Ağaca tırmananlar

31 Temmuz 2013 Çarşamba

bumerang taç

  Kolpalık tacımı, kolpalığı benimkiyle kapışır seviyede olan varisim III. Kolpa Belalı Ecem'e samimi bir törenle devredip tahttan çekildiğim ve normal fani bir insan olma statüsüne geri döndüğüm günden beri böyle bir rahatlamış, efendime söyleyeyim, üstümden koca bir yükü atmış gibi hissediyordum.

  Artık ben de normal bir genç kızdım. Artık gidip ayhan sürmen kozmetikten renk renk ojeler alabilir, tırnağım yamuk göründüğünde rahatsız olup törpü yapabilir, annemin bana 5 yıl önce çok sevineceğimi düşünerek aldığı daha yesyeni saç şekillendirme setini kullanabilir, topuklu giyebilir, saçımı boyatabilir kısacası liseyi bitiren normal bir tiki genç kızın yapabileceği her şeyi yapabilirdim.

  Hayat kısa bir süreliğine de olsa.....pembe bir portekiz dizisi gibi -idi. "Oh Guonciorno, seni çok seviyorum fakat Alberto ile bir ilişkim oldu senden salkayamam bunu.." -kamera burda Guonciorno'ya zoomlar- "Ne....Nasıl....NASIL....LANET OLSUN SANA ROSALİNDA! O LANET OLASI GUONCİORNOYU ÖLDÜRECEĞİM!"
  UZUN LAFIN KISASI hayat çok güzeldi.

  Mükemmel bir mezuniyet törenim olmuştu, mükemmel bir mezuniyet töreninde ben de mükemmel görünüyordum, sonra mükemmel bir almanca müzik kampına katılmıştım, mükemmel(?) konserler vermiştik, mükemmel arkadaşlıklar kurmuştum, mükemmel bir sınav sonucu almıştım ve en önemlisi mükemmel bir okul kazanmıştım.

  "Artık özgürüm ha..." dedim kendi kendime. "Dünyadaki tüm güzellikler beni bekliyor!"
  Ama dünyadaki tüm güzelliklerin bir sonu vardır. Benimki de o resmi görmemle oldu. . . O resmi gördüğümde sadece kolpalığım bir bumerang gibi bana geri dönmemişti, gençliğim, genç kızlığım, ünide sevgili edinme hayallerim, miss turkey 2020 ye katılma hayallerim hepsi yanmıştı. O RESMİ GÖRENE KADAR HAYAT GÜZEL BİR PORTEKİZ DİZİSİ GİBİYDİ.

  DIDIDIDIDIDIMMMMMMMM

  ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

  12. sınıf olduğunuzda sınavdı üniversiteydi dershaneydi ygseydi lyseydi mezuniyetti yıllıktı diplomaydı kısacası düşünecek çok fazla şeyiniz var. Ama bu 12. sınıf hayatınızın bir noktasında belki de düşünmeniz gereken en son şey olan o şeyi de düşünmek zorundasınız. O şey; iyi bir derece yapma ihtimalinizin gerçekleşmesiyle üzerinizden yapılacak reklamlar.
 
  Dershaneler reklam yapar, bu çok normal bir şeydir. Her gün bir sürü insanın genellikle görülmeyen yerlere asılan "TÜRKİYE BİRİNCİSİ İNANDI HAYVAN GİBİ ÇALIŞTI 1234234567897654 PUAN ALDI! DIMDIMDIM FEM YAYINLARI" şeklinde, yanında da bahsi geçen şahsın hayatında çekilip çekilebileceği en iğrenç resmi olan reklam bilboardlarını görebilirsiniz. İşte bütün bunlar olurken kimse oraya kendi resminin de asılacağını düşünmez. Ama bunu da düşünmek zorundasınız arkadaşlar. BUNU DÜŞÜNÜN BU MESELEYİ CİDDİYE ALIN BU MESELEYİ TAKIN.

  Bizim dershane zaten öğrenci sütçüimama da gitse bir resmini mutlaka dershanenin içine asıyor. Ama eğer boğaziçi gibi bir yer kazanan olursa o resim 3-5 yıl orda duruyor. Düşünün ki adam çocuğunu yazdıracak dershaneye, birden duvarda 30 yıl önceki üni sonuç belgeli resmiyle karşılaşabilir yani o derece.
  Ve dershane müdürü bu konuyu bize daha sınava bile girmeden açmıştı birkaç kez. "Siz bizim gurur kaynağımızsınız, böyle bu duvarlara hep resimlerinizi asacağız." demişti. Biz de açıkçası bu olaya karşıydık. 1: neden rezil olalım. 2: neden en alakasız insanlar bile resmimizi görsün. 3: daha sınava girmedik amk. Bu yüzden hocaya "Hocam biz istemiyoruz kem küm" etmiştik ama çok atarlanmıştı "Nesinden utanacaksınız bakın bu arkadaşların resimlerine, onlar utandı mı. Ne demek yani, güzel gururlandırıcı bir şey bu ama yine de asmayız istemiyorsanız." şeklinde konuşup gitmişti.

  Bir gün de ben yine geç kalmışım, artık kaçıncı derse geldim onu da bilmediğimden dersi asıp içerde oturmaya karar verdim. Müdür de elinde bir CANON EOS 60D ALLAHIM HAYATIMDA GÖRDÜĞÜM İNSAN ELİNDEN ÇIKMA EN MÜTHİŞ ŞEY ile çıkageldi.
  "Hocaööömememem profesyönel mökönönöz mö vör?" oldum tabii ki. Allahım resmen terlemeye başlamıştım, yüzüm kızarmıştı, o siyahlığındaki kusursuzluk, o merceğin parklaklığı, o lens, ele tam uyuşu.....o çok yakışıklıydı....ah canon eos 60d HEPSİ SENİN Mİ?!!?!?

    "Evet, çekeyim mi bir fotoğrafını, bugün de çok güzel görünüyorsun.."
    "Haha öyle mi e tamam çekin o zaman hehe hehe..."
 
  Tabii ki makina ne kadar güzel olursa olsun benim gibi bir hilkat garibesini güzel göstermesi mümkün değildi. Yüzümde aynanın bile göstermediği benim göz eşiğimin bile algılayamadığı kusurları ortaya seriyordu o. "Senin yüzün bana layık değil yıldız..." diyordu.
  Böylece, çekilen 3 resmin üçü de bok gibi çıkmıştı. Hele bir tanesi benim kameraya değil de uzaklara bakmam şeklinde çekilmiş bir ....of susalım.
  "Ayyy hocam çok çirkin oldu bunlar silin bunları." dedim.
  "Haha tamam silerim bence güzel oldular ama silerim yine de. Ama eğer bana resim getirmezsen bunları kullanacağım asılacak resimlerde."
  "Hocam daha sınava 2 ay var ben o zamana kadar getiririm size silin siz..."
  "Öyle olsun bakalım."


   Ve sonra işte o gün geldi çattı. 2 ay geçti. Sınava girdik çıktık sonuçlar açıklandı ramazan geldi. Sinemaya güya korku filmi izlemeye gitmiştik ama bilmiyorduk ki asıl korku filmi şimdi başlıyordu. Köşeyi döndük, dershanenin önüne çıktık.

   DIM DIM DIM.

  Müdür kapıya, UZUNSOKAĞA; TRABZONUN EN İŞLEK SOKAĞINA BAKAN, TRABZONUN EN İŞLEK SOKAĞINDAKİ EN GÖRÜNÜR YERDEKİ KAPININ YANINA RESİM ASIYORDU.
  Azizin resmini asmıştı, resim yine ortalama iyi bir resimdi ama benimkini o an asıyor olduğu için göremiyordum.
  "O yoğ..." dedim. "Bu gerçek olamaz...o yoğğğğ..." Ve hoca resmin önünden çekildi.. . ."HAAAAYAIRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRR"
   Resim ALLAHTAN bakmıyomuş gibi çek panpa resmim değildi, tam ekrana baktığım pasaport resmi gibi olan bişeydi. "HOCAM BU NE.....BU NE HOCAM.....Bi saniye sıralamam 574 değil ki 579 HOCAM BU YANLIŞ BUNU KALDIRALIM. HADİ HOCAM KALDIRIN BUNU."

  "Ne kaldırması daha şimdi astım. Bak ne güzel oldular. Ama buna burdan bakmayacaksın gel uzaktan bakacaksın."
  10 metre uzağa gidip baktık. "Gözlerimin görmemesine rağmen çok kötü." dedim.
  "Sana öyle geliyor hiç öyle değil." dedi. "Bir de bak buna nerden bakacaksın biliyor musun..."
  2 metre sağa kaydık. "Burdan."

   Kapının yan tarafındaki duvarda çaprazdan görülebilen 2 resim daha vardı. Bu iki resim DİREKT TRABZONUN EN İŞLEK SOKAĞINA BAKIYORDU DİREKT DIRŞ DİYE. Apaçilerin buluşma mekanına asılmıştı o iki resim. Allahın apaçileri resmime bakıp "bu qız qm La?" diyebilecekti. Benimle hiç alakası olmayan en alakasız insanlar bile yoldan geçerken beni görebilecekti. Ama bir saniye.... Resimde puanım yazmıyordu. Azizin yazıyordu ama.  O ZAMAN BENİM ORDA İŞLEVİM NEYDİ ALLAH AŞKINA.

  "Daha bilboardlar var kocaman..." dedi Müdür.
  "Ne?!" dedim. "HOCAM HEMEN BENİMLE GELİN." İçeri girip gördüğüm ilk bilgisayardan feysi açtım ve mezuniyet resimlerinden birini masaüstüne kaydettim. "Bunu koyacaksınız o bilboarda ONU DEĞİL."

   İşte koca hikayenin sonucu olarak artık uzunsokağa kafamı yere eğmeden giremiyorum. Yusuf rizleyile konuşup yeni resim çıkarıp onun üstüne yapıştırmayı, resme sakal bıyık çizmeyi, resmi yırtıp kaçmayı bile düşündük. Eğer müdür bunları benim yaptığımı heme anlamayacak olsaydı yapardım. Ama işte heyhat, elimden bir şey gelmezdi, asılmıştı o resimler artık. Zaten 2 ay sonra artık bu şehirde olmayacaktım.
 
  Ama yine de ennnn kötüsü resmi farkeden yakınlarımın olması. Resmini çekip feyse atan mı dersiniz, resmini çekip bana mesaj olarak atan mı dersiniz, "Yıldız resmni gördüm kjsadhjsagdsjh" diyenler mi dersiniz..............portekiz dizim sona erdi anlayacağınız. Artık bir samanyolu, düğüntv, flashtv dizisiyim. Kolpalık tacım onu ne kadar uzağa atarsam atayım bir bumerang gibi dönüp başıma tekrar yerleşiyor.

  Hayat çok güzel-di.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı