Ağaca tırmananlar

25 Haziran 2013 Salı

ta-tel

  "Kuzen, benim iki arkadaş da gelse olur mu?" dedi Burakhan, Samsun'a gelişimin daha ilk akşamında, ikimiz mahallede dolanmaya daha yeni başlamışken.
 
  "Tabiiğ, gelşşşinler, olür tabii.." dedim ağzıma takılalı daha 2 gün olmuş ve beni resmen Gollum "kıymetlimisss" ya da kafası bi milyon olmuş Yıldız Tilbe gibi konuşturan tellerle. Ama içimden "Kırk yılın başı birlikte gezecez ne arkadaşı amk." demeden de etmedim. Pardon "Kırık yılın başhı geşeceyz ne arkşhadaşhı amk." diyebilmiştim....teller... Sonra da, gelsinler arkadaş işte nolacak amaan bu teller seni iyice kindar yaptı haa, dedim.

  Evet. EVEEEET biliyorum. İlk tel taktıracağım dediğimde "ayrıca blog açma kararı aldım adım da daldakikemancı olacak" da demiştim. Sonra iki ayda bir "BAK BU SEFER KESİN TAKTIRIYOM HA" da dedim. Lise geldi geçti, artık hepimiz umudu kesmiştik, bi baktım gerçekten taktırmışım ya...bakiyim....vallahi de tel var ağzımda.

  Biraz sonra Burakhan sokağın ucunda bekleyen iki bizle yaşıt erkeği selamladı. "Bu kuzenim, Yıldız." dedi şaşıran yüzlere beni işaret ederek. Çocuklar da cevaben "Merhaabaa" deyip başlarını salladılar. Ben de "Mer..." desem devamını getiremeyeceğimi, filozof reyiz gibi "biz neyiz...." diyerek havaya bakakalacağımı bildiğim için başımı sallamakla yetindim.

  Ama öküz Burakhan dönüp "Tel taktırdın diye triplere girme la gonuş.." diyerek bütün karıizmamı çizdi. Bir utançla gülesim geldi, kafamı çevirip güldüm. Çünkü tellerle gülmeye çalışınca ortaya Bülent Ersoy gibi bir şey çıkıyor.

  "Aa, yeni mi taktırdın?" dedi çocuklardan biri.
  "Evetsss.."
  "Çok ağrıyordur şimdi o ya geçmiş olsun..."
  "SAĞhOL YAah EVETs AĞhRIYORs" -vallahi böyle konuşuyorum.

  'Ahan da derdimden anlayan biri ulan!' diye bir sevinç narası attım orda. Siz her gün sabah kahvaltıda cici bebe püresi, öğlen ve akşam yoğurt çorbası yemek nedir bilir misiniz? Lanet olsun o ikisine de! Siz teyzeye annaneye yoğurt çorbasından nefret ettiğini, cici bebenin kusmuğa benzediğini söyleyememek nedir bilir misinz ha? BİLİR MİSİNİZ? SİZ EKMEK YEMENİN DÜNYANIN EN ZOR İŞİ OLDUĞUNU BİLİR MİYDİNİZ HAAAAAAA!

  Tamam ben görüntünün değişeceğini, ağzımın yamuşacağını biliyordum ama hem Tarık Mengüç  gibi olup hem de üstüne üstlük bu yüzden depresyona girince doyasıya yemek yiyemeyeceğimi bilmiyordum açıkçası. Bi salatalık yiyelim dedik, sanırsınız asfalt kemiriyorum, o ne ya.....%90 ı su diyorlar bi de değil ya değil daş resmen.

  "Ben de taktırdım da 4 yıl önce, çok iyi anlıyorum acını o çekilir gibi değil...."
  "Hadi yaa, geçmiş olsun, evet çok acıyor daha 2 gün oldu..."
  "Geçer ama en fazla 2 haftaya merak etme, alışırsın..."

  o esnada diğer çocuk birden lafa girdi.
  "Yıldız, bir şey sorabilir miyim? Bir kız neden aldatır? Sen de bir kızsın, hadi söyle..."

  Bu lafı duyunca hemen 'wow burada bir yaralı bebek vakasıyla karşı karşıyayız sayın seyirciler...' diye kendime anons geçtim.
  Sonra cevaben "Ben nerden bileyim, bu zamana kadar bana şöyle kafasını çevirip bakan mı oldu da bir de aldatacaktım öyle bir dünya yok gardaşım gurbanın olayım yok, hele hele hele bak artık mahmut abi gibi oldum ben herkesin dert ortağı, kız için taktik veren o kanka kız olmaktan, teknik direktör gibiyim resmen bana neden kimse gız gözüyle bakmıyor baksana elimde tesbih var artık bırakamıyorum ÖLEK Mİ GÜZEL DEĞİLİZ DİYE ÖLEEEK MİİİĞĞĞ..." demeye utandığım için "Ben açıkçası pek uzman değilim bu konularda, kız dediğin aldatır mı çok ayıp..." dedim.

  Sonra kız milleti değil miyim, sordum ne aldatması ne olayı kim seni aldatmış diye, vay sormaz olaydım. Hacı adam ne dertliymiş, ne acılıymış, tam bir yaralı bebek, arsız bela, utanmaz aşıkmış. Bir girdi olaya, daha 1 saat çıkamadık...........nolur beni uğraştırmayın anlat diyerek, şero kız bunu aldatmış işte, sonra da yalanlamış, yok erkeğin evine gitmeler birlikte elma soymalar bu da sen bi güzel döv kızı, kız da yüzsüz arsız amaaaan olaylar...

  Bu kadar depresif aşk hikayesinden sonra Burakhan yılışık yılışık "Kuzeeenn, biliyon mu benim 2 sevgilim var yeaaaaaaaaa..." diye yanıma yanaştı. "İyi pok yedin!" dedim, tabii ki demedim, öyle der miyim "Ne diyon la?" dedim.

  "Biri devamlı, öteki kötü günler için." dedi yaralı bebek.
  "Yedekliyor Burakhan öyle sağlama alıyor işi :D" dedi halden anlayan.
  Sonra böylece kızlardan konuşmaya başladılar.

  Erkekler konu ne zaman dedikoduya gelse topu hep kadınlara atarlar ama bence dedikodunun babası sizsiniz ulan. Yanlarında bulunduğum o 2 saatlik süre boyunca ben böyle 'gızlık' görmedim açıkçası. Onun saçından bunun burnuna her şeyi konuşuyorlar yaaa. Bir de ne hakaretler, neler neler aklınız şaşar ben böyle detaycılık görmedim, sabah kalkınca yüzünü yıkamaktan aciz allahın kırosu bile "Bence kız burun kıllarını aldırmalı" diyebiliyor tevbe yarabbim. Çok zor işimiz kızlar çok zor..

   "Kanka kızla buluştum tamam mı..." dedi Burakhan. "...kız feyste Adriana Lima, gerçekte Tarık Mengüç anasını satayım. Kıza bok atsan yapışmaz o derece."
   "HAHAHAHAHHAHAHAHAHAHA"
   "HAHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHAHAHHAHAHA"

    ....kıza bok atsan yapışmaz o derece....


   
 Bu cümleyi duymamla höykürerek etrafa tükürük saçmam bir oldu. -Telle kazandığım bir süper güç daha.- O nasıl hakaret öyle ya. :D Bu benim kuzenler çok yaratıcı gerçekten. Bok atsan yapışmaz ne ya jljbdsfjksandfd.
   Ben böyle kafamda olayı geri sarıp sarıp gülerken birden gülüşüm havada asılı kaldı.

   Bahsettikleri bir kızdı. Ben de bir kızdım. Dünyanın başka bir yerinde yine bu şekilde kümelenmiş birkaç erkek benim için de "Yıldız mı? DUSHFSKJHFSJKFHS la o kıza bok atsan yapışmaz bok ağlar allahım benim suçum günahım neydi diye sonra saf suya dönüşür akar gider o ne la kızın tipine bak SJHFKLSHFSLD valla bu kızsa ben de shakirayım amk şuna bakın jshakjdshd var ya dünyada sadece sen ben bi de bu yıldız kalsa, gay olurum yine bu kıza bakmam POHAHAHAH.." diyor olabilirdi. Olabilirdi yani arkadaşlar. Hatta olabilir. Ben böyle cümleler kurabildiysem onlar da kurabilir ha.

   "Ama Seren öyle mi, o resimde de daş gerçekte de."
   "Off ya şöyle şeyler demeyin ben de bir kızım, ayıp." dedim. (Sonra Burakhan o  "bok" tabiriyle betimlediği kızın resmini attı bana, kız dünya güzeli değilse benim adım da yıldız değil. uçan sabri. )



   Biz yürür, bu yaralı bebek Cansel'in onu nasıl aldattığının ayrıntıları üzerinden 5. kez geçerken -kızın artık ana baba adını bile biliyordum, kızı kızdan iyi tanıyordum- yine benim burakhandan manyak bir fikir çıktı.
  "Kanka napalım biliyon mu, sen şimdi Yıldız'la resim çekil, hiç tanımadıkları bir kız sonuçta, twittera atalım bunu, etiketleyim birbirimizi sonra RT falan seninki görsün çatlasın."
 
  Bu fikir ancak çirkef bir mahalle kavgacısı kadının hayal ürünü olabilir ama alın bakın erkekler de yapıyormuş işte. Ypıyorsunuz olum kabul edin.

  Sonunda konu mankeni olan bana da fikrimi sorduklarında içimden "Valla arkadaşlar kız beni görse çatlamaz 'Benden sonra bulduğuna bağ un çuvalı gibi haydi kızlar kalkın oturmaya mı geldik göbek atacağaaaz' eşliğinde kına gecesi düzenler bence beni katmayın bu işe." dedim ama dışımdan "Evet, olur haha olur yapalım çatlatalım ayyooooollll." dedim. "KULLANIN BENİ!" dedim.

  Sonra bir resim çekildik, abovvv nasıl çirkinim. Bir tane daha çekildik aboovvvvvv bu daha da beter oldu. Hani bir de yokluyorum "yaaa çikin oldu bu" deyip çocuk "hayır güzel oldu" demiyor, "bir kere daha deneyelim...." diyor. O da bu durumun farkında ama napsın, elinde o an ben varım. Onun gözünde ha benle resim çekilmiş ha malum bir yerine kaş göz çizip resim çekilmiş, öteki türlüsüne üşenir ben daha pratiğim sadece.

  Öyle öyle elli tane resmimiz oldu, burakhanla hayatımız boyunca o kadar resim yoktur ha. Ama hiçbiri de güze olmadı benden ötrü. Yine de bir resimde karar kıldık.


  Bunlar sevgililerini konuşmaya devam ederken ben de hayatı sorgulayarak yürümeye devam ettim.
  Şortlu bir kız geçti "Ablaaa boxerın güzelmiş HAHAHAHAHAHAH" diye laf attılar.
  Dalgalı denize baktım, biraz sevgi edebiyatı yapayım ben de o zaman ne dertliyim ulan, dedim.
  Sonra öndeki 3 dangalağa baktım
  Sonra denize baktım
  Sonra "bence artık sevgi edebiyatı yapmayayım, seveyim." dedim.
  Yanımdan el ele tutuşmuş 12 yaşında bir çift geçti.

  "Yeter ulan bu ne şimdi bu ne!" diyerek sinirle bıraktım o anki entel ruh halimi. "Ulan Yıldız iki gıdım güzelliğin kaldıydı onu da Çirkin Betty'ya bir Trabzon şubesi kazandırarak mah ettin!"

   Artık sesimi de kullanamıyorum zaten düzgünce, benden geriye bir kendimi yerdiğim blog yazıları kaldı artık arkadaşlar, sevmek sevgili erkek kesmek konularını düşünmek zorunda değilim artıkın, kafam rahat. qfm raad.



  lys de girdi, merak ediyorsanız.
 bubup.


 

3 Haziran 2013 Pazartesi

saça limon badanalamak

  #direngeziparki #occupygezi #bubirsivildirenis #trabzondireniyor #daldakikemancidireniyor

  Efendim "göze limon damlatmak" yazımı aşağı yukarı hepiniz biliyorsunuz, -dur diye tahmin ediyorum. Çünkü birçok akıllı onu okuduktan sonra, anneleri salataya sıkarken kenardan kapıp gözüne de fışkırtmış, "Yıldız gözümüz yandı lan?!" şeklinde acı dolu mesajlar attlılar, ben de kendimi suçlu hissettim. (Güldüm ama epey dkjhfsd.)
  Ama limonun faydaları saymakla bitmez, bu yüzden ben de daha acısız bir versiyonunu bulup gönlünüzü alayım dedim : saça limon sürmek.

  Yaz ayının gelişiyle etrafta güneşten saçı hemenececik açılan insanlar belirdi. Mesela benim kardeşim. Onun da saçı küçükken sarıydı, benim de saçım küçükken sarıydı. Onunki kumral kaldı benimki kattttrannn karası oldu. Niye ha. Niye. Niye evrim sadece bana çalıştı? Niye mutasyon bi bana oldu?

  Hal böyle olunca ben de kıskandım, üzüldüm, saçımın rengini açma kararı aldım. Başta annemin yanına gidip "Anne saçıma limon sıksam şöyle, rengi açılır mı?" dedim.
  "Ne?!"
  "Olduğu gibi sıkmak mı lazım yoksa limon suyu mu süreceğim?"
  "Limon saçın rengini mi açıyormuş?"
  "Açmıyor mu? Açıyor yea?"
  "Hiç öyle bir şey duymadım ben....sen nereden duydun bunu?"
  "Anne....yani bir yerden duymadım....bu...binadan atlayınca neden öleceğimi bildiğim gibi bir bilgi....limon saç rengini açar."
  "Allah Allah, yap bakalım o zaman."

  Annem aklıma şüpheler sokunca, danışabileceğim ikinci annemi aradım. Kadınlarklübünoktacom.
 
  İnternet ya....çok teşekkür ediyorum bu konularda ona bazen. :D Çünkü arada aklıma çok fazla soru takılıyor mesela "Neden yanlarım var? İç bacak nasıl eritilir? Gıdıktan kurtulma yolları nelerdir?" beni uykumdan uyandıran bu sorularla (asjhdjasldh) gecenin üçünde falan annemin yanına gitmeye utanıyorum. O yüzden kadınklübüne, kızlarınmekanına, uzmantv ye falan bakıyorum. Hele uzmantv yok mu. Adamların bilmediği bok yok ha. Bok yazıyorsun onun uzmanı da çıkıyor.

  Neyse işte karşınızda bunu okuyanlar için saç rengi açmanın 3 altın yöntemi:

  1. Limon saçı besler, güneşle birlikte rengini açar. Bu yüzden bir bardağa 3te 1i limon olacak şekilde limonu sıkın, sonra üzerine su ilave edin. Özellikle güneşli havalarda, dışarı çıkmadan önce sürün. 
     Limonu dediği gibi aldım, bardağa sıktım sıktım, çekirdekleri ve posasıyla birlikte, sonra suyu ekledim sonra Ya Allah Bismillah deyip elimi sürüp sürüp saçıma sürdüm.
     Elimde de yara mı varmış artık neyse elim bir yandı bir yandı anlatamam.
     Sonra "bu işte bir yanlışlık var la..." dedim saçımdan çekirdek ve posa toplamaya başlarken. Limonu SÜZÜP sürün.

     Dışarısı da şansıma o kadar güneşliydi ki, fırsattan istifade gidip oturayım yarım saat dedim. Terlikler pijama çıktım, ennnnnnn iyi açıyı alan yere, belediye çöpünün hemen yanındaki bahçe duvarına oturdum, terlikleri de çıkardım.

      Bildiğiniz koca çöpün, o pisliğin yanında, güneşe sırtımı dönmüş oturuyordum. Saçım sapsarı oldu mu bilmiyorum ama leş gibi koktu onu iyi biliyorum. Bitlendi hatta jkahra. (Limon saça harika bir koku veriyor)

      Ben orada oturur, 2 dakikada bir saçım sarı oldu mu diye bakarken birden önümden 2 apaçi geçmeye başladı.
      Beni görünce şoka girdiler. Çöpün yanında oturmuş, işsiz, pijamalı bir kız.
      Ulan hayvanoğluhayvanlar, madem bakıyorsunuz çaktırmadan bakın. O nasıl bir bakıştır? O nasıl bir apaçiliktir? Hani tavuskuşu karşıcinsini etkilemek için böyyyylee açar ya kuyruğunu, bunlar da öyle açılmaya başladı. Ama mekan trabzon olunca bu direkt kolbastı oynamaya başlayarak oluyor, bizim hayvanat bahçelerinde öyle.

      Bu gerizekalılar önümde saçmasapan hareketler yaparak ilerlerken, bakmamak için arkamı bi döndüm, küçük kızın biri elinde top, korku filmlerinde karakteri ormana sürükleyip sonra birden arkasından fırlayan ve "Öleceksin." diyen şeytan çocuklar gibi bana bakıyor.

      "Tövbe bismillah...." diyerekten bir bakış attım sonra kız gerisingeri dönüp koşmaya başladı. Haç göstermek, kutsal su serpmek falan hep yalan hollywood en iyi yöntem bu. :D


      Tüm bunlar yaşandığında oraya oturalı resmen daha 5 dakika olmuştu. Sonra birden, güneşin önüne bir bulut geldi. "Meh..gider.." dedim, takmadım. Ama yeminn ediyorum ressssssmen hava karardı şakkkkkaaa gibi ya!

      Güneşten nefret ederim ben. Ne zaman kaçmaya çalışsam yüzzzzzüme yüzzzzüme vurur, saklanamam. Ondan önceki gün mesela, 8e kadar batmadı batasıca. Yüzzzüme yüzzzüme vurdu. Gölgeye kaçtım, gölge güneş oldu lan. GÖLGE GÜNEŞ OLDU LAN. 40 yılın başı güneş lazım oldu, güneş yok.

      Güneşe baktım "ULAN SÖVERİM BEN BÖYLE İŞE BU KADAR KOLPALIK OLMAZ BENLE DALGA MI GEÇİYONUZ LAN SİZ! GÖTÜM ÇIKIYOR GÜNEŞTEN KAÇACAM DİYE HER GÜN KREMİ YOĞURDA KATIP YİYORUM LAN RESMEN YETER ARTIK YETERRRRRR NERDEYSEN GEL BENİ SİNİR ETME!" diye çığlık attım.
     
       İşte tam o an önümden geçmekte olan 2 yaşlı amca dönüp bana baktı. Ben de tekrar önüme dönene kadar bunun farkında değildim. Onları görünce hemen kafamı indirip telefonla uğraşıyormuş gini yaptım. Ama onlar birbirlerine baktılar. Sonra tekrar bana baktılar. Sonra tekrar birbirlerine baktılar. En son "Ülkenin hali vahim...." diyerekten yürümeye devam ettiler.

      Apaçiler ikinci geçiş törenini yaparlarken yine onlara maruz kalmamak için sağımdaki çöpe döndüm. Sonra yüzümden birkaç sinek toplamam gerekti ama döndüm. Çöpün kokusuna da dayanamayınca tam arkama döndüm. Bu sefer de iki teyze geçiyordu. Yemin ediyorum hiçbir şey yapmadım, robot gibi durdum orda "NOLUR BİR ŞEY DEMESİNLER ALLAHIM YARABBİM LÜTFEN." diyerekten ama olmadı. "Gızım nabaysın?" dedi biri.
      "Limon sürdüm de....güneşte oturuyorum." dedim. Teyzeler birbirine baktı, sonra birden kahakaha atmaya başladılar. "AHAHAHAHAHA gı ha nerdedur güneş aha yok ki HAHAHAHAHA gitmuş güneş gızım olmaz öyle."

      Onlara da bakmamak için bu sefer soluma döndüm. BİRDEN yine o kızın şeytani suratıyla karşılaştım, böyle bir yerimden hopladım.  Gelmiş elinde top, dibimde duruyor.
      "Niye arkamda duruyon sen ya??" dedim bi sinirle. "Napıyosun sen?"
      Kızın bakışları daha da şeytanileşti. "Arkadaşımı bekliyorum..." dedi.
      "Lan....Yıldız...bunun arkadaşı kimdir ki bunla arkadaş mı olunur lan....tövbeee arkadaşım dediği in cin olmasın lan dabbe olmasın allahım yarabbim kalksam mı ben artık yeaaa dört bir yanımı kuşattılar öldürecekler beni ha noluyor allammmm noluyorrrrrr..." diye tırsarak kafamı kızdan çevirdim ve kalkmaya hazırlandım.

      İşte tam o anda güneş yeniden parladı. İçimden "Eğleniyorsun değil mi..." dedim. "EĞLENİYORSUN DEĞİL Mİ!"
  2. Papatya suyu bilinen en iyi saç açma yöntemidir. Kurutulmuş papatya çayını kaynatın, suyunu süzüp oda sıcaklığında bekletin. Sonra saça uygulayın, 45 dakika sonra yıkayın. 

      Şansıma babam eve gelmeden telefon etmişti de ona "Bana limon ve papatya çayı al." demiştim. İşte ben aşağıda limon kolpaları ile cebelleşirken, çayım yukarıda soğumayı bekliyordu.
      Bir sinirle eve gelince hemen iki dakika onu da sürdüm, balkonun güneş alan yerine oturup beklemeye başladım. "Burası niye aklıma gelmemiş ki yea, ne kadar rahat oh apaçi yok, korkunç kızlar yok...oh...." dedim.

      Bu arada, limon hani çok güzel kokuyordu ya....ha bu işte çiş gibi kokuyor. Zaten papatyanın bir pis kokusu vardır, onu haşlayınca da gitmiyormuş koku bunu anladım. Limon ve Papatya ikisi birbirini nötrledi, ortaya kokusuz bir şey çıktı, merak etmeyin.

      Bir 15 dakika oturdum, sonra güneş yine gitti. Annem de yemeğe çağırdı o esnada ona oturdum.

      "Ooo Yıldız..." dedi babam. "Sapsarı olmuşsun..."
      Güldüm. "Evet baba baksana, önceki halimden de sarıyım."
     "Kızım o burda işe yaramaz." dedi annem. "Deniz kenarında olman lazım."
     "Yararr yeaaa..." dedim. "Ordaki de güneş, burdaki de..."
     "Deniz, kum, güneş üçü birlikte olacak."
     (Kum ne alaka dedim kendi kendime, sonra demek ki kumda yuvarlanmak gerekiyormuş bu sonuca vardım. aklınızda bulunsun kjshdfkjs.) 

     Sonra artık güneşin falan da geleceği gelmedi, biz de oturduk film açtık. 2 saat sonra kafam nasssıll kaşınıyor, anlatamam. Meğer unutmuşum papatyayı kafamda. Sonra gittim saçımı yıkamaya karar verdim.
  3. Bal da saçın rengini açan maddelerden biridir. Saç kreminizine karıştırın, kremledikten sonra biraz bekleyip durulayın. 

      "Bal saçın rengini açar." yazısını gördükten sonra gerisini okumadan mutafağa koşup, kaşığı daldırıp lütfen saçınıza yapıştırmayın. Yapmayın. Yok öyle değilmiş o.

      Saç kremime karıştırdım, dediği gibi yapıp çıktım.
      Ama kısa günün karı olarak saçım bir gıdım bile açılmadı ya.
      Her gün yapmak gerekiyormuş bunları.
     "Başlatmayın ulan saçınızdan!" dedim, yine limonu alıp gözüme sıktım. Bildiğimizden saşmayalım! 

1 Haziran 2013 Cumartesi

merhaba haziran

  Ne zaman güzel bir şarkı duysam, hemen beynimdeki dosyalardan temiz bir A4 kağıdı çalıp, yazmaya başlarım. Ne yazdığım konusunda bir fikrim yok ama, güzel bir şarkı duydum.
 


  Neden bilmiyorum ama arkadaşları yüze çarpan hafif rüzgara benzetiyorum. Pek alakası yok sanki, yine de ne zaman yüzüme hafif bir rüzgar çarpsa gözlerimi kapatıp ellerimi iki yanımda hafifçe açarım. Sonra gözlerimi kapatmadan önce tam olarak ne gördüğümü hayal etmeye çalışırım. Kafamı yukarı kaldırıp tam gökyüzüne baktığımı hissettiğimde, onları tekrar açarım. Masmavi gökyüzü de arkadaşlara benzer aslında, bilmem tanıdık geldi mi.

   Yerde rüzgarla dans eden yeşil çimenleri takip ettim. Alçak duvarın en dibine kadar yürüdüm. Önce karşıda sallanan yeşil yapraklara, sonra masmavi gökyüzüne, sonra tekrar yapraklara, en son ne renk olduğunu bilmediğimi farkettiğim o binaya baktım. Ellerimi hafifçe kaldırıp rüzgarı tuttum, gözlerimi kapattım. Tüm detayları hatırlamaya çalıştım, ağaçların konumunu, yaprakların duruşunu, binanın camlarını, gökyüzünü, çimenleri...

   Gözlerimi açtım. Gözler günışığıyla yeniden karşılaşmayı beklemezmiş gibi kırıştı, renkler parladı. Her şey değişmişti ama arkadaşlar hala oradaydı. Hatırladığımdan da güzeldi.

   Arkadaşlar rüzgar gibi güzel, gökyüzü gibi güzel, çimen gibi de güzel, hele ağaç gibi daha güzel. Arkadaşlar arkadaş gibi güzel. Arkadaşlar o bina gibi güzel. O bina arkadaşlar gibi güzel. Arkadaşlar güneş gibi bile güzel. Bu yüzden Güneş'e de baktım. "Sevmemek için bir sebebim yok." dedim. "Sevmek içinse, bir sebebe ihtiyacım yok."

   Son bir kez daha baktım.

   Arkadaşlar güzel bir şarkı gibidir. Güzel bir şarkı bende yazma isteği uyandırır. Yazma isteği Haziran gibidir. Haziran da tuzlu suya benzer. Tuzlu su denizi oluşturur. Deniz, gözlerdedir.

  Ve gülümsedim. "Artık yok."
 


  Güzel bir ay olması dileğiyle.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı