Ağaca tırmananlar

16 Kasım 2013 Cumartesi

Mutlu Son

  Şimdi anlatacağım hikayeyi daha önce anlatmış olabilirim. Güzel bir hikaye çünkü. Annemin babaannesi anneme anlatmış, annem de bana anlattı. Amasya'daki bir elma ağacıyla ilgili bir hikaye.

  Öyle herhangi bir elma ağacı değil ha, özel bir ağaç. Bir baba tarafından dikilmiş. Bir torunla yaşıt, onunla büyümüş, sonra onun çocukları görmüş sonra onun torunları da görmüş. Torunlardan biri de benim.

  Dedem küçük bir çocukken Amasya'daki bir köyde, İpekköy'de, çok güzel, gül bahçeli, tavuklu inekli, kedili köpekli bir evleri varmış. Evin önünde de bir su kuyusu... Dedem kuyunun etrafında oynamayı çok severmiş. Sürekli kuyuya tırmanıp otururmuş. Sonra bir gün kuyuya o kadar çok eğilmiş ki birden ayakları yerden kesilmiş ve tam düşecekken babası onu tutup çekmiş. Dedesi de olabilir. Pek net hatırlayamıyorum, epey zaman oldu bunu dinleyeli.

  Neyse sonra bu baba/dede demiş ki 'Bu çocuk burada güvenli oynasın, bu kuyuyu kapatalım.'. Sonra kuyuyu kapatıp yerine bir elma ağacı dikmişler. Böylece dedem de oyunlar oynamaya elma ağacının etrafında devam etmiş.

  Dedem büyümüş, Samsun'a gitmiş, orada annanemle evlenmiş, 7 çocuğu olmuş, sonra annanem 7 çocuğa birden bakarken o kadar zorlanmış ki, kayınvalidesi onun yükünü hafifletmek için bir çocuğu Amasya'ya götürmeye karar vermiş. Götürdüğü çocuk annem olmuş, daha 3 yaşındaymış.

  Samsun-Amasya arası çok yakın olduğu için, annanem dedem annemi ziyaret etmeye sık sık gelmişler. Annem de bu sırada köyde, boyu ondan epppeyce uzun olan elma ağaçlı evde büyümeye devam etmiş. Köyü sevmiş, bizim bilemediğimiz ve asla da öğrenemeyeceğimiz birçok şey öğrenmiş. Sonra bir şekilde aracılarla annemi teee Trabzon'daki babamla tanıştırmışlar, birbirlerini sevmişler, annem de evlenip Trabzon'a gelmiş.

  Benim de çocukluğum hep yazları Samsun'a gidip gelerek geçti. Anne tarafından tüm akrbalar oradaydı, ben de onları akraba sayısı daha az ve daha uzak (İskenderun .s) olan baba tarafıma göre daha çok seviyordum, samsunu da seviyordum. Ama samsuna her gidişimizde annem amasyaya da uğramayı ihmal etmiyordu ve böylece ben de elma ağacıyla büyüdüm denebilir. Amasyayı da çok sevdim, köyü de, elma ağacını da. Ki zaten oradaki evle ilgili hatırlayabildiğim ilk şey "Yanında elma ağacı vardı di mi." oluyordu.

  Küçükken bir yerlere tırmanmayı çok severdim. Sol kolumu daha 4 yaşındayken, bahçe duvarına iple tırmanmaya çalışırken ipin kopması sonucu kırmıştım. Hatta "incir ağacından düşersen ölürsün." demişlerdi sırf merakımdan tırmanıp atlamıştım. Yüksek yerlere tırmanıp atlamaktan büyük ihtimalle bileklerimi de incittim ki artık arada sırada bacak ağrıları çekiyorum.
   E tırmanan bir çocuk yazın kasa kasa vişne, kiraz toplanılan bir köye giderse ne olur? Ağaçlara tırmanır tabii! Özellikle de kiraz-vişne ağaçlarına!
   Çünkü o ağaçlar aşırı derecede uzun ve çok yüksek merdivenlerle tırmanılıyor, aşırı zevkli. Sonra şeftali ağaçları var, onlar epey kısa ama onlara da zevkine tırmanıyordum. Her türlü meyvenin ağacına tırmandım denebilir, ta ki bir ağaç kalana kadar: elma ağacı.

   Elma ağacının gövdesi o kadar uzun ve düzdü ki, hiçbir şekilde bacaklarım oraya yetişmiyordu. Kasa koymak işe yaramıyordu, merdivenleri bağ'dan getirmiyorlardı. (İç anadoluda köy evleri bir yerde topludur, bağlar bahçeler de köye biraz uzak başka bir yerde toplu halde olur. Karadenizdeyse tarlalar evlerin yanındadır.) İp atsan olmuyordu, biri tutup kaldırsa olmuyordu. Boyum da zaten uygun değildi. Yaşım da küçüktü, tırmanmamı isteyen de yoktu açıkçası.

  Böylece ondan sonra herrrr gidişimizde, büyümeme hiç aldırmadan hep ama hep tırmanmayı denedim ama başaramadım. Ta ki, bir yaz yine biz oraya gidene kadar.
                                              ***********
  Tanrı, Adem ve Havva'ya "Bahçedeki bütün ağaçlardan yemekte özgürsünüz." dedi. "Ama 'iyilik ve kötülüğün bilgisi' ağacından yiyemezsiniz çünkü yerseniz kesinlikle ölürsünüz.". (Geçen gün humanities dersinde okuduğumuz Genesis'ten. Hum sınavına o kadar çok çalıştım ki, dersteki şeyleri sınav dışında da kullanmazsam çatlardım.)

                                               ***********
  "Sana elmanın diğer yarısını gönderdi." dedi arkadaşım bundan tam 3 yıl önce.
  "Bana elmanın diğer yarısını mı gönderdi?" dedim. "Ama ben şimdi onu yiyemem ki ya çok tokum."
  "Ama yemezsen sararır."
  "Neyse peçeteye koyayım da evde yerim."
                                           
                                               ************
  15 Kasım günü, tam bugün, ama bi saniye gece yarısı olmuş oooooo, O ZAMAN tam dün; akşam yemeğinden sonra Aziz'le yurda girdik. O 1. katta kalıyor ben 5. katta. Ben 5e çıkmaya üşendim, o da zaten üstünü değişip Taksim'e gidecekti ve biraz da sohbet etmek istedi, böylece ben de katındaki holde bir yere oturdum.
  Aziz'i beklerken birden sol tarafta bir kapı açıldı.
  Yurtlarda kapılar açılır, kapılar kapanır. Takmadım.
  Ses birden geldiği için, kaynağına göz ucuyla baktım. İçeriden bir erkek çıktı. Karışık yurtlardaki erkek katlarındaki odalardaki kapılar açıldığınla içlerinden erkek çıkar. Takmadım.
  Önüme döndüm.
  Ayak sesleri holde devam etti. Azaldı ve kayboldu. Sonra tekrar yükseldi ve aynı noktaya geri döndü.
  "Elma ister misin?"
  Sese döndüm. 5 adım çaprazımda ayakta duran kumral erkeğe "Efendim?" dedim.
  "Elma ister misin?" dedi tekrar gülümseyerek.
  "Aa, yok teşekkür ederim." dedim. Kumral, aramızdaki 5 adım mesafeyi 2 adımda kapattı ve elindeki bıçağı elmaya doğru götürdü ve bana tekrar baktı.
  "E o zaman biraz alayım." dedim gülümseyerek.
  Bir parça elma bıçağın ucundan elime düştü. "Teşekkür ederim."
  Tellerim yüzümden sert şeyleri -elma dahil- ısıramadığımı söyleyemedim ve elmayı katır kutur ısırmaya başladım. İlk ısırık O KADAR DA ACI vermedi.
  Elmanın tadı da çok güzeldi ha. Tekrar ısırdım. "Ne güzelmiş ya." dedim. Daha rahat edebilmek için boynumdaki kaşkolü çıkartıp kenara koydum, ayağa kalkıp Kumralın hala açık olan -o o esnada odasına dönmüştü- kapısının önünden geçerek hemen karşısındaki aynaya bakıp montumun fermuarını açtım ve arkamı döndüm.
  Kumral kapıdan elinde bir top solo peçete ile çıktı. "Peçete de ister misin? Elin şey olur."
  Şaşkınlıkla karışık bir gülümsemeyle baktım. "Olur...Elma çok güzelmiş :). Teşekkürler!"
  Gülümseyerek "Bir şey değil." dedi ve ben yerime geçtim, o odasına geçti, kapı kapandı.
                                                     **********

   Bir yaz yine Amasya'dayız. Bu sefer epey büyüğüm. Hatta kazık kadarım. 14 yaşında olmam lazım. Liseye geçtim. Evet. Yine bahçedeki ağaca baktım. Yine tırmanmak istedim. Yine denedim. Yine olmadı.
  Ertesi gün tekrar denedim. Sonra "amaaaaaan." deyip bıraktım.
  O günün akşamı tekrar ağacın önüne geldim. "Tırmanacağım." dedim.
  Bir ipi alıp ağaca fırlattım, ucunu geri aldım (ucunu almam epey sürdü.) ve boşluklar bırakarak ipin iki ucunu düğümlemeye başladım. Sonra oluşan ip merdiveni başka bir iple gövdeye bağladım. Kasayı ağacın dibine koydum. Ayağımı attım. "Hadi bu sefer olsun." İp gövdeye yapışık olduğu için hemen çıkılmadı. Düştüm. Sonra ayağımı tekrar attım. Düşerrrr gibi oldum, sallandım ama bir adım daha atmayı başardım. "Bir tane daha atarsam çıkıyorum..!!!!!!" dedim ama o son adımı atamadım. Onun yerine direk kendimi ittirip bacağımı çıkardım veeeeeee AĞAÇTAYDIM!
                                               **********************
 Yılan geldi. "Neden bu ağaçtan yemiyorsun Havva? Meyvesi sulu ve parlak."
 "Tanrı o ağaçtan yemememiz gerektiğini söyledi."
 "Tanrı tam olarak ne söyledi? Hiçbir ağaçtan yememelisiniz mi dedi?"
 "Hayır, her ağaçtan yiyebilirsiniz dedi."
 "E o zaman nasıl o ağaçtan yememeniz gerektiğini söyledi?"
 "Şey...her ağaçtan yiyin ama ondan yemeyin dedi..."
 "Tanrı gerçekten öyle mi dedi?"
 Yılan Havva'ya meyveden uzattı. Ve Havva da ısırdı. Sonra tadını çok beğenip Adem'e verdi, Adem de meyveden yedi.
                                                **************
    Çantamı boşaltırken peçeteye sarılmış yarım bir elma gördüm.
   "Aaa bu burda mı kalmış." dedim. "Ay kaç gün oldu...Tüh çürümüş yenmez ki bu daha.."
   Elmayı alıp mutfağa gittim. Tam çöpe atacakken durdum. Üstünde çekirdekleri vardı. Çekirdekleri çıkartıp avucuma koydum.
  "ANNEEE!"
  "EFEENDİMMM!!" annem mutfağa geldi.
  "Bu çekirdekleri eksem elma olur mu?"
  "Bilmem, öne kurutmak lazım ama yaş da olur, balkondaki saksıya ek bakiyim."
  "Tamam."
                                                   *********

   Ağacın gövdesinden sonra dallarının çıkmaya başladığı o alanın tam içine oturdum ve eve baktım. "Haha çıktım." dedim. Durdum.
  "Çıktımmmmmmmmmmm!" diye çığlık attım.
  "Kızzzlarrrrr bakın ağaca çıktımm!!!" Sonra kuzenlerim geldi, onlar da çıktı, oturduk. 5 dakika sonra zaferimin büyüsü yavaşça silinmeye başladı. Çünkü ağacın üstünde boş boş oturuyordum. 5 dakika daha bekledim.
  "Tamam." dedim. "Artık inecem."
  Ve işte bu da Amasya'daki en önemli ağaca tırmanışımın hikayesiydi. Sonra ordan yol geçti ve o ağacı kestiler. Artık orda ağaç da yok, kuyu da. Çok uzun bir duvar var. Duvarın ötesinde yol var. Duvar çok çirkin. Ona tırmanasım yok.

                                          ********************
    Adımı daldaki kemancı yapmaya karar verdiğimde sadece ünlü "damdaki kemancı" müzikaline referans yapıyordum. Damdaki Kemancı çok bilinen bir isimdi, eğer adımı o yaparsam gerçek müzikalle çok karıştırılacaktı ve bulunması zor olacaktı. Ayrıca çok da klişeydi. Damdaki kemancı. Kemanı olan herkes kendine bu sıfatı verebilirdi.
   Böylece bir harf değişip damdakini daldaki yapmaya karar verdim. Daldaki hehehe. Komik bir isimdi aslında. Güzeldi. Orjinaldi. Ve bana da çok uyuyordu. Ama bunu hiç farketmemiştim. Şu ana kadar.

  Yıllarca bir elma ağacına çıkmaya çalıştım. Çıktım. Sonra kendim bir elma ağacı ektim, büyüdü. Ama geçrek bir ağaç olamadı, yeşil bir bitki olarak kaldı.
  Ağaca çıkınca hemen inmek istemedim. Manzaraya baktım, gördüğümü beğendim. Kendi elma bitkimi her gün suladım. Büyüdü. Büyüyüşünü izlemeyi sevdim.
  Ağaca çıkmaya ve bir ağaç yetiştirmeye o kadar emek vermiştim ki, hemen bitirmek istemedim. Aynı bu bloga emek verdiğim gibi. Her şeyin başı bir elma ağacına gidiyormuş be, ne ilginç. Dünyada olmamız bile dolaylı yoldan bir elma ağacından kaynaklı olabilir. (Olması gerekiyordu belki de, belki o elma yenilmeliydi.) Benim burada olmam da başka bir elma ağacından. O elma ağacının adının şu an burada geçmesi de başka bir elma ağacından kaynaklı.

  4 yıl boyunca buraya karman çorman, ondan bundan yazarken aslında vermek istediğim bir mesaj vardı, yok değil. Tek yaptığım sadece başıma gelen trajikomik hikayeleri anlatmak, sizi güldürmek değildi. Birlikte bir arayışın içindeydik; sevgi arayışı.

  Ben bir elma ağacı tohumu ekip sonra onu sevmek istedim. Bir insan bulup onu sevmek istedim. Tüm bu 4 yıl boyunca sevgiyi aradım. Sayısız insan kestim, burada sayısız komik olayları geçti. Uçaktaki hostu bile kestim. Hala kesiyorum ama onu.

  Liseden üniversiteye geçtim artık. Ben büyüdüm, blog da büyüdü, elma ağaçları da büyümüştür. Birlikte büyüdük. Ağaçların kışın çektiği soğuklar, yazın çektiği sıcaklar gibi ben de dünyadan bana düşen zorlukları çektim. Yağan bir yağmur, yaprakları hışırdatan güzel bir rüzgar gibi ben de güzel şeyler aldım.
  Ve asla da yalnız olmadım. Benim ağaca tırmanabilmem için bana hep yardım eden, arkadan hep ittiren sizler de oldunuz. Ve sonunda ağaca çıktım.

  Ağacın üstünden olanları izledim. Başta eğlenceliydi ama sonra birden bir şeyler sarpa sardı. İnmek istedim. Sonsuza kadar bir ağaçta duracak değildim ya!
  Fakat çıkmak o kadar zaman almıştı ki, inmek sadece 1 saniye sürecekti ve belki de bir daha çıkamayacaktım o ağaca. Çıksam bile aynı şey değildi ikisi. Korktum. Kıyamadım. Zaten arayış da bitmemişti. Sevgiyi bulmuş muyduk?

  Ama işte tam bugün (PARDON DÜN) farkettim ki, ısssssrarla bir kişiyi aramak ısssssrarla onu aramak zorunda değilim. Ya da o kişi bana gelene kadar ağaçta beklemek zorunda değilim. Ağaçtan inmeli ve dünyada yaşamaya devam etmek zorundayım. Çünkü hiç tanımadığım biri bir gün gelip, öylesine, sebepsiz bana bir elma verebilir. Aramızda trajikomedik bir olay geçmek zorunda değil. Ona rezil olmak zorunda değilim. Öylesine bir elma verebilir, alır yerim, gülümser mutlu olurum ve sonra devam ederim. Böyle olabilir.

  Ağaç elmayı vermedikten sonra ben ne yaparsam yapayım o elmayı alamam. Olayları akışına ve doğasına bırakmam gerek. Kendi hayatımdaki her şeyi de ben seçemem. Ne zaman aşık olacağımı seçemem, hangi anaya babaya doğacağımı seçemediğim gibi.

  Bu yüzden beklemek zorunda değilim. Olacağına varabilir her şey.
  Ağaca çıkarım, ağaçtan inerim. Bir ağaç ekerim ama o ağaç büyümeyebilir.
  Ben bir ağaca çıktım, güzel zaman geçirdim ve şimdi inmek istiyorum.
  Ve anladım ki mutlu olmak için dünyadaki tek belli bir kişinin sevgisini beklemek zorunda değilim. Her şey her şeyi sevebilir. Hiç tanımadığım biri, beni hiç tanımayan biri bana o an gülümseyip elma verebilir. Çünkü bizle böyleyiz. İçimizde sevgi doluyuz. Her şeye karşı. Her zaman.

  Ya da o sevgi başka bir insandan gelmek zorunda da olmayabilir. Beni ben de sevebilirim. Beni hepimizi aşan daha büyük bir şey de, elma ağaçlarının yaratıcısı da sevebilir.

  İşte bu yüzden ancak seversen sevilirsin lafı önem kazanıyor. Ve ben de biliyorum ki ancak elma ağacından inip kabak ve çileğe de gidersem, incir ve muzu da sularsam, domates ve salatalığa da bakarsam sevilirim. Ve yine de elma sadece bir meyve.


  Hayatın kendisi aynı mevsimler gibi. Kışın arkasından hep ilkbahar gelir, bunu değişemeyiz. Zor zamanlar geçecek ve güzel, güneşli günler göreceğiz. Bu yüzden artık üzülmüyorum, bu ana kadar yaşadığım hiçbir şeyden de pişmanlık duyup utanmamam gerektiğini şimdi anlıyorum. Olmalarını engelleyemezdim, olmasalardı da olmazdı. İbret almama gerek yok. Onlar benim tecrübelerim, benden birer parçalar. Elma yenilmeliydi belki de, olan şeylerin olması gerekiyordu belki de.


  Bu yüzden


  Bir gün bu blogu okurken
  "ulan hiç mi utanmadın?" de-me-yeceğim.
  ibret patlamaları yaşamayacağım.
  ve en önemlisi,
       hep
  aynı
 kolpaya
  düşmeyeceğim.


  -en başından beri kalan herkese,
  teşekkürler.


  -son.




































  ŞİMDİ NE OLACAK? KİTAPLAR BİTTİĞİNDE SONRA NOLUYOR???
Bunu ben hep merak ediyorum ulan. Ama bir allahın kulu da kalkıp cevaplamıyor. Ahan ben cevaplıyorum.
Şimdi olacak olan şu: yeni bir blog açacağım.
Tamamen anonim olacak.
Kimseye bir blogum olduğundan bahsetmeyeceğim.
Veeee yazmaya devam edeceğim.
"Ama ben yine de okumak istiyorum :(" derseniz
Umarım bir şekilde, bir gün tesadüfen bulursunuz.
beni düşünün, yeni bir blog açsam adı ne olur bunu düşünün
anlamışsanız bulursunuz
öptüm.

4 yorum:

  1. 1 yıldan daha fazla olmuştur, blogunu okumaya başlayalı.
    Beni güldürmeyi çoğu kez başardın, kısacası okurken eğlendim. Uzun yazıları okurken bazen üşendiğim oldu ama sonuna kadar okumayı çoğu kez başardım! Her güzel şeyin bir sonu vardır derler işte yine onlardan biri. Verildiğin karara saygı duyarak, görüşmek üzere Daldaki Kemancı! :)

    YanıtlaSil
  2. istediğin gibi olmuş. çok güzel olmuş. buruk içimiz ama tebessüm de var yüzümüzde. belki, bulabilirim yine seni. belki de bulmamam gerekir. ölene kadar bu bilmeceyi çözmeye çalışmalıyım belki de. kim bilir?

    YanıtlaSil
  3. Okumaya başladığım an sonunda boyle bir şey geleceğini tahmin etmiştim açıkçası. Bu arada ben Polly. Dört yıldır takip ediyorum, yazdığın her şeyi okuyorum Yıldız. En basında tesadüfen bulmuştum seni ama bir şekilde yakın hissettim, samimi geldin o yüzden de okumaya devam ettim. Dört yıl. Suan anlat deseler kendi anılarımdan çok seninkileri biliyorum herhalde :D
    Bu yazıyı okurken ciddi ciddi gözlerim doldu. Ister ınan ister inanma, su son dört yılda hayatımın değişmesinde etkili oldun. Umarım bundan sonraki yıllarını hep iyi gecirirsin. Arayışın guzel sonuçlanır diye umut ediyorum. Ve umarım, yine tesadüfen seni bulurum.
    Bana kattıkların ve öğrettiklerin için teşekkürler.
    Bol şans!



    Polly :')

    YanıtlaSil
  4. Yolun uzun diğer blogun umarim seni en tepelere taşır.. Unutma bi kalbin de ankara da atıyor. Ve o kalp, sen o agaclardan bir gün düşersen sana yardım edebilmek için tıp okuyor ;)

    YanıtlaSil

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı