Ağaca tırmananlar

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Dünyanın en kısa ama en entrikalı aşk hikayesi

Bu yazıyı telefondan yazıyorum ve telefondan yazmak çok zor. Tişikkirlir.

16 Ağustos sabahı halam beni trabzon havaalanı iç hatlar kısmına bırakıp hastanedeki işine döndü. Çünkü estetik cerrahi kısmında ilgilenmesi gereken hastalar vardı. Ayrıca hemşirelerin şefi olduğu için orada havalı bir insandı. Ama merak etmeyin, aşk hikayesiyle halamın hiçbir ilgisi yok.

Ben mi? Ben 16 Ağustos sabahı halam beni havaalanına bırakıp gidince valizimi yanımda sürükleyip içeri girdim, check-in masasından Anadolujet Ankara aktarmalı Antalya seferime biletimi aldım, güvenlik kontrolleri ve kapılardan geçip uçağıma doğru yürümeye başladım. Evet, tek başımaydım. Evet, Mart ayından beri ilk defa uçağa binecektim, evet bütün ailem gibi benden 1 yaş büyük kuzenimin düğününe arabayla gitmediğim, trabzonda kaldığım ve işte o an o uçakla antalyaya gideceğim için çok mutluydum. Hem de kendi başıma. Belki pilota 'Ben boğaziçine girdim, kokpite gelebilir miyim?' diyebilirdim.

Uçaktan içeri girince sizi güleryüzlü hostesler karşılar, bilirsiniz. İşte beni işteee beni bir host karşıladı. Host. Erkek hostes. Mutlaka yakışıklı ve tatlıdırlar çünkü yaratılışları böyledir. Hostlar yakışıklı hostesler güzel olur.

 İşte bu yüzden bir aşk hikayesi yazıyorum. Çünkü beni uzun boylu, esmer, güzel kahverengi gözleri ve harika bir gülüşü olan genç ve tatlı bir host karşıladı. Şimdi neler olacağını hepiniz biliyorsunuz. AŞIK OLACAĞIMMM HOLİBİLEY!

Onu görür görmez kesmeye başladım tabii ki. Çok tatlıydı ve bana 'Günaydın.' demişti. Bu çok sık gerçekleşen bir şey değil.

Yerime CAM KENARIYDI OH YEAH oturdum ve onun başüstü dolaplarını kapatışını izledim. Bütün insanları yerlerine yerleştirip daha uçuş başlamadığı halde yastık yorgan isteyenlerin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra gözden kayboldu ve ben de cama dönüp önümüzdeki 20 dakika boyunca kalkışı, bulutları ve güzel olan her şeyi izledim. Uçmak dünyanın en güzel deneyimlerinden biri ha. Hele ki ben uçmak ve uçmak hastasıyım. Bulutları izlemek, aslında ne kadar küçük ve önemsiz olduğumuzu görmek ve de resmin büyüğüne bakmak beni çok mutlu ediyor. Bu yüzden her saniyesinden zevk almaya çalışıyorum.

Ama hostum benim oturduğum sıraya gelip yemek verdiğinde dikkatim biraz dağılmadı değil. Aynı şey çöpleri almaya geldiğinde de oldu. Ve o her hareket ettiğinde de. Bişe diyim mi sanırım ben dışarıyı sadece 5 dakka falan izledim. Çünkü uçuş çok kısa sürdü. Bindik indik. YA DA BU AŞKIN İZAFİYETİ MİYDİ?

Ne şeker uşaktı ya, maşallah. Ama her uçağın vardığı bir yer vardır. Hostesleri uçaktan inerken hayatından çıkartırsın. 'Hostes zillileri bunu bırakmaz yerler yerler ohooo' uçaktan inerken düşündüğüm buydu.
'İyi günler.' dedi.
'İyi günler.' dedim. İyi günler bir daha hiç görmeyeceğim uçan host adamım.

AMA İŞTE ÖYLE OLMADI. YOKSA BU BİR AŞK HİKAYESİ OLMAZDI DEĞİL Mİ? Bu onu son görüşüm değildi, ohoo hiç de değildi.

Aktarmalı uçuşlarda aktarıldığınız uçakta da aynı kabin ekibinin olduğunu biliyor muydunuz? Eh, ben bilmiyormuşum. Bu yüzden 1 saat sonra yine uçağa binince yine o tatlı suratı görünce gülümsemeden edemedim. Hatta koltuğumun iki iri yarı erkeğin arasında olmasına bile şikayet etmedim.

Tam oturduğum yerin orda herkesin aynı anda hem bagaj yerleştirmek hem de oturmak istemesinden kaynaklı öyle bir sıkışma oldu ki Host'um tam önümde sıkışıp kaldı. 'Haydi yıldız ya şimdi ya da hiç göreyim seni kızım!.' dedim ve en tatlı sesimle 'Bakar mısınız?' diye seslendim.

Tatlı surat bana döndü.
Göz ucuyla yakasına baktım, bir isim yazmıyordu. KAHRETSİN!
'Şeyyy, acaba bir ıslak mendil alabilir miyim?'

Ve bana ne dedi biliyor musunuz?? SÖYYYYYLİYİM  Mİİİ NE DEDİİİİ?
'Hemen getiriyorum. :)' dedi. Yani başka ne diyecekti? 'Gıdıktan bir kere öpersen getiririm yavrummmm!' mu diyecekti. Hehe. Heheheheehehehehehheeh gıdık.

5 dakika sonra 1 ıslak mendil ile geldi. Gülümseyerek mendili alıp düşünmeye başladım.
Neden 1 tane ıslak mendil getirmişti? Bu dediklerime harfiyen uyduğunu yani beni önemsediğini mi gösteriyordu? Ama eğer 2 tane getireeydi bana kıyak geçtiğini düşünürdüm. Çünkü ancak sevdiğiniz insanlara istediklerinden fazlasını vermeye çalışırsınız. Demek ki ben onun 'Sevdiğim insanlar' listesinde değildim. HENÜZ.

İyi uslu bir kız olmuş olacağım ki solumdaki yani koridor tarafındaki adam uçuş başlamadan kalkıp arkadaki boş yere oturmaya karar verdi. 2 dakika bekleyip arkamı döndüm ve "Pardon yerinize geri dönecek misiniz?" Diye sordum. "Hayır:)" dedi. Ben de hızlıca bir yana kayıp kafamı koridora uzatarak 5metre önümde emniyet kemerinin nasıl takılacağını gösteren hostumu izledim. Birden bakışları benimkileri yakaladı ve ben de o can havliyle hemen başka tarafa dönüp 'Evrenin sırlarını keşfediyorum rahatsız etmeyin ltfn' modunda yüzümü kapadım ve o gelip bana "sandviç ya da kek' diyene kadar da cama baktım.

Böylece bir kez de yine çöpleri almaya geldi. Ben de bir atak daha yapma kararı alıp çöpler bitene kadar bekledim ve çöp arabasını uçtan başa doğru çekmeye başladıklarında yerimden usulca kalkıp baştaki tuvalete girdim. Orada 2 dakika oyalanıp çıktım ve bingo! Hostum hemen önümde çöp arabasını itiyordu. Beni gördü. Görev tamamlandı hoh hoh hoh. Atak başarılı.

İnişe geçiş ikazı verildi ve bir 15 dakika sonra işte kapıdan çıkıyordum. 'İyi günler.'
'Ulan Yıldız yinr hayatından sonsuza kadar çıkacak biri için sayısız manevralar yaptın ha.' dedim, gülümseyip onu ve uçağı terkettim. Antalya'da 12 günlük çok güzel bir tatil geçirdim ve bir daha hostumu düşünmedim.

Ta ki bu sabaha kadar.
Bu sabah saat 7'de Sun Express antalya-istanbul uçağının kapısınınrdn girip de kafamı kaldırdığımda ANAAAA bir de ne göreyim! Hostum! Benim hostum! Müthiş gülümsemesini yaptı ve "Günaydın." dedi. Tam 5 saniye boyunca gülümseyerek gözlerinin tam içine baktım. Beni hatırladı mı yüzünde tanıdığına dair bir işaret var mı diye tam 5 saniye baktım. Ama tek yaptığı gülümsemek ve gülümsemek oldu- herkese.

Uçak kalkana kadar gözümü üstünden ayırmadım. Sonra uyuyakalmışım bi ara onu yemek arabasını çekerken gördüm. Sonra yine uyumuşum. Bir daha inerken gördüm. "İyi günler, güle güle." dedi.

Sun express ve anadolujetin THY markası olduğunu biliyorum. Bu yüzden bu uçuşta da vardı. Ama o kadar kabin memuru arasından benim bineceğim uçağa o saatte binen oydu. Bunun güzel bir tesadüf olduğundan daha fazlasını düşünmek için birçok sebem var. Kader değil mi sizce?

Trabzon dönüşüm Pegasus'tan alındı bu yüzden o olmayacsk. Ama yine de olabilir çünkü ben onu zaten hiç göremeyeceğim gerçeğini kabullenmiştim ve fazladan 2 kere gördüm. Şimdi onu göreceğim diyorum, çünkü "iyi günler" dedi.

Ve ben iyi bir gün yaşadım.

İşte bu da dünyanın anlatması ilginç bir şekilde en uzun süren ama en kısa ve en entrikalı aşk hikayesiydi.

Hostumu gören veya feysini bulan ADINI BİLMİYOZ lütfen bana ulaşsın.

Telefondaki bir sorundan dolayı yazıyı aşağı kaydıramıyorum. Bu yüzden kelime hatalarını düzeltemiyorum. ÜZGÜNÜM

25 Ağustos 2013 Pazar

7 detay

 Dogumgunume  kadar post atacagimi soylemistim ama daha dogumgunumu bile yazmadim, bana guven olmuyor ozur dilerim.

Ama bunun sebebi daha vakit bulamamis olmam ve olayin da cok uzun ve entrikali olmasi. Yine de su an cok sinirli bir vaktim var ve bunu degerlendirip kuzenin tabletini asirdim. Bu yuzden turkce karakterler yok, bilgisayar disinda ilk defa bir yerden yaziyorum.

Kisa ve zevkli bir sey olsun dedim, bir keresinde hakkimda 7 ilginc gercek vermistim size, iste yine aynisini yapacagiz.

1) Sac kurutma makinasi ile oynamayi cok severim, sacimi 1-2 saatte kuruttugum olur.
Bu sanirim sac kurutma makinasinin sesinin ve sicakliginin beni mayistirip rahatlatmasi yuzunden. Ayni etkiyi yanan ates sesi, supurge sesi, camasir makinasi sesi, araba sesi ve sacima dokunulmasi da yapiyor. Yani sonuc olarak sacimi kurutmuyorum, makinayi yuzume ayagima vs tutup uyukluyorum. :D

2) Sutlu kahve, sutlac veya kahvaltilik gevrek olmadigi surece, bir hayat prensibi olarak sicak sut icmem-icemem.
Cogu tatliyi firindan ya da ocaktan ciktigi anda sicak yemeyi severim - kurabiye pasta veya sutlac gibi. Ama normal ev yemeklerini soguk yesem de olur. Fakat sutu sicak icmekten nefret ederim. Bana bir bardak sicak sut verseniz hayatta icmem ama o sutu kaseye bosaltir ustune de gevrek eklerseniz gikimi cikarmadan afiyetle yerim.

3) Bir bocek gordugumde aninda icerden bardak getirip ustunu kapatir, havasizliktan olene kadar beklerim. Konu sinek oldugundaysa elime bir kitap alip isigi acar yatagimda oturup sinegin bana gelmesin sabirla bekler geldigindeyse onu
 oldurup kitabi da cesedinin ustune koyup kitabi nasil dezenfekte edecegim konusunu sabaha birakarak huzur icinde uyurum.
Bir bocek gordugumde tek dusundugum kulagimin icine girip beynimde yumurtlama kapasitesinin oldugu. Bu yuxden gorebildigim yerlerde dursunlar istiyorum ama dokunamayacak kadar huyluyum cunku dusuncesi bile beni kasindiriyor. Bu yuzden bardak kapatip saat basikontrol ediyorum. Oldugunde de peceteyle alip atiyorum. Canice, evet.


4) Sulu bir yemekle servis edilmediginde beyaz pirinc pilavini yiyemem.
Cunku sade pirinc pilavi fobim var. Ayni cok kisiyle kucuk bir mekanda kalma fobim gibi.

5) Dalin bebe sapuani ile kirpiklerimi sampuanlarim.
Buna aciklama yapmayacagim bir sir perdesi olarak kalsin.

6) El-yuz havlusu kullanmaya tiksinirim, bu yuzden odamda annemin haberdar olmadigi bir tuvalet kagidi zulam var.
Temizlik hastaligimdan dolayi bir gude bir top tuvalet kagidi bitirebiliyorum.

7)Kapilar kapali sekilde uyuyamam, kapi mutlaka acik olacak.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

17 yıl 362 gün

 Merhabalar!
 1 ay olmuş resmen oha gurbete gitmiş gelmiş gibi hissediyorum, özlemişim gız.

  İşte bir kez daha doğumgünüme geldik çattık. Her yıl, HER ALLAHIN YILI "Bu yıl doğumgünümü çok büyütmeyeceğim, hakkında çok konuşmayacağım, kocaman kız oldum ayıp, hem sürpriz olsun biraz da canım cık cık..." deyip 9 ay önceden "Doğumgünüme an itibariyle 8 ay 27 gün 12 saat kaldı..." şeklinde bir sayıma girdiğim için, yine dayanamadım, 3 gün önceden yazayım dedim.

  Yeni tanıştığım insanlara önce doğum tarihimi, sonra adımı söylüyorum ben. Ya da "Doğumgünümde bana bunu alsanıza arkadaşlarım HİHİHİHİHİHİİHİHİHİHİHİHİHİHİHİHİ doğumgünüm de ağustosun 24ü tatlım" şeklinde yılışık şakalardan yapıyorum. Sonra Ağustos'a girdiğimizde 3 günde bir anneme telefondaki anımsatıcılar gibi "Ay ne çabuk ağustos olmuş doğumgünüm de yaklaşmış mı ne...." deyip kaçıyorum.

  Ama tabii ki her şeyde olduğu gibi doğumgünümde de kolpaların kolpasıyım.
  Anam nasıl denk getirmiş bilmiyorum ama Ağustos doğumlu bir koca almış, 5 yıl arayla olmasına rağmen 2 çocuğunu da ağustosta doğurmuş. En yakın aile arkadaşları akrabalar vs bir yığın ağustos var piyasada ulan başka ay mı kalmadı insafsızlar.
  Hal böyle olunca ağustos pastalarla böreklerle geçiyor anlayacağınız. Ama bir yerden sonra insan yorulur her allahın günü pasta alıp börek açmaya. Bu yüzden her mantıklı annenin yapacağı gibi birkaç doğumgününü bir anda kutlayıp aradan çıkarmak ister.

  İşte, sevgili dostlar, ben ailedeki en geç ağustoslu olarak (24 ağustos :( ) hep o yorulma anlarına, aradan çıkarılma anlarına denk geliyorum. Çünkü ben kolpayım yani ne beklediniz bunca yıldan bunca blog yazısından sonra. :D

  Ama şimdi hakkını yememek lazım, bir sürü kendime ait doğumgünü kutlamam oldu. Ama şimdi hakkını yemek de lazım, o doğumgünüler hep 1 ay öncesinden tarafımca planlanmış doğumgünüler oldu. Yazın ortasında doğmuş olmamın verdiği şanssızlık yüzünden ne bir sürpriz arkadaş doğumgünü yaşadım ne de bir şey. Hep davet ettim insanları, zaten onlar da annemin yemeklerinin müthiş mükemmel ötesi bişey olması yüzünden geldiler, altın günü gibi bişey oldu doğumgünülerim. :D

  Bu yıl bu alın yazıma bir tepkiylen doğumgünü kutlamama kararı aldım. Ama 2 yıl önce ve ondan da 2 yıl önce olduğu gibi YİNE NE HİKMETSE antalyadayım, teyzemlerdeyim. Bir pasta yapacaklar, yemek olacak, teyzemin komşusu vs gelecek, teyzem bana havlu hediye edecek, böyle yerli bir türkücü eşliğinde iftar yemeği gibi bir doğumgünü yaşayacağım. (ama küçükken kestiğim bir ağbinin bu yıl gelme ihtimali olabilir heyecanlıyım :D:D:D:D:D:D) (iftar demişken doğumgünümün 3 yıl üst üste ramazana denk geldiğini de unutmayalım.)

  İşte böyle.
  Ama doğumgününden de ne beklersin ki yani "doğdum" diye kimse beni maldivlere göndermeyecek, doğdum bitti işte jhbsdfsj. Kayıt stüdyosu mu istiyorum ne dsadg.
 
  Annem bu yazıyı okusa beni nankör evlatlıktan, evlatlıktan reddeder. Vallahi. :D

  Ama sürpriz olsun yaaaa. Karşıma geçip de "Yıldız doğum gününde bunu bunu yapalım, sarma yapayım, ayşegül teyzengilleri çağıralım kola içeriz." demesinler. Eve gelip ışıkları açayım her taraftan "SÜRPRİİİİĞĞZĞZZİZĞZİĞZĞZİZZĞ" çığlıkları gelsin 5 katlı bir pastam olsun içinden de erkek striptizci çıksın. Sonra Obama gelip elimi sıksın, maliye bakanı da bana buraya, maliye bakanıyla hiç ilgisi olmayan bir yazıya maliye bakanını bir şekilde konuya dahil ettiğimden EDEBİLDİĞİMDEN üstün zekamı kutlayan bir plaket versin. Çok mu bu acaba? Yoo makul aslında. dsjkhfskdffg.

  Bunu geçelim 18 yaşının niteliklerine bakalım şimdi. 3 günüm kalmış olsa da hala 17 olmaktan büyük bir zevk alıyorum ve 18 olmaya hiç niyetim yok. Ve bir de bende yaşlanma korkusu sendromu olduğu için 15 yaşıma dönmeye çalışıyorum. 18 olmaktan korkuyorum. Resmen 10lu yaşların bitmesine 2 yaş kalmış sonra 20 dediğin culululup diye geçer sonra yaş 35 yolun yarısı derken yaş 70 iş bitmiş olup kalacağım. Ajda Pekkan, Bülent Ersoy gibi olmaktan korkuyorum arkadaşlar.

  Neyse o zaman listeyi de yarın yazayım, doğumgünüme kadar her gün bi post atayım kutlu doğum haftası gibi olsun yine. :D
  Hediye gönderebilmeniz için adresi alta yazacağım. Hani gönderceksiniz çünkü. Evet. SDBFSJKD

  öptüm bub.


 

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı