Ağaca tırmananlar

8 Mart 2013 Cuma

birini sevmek ve birini sevmeyi sevmek üzerine

  "Biz aşık olduğumuz kişiyi değil, aşık olmayı severiz aslında." der klişe twitter aydınları...Veee 140 harften kalanları da başka aydınca cümlelerle doldurur, falan filan. Aslında laf sanki öyle değildi ya...Kısaca "aşık olma eylemini sevdiğimizi" demek istiyor....eh, haklı olduklarını düşünmüyor değilim.

   Aşık olduğumuz zaman dünyada bundan büyük dert yoktur. "ARRRRRRGGGG KEŞKE ÖZGÜR OLSAM SEVMESEM KİMSEYİ" diye cırlamak istersiniz. Çünkü bütün gün midenizin üstünde bir " DİVVV DİVVV YANINDAN GEÇİYOR DİVVV DİVVV" #hoşlandığınçocukdetected sensörüyle dolaşmak hoş bir şey değil açıkçası. Hatta çok zorlayan insanların görüş kapasitesini 2ye katladığı, duvarların içini görme yeteneği kazandığı bir gerçek. Eh, ben gözlük takıyorum şu an bunu yazarken...GÜVENDEYİM ^^ sanırım.

  Sonra aşık olmakla birlikte gelen dertler de hoş değil. Mutsuzluk, sakarlık, aptallık, leylalık, hiperaktivite, dikkat eksikliği, isteksizlik, iştah kaçması, uyku bastırması, dış dünyaya sağırlaşma, kamburluk vesaire. Ayrıca birinin kalbinizin ve beyninizin orta yerine, sizin aklınızla beraber oturduğunuz o önemli yere gelip "E ben de şöyyyylee ortanıza oturayım ihihi" deyip yaylanması kötü bir şey. Yani...bunu kim ister ki?

  Ama aşık olduğunuz zaman, dünyada bundan güzeli de yoktur. Her yeni güne yeni bir heyecanla uyanmak. Her köşebaşına "o" gelecek diye gözünüzü kırpmadan bakmak. Karşılaşmış numarası yapabilmek için aynı yerde 10 tur atmak. Bir gülümseyişin ve el sallamanın, "Naber, nasılsın :)))" kelamının sizi BÜTTTTTTTTTTÜN GÜN havalarda tutması. Bu küçük anları yaşayabilmek için kendinizi paralamak.

  Aşık olmak bir bakıma sanki bu dünyada yaşamak gibi. Demek istediğim milyonlarca tat, milyonlarca koku, milyonlarca birbirinden güzel nimet! Massssmavi gökyüzü, yemyeşil bitkiler, gülümseyen bir güneş ve gece parlayan ay-yıldızlar. Yüzünüze vuran rüzgar, arkadaşlarla olmanın verdiği keyif, sevgi ve diğer insanlar... Ama bir yandan da bu dünyada yaşamanın verdiği sorumluluk. Omuzlara yüklediği ağır yük. İnsan "değer mi buna?" diye düşünüyor. Cevabı bulmak çok vakit almasa gerek....tabii ki değer. Şu an ben VARım ve bu gözler mükemmel şeylere şahit oldu. Var olmaktan güzeli olabilir mi? Bir bilince sahip olmak... Ama dediğim gibi, sorumluluk ve ALLAHIM AL CANIMI DAYANAMIYORUM denilen anlar bazen artıları götürüyor, asit-baz tepkimesi nötrleme etkisi yapıyor ve açığa kırılan bağlar kadar H2O çıkıyor.

   İşte aşk da böyle, demek istiyorum. Hayır aşk bir asit-baz tepkimesi değil. Aslında....öyle evet. Kime, nerede, ne zaman aşık olacağınızı seçemiyorsunuz. Birden olabilir, hiç olmayabilir. Olduğu zaman dertler çileler, olmadığı zaman yalnızlık ve mutsuzluk. Olduğu zaman neşe ve heyecan, olmadığı zaman rahatlık ve huzur. Ama yine olmadığı zaman verdiği bir boşluk ve özlem...

   Eğer bir an için bile olsa aklınızdan "Keşke aşık olsam..." düşüncesi geçiyorsa, bu sizin de her insan gibi aşık olmaya aşık olduğunuzu gösterir. Normal bir şey, bizler sevmeye programlanmış makinalarız. It's both a gift and a curse.

   Sıcak bir yaz gününde hiç bitmesini istemediğin bir dondurma gibi. Yerken mükemmmmmmmmell ama eninde sonunda o dondurma bitecektir ve de biter. Ya da benim durumumda olduğu gibi, bakkal "Pardon abla hiç kalmamış..." der.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı