamak istiyorum çünkü farkettim de kendimi bir şeylerin hayalini kurmaya o kadar kaptırmışım ki, o hayalini kurduğum şeylerin olmasına bir şans tanımıyorum. Belki de istediğim o araba kapının önünde duruyor ama yok ben yatağımda oturacağım, gözlerimi kapatıp o arabayı sürdüğümü hayal edeceğim. Ve sizi temin ederim araba aklımdan geçen en son şey. Hayır, bir araba istemiyorum. Şimdilik. Eğer bir gün bir araba istersem kırmızı renkli olsun. Ama hayır bugün değil.

  Sadece çok yorgun ve mutsuz hissediyorum ve de buna bir çözüm bulamıyorum. Gerçek hayatta belki sadece 17 yaşındayım ama kafamın içinde o kadar çok şey yaşadım ki gelecek ay 42 yaşıma gireceğim ve yanıma top gelsin de üstüne oturarak patlatayım diye bekleyeceğim. Çok umutsuzum ve bunları anlatarak çok acizleşiyor muyum acaba. Okumanızı istemediğim için bunu yazdığımı haber veren bir şey yapmayacağım ama MUHTEMELEN GÖRECEKSİNİZ ÇÜNKÜ GÖRMENİZİ İSTEMİYORUM. HAYAT NEDEN BU KADAR PİÇ?

  Akışına bırakmayı gerçekten istiyorum ama daha önce hiç öyle bir şey yapmadım, benim için hep istemek vardı ve artık o düşünceye GERÇEKTEN TAKINTILANINCA onu elde edememenin verdiği hüsran beni üzüyor. Tatmayı kesinlkile reddettiğim o duyguyu sonunda tadıyorum işte, hüsran. Ve bir türlü akışına bırakamıyorum. Tamam umutlu olmak iyidir ama benimkisi TAKINTI. Artık özgür olmak insanlardan bir şey beklememek istiyorum. Bu yüzden sanırım taşraya taşınıp hayatımın geri kalanını tavukların beni sevmesini bekleyerek geçireceğim. Tavuklar dünyadaki en gıcık hayvanlardır, ciddiyim.

  Şu an bile beklenti içinde olmamayı isteyerek beklenti içinde olmadığım zaman başıma gelecek güzel şeylerin beklentisindeyim. BUNU NİYE FARKETMEK ZORUNDAYDIN Kİ SALAK BEYİN. NE OLURDU SANKİ SADECE 'TAMAM BEKLENTİ YAPMAYALIM ABLACIM' DEYİP O LOBUNU KAPASAYDIN. AHhhhhhh kendimden nefret ediyorum!

4 Mart 2013 Pazartesi

asıl yapmak istediğim şey


   SOOOOOOOOOOOONUNDAAAAAAAAAAAAA YAPPPPPPPPTIMMMMMMMMM!
   Evet yaptım.
   Neyi yaptım?
   Video çektim.
   Evet, kamera karşısına geçip konuştum. Saçmaladım hatta. Her izlememde kendimi ve konuşmamı daha da salak buluyorum ama olsun artık bir tane elle tutulur bir videom olsun. OLSUN.

  (Video çekiminde neden ışığın çok önemli olduğunu anladım çünkü yüzümün yarısı ışık alırken diğer yarısı almamış ve ışık almayan kaşım kalın görünürken ışık alan ince görünmüş şoka girdim. Öyle değil o ha. Değil yani :D:D:D:D )

  Bugün için çok uzun zaman bekledim, beklediniz.....iyi eğlenceler!
 
   

3 Mart 2013 Pazar

7 facts about me

  Geçen gün youtubeda takılırken vlogcu bir insanın bu başlıklı bir videosunu izledim. Sonra hemen "Aaaa ben de böyle bir video çekeyim!" dedim. Sonra öncelikle "arap saçı" olmuş saçlarımı, giydiğim pijamaları, sonra düzgün bir kameramın olmayışını ve daha birçok sebepbi farkedip "Bir yazı yazsam da olur." dedim. İşte burdayım. Benimle ilgili 7 gerçek ya da benim demek istediğim kelimeyle "şey"!

  •   şey nambır 1

    "Bir Trabzonlu olarak horon oynamayı bilmiyorum -düğünde öğrenip düğünden sonra unuttuğum bir dans sadece benim için jshjkasf- ama çiftetelli oynamayı biliyorum."

      Bunun hikayesi anasınıfına dayanıyor. 5 yaşındaki küt saçlı minik yıldız anasınıfı aktivitelerinden birine verilecekti ve o "pamuk prenses ve 7 cüceler oyunundaki pamuk prenses" olmayı istemesine rağmen bugün bile anlayamadığı sebeplerden dolayı çiftetelli'ye verildi. O pamuk prenses oyunundaki salak prenses de "külotlu çorap, barbie ve kitap" adlı yazımdan tanıdığınız salak Buse'den başkası değil. O zamanlar çok güzel ve salak bir kızdı şimdi eminim ki çirkin ve daha salak bir kızdır.
      Neyse sanırım işin gerçeği tiyatroya alımlar bitmişti ve annem beni çiftetelliye verdi. O zamanlar tiyatroya merakım varmış ne kadar ilginç ama aynı zamanda....BİR SANİYE BU HİKAYEDE BİR YANLIŞLIK VAR! Eveettt hem tiyatroda hem de balede olmak istiyordum tabii ya... Seni gidi yıldız, hiç değişmemişim hep aynı istekler ve kararsızlık. Ama sonuç olarak bilemediğim sebeplerden ötürü çiftetelliye verildim ve sahnede o saçma çiftetelli şapkamı düşürdüm. Tek yaptığımız zıplamaktı zaten başında  anormal derecede büyük kafasına küçük gelen bir şapkayla zıplayan herkes ŞAPKASINI SAHNEDE DÜŞÜRÜR VE ÇİFTETELLİ OYNAYARAK GİDİP ŞAPKAYI ALIR VE ÇİFTETELLİ OYNAYARAK DÖNÜP ŞAPKAYI KAFASINA TAKAR.
  • şey nambır 2:

      "Çoğu insanın aksine....işkembe çorbasının büyük bir....fanıyım." 
     
       Beynimin çok garip bir işleyiş şekli var artık çözmeye çalışmayı bıraktım. Çünkü görünüşe göre neredeyse kendimden bile tiksiniyorum (bir giydiğimi bir daha giymem, su içtiğim bardaktan ikinci kez su içmem, hijyen koşulları nedeniyle insanları öpmekten onlarla el sıkışmaktan nefret ederim hatta okuldaki askılıklara insanların montlarının yanuna montumu asmaya bile arada çekindiğim olmuyor değil.) (hayır ya o kadar da sorunlu değilim biraz abartıyorum burcumun getirdiği özellikler bunlar djfh) ama bir ineğin dışkısına ev sahipliği yapmaya yarayan bir organın çorbasını içmekten tiksinmiyorum. Evett...
  • şey nambır 3:

     "Küçükken Muazzez Ersoy, Yıldız Tilbe, Sibel Can fanıydım."

     o kadar utanıyorum ki, bunun hakkında yorum yapmak istemiyorum. hatta şu videodan sonra..... http://www.youtube.com/watch?v=QCRr_KRAnmw offfffffffff
  • şey nambır 4:

    "Ayna karşısında kendimi en küçük ayrıntılara kadar inceleyip olası hastalıklar konusunda her gün annemi 5-10 kere ziyaret edişim gibi bir durum var evde."

      Bu benim takıntılı ve hassas yapılı bir insan olmamdan kaynaklanıyor. Bir kere her akşam kaloriferlerin yaydığı ısı yüzünden haşır huşur kaşınıyorum ki bir haftadır "neden akşamları kaşınıyorum" konulu bilimsel araştırmamla çözdüm bunu. Yüne, sıcağa, soğuğa, çikolataya, sigaraya, güzel yemeklerin çoğuna olan alerjilerimden bahsetmiyorum bile. Ama onları takmadığım için mutlu ve kaşıntılıyım. Beni hatalı üretmişler gerçekten.
  • şey nambır 5: 

     "Benim adım aslında Ceren'miş."

      Bir ara, beni blogumdan bulduğunu ve benimle gerçekten çokkkk tanışmak istediğini söyleyen bir 'erkek', arkadaşıma feysten mesaj atıp bana beni günlerrrrdir aradığını arkadaşımı da tesadüfen bulduğunu gerçekten çok tanışmak istediğini söylemesini istedi.
      Şaşırdım ve çocuğu ekledim ama tabii ki ne kadar gerçek olmasını dilesem de ben bile böyle bir şeye inanmadım. Yani tamam blog yazıyorum ama asla fanı olunacak ve tesadüfen fesysten arkadaşı bulunacak bir insan değilim çünkü arkadaşlarımın soyadlarını asla vermedim.
      Neyse konuştum bu insanla, yazılarından fakelik akıyordu resmen. :D Sonra ona fanım olduğu için mutlu olduğumu ama teknik olarak tanımadığım bir insan olduğu için feysten konuşmaya devam etmeyeceğimi söyledim. Sonra....sinirlendi. Saçma olaylar yaşandı orda hatırlamıyorum. :D

      Geçenlerde o "erkeğin" hesabına girince bir "kızla" karşılaştık ve arkadaşlarında ben vardım. Ama adım Ceren'di. Fake hesap yapmış la benden!
  • şey nambır 6:

      "Hep bir madalyam,kupam,ödülüm olsun istedim ama şu 17buçuk yıllık hayatımda bir tanesi bile olmadı.....neredeyse bütün spor takımlarına girmeme rağmen."

      Bazen ödül,plaket dükkanlarının yanından geçerken kendime gerçekten bir ödül almak istiyorum ama utanıyorum açıkçası jhasfls. Mesela uzunsokakta yürürken bi binanın tepesinde ödül satan bir adam var. Vitrininde böyle çok enterean bir ödül var elinde alev tutan adam gibi bişey çok güzel. Bunu da niye anlatıyorsam ;););););)););

      Gerçekten de hentbol,yüzme,basketbol,voleybol,resim yarışması,kompozisyon yarışması gibi bir sürü bişeylere katıldım ama hiçbirinde madalyaya gidecek kadar uzun ömürlü olamadım. Yüzmede sinüzit oldum, basketbolu elim yandı bıraktım, voleybolu kemana başladım bıraktım, hentbolu keman hocasının voleybolla aynı etkiyi yarattığını dediği ve neden voleyboldan çıkmamı istediğinde gidip hentbola girdiğimi sorduğu için bıraktım. Resimde ödüllük değilim, kompozisyon beni suçum değildi.
      Oscar ödülü de artık çok banal oldu utanıyorum.
  • şey nambır 7:

    "Babamın erkek kardeşinin kızının adı da Yıldız."

     
        Yengem hamileyken babaannem "Kız olursa adı Zümrüt olsun." demiş. Sonra yengem düşük yapmış, ondan sonra tekrar hamile kaldığında annem de bana hamileymiş. İki bebek de kız olacakmış. Yengemle annemin doğurma zamanları yaklaştığında babam amcama kızına ne ad koyacağını sorunca amcam "Annem Zümrüt demişti onu koyacağız." demiş. Sonra babam da "Ben de annemin adını, Yıldız koyacağım." demiş. Sonra yengem annemden önce doğurmuş, amcam babamı arayıp "Kızımın adını Zümrüt Yıldız koydum." demiş KOLPACI! ve babamın kızması "Ben sana Yıldız koyacağım demiştim ve de sadece Yıldız koyacağım!" demesi üzerine ilginç bir şekilde sinirlenmiş ve bu olay epeyce gündemde kalmış.

      Bence Zümrüt tek başına kullanılması gereken bir isim Zümrüt Yıldız çok saçma. Sude Su gibi. Ama napayım yani kısmet nasip herkesin adı Yıldız olsun sorun değil sonuçta en Yıldız benim ( ;);););););); :D:D:D:D ego tavan). Ve de optik formlara kolayca sığan hemen yazılan bir ismim var mutluyum, şükrediyorum. :D

      Amcam bunu görürse bence kıyamet kopar çünkü bir keresinde msn kullandığımız zamanlarda anlık iletime 'Samsun'daki kuzenlerimi özledim' yazdığım için "NE DEMEK YANİ SAMSUNDAKİLER BENİM ÇOCUKLARIM NE PEKİ" şeklinde kavga çıkmıştı. Ciddiyim. CİDDİYİM.
      Ama neyseki o kadar ünlü değilim görmez.




    umarım eğlenmişsinizdir, bütün her şeyimi anlattığım için bahsetmediğim şeyler bulmaya çalıştım; inşallah olmuştur. aslında 2 haftadır yazmaya niyetlendiğim yazı bu değildi ama olsun.


Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı