Ağaca tırmananlar

4 Ağustos 2014 Pazartesi

What is this düştilkisi?

Düştilkisi bir gün cansıkıntısından elime kalem almamla birdenbire ortaya çıkan, yazmaya başta ingilizce olarak başlayıp sonra 'ama bu sanki uzun bir hikaye olacak ha' diye düşünürken bir gece yine can sıkıntısından hikayeye türkçe olarak 2. bir bölüm katmamla "E hadi o zaman türkçe yazayım" diyerekten yazarken düzenlediğim, ingilizce metinle arasında neredeyse hiçbir benzerlik kalmayan yarı fanstatik çokça abidik gubidik bir hikaye. İlk bölümünü yayınladım. (Hatta bir giriş bölümü bile yayınladım.) Ki o kısacık ilk bölümü de yayınladıktan sonra bile hala daha gidip gelip editlemekteyim... ya alın okuyun işte oy ne çok konuştum. http://sanatsalyildiz.tumblr.com/post/93781521418/dustilkisi-1 Ay epeydir atıldığım ilk ciddi yazı şeysi, umarım beğenirsiniz. Bir bok anlamazsanız, anlıyorum. Öpüyorum.

29 Temmuz 2014 Salı

Elijahın Sırtı

Elijah'ın Sırtı
Elijah'ın sırtı ile yaşadığım o kısa etkileşimin ardından hayat benim için fevkalade farklı bir yön almıştı.

Bay Elijah Wood oradaydı, tam önümde; yıllarca sayıkladığım, posterlerinin odamı parsellediği, hediye olarak boyum kadar bir maketini aldığım, bütün aileyi tv karşısına oturtup "damat talkshowa çıktığğğğ" diye izlettiğim, tıvit atcam diye günlük 2000 tıvit sınırını aştığım, kitleleri örgütleyip zorla doğumgünümü kutlattırdığım, kaldığı oteli arayıp telefona bağlattığım ,yüzük alıp içine adını yazdırttığım Elijah. Iyyyyy yüzüğe ad yazdırtmak mığğğ, tam bir kıroymuşum tövbe bismillah. Öhööööööm. Neyse.

Elijah önümde, benden kısa olduğunu görünce küçük çaplı bir şok yaşattıran o bastıbacak boyuyla durdu. Taaaaaamaaaamen hayal ettiğim gibiydi -boyu dışında- -aynı boydayız sanıyordum-. Yüzü, gözleri...her şeyiyle. (Boyu hariç. BOYU HARİÇ. )

 Yıllarca taptığım o yakışıklılığa, o sempatikliğe, kaşlarını havaya kaldırdığında alnında oluşan o şirin çizgiye sahipti. Bütün gece gözlerinin içine içine baktım. Ve o......





beni tabii ki farketmedi, salak. Evde kaldın godoş, gözünü bi bana çevireydin bekarlık yılların sonunda bitecekti. İnsanlar gay olmadığını anlayacaktı. Belki de...belki de gay ha.

Neyse.
Baktım ki tam önümde duruyor, beni görmüyor, bir dürtsem olur heralde diyerek sol elimin işaret parmağının ucuyla sırtına bir dokunuverdim.

Ve tüm hayatım değişti ...işti....ti.....i....

Önce ruh eşlerinin zıt kutup enerjilerinin temasıyla oluşan ruhani yunivörsıl denge gücü ile bing bang gerçekleşti. Evren böylece oluştu. Önce her şey gaz bulutundan iba...

Hayır. Bişey olmadı. Elijah farketmedi bile, apar topar sahne arkasına götürülmekle meşguldü çünkü. Hiçbir şey olmadı. Şunların dışında;

1)Hayattaki en büyük hayalimin, kimselerin yapabileceğime inanmadığı, "Yıldoz tamam güzel de gerçek hayata dönsen falan" denilen o hayalin gerçekleştiğini gördüm. ALIN SİZE GERÇEK HAYAT ŞILANKKKKKK (Yazar burda çok ayıp bir el hareketini yüzünüze doğrı sallıyor.) Tamam konuşamadık, tamam tanışamadık. Ama ordaki kimse bunu başaramadı. (Yazar fevkalade ayıp hareketi yüzünüze doğru sallmaya devam ediyor.)

2)Artık hayatımın genç gençlik dönemini bitirdiğimi farkettim. Orta gençliğe terfi etmiştim; bir young lady, genç kadındım. Çocukluk, ergenlik kahramanımı görmüştüm, en büyük hayal tamamlanmıştı. Bu yüzden artık Elijah'ı manevi bir saygı&sevgi boyutunda sevmeli, aşkı bırakmalıydım. Öyle de yaptım.

3)Son ve en büyük değişimse, çok önemli bir şeyin farkındalığına sahip olmak oldu. Hayaller. Gerçekleşebilir. Hayaller gerçek olur. Ulan Allahın elijahını gördüm lan. Daha nolsun.

Böylece artık ne zaman zor,imkansız görünen bişey olsa "Amaaaaaaan elijahın sırtına dokundum amk bunu mu yapamıycam" diyordum.


Misal, şimdiki uzun vadeli en büyük hayallerim
*Yeni Zelanda Orta Dünya turuna çıkmak
*Tiyatroculuk-Seslendirme kursuna gitmek
*Tom Hiddlestonla sevgili olmak


Tom Hiddleston. Muhteşem yakışıklı 1.88 boylu müthiş Tom Hiddleston.  Amaaaaan elijahın sırtına dokundum amk bunu mu yapamiycam. Nişanımıza beklerim.

Sevgiler.

25 Temmuz 2014 Cuma

Ondan Şundan

Bazen hayat, sanki, dönüp dolaşıp başladığın yere gelmekmiş, gibi geliyor. Çoook eskiden yaptığın şeylere, gittiğin yerlere, yediğin yemeklere bir geri dönüş, gibi. Ve bu kötü bir şey değil aslında. Aksine, o tanıdık his, o nostaljik duygular, "Oy ne kadar zaman geçmiş..." içlenmeleri... Hatta bir adım daha ileri gidip "Bizim zamanımız güzel zamanlardı ha..." demeler, sanki o 'bizim zamanımız' bundan sadece epi topu 10 yıl değil de 70 yılmış gibi. Ama olsun, 18 yıl yaşamış biri dönüp 2 yıl öncesinin nostaljisini yapabilir. Sonuçta deneyim deneyimdir anı da anıdır yani; bir özlemde bulunmak için 70 yıl devirmeye gerek yok.


Zaman bizi ileri doğru götürmüyor o zaman. Mahallede bir tur attırıp, tekrar kapıya bırakıyor. Zamanın yaptığı şey, o seni kapına bırakıp yavaşça giderken sen bir dönüp de kapına baktığında o kapıyı farklı bir gözle gördürtmek. Bir bakmışsın kırmızı hatırladığın kapın aslında domates kırmızıymış. Üstünde şöyle böyle ayrıntılar varmışmış. Öylemiş böyleymiş, aslında ne kadar değişikmiş.

Tüm bu nostaljiyi yaşamamın sebebinin ilkokulda oynadığım popmundo oyununa geri dönüşüm olduğunu öğrenirseniz beni "Yaaağğğ bu muymuş amk neye edebiyat yapıyo bu gene..." diye dis'leyeceğiniz için bu gerçeği bir kenara bırakalım. :-D Ama gerçekten yukarıda anlattıklarımı hissettim. Eskiden sanalika da oynardık ama hayır öyle bir gaflete yine düşmeyeceğim. :D :D

Üniversiteye yerleşmiş herkesi tebrik ediyorum, haydi gözünüz aydıııın. Rica ediyorum artık "netlerin kaçtı yıldız" "boğaziçinin bahçesinde hiç solmayan güller, meyve olarak para veren ağaçlar mi varmış." şeklinde sorular sormayı da yakamı da bırakın LÜTFEN. Fak yu!

Yarın almanca sınavım var benim de. Ben sizi darlıyor muyum ha ha ha??

23 Temmuz 2014 Çarşamba

saat 01:51de doğaçlama edebiyat.

Matilda durdu.
"Off...ayy kesildim...haaa...huuu...tam..am." Birkaç derin nefes ve gümügümgüüm'den güm güm'e geçen kalp atışlarından sonra duruşunu dikleştirdi. "Şimdi ne tarafa?"
Sağ omzuna tünemiş olan, dikkatsiz gözlerin fare olarak tanımlayabileceği, -çünkü kendisi bir fare boyutundaydı- turuncunun en güzel tonlarıyla ışıldayan tilkiye baktı. Fevkalade büyük bir tehlikenin içinde olmasa, omzunda durmuş ona bakan fare boyutunda bir tilkiye hitaben konuştuğu gerçeği onu derin bir hayatı sorgulayış sessizliğine sürükleyebilirdi.

Tilki tedirgin bir şekilde yanıtladı. "Bilemiyorum! Düşünmeme izin ver." Küçük boncuk gözleri etrafı taradı. Dar sokak arası. Arkada, ana cadde. Ön, kapalı. Sol ve sağda olası kaçışlar. 
"Matilda..." 
Adımı omzumda oturan fare boyutunda bir tilkiden duymaya alışamayacağım, diye düşündü kız.
"...Sol mu, sağ mı?"
Matilda duraksadı. "Bunu düşünmek için vakit yok!" diye bir çığlık koyverdi. Eli kısa siyah saçlarına gitti. "Sol?"
"O HALDE SAĞ! YÜRÜ!"

Tekrar koşmaya başladılar. Aslında koşan Matilda'ydı, lakin fazlaca sallanan bir omuzda durma işi de öyle her baba yiğidin harcı sayılmazdı doğrusu. Anlaşılan bu iş bittikten sonra Matilda'nın mavi elbisesisin sağ omzunda küçük küçük delikler olacaktı. Ya da etinde. Pençelerin ne kadar derine battığı şu an önemli olamazdı. 

"Anlamıyorum!" dedi kız nefes nefese. "Koşmanın bir faydası var mı? O... o ışınlanabiliyor!"
"Hareket ettiğin sürece iniş noktasını sabitleyemez." dedi tilki az önceki çığlığına nazaran daha sakince.
"Ne yani, hiç durmadan koşacak mıyız?"
"Duyu alanından çıkmamız gerekiyor. Duyuları fazla hassastır. Bir noktaya kadar kullanışlı bir özellik, evet, fakat uzun vadede fazla katkı sağlamıyor. Çok fazla dönüt var!"
"Kalabalıktan yürümemiz daha mantıklı olmaz mıydı?!"
"Kalabalık mı? Omzunda konuşan bir tilkiyle koşan bir kızın yerini kalabalıkta saptamak için hassas duyulara ihtiyaç yok. Ana okulunda noktaları birleştirme oyunu öğrenmişse meraklı suratlardan bir harita çizebilir!"
"BANA ANAOKULUNA GİDİYORUZ DEME?!"
Tilki o kadar küçümseyici bir ifadeyle baktı ki Matilda'nın bunu görmesi için bakmasına gerek kalmadı.
"SEN bizi ne sanıyorsun, vahşi hayvanlar mı! Tabii ki anaokuluna gidiyoruz! Anaokulu fikrini size aşılayan kimdi sanıyorsun!"
"Affedersiniz Bay Vahşi-Olmayan-Tilki!" Matilda'nın koşmaktan kızarmış suratı şimdi sinirden pancar rengine dönmüştü. "Camımdan içeri uçarak girip 'Ben senin peri annenim!' diyeli sadece 3 gün oldu. Son yarım saattir beni kovalayan ve yakalarsa da öldüreceğini tahmin ettiğin bir türdaşının anaokuluna gittiğini düşünememem benim hatam tabii!"
"Heey 'peri annenim' demedim! Ayrıca her türün bir delisi vardır. Görünüşe bakılırsa seninki sen, benimki de oymuş ki aranızda bu denli güçlü bir enerji akışı var. Tamam be, bakma öyle!" Dar sokak sonunda otopark gibi bir yere çıkmıştı. "ŞURAYA BAK! Arabanın kapısı açık! Çabuk çabuk içeri gir!"
"Araba süremiyorum!" Matilda artık inliyordu. "Ne? Sürücü belgesi pahalı bir şey!" 
Gri arabanın açık ön kapısından içeri daldılar. Kapı arkalarından gümledi. 
"Eğil!"
Matilda koltuğun dibine çöküp bekledi. Minyon tipli olduğu için yaradana bir kez daha şükrediyordu. Kafasını kaldırıp göz ucuyla kontak kilidine baktı. Belki de tilki ona araba sürme yeteneği verebilirdi. 
Anahtar yoktu. 
"Patrick..." dedi omzuna. "Anahtar yok. O halde kapı neden açık?"

"Çünkü bu bir tavşan tuzağı." dedi iyi niyetli olamayacak kadar çirkin bir ses. Dibine çöktükleri koltuğun tepesine beyaz bir tavşan tırmanıyordu. 
"İlginçtir, bu sefer av olan ben değilim."

"Richard, bunu yapmak zorunda değilsin." Patrick'in kibar sesi korkusunu gizleyemiyordu. 
"Kes sesini Patrick." dedi tavşan. "Ya da Sir Patrick mi demeliyim? Ah, hayır hiç de gerek yok. Yaptıkların açığa çıktığında artık Sadece-Patrick olacaksın. Hatta adın bile elinden alınabilir. Bir...fare olursun." Kırmızı gözleri zevkle parladı. "Sana gelince...insan..." Kusmamak için ara vermiş gibiydi. "...içind...Ne? Aptal olma, seni öldürmek niyetinde değilim. Ayrıca hayır, tatlı da değilim ve niyetimi gözden geçirmemi istiyorsan eğey, arzu ettiğin gibi bana dokunabilirsin."

Hangisi daha rahatsız ediciydi; çok tatlı hayvanlar olmaları mı, düşünce okuyabilmeleri mi?

"Seni öldürmek isteseydim şu an kemiklerinin çürümesi bile başlamış olurdu. Ayrıca, kürkümü temiz tutmayı severim." 

Richard koltuğun başlığından zarif bir şekilde kendini bırakarak koltuğa kondu. Matilda'nın yüzüne o kadar yaklaşmıştı ki, beyaz bıyıkları burnuna değecek gibi oluyordu. 

"Yapmak istediğim şey, hafızanı değiştirmek. Anlıyorsun ya, bu yüzkarasının seninle irtibata geçme gibi bir hakkı yoktu. Türümüz açısından tehlikeli bir durum. İki tarafın da cezayı ödemesi gerekiyor."
"Hakkım yok muydu? HAKKIM YOK MUYDU?!" Patrick korkusunu üstünden silkelermiş gibi titreyip Matilda'nın kafasına hopladı. Şimdi Richard'a yüksekten bakıyordu. 
"Asıl sizin bu kızı terketmeye hakkınız yoktu! Onun... Onun ne olduğunu biliyorsunuz!" 
Richard bir saniye durdu, burun delikleri açılıp kapandı ve sonra birden ciyaklar gibi bir ses patlattı. Gülüyordu.
"Aaah, zavallı Patrick. Sandığımdan daha deli çıktın. O aptal bir kız. Türdaşları gibi. Aptal insanlar... Gerç..."
"APTAL SENSİN!" Patrick var gücüyle bağırmıştı. Richard'ın yüzünü küçük çaplı bir şok dalgası kapladı. "Sen ne benden üstünsün ne de ondan. Aynı şey onun ve benim için de geçerli. Bizim görevimiz ayrım yapmadan bütün canlılara hizmet etmek, bunu nasıl unutsun?"
"Ben hiçbir şey unutm..."
"Onun kafasının içini gördün. Hepimiz gördük. Doğduğu gün belliydi bu! O beklediğimiz değişikliği yapacak kişi!"
"Değişiklik görecelid..."
"Ben bir düştilkisiyim!" Kim olduğunu yeni hatırlar gibiydi. "Ne kadar salağım! Sen hangi akla hizmetle buraya gelir bizi kovalayıp tehdit edersin! Ben Sir Patricus, bir Düştilkisi'yim! Sen, zihinleoynayan, istersen bütün hafızamı değiş. Bu gerçeği değiştiremeyeceksin! Bana verilen yetkiyle seni bu kıza dokunmaktan men ediyorum!"
"Bu ne cürret!" dedi tavşan. Sesindeki güven eksilmiş gibiydi. "Sen bunu yapam..."
"Hele bir dene!" diye ciyakladı Patrick. 
Tavşan gerindi, diklendi, kulaklarını antenler gibi çevirdi. Burnu oynadı, bıyıkları titredi. Gözleri kısıldı, ağzının kenarı yukarı kıvrıldı. Ve sonra... sessizliğini bozmaya hiç de niyeti olmayan Matilda'ya bir ömür gibi gelen bir sürenin ardından... hiçbir şey olmadı. Kendi zihninde ortaya çıkan "Ben şizofren oldum. Kesin şizofren oldum!" düşünceleri ve tavşanın faltaşı gibi açılan kan gözleri dışında. 
"Sen...o...nasıl..." Sesini düzeltti. "Nasıl bir büyü kullanıyorsun bilmiyorum Tilki, ama emin ol Yüce Konsey'in bundan haberi olacak!"
"Leydi Liliac'a sevgilerimi ilet!"
Bir pof sesi geldi, tavşan gitmişti. 

Sonunda Matilda konuştu. 
"Beni öldüreceğini tahmin ettiğin şey bu gıcık tavşancık mıydı?"
"Öldüreceğinden kim bahsetti?"
"SEN BAHSETTİN!" dedi Matilda. "Önce derinde bir kaşıntı hissedeceksin sonra iç organların yavaşça yanacak dedin!"
"Koşman içindi elbette!"
"Beni sokaklarca koşturdun! Bir hiç için!"
"Genç hanım!" dedi Patrick sitemle. "Omzundan aşağı sarkıp düşmemeye çalışmaktan zevk almadım elbette! Tek yapmaya çalıştığım seni korumaktı!"
Matilda büzüştüğü yerden kalkarak kapıya davrandı. "Sen gelmeden önce...uff açıl...benim...korunmaya..." Arabanın kapısı açıldı. Matilda kendini dışarı atarak yazlık kotunun elleriyle silkeledi. "Korunmaya ihtiyacım yoktu! Psikopat tavşanlar tarafından kovalanmıyordum. Ya da aklımı okuyan hayvanlarla konuşmuyordum!" 
Tilki üzgün gözlerle baktı. Bir iç çekişle kafası önüne düştü. Koltuğa oturmuş, kuyruğunu da eline almıştı. 
"Potansiyelinin farkında olmamak suç değil, anlaşılır bir şey." dedi tane tane. Matilda'ya baktı. "Ama onu reddetmek, dünyayı değiştirebileceğin halde reddetmek bana anlaşılabilir gibi gelmiyor." dedi.
"Bana bir bak Sir Patricus." dedi Matilda. "Dünyayı değiştirmekten bahsedip duruyorsun ama bende bunu yapabilecek bir tip görüyor musun? Dünya nasıl değiştirilir ki? Bunlar bana artık çocukça geliyor. Dünyayı değiştirmekmiş. Ben o kişiymişim. Bunlar sadece...hikaye."
"Benim o tavşan üzerinde hiçbir yetkim yoktu." dedi Patrick. "Hafızanı sileceğinden neredeyse emindim. Ama birden düşündüm ki, belki de yapamaz. Çünkü sen... farklısın. İki bin yıldır canlılara ilham veriyorum, her düştilkisinin yaptığı gibi. Küçük bir itelemedir tek yaptığım. Elma düşürme, su sıçratma, ilk dize...bilirsin işte. Ama daha önce hiç bir bağı koparabilen birini görmedim. Senin zihnine...giremiyorum! Okuyabiliyorum, evet. Ama giremiyorum. Düşündüm ki...o da giremez. Siyah bir boşlukta asılı duran bir kürede yaşadığına inanmak kolay da bu... çok mu zor?"
Kız durdu. Eli saçına gitti, kafasını kaldırıp havaya baktı. 
"Bana demiştin ki..." dedi Matilda yavaşça. "...aramızdaki bağın kopması bir problem demektir ve eğer bahsettiğin o 'değişimleri' yapacaksam bağın onarılması gerekiyor."
"Evet."
"Şimdilik problemin sebebi ve çözümüne yoğunlaşsak olmaz mı?" Gülümsedi. "Dünya fazla büyük."
"Fare görünümlü bir tilkiysen, gerçekten öyle." dedi Patrick gülerek.
Matilda tilkiyi eline alırken sordu. "Cidden... sen neden böylesin?"
"Aman yani..." dedi Patrick. Geldikleri yoldan dönüyorlardı. "Hep aynı soru...neden neden neden... Anne tarafım biraz minyonmuş sadece o kadar."

20 Mayıs 2014 Salı

qapaq

"Yıldız..." dedi oda arkadaşım ben ona bir maille terkedilişimin 1. ay dönümünde nasıl da bir maille terkedildiğimi milyonuncu kere anlatırken. "Bak. Bu insan ölmüş de olabilirdi. Hadi diyelim senden ayrılmadı ama tak diye öldü. Olur, olabilir yani hayatta böyle kötü şeyler de var. O zaman da alıştığın düzen aynı bu şekilde bozulacaktı eğer sıkıntı ettiğin buysa. Tamam, aylarca her gün konuştuğun insan seni terketti, o yüzden şu an boşlukta hissediyorsun, üzülüyorsun ama yaşantı bunlar, zamanla unutacaksın, geride bırakacaksın. Böyle aynı olayı kendine her gün her gün en baştan yaşatmak sana hiçbir şey kazandırmayacak tam tersi daha da kızışacaksın. Let it go. Sil telefonundan fesyten falan, görmeye görmeye unutacaksın."

"Ama... ama... o arkadaşız sanıyor şimdi silersem.."
"Ya o sana ulaşmak isterse zaten ulaşır bir şekilde. Whatsappten son görülme tarihine bakıp napacaksın sürekli?"
"Ama feysten anlar.."
"Girme abi feyse."
"Ama okulla ilgili hiçbir şeyden haberim olmaz..." (Hiç gitmediğim partilerin hepsinden haberim olmalıydı, çünkü ancak haberim olursa gitmezdim hıhığm. Çünkü böyle. Hıhığm.)
"Yıldız. Sil."

Yasemin o an dünyanın en haklı insanıydı.
18 Mayıs.
18 yıllık hayatım boyunca bana zevk veren, "hayatım" olarak nitelendirdiğim aktivitelerin, hobilerin hiç ama HİÇBİRİNİN beni mutlu etmediği bir ay geçirmiştim 18 mayıs itibariyle. Elime kitap alınca kusasım, kalem alınca sıçasım geliyordu. Dizi açınca şimdi kim bakacak ekrana deyip kapıyor, oyun açınca şimdi kim tuşlara basacak deyip bilgisayarı fırlatıyordum. Yapmaktan hoşlandığım tek bir şey vardı artık: yürüyüş yapmak.

Evet. Ben Yıldız Aşar, yürümekle bir sorunu olmasa da oturmayı tercih eden, 5dkkalık yolları arabayla gitmekten, "sahil kenarında güneşin batışını izlerken uzun yürüyüşler yapmayı severim;)" diyenlere "BEN DE BİYONSENİN BACAĞIYIM!!" diyen ben (neden böyle diyormuşum ama çok mantıksız...ama neden...NEDEN...) artık resmen kilometrelerce yürüyen bir koşu bandı olmuştum. Resmen sağlıklı bir yaşam sürüyordum lan. Yediklerimin kalorisini falan düşünüyord- oha çok sağlık kasmışım. Neyse. Keşke devam etsem buna. Çünkü önümüz de yaz, malum.

"Mutsuzluk, üzüntü" olarak adlandırdığımız duyguların bazı kademeleri var. Örneğin üzücü bir olaya ağlayarak, bağırıp çağırarak, küfürler savurarak tepki gösterebilenlere özeniyorum şu an, kendileri gayet normal bir üzüntü evresindeler ve aslında gayet sağlıklı bir tepki veriyorlar. Çünkü o kişinin ağzına sıçınca, en azından, duygularının ne olduğunu anlayabiliyorsun. Benimkisi öyle olmadı işte.

Ben o kadar üzüldüm ki, kesinlikle tepki veremedim. Evet en kötü üzülme şekli olabilir bu. Ne ağladım, ne kızdım, ne protesto ettim, ne küfrettim ne somurttum hiçbir şey. O kadar hayal kırıklığına uğramıştım ki hiçbir tepki vermedim, uğraşmaya değmez be deyip "Sen haklısın, dediklerine katılıyorum, bence de böyle olsun, mutsuz da değilim zaten en iyisi de buydu dedim.". Ama böyle yapınca gerçekten ne hissettiğimi anlayamadım, dediklerime inandım galiba bilmiyorum, böyle bi kültür şoku mu denir, ne denirse bir şok girdi bana. Şoka cirdim.

Ya şimdi hadi arkadaşlarımı geçtim, söz konusu adamı bile geçtim de ben KENDİM bu dediklerime nasıl inandım, anlayamıyorum. Bir insan ona ne kadar mutlu olduğunu, onu ne kadar sevdiğini söyleyip, (çaktırmadan da gelinlik sitelerine girmeye başlamış bi insan), 'ayrılalım' cevabı aldıktan 5 dakika sonra "Ya haklısın bence yha yoq qeqe hiç üzülmedim rahatladım, benim de zaten kuşkularım vardı." dediğinde buna inanıyorsanız, buna inanıyorsa, buna inanıyorsak, buna inanıyorsam orada bir sorun olmalı. Adam kandı, arkadaşlarım kandı, ben de kandım. Gerçekten üzülmediğimi, depresyona girmeyeceğimi düşündüm. Ayrılığın ertesi günü hiçbir şey olmamış gibi erkenden yataktan çıktım (resmen erken kalktım), çok güzel bir kahvaltı yaptım, güldüm eğlendim, arkadaşlarımla konuştum, gezdim, kahkahalar attım, terkedilişmle dalga geçtim, yedim, içtim, yürüdüm.....yani her zaman ne yapıyorsam onları yaptım ve ciddiyim, üzülmediğime ve üzülmeyeceğime inandım.

Ne zaman ki kendi başıma kaldım, "Ahan" dedim "Yıldız sıçtın.". Çünkü sonunda "Ama neden böyle yaptı...nasıl sevmez..." gibi soruları sormaya başlayacak vaktim vardı.

Ondan sonra da zaten normal yaşantıma geri dönmek bana o kadar zor geldi ki, anlatamam. Benden her sabah yataktan kalkıp kahvaltı yapıp derslere gitmem, umrumda olmayan konuları dinlemem, umrumda olmayan insanların umrumda olmayan cümlelerine cevap vermem, yemek yemem, ders çalışmam, kısacası günlük hayatın bana dayattığı bütün sorumluluklarımı üstlenmem ve fonksiyonlarımı düzgünce yerine getirmem bekleniyordu. Sistem denen büyük bir makinanın küçük dişli bir çarkıydım ben ve dişli çarkların depresyona girme, üzgün hissetme gibi bir olayı olamazdı. Dönecektim. Dönmezsem pas tutardım, pas tutarsam yeni bir dişli çarkla değiştirilirdim. Yani resmen rol yapacaktım.

Lakin ben kafamda düşünceler döndüğü zaman hiçbir şey yapamam.Bazı insanlar kötü hissedince işe veriyorlar kendilerini.
YA BEN BİR İŞE ODAKLANAMAM. Bir aktiviteye odaklanamam. Yani en azından önceden yaptığım hiçbir şeye odaklanmıyormuşum. Yatakta mumya gibi yatıp tavana bakıyorum ben hobi olarak. (İlginç bir şekilde temizlik yapmak hoşuma gidiyormuş, bunu keşfettim. Lekelerin çıktığını, istenmeyen eşyaların çöpe gittiğini, dağınıklığın toplandığını görmek hoşuma gidiyormuş. Ama önce annem sonra insanlık bu yeteneğime hazır değil, çok tehlikeli bi bilgi bu, açığa vuramam saklıyorum. ) Temizlik yapmak kafayı dağıtır diyorlar ama yeek öyle bişi yeeaaaa ben sevmiyom temizlik falan pfffff.

*o* Yürüyüşe çıkmak. *o*
Evet. Yürüyüşe çıktığımda bunların hiçbirini yapmam, düşünmem gerekmiyordu. Özellikle de vakit akşam olduğunda ne ben insanları net bir şekilde görebiliyordum ne de onlar beni görüyordu. (Ki ben normalde de kimseyi net görmüyorum gözlük takmayınca. But they can see me. Sauron sees me. )Kimseyle konuşmak zorunda değildim. Kimseyi dinlemek zorunda değildim. Ayaklarıma yürü diyecektim yürüyeceklerdi. Kulağımda müzik, ayaklarımda spor ayakkabılarım, yürüyordum. Bir yolu başından sonuna yürüyüp sonra basitçe geri dönüyordum. Bitirdiğimdeyse mutlu oluyordum. Rahatlıyordum.

Ben, günlerden bir gün gecenin 1inde yürüyüşe çıkıyorum diye çıkıp sabah 4te dönünceye kadar kimse bu durumdan rahatsız falan da değildi açıkçası. Aa yürüsün kız ne güzel işte spor, diyorduk. Ama dediğim gibi ne zaman ki 1de çıkıp sabah 4te döndüm, oda arkadaşlarım "Nerdesin lan orospu meraktan öldük!" diye ağzıma sıçtı. (Aslında ben de korkudan yusuf yusuf oldum çünkü yağmur sonrası çok ıssız bir orman yolundan yürüdüm ve birden bi baktım arkadan çok yaaaavaş bi şekilde bi motorlu geliyor 'Hassiktir pıçaklayacaklar beni' diye koşmaya başladım ama motorcu beni takmadı tabii ki yoluna gitti. Sonra her yerden kedi köpek fırladı. Ağaçlar gece korkunç sesler yapıyormuş bi de. Amk çok korkunçtu. Ama 1 kilo vermişimdir pozitif olalım keh keh keh.)

Bu yüzden artık bir karar vermem gerekiyordu. Kesinlikle yeniden birleşme gibi bir olasılığın olmadığı bir adamın, (hani o istese bile benim kabul etmeyeceğim,) ve benim burada çektiğim üzüntülerin zerresini bilmeyen, bilse de takmayacak olan bir adamın beni terketmesine üzülmeye mi devam edecektim yoksa piç gibi ortada bıraktığım hayatıma mı devam edecektim. 1 ay kısa gibi görünse de uzun bir süre aslında. Üzülmek için.

"Sildin mi?" dedi Yasemin.
"Sildim." dedim.

Saat tıkladı. Güneş doğdu. Takvim 19 Mayıs'ı gösterdi.
ve geri kalan hayatımın ilk günü böyle başlamış oldu.


SON-hop hop HOP!
Bi saniye.
Peki şimdi ne yapacaktım?
"Napacam lan şimdi..." dedim ciddi ciddi.
Günün her saati, her dakikası, her saniyesi konuşacak bir insanım olması fikrine, 'sevgilim' olması fikrine o kadar alışmıştım ki, önceki 18 yıllık yalnız hayatımda ne yaptığımı tamamen unutmuştum. Nankör zilli! Ne ara unuttun hemen? Çok götün kalkmış senin!

Ama napayımmmmmm olmuş işte. Bi baktım hala daha kitap okumak istemiyordum, yazmak için blogu açtığımda içimi sıkıntılar stresler basıyor-geri kapatıyordum. Ben... nasıl gelip yazıyordum bu bloga? Ne yapıyordum ben ya bütün bir gün boyunca?!?!?!?!

Birden dizimag kapandığından beri (acımız hala büyük) doğru düzgün dizi izleyemediğimi farkettim ve eskiden, gençken toy bir kızken gün boyu ne yaptığımı hatırlayana kadar bi-iki bölüm dizi izleyeyim dedim.

Ve günün sonunda kendimi 1 sezon dizi bitirmiş ve gülmekten yanakları acımış, yataktan kıpırdamadığı için her yanı tutulmuş, yediği abur cuburlardan karnı ölümüne şişmiş, diziyi bırakıp tuvalete gitmeye üşendiği için de çok pis çişi gelmiş bir kız olarak bulduğumda sorumun da cevabını bulmuş oldum.
"Ene...bunu yapıyordum ben lan....dizi izliyordum güzel güzel... hehe...hehehe...ay çok kolay oldu..."
:-D.

Evet ulan. Oturup komedi dizileri izleyip gülüyordum ben akşama kadar. Tamam belki sevgiliyle mesajlaşmak, dışarı çıkıp yürüyüşler yapmak, doğayı bir güzel görmek daha güzeldir ama... ben Yıldız'dım. Bazen hiçbir şey yapmayıp kendine yatakta dizili-aburcuburlu günler veren, her kolpa olayda bir komiklik gören, yaşadığı her şeyden sonra ibret alsa da her şeyi sevmeye SEVMEYE devam eden ve sürekli, yoluna, yaşadıklarını yazarak devam eden bir kızdım ben. Kendine acıyan, kendi üzüntüsünün içinde yüzüstü yuvarlanan, hiçbir şey yapmadan her gün her gün aynı şeyi düşünüp üzülen bir kız değil.

Abi o değil de...resmen "seni kardeşim gibi görüyorum artık" lafıyla terkedilmiştim. Ulan...aslkdkas.... o kadar kolpayım ki resmen "sevdiğim kız bana abi dedi" apaçiliğini yaşadım lan ilk ilişkimde. Komik değil mi :D DEĞİL Mİ :D Şimdi düşününce...bi komik geldi. :-D Yalnız ben o apaçilerle çok dalga geçtim, youtube'da izleyip izleyip AISLFJSKOZFKGMRSDJKFHSNZOFKVLDJN ŞUNA BA AMK şekillerinde güldüm, BENİM ADIM CAFER...MAVİ GÖZLÜ KIZLARI......SEVVVVVERRRİMMM şeklinde taklitler yaptım ya kesin ondan çarptı beni yukardaki.

Hem de tam 1. ay dönümümüzde "Ya biz çok mutluyuz yaa seviyo bence beni.." dediğim gün terketti ŞAAAAK QAAAAPAAQQQQQ. Evren beni öyle bir göt etti ki, valla helal olsun güzel göt oldum. Yüzümün olduğu yerde şu an en azından yüzümden daha güzel bi göt var. Göts. Götcükler. Göt.

Çok uzun oldu bu galiba....şu an için üşeniyorum baştan okuyup hataları, saçma cümle kuruluşlarını düzeltmeye. Gidiyim bi yemek yiyim, sonra şeederim. Öpüyorum hepinizi. İşşalah her hafta yazarım artıkın, önceden işsiz olduğumu hatırladım ya, artık ne yapmam gerektiğini biliyorum.
Sevgiler.

30 Nisan 2014 Çarşamba

Tur Bölüm 1

"ŞÖFÖR BEY MÜZİK AÇIN MÜZİK, GARILAR KALKIN OYNAYACAZ!"

İşte tam o an, dobiş teyzelerin çalan Demet Akalın 'Türkan' şarkısına el çırpıp oynamalarını izlerken evrenin sırrını çözdüm. Muhtemelen çalıntı olan kırık dökük-daracık bir otobüste, 48 tane cingan Trabzon'lu teyzeyle 4 gün sürecek bir yola çıkmıştım. Popom şimdiden oturmaktan acımaya başlamıştı, havalandırma bozuktu, telefonumun şarjı şimdiden %8 idi ve fazla yük olmasın diye yanıma beni eğlendirebilecek HİÇBİR ŞEY almamıştım. Kağıt kalem bile. Kağıt kalemim olsaydı az önce varma şerefine eriştiğim evrenin sırrını not alabilir, kendimi ve gelecek kuşakları benim yaşamak üzere olduğum şeyleri yaşamaktan kurtarabilirdim. Kendimi kurtaramadım, ama sizi hala kurtarma şansım var. Evrenin sırrı şu:

"Annenizin gün arkadaşları ve onların gün arkadaşlarının ayarladığı bir tur asla kaliteli, eğlenceli ve iyi bir fikir olamaz. YAPMAYIN."
Bir tane de bonus sır var:
"Benzin istasyonlarının tuvaletleri yaratılışları gereği insan tahammülünün ötesinde bir pistir."

Ey insanlar! Bu kavgalar neden? Hayatta temiz bir tuvalet ve oturmaktan erimemiş bir poponuz varsa bu savaşlar neden? Gelin birlik olalım ve tuvaletlerin ve popolarımızın ve uçakların kıymetini bilelim. Gerisi boş. Gerisi yalan.

Peki ben nasıl mı tuvaletlerin, popoların ve evrenin sırrını keşfetmeklik oldum?

Her şey üniversite yaşamının bana kazandırdığı sürtüklük ve doğamda bulunan salaklık yüzünden oldu. Üniversite'ye geçtiğinizde bi "Ya orayı gezmeli burayı gezmeli şuraya gitmeli..." isteğine kapılıyorsunuz ve üniversitelerin de bu isteği körükleyen bir sürü gerekli gereksiz tatili oluyor. Bakın diş kontrollerim gereği her 6 haftada bir Trabzon'a gelmek zorundayım ve inanır mısınız şu ana kadar hepsi tatile denk geldi. Ama bugün ben neden devamsızlıktan sınıfta kalma tehlikesi içindeyim, o benim 10 metre yanımdaki ve ÖĞLEN 12DE başlayan derslere uyanamama üşengeçliğini göstermem yüzünden, neyse oraları geçelim.

Nisanın 18inde başlayacak 10 günlük bir bahar tatilim vardı. Ve ben artık her ay olduğu gibi trabzona gelmek istemiyordum ama sonra farkettim ki yine her ay olduğu gibi diş kontrolüm var gitmek zorundayım zaten. Yine de "yaaa gitmem bu ay da gider eskişehiri falan gezerim..." diye düşünürken birden mucizevi bir şekilde telefonum çaldı ve arayan annem bana duymak istediğim o sihirli kelimeleri söyledi. "Yıldız. Ben. Gap. Turuna. Çıkacağım. 1. Kişilik. Boş. Yer. Var. Sen. De. Gel."

DIPS.
ÇIKS.
DIPÇIKS.

Gerisini hiç sorgulamadım, direkt atladım Trabzon'a geldim. Ama meğersem annemin gün arkadaşlarının organize ettiği bir şeymiş, otobüs tur şirketi vs ayarlamışlar ama otobüsü görseniz... nasıl kötü, nasıl eski, dökülüyor. Tura katılan kadınlar gibi. ANAN HARİÇ DE! Anam hariç. Anam genç bi kadın. (Bu cümleleri telif haklarından dolayı kurmam gerekiyor yoksa annemin NASI YANE BEN YAŞLI MIYIM şirketi bana tazminat davası açar ağzıma sıçarlar.)

İşte böylece ben de kendimi o otobüsün içinde ALLAHIM BEN NİYE BURDAYIM ALLAHIMM BANA NİYE ZAMANINDA AKIL VERMİYON Kİ SEN BAK HEP BÖYLE YAPIYOSUN TÖBE BİSMİLLAH diye söylenirken eve geldiklerinde 1 saat bile katlanamadığım o gün-teyzelerine 328753987429874 saat katlanmam gerektiğini farkettim ve ilk durağımız olan Gaziantep'e varana kadar yaşadığım travmaları anlatmak istemiyorum çünkü okurken kör olabilirsiniz.

Çünkü şarjım bitmişti, karnım ağrıyordu (otobüs yolculukları hep karnımı ağrıtır), popom acıyordu, mola yerlerimiz içinde ilk insanların çiş kalıntılarının bile olabileceği pis benzin istasyonlarıydı (hepsini kullanmak zorunda kaldım............), havalandırma bozuktu ya hiç üflemiyordu ya ölümüne üflüyordu, kadınların çenesi demet akalının sesi bi durmuyordu, otobüsteki en genç insan bendim ve bu yüzden kadınların benden istekleri bitmiyordu (yıldız sen genç kızsın yavrum hadi kalk bana x ver/yap) ve en kötüsü en kötüsü EN KÖTÜSÜ de yapacak hiçbir işim olmadığı için dışarı bakıp istemsizce düşünüyordum. Ve eminim siz de yola çıkmadan daha 3 gün önce sevgilinizden sizden ayrılmaya karar verdiğini söyleyen bir MAIL alsaydınız (maille ayrıldı oç), siz de benim gibi cam kenarında o sıcağın içinde oturup en az 15 saat düşünmek zorunda bırakılmanın dünyadaki en kötü şey olduğunu düşünürdünüz.

ama hayat devam ediyor, napcaksın gülüm, biz de sonunda turumuzun başladığı Gaziantep'e vardık.

bölüm sonu dupçış

11 Nisan 2014 Cuma

Aslanım benim, sıçtın!!!!!!!!!

Her gün olduğu gibi, yine 5. kata nefes nefese ulaştım. Götünü götüremeyen dobiş trabzon teyzeleri gibi bir "Viyuhhhhh...." çektim "Ay gizum dur bi gözünu yeduğum iflahum kesuldu bi du."
Merdivenlerin önünde kendime 1 saniyelik dinleme payı tanıdım ve yurdun bir asansörü olmayışına yine, belki de yüzellibininci kere sövdüm. Son bi gayretle odamın kapısına ulaştım, ayakkabılarımı fırlattım ve yatağa hoplama hevesiyle içeri daldım. Oda arkadaşlarım ve tanımadığım bi kız odanın ortasında ayakta sohbet ediyorlardı.
Oda arkadaşlarımdan Seda (Kübra, İdil,Seda,Başak,Yasemin tam ekip) tanımadığım kıza dönüp "Aha Yıldız'a sor o biliyor bu konuları." dedi.

Çantamı yere fırlatıp "Neyi  bilirmişim?" dedim.

Tanımadığım kız "AYY ÖYLE Mİİİ!!!!!!!" diye bi çığlık attı. "NASIL YAPTINN?"
"Ne yaptım?"
"NE DEDİN KIZZZZZ?"
"Ne ne dedim?"
"NASIL OLDU ONA YANİ NE DEDİN?"
"Kime ne demişim ki ben ya?"
"AYYY SEVGİLİNE KIZZZZ YA BEN Bİ ÇOCUĞA AÇILMAK İSTİYORUM ÇOK AŞIĞIM DA NASIL YAPSAM BİLMİYORUM YOK ANACIM BENİM DERDİME DERMAN YOK?!"
"Ohaaa..." dedim. "Aaaaaa ilişki tavsiyesi mi istiyosun benden?!!!"

Çantamı bırakıp yatağa oturdum. "Vay anasını yaaa.." diye düşündüm. Resmen gerçekten ilişki tavsiyesi vermeklik olmuştum. (Çünkü inanmayacaksınız ama EVET ARTIK SEVİYELİ Bİ İLİŞKİM VARDI VALLAHİ HIHIĞMMM KDJFDVFDKFD yalnız hiç düşündüğünüz gibi bişey değil çok kolpa kolpalar kolpası.)

İki yanımda sallanan kısacık saçlarımı savurdum (Evet saçlarımı kestirdim artık çok kısalar. Aslında ben kısa istemedim kuaför üçe vurdu. Omzumun altı olsun derken çıkırt diye bi ses geldi bi baktım saç yok.). "Ayyyy tatttlımm yaaaaa hohohoho ben bişey demedim ki oluverdi birden hihihihi." [(Açılan kişi bendim.) (Milyonlarca şey dedim.)] "Çok düşünmiyceksin bu konuları canım, seviyosan git konuş benceeeğğ." [(Ben günlerce aylarca düşündüm kendimi paraladım.)] Lütfen yargılamayın ablanız olarak hakediyorum artık bu havalara girmeyi. Gidin konuşun lan. Gidin konuşun!

Neyse, inanmayacaksınız ama aslında burdaki ana fikir benim artık bir yarim olduğu gerçeği değil, o kısımlar çok uzun çok çileli anlatmaya teeee yılbaşından hatta geçen yılın yazından başlamam gerekir. Bi ara yaparız o işleri. Hatta yapamayız çok kolpa çok utanıyorum hikayeyi anlatmaya anlatamam hazır değilim.  :D

Bu hikayeyi anlatmamın sebebi o tanımadığım kız. Adı Kız olsun. Neyse bu Kız dediğim gibi sevdaluklar içinde çileler çekiyordu. Onda kendimi gördüm, çok pis empati sempati kurdum ve Güzin Abla'sı olup onu kanatlarım altına almak istedim. Sorularını "Bak güzelim sen ablanı dinle.." cümleleriyle elimden geldiğince cevaplamaya çalışıp tavsiyeler verdim ve arkadaşlığımız öyle başladı.

Ondan sonra ne zaman dışarda karşılaşsak çok kısa selamlaşıp sohbet ettik. Sohbetimiz de genellikle hep bahsi geçen çocuğa açıldı mı açılmadı mı son durum ne, dediğim planı uyguladı mı sonucu nasıl oldu hep onlar üzerine oluyordu. Mesela bir gün kütüphanenin önünde karşılaştık, "AYYY CANIMM AÇILMAYA KARAR VERDİM ONU BEKLİYORUM!!!!" dedi, sarıldım şans diledim ayrıldım yanından. Sonra 3 gün sonra tekrar karşılaştık "BAK GÖRÜYO MUSUN GELMEDİ PİÇ O AKŞAM AÇILAMADIM!!!!" dedi "Ay orospu çocuk yaaa o kaybetti bi kere!!!" deyip Güzin Ablalık kanunları gereği çocuğa bok atmasına da eşlik ettim hahaha. Anlayacağınız, kızı sevdim yani öyle selamlaşmaklık ilişki-update yapmaklık güzel bi arkadaşlığımız vardı. Çok da neşeli, heyecanlı, konuşkan bi kız bi de öyle eğleniyordum ben o o tarz konuşurken. Sen misin Yıldız insanlara Güzin Abla kesilen, Allah çarptı.

Geçen gün çok önemli bir sınavımız vardı, sınavdan önceki son akşam hayvanlar gibi ders kasacağımız ve haliyle geceleyin çok acıkacağımız için bölümden çok yakın arkadaşlarım (Varol, Gamze) ile geceyarısı buluşup yemeğe gitmeye karar verdik.

Ama ben hayvanım bildiğiniz gibi, tabii ki gece yarısına kadar bekleyemedim saat 10a gelince benim karnım "yimahhhhh" diye dürtükler atmaya başladı. Hemen benimkilere mesaj attım, neyseki onlar da benim gibi hayvan onlar da acıkmış sdjsdljf. Ama Gamze yazarak çalışıyormuş ve çok güzel konsantre olmuş, bırakmak istemedi. Biz de tamamdır bacım çalış sen dedik, ben de o ara Aziz napıyor merak ettim onu aradım, işi yokmuş geleyim dedi öyle çıktım yurttan onlarla buluşmak üzere.

Kütüphanenin önünde Varol'la buluştum, tam sarıldık derken birden arkadan "YILDIIĞĞAAAZZZZ" diye bir çığlık geldi, bir baktım o Kız. "AY HİÇ SELAM VERMİYORSUN KONUŞMUYORSUN AŞK OLSUNNNN!!!!!" diye başka bir çığlık attı. Şimdi. Fizik kanunlarına göre birincisi boyu benimkinin on katı bir insana sarılırken etrafı görmem imkansız. Ayrıca uzağı göremeyen gözlerle gece vakti etraftan geçen insanları görmem imkansız. Ayrıca arkadaşıma bakarken de etrafı görmem imkansız. Ayrıca selam da veriyorum lan o kadar Güzin Ablanım lan ben senin doğru gonuş benle ben yari olan bir gızım artıkın!!

"Ay ben uzağı görmüyom ki hihi" dedim. Kız parmağını ikimizin arasında sallayıp "BURAYI DA MI GÖRMÜYONNN HA BURAYI DA MI" dedi. Cevap veremedim. "EEE NAPIYORSUNUZ SİZ BURDA?!"

Kızın cümlelerini büyük harflerle yazıyorum çünkü böyle biraz heyecanlı, yüksek sesle konuşan, altın günlerinde kahve falı bakan "BAK BANA MALUM OLDU BEN SANA TAŞ ÇATLASIN 3 VAKTE KADAR Bİ KISMET GÖRÜYORUM" diyen ele başı teyzeler gibi bir konuşma stili var. Ama dediğim gibi hoşuma gidiyordu böyle olması gülüyordum sempati duyuyordum. :-D

Varol "Doydosa gideceğiz yemek yemeye sınavımız var da yarın acıktık yemek yiyelim dedik...Ben Varol bu arada!"
"AAA ÖYLE Mİ ÇOK MEMNUN OLDUM BEN DE KIZ,  NE GÜZEL NE GÜZEL AYYY BENİM DE SINAVLARIM VAR YIHAA SORMAYIN BU SINAVLAR ZATEN..."
"Hadi yaa, sen de mi sınava çalışıyordun?" dedim.
"Ay evet ben de şimdi çıktım kütüphaneden, kuscaktım artık, bi gidiyim odaya yıkanayım kendime geleyim dedim!! Ama ne güzel ya yemeğe gidiyormuşsunuz!" (bunlar da capslock aslında unutmuşum üşendim şimdi değişmeye)
"Ee sen de gel." dedi Varol. "Evet gelsene sen de." dedim.
"Ay hiç aç da değilim ki..." dedi.
"Olsun bişeyler içersin." dedi Varol. "Aynen ya takılırsın gel."
"Hımmmmm e peki mademmmm geleyimmmm YALNIZ DOYDOSA GİTMEYELİMM YAAAA BAŞKA BİR YERE GİDELİM HADİİ." öne doğru bi hamle yaptı. "YALNIZ BEN DE GRUBA SONRADAN DAHİL OLUP FİKİR DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞANLARDAN OLDUM AHA AHAHAHA."
"Haha. Yok bi arkadaşımız daha gelecek onu bekliyoruz..." dedim.
O yemekler üzerine konuşmaya devam ederken arkamı döndüm ve 50 metre öteden gelmekte olan Aziz'i gördüm. Benim "Ahan ahan geliyo." dememle, Kız'ın "HANİ SENİN GÖZÜN UZAĞI GÖRMÜYODUUUUUUUUU?!?!?!?" demesi bi oldu. "Onu görürüm 13 yıllık arkadaşım o." deyiverdim. qaPaqqqqqqqqqQwQx.ssssxddxdXDxdxd. "Ya ben de mi bi sorun var bu akşam bu kız niye böyle sanki bi darlandırıyo beni...allah allah..." diye düşündüm.

Sonra aziz geldi, bir capslocklu tanışma faslı daha oldu sonra Kız konuşmaya devam etti. Karşılaşmamızdan beri 10 dakika geçmişti ve daha nefes almak için bile konuşmaya ara vermemişti.

"AYYY BUGÜN BİR LAZZ BÖREĞİİ YAPMIŞIMMMMMM BAK İLK DEFA YAPTIM ACEMİ ŞANSI MIDIR ÇOKKK GÜZEL OLDUUU...."
"Hadi yaaa laz böreği mi ayy ne zamandır da yemedim ben....Aziz sen yedin mi hiç ya..."
"Aynen de yemedim haaa bi de trabzonluyuz pohahah..."
"AYYY TRABBBBZONLU MUSUNUZZZ SİZĞZĞZĞZĞĞİZĞZĞ!!!! YA BEN KARADENİZİ ÇOKKK SEVİYORUMMMMMMMM>!!?!!ğ!?1ğ!!?1İ1,<"
"Sen nerelisin?"
"Aydın!"
"Aaaaa Gamze de aydınlıı!!!" dedik Varol'la aynı anda.
"SEN NERELİSİN PEKİ? GAMZE KİM?!?!!"
"Konya..Gamze çok yakın arkadaşımız.."
"O da gelcekti gelemedi.."
"AAAAA ÖYLE Mİİİİİ. HIMĞMĞMĞMĞM. NEYSE DEDİĞİM GİBİ ÇOK GÜZEL OLDU LAZ BÖR.....AY O DEĞİL DE SİZİN YEMEKLERİNİZ NE GÜZEL YA BİR KURU FASULYE YEMİŞT.....LOKANTASI VAR TAMAM MI ARKADAŞIMIN ORDA YEDİM VE ORDA YAPTIK BÖREĞİNİ DE....BEN NASI GİTTİM ORAYA BİLİYO MUSUNUZ YA ARKADAŞIMIN BİŞEYSİNİN LOKANTASI VAR ÇAĞIRDI FALAN ÖYLESİNE GİTTİM RESMEN TRABZON LAZ BÖREĞİ WORKSHOPUNDA BULDUM KENDİMİ HAHAHAHA SİZ LAZ MISINIZ BU ARADA AY SİZE NE DİYCEM BENCE BİRLİKTE KARADENİZ GÜNLERİNE GİDELİM....YA BENİM BAŞKA Bİ ARKADAŞIM VAR İŞTE O GİDİYORDU DA BÖYLE KARADENİZ MÜZİĞİ YAPAN BARLARA KIZ SEN DE GEL ŞARKI DA SÖYLÜYOSUN MADEM GEL SÖYLE DEDİ BEN DE Bİ GİTTİM ÖYLESİNE SONRA ÖYLE ÖYLE DERKEN ÇEVREM GELİŞTİ HAHAHAHAHA AY GERÇEKTEN GELİN BİRLİKTE GİDELİM EĞLENİRİZ BUU ARADAAAAA BAHAR TATİLİNDE NAPIYORSUNUZ BEN TRABZONA GİDİYORUM KARADENİZ TURUNA ÇIKCAZ AİLECEK YAA ÖYLE İŞTE AY ANNEM BABAM DA SE.............................................................."

Hangisi daha kötü, Kız'ın ağzından çıkan her kelimeyi istemsice algılayıp işleyen bir kulağımın olması mı yoksa o kelimeleri depolayan ve hala beynimde yankılandıran bir beynimin olması mı... Resmen şamaroğlana çevirdi bizi orda dediği bi şeye cevap vermeye çalışırken onu yarıda kesip tak başka bi konu, hızlandırılmış ingilizce kursları gibi böyle bokumsu anlar yaşadık ya orda. "ALLAHIM YARABBİM!!!" diye göklere haykırasım geldi. "ALLAHIM BU KIZ KULUNDAKİ BİYOLOJİKDİZİLİMİN AYNISI BENDE DE VAR NEDEN ONUN BAŞI DEĞİL DE BENİMKİSİ AĞRIYOR ALLAHIM İNSAN FITRATININ BİLEMEDİĞİM SIRLARI MI VAR SES TELLERİNİ BU KADAR KULLANMAK MÜMKÜNSE ACABA KULAKLARA DA RESET ATMAK MÜMKÜN MÜ 10 DAKKA KAPASAK MOTORU VAR MI BÖYLE Bİ GTA HİLESİ GİBİ BİŞEY BENLE PAYLAŞ RİCA EDİYORUM..." diyesim geldi. Ve bir baktım Doydosa gelmişiz.

Masaya oturduk, Kız tuvalete gideceğini duyurdu, yemin ediyorum içimi çok pis bi korku kapladı altıma ettim benden eşlik isteyecek diye, orda erkek olmak istedim. Neyseki istemedi, rahatlamış gözlerle Aziz'e baktım. Aziz de normalce bana bakıp "noldu" der gibi bana geri baktı. Acaba ne düşünüyor kızla ilgili merak ettim. Çünkü masadakilere göre kız benim arkadaşımdı ve gayet samimi gibi bi görünüşümüz vardı DİYOM YA KIZDA DOMİNANT ALTIN GÜNÜ ELE BAŞI TEYZE POTANSİYELİ VAR AMAN SAKININ SEVGİLİ OKURLAR ÖYLE İŞLERE GİRMEYİN. Neyse. Hayatımın en güzel 5 saniyesini geçirdim ve kız geri döndü. Sonra daha güzel bi 10 dakika geçirebilmek için bu sefer ben gittim tuvalete. Ama sonsuza kadar orada kalamazdım... belki de kalabilirdim.... ama çok açtım... geri döndüm.

Sonra bir monolog daha başladı. Çok üzülerek söylüyorum, onun da her kelimesi beynimde. Yaşadığım darlanmayı ve sıkıntıyı anlayabilmeniz için okumanız gerekiyor monoloğu ama istemiyorsanız atlayabilirsiniz ANLARIM.

"AY HEPİNİZ 95Lİ MİSİNİZ İNAANMIYORIMMM HAHAHA İLK DEFA Bİ MASADA TAMAMEN KENDİMDEN KÜÇÜK ARKADAŞLARIMLA OTURUYORUM HAHAHA BU YIL GELDİNİZ HEPİNİZ Dİ Mİ NASILDI AY BEN SON OKS İDİM SADECE FENDEN 2 YANLIŞ YAPMIŞTIM SINAVDA AMA AYDIN FEN OLMADI SONRA DENİZLİYE GİTMEK ZORUNDA KALDIM İŞTE ORDA FEN LİSESİNDE YATILI KALDIM AY ABİ 6 YILDIR YATILIYIM BIKTIM BIKTIM EVE ÇIKICAM ARTIK AMA AİLEM İSTEMİYOR GÜVENLİK SIKINTISINDAN DOLAYI O YÜZDEN PARAYI VERMEYE RAZIYIZ SUPERDORMA ÖZEL YURDA ÇIK DEDİLER O DEĞİL DE BURAYA GELMEMİ HİÇ İSTEMEMİŞLERDİ SON ANDA DEĞİŞTİK BİZ TERCİHLERİ YA NE GÜZEL HEP TANIŞ GELMİŞSİNİZ OKULA BENİM TÜM ARKADAŞLARIM TIPTA HAHAHAH YAA FENCİYDİM BEN AMA TIP İSTEMEDİM İŞTE ANNEM BABAM NE VAATLERE GELDİ BİLİYO MUSUNUZ.... ARABA EV ALAYIM TIP SEÇ DEDİLER AMA BEN EKONOMİ İSTEDİM KESİNLİKLE YA DERSLER NASIL AY BU HUM ÇOK ZOR SERHAT HOCA ÇOK MIYMIY"

OROSPU STAY RIGHT THERE!!!!! Kimse Hum dersine bok atamaz kimse Serhat Hoca'ya SERHAT HOCAYA O BİLGİ KAYNAĞI İLAHİ ADAAMA MIY MIY DİYEMEZ!!!!!!!!!!!!! (aşığım kendisine. geçen dersinde söz hakkı aldım kızardım kalbim attı titredim hoca şoks girdi sonra ben de şoka girdim daha çok kızardım titredim çok korkunçtu)

Tamam. Artık resmiydi. Bu kızdan nefret ediyordum. Ağzına sıçardım ben bunun. Sonra konu diğer yakışıklı hocalara geldi googledan resimlerine bakalım diye bi darladı beni falan. Sonra "Eee senin sevgilin napıyo?" dedi "Canım ya uyuyomuş yorgundu da..." dedim. Resmini göstereyim diye de bi  darladı orda gösterdim ama deli oldum ısrar etmesine.

"Ne iş yapıyor seninki?" dedi.
"Müzisyen kendileri." dedim.
"AYY BENİM AİLEM KESİNLİKLE KENDİNDEN AŞAĞI BİRİYLE GELME DİYOR BANA..."
"Hım.."

Oha resmen sikti lan. Bakın çok sinirlendim gene ağzım bozuldu. Amık kız sen kim oluyorsun da bi kere müzisyenliği küük görüyorsun yaaa???????!?!!?!?!>?!1* Onu geçtim senin kendinden daha aşağı bi insan bulman imkansız çünkü senden aşağısı yok insan kategorisinde. Memeliler kategorisinde yok insanı geçtim. Yok canlılarda yok. Yok yani bitti.
Ayrıca o küçük gördüğün yarim bey hayatımda gördüğüm en dolu insan. Zaten bana kendimi salak gibi hissettiren bir zekası kişiliği özellikleri olmasaydı yarim bey olamazdı çünkü beni biliyorsunuz ben öyle ütopik kişilere aşık oluyorum hep. Napceniz acı çekmeyi seviyorum ben. :D Resmen sövdü ya aa...

Artık O KADDAR DARLANDIM O KDDDDDDAAAARRR DARLANDIM Kİ....eğer bir kader ortağı bulamasam kendi içimde patlayacaktı nefretim. Kız karşımda oturuyordu Aziz'le, ben de Varol'la oturuyordum. Telefonu gizlice açıp Aziz'e mesaj attım.
"AZİZ BİŞEY DİYECEM GİZLİ OKU MESAJI ÇAKTIRMA"
Azizin masadaki telefonu titredi. Telefona bakıp hiç bana bakmadan telefonu kızın tarafından diğer tarafına aldı ve ters çevirip masaya koydu.
"SUSMUYO BU AMK."
Azizin telefon tekrar titredi. Aziz sessizce güldü, ona kaçamak bi bakış atıp dayanamadım ben de güldüm.
Ve inanmayacaksınız, kız hemen ikimize baktı ve "NAPIYOSUNUZ SİZ MESAJLAŞIYO MUSUNUZ SİZ YOKSA?!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!" diye bi çığlık attı.
Hiç beklemeden hemen "Yok ben benimkiyle mesajlaşıyorum." dedim. Sonra yaptığım gafla şoka girip kendi kendime "HASSKTR DAHA DEMİN UYUYO DEMİŞTİM BENİMKİ YA SIÇTIM AHAN..." dedim ama sorgulamadı çok şükür.

Tüm gece heyecanla beklediğim ama boğazımıza dizilen bir yemeğin ardından yine okula dönüş yoluna dizildik.

Artık gafam yanmıştı ya. Vallahi. "ANNEEĞĞĞĞĞĞ GAAAFFFFFFAM YANIYO GAFFFAMMMMM GAFFFAMAAA BAAAA GAFFFAAAM YANIYOOOOĞĞ" diyen çocuk olmuştum. (O çocuğu taklit ettiğim bir videom olduğu gerçeği... alev özel efekti bile var... hem de gafamın üstünde... kişiliğime kalmış azıcık saygım olmasaydı paylaşırdım ama hala var o saygı yok hala o noktaya erişemedim. :D )

Neyse köpekler geldi yanımıza, Aziz de kedi köpek delisidir hemen sevip okşamaya başladı. Kız koluma yapıştı. Lan çekiyorum bırakmıyor. "AY ONU SEVMEYİN TAKILMASIN PEŞİMİZE BEN HİÇ HOŞLAŞMIYORUM." Öyle sıkı tuttu ki beni ben de taş kesildim hareket edememekten. "AY KIYAMAM YILDIZ SEN DE Mİ KORKUYOSUN BENİM GİBİ CANIM YH?!?!!?!?"
"Yoo ben korkmuyorum." dedim kolumu hızlıca çekerek. "Ama o kadar sıkı tuttun ki beni geriyosun şu an." sinirlenmiştim artık ve bunu belli etmekten çekinmedim.
"AYYY PARDON YAAA ÇOK ÖZÜR DİLERİMMM AY BİLİYO MUSUN ARKADAŞLARIM DA HEP ÖYLE DİYOR NE ZAMAN KÖPEK GÖRSEM YAPIŞIYORUM DA GERİLİYORUZ DİYOLAR EHEHEHE."
".."
"NEYSE NE DİYORDUM BEN...."

Böyle böyle Kütüphanenin önüne vardık. Bi baktım Varol'un yüzü aydınlandı "Haydi gençler ben kaçtım çalışayım iyi geceleeeeerrr" deyip koşarak uzaklaştı. Ama gerçekten koştu lan. :D Piç kurtuluyordu tabii ben de olsam ben de koşardım. "KÖPEĞİN OLAM KÜTÜPHANE VALLAHİ BUNAN SONRA HER GÜN ÇALIŞCAM EŞŞŞEKLER GİBİ" diye ağlardım kapısında.

"EEE SİZ NAPIYONUZ ŞİMDİİİİİ?!?!"
"Ben çamaşırhaneye gitcem!" dedim.
"Ben de uyurum!" dedi Aziz.
Sonra orda yine bi şekilde bi muhabbet açtı ama ben kızı azize kasıp arkadan yürümeye başladım. Kantinin önüne geldiğimizde "YOK YILDIZ TAKMIYO ŞU AN BİZİ" lafıyla realiteye geri döndüm.
Bu lafın üstüne "Aziz." dedim Azize dönüp. "Ben Kuzey Kantine uğrayacağım, benle gelmek ister misin? Çay atıştırmalık bişeyler belki hah?"
"Olurrr hatta çok iyi olurrr..." dedi Aziz.
İkimiz yanyana durduk ve dönüp Kız'a baktık. "E hadi bi siktir git artık sen de." diyordu bakışlarımız.
Yani en azından benimkiler öyle diyordu ama bi baktım Aziz'in ağzı "Sen de gelmek ister misin?" dedi.

DIRIMŞPILBUMÇATAPATAHOBİLTİRLEYÇAAAATTAKÜTEBAMPUF.
NAPIYON LAN;?1?!?!1*1*11<1-*11!1*1*1*1

İçimi o an kaplayan korkunun haddi hesabı yok. Anlatılamaz yani. Kızgınlık değil ha, o kadar korktum ki Aziz'e kızacak duygu kapasitem kalamadı. Kafamda kimbeşyüzmilyarister müziği eşliğinde Kenan Işık'a bakarak sorunun cevabını stresle bekledim.

"AY YOK YA." dedi YİHUUUUUUUUUU 120BİNTL!!!! "BEN DAHA BANYO YAPCAM!" HOBİLEYYYY 250BİNTL!!! "VE SONRA DA YATIP UYUYMAM LAZIM ŞİMDİ ÇAY İÇERSEM UYUYAMAM." 1 MİLYON AMIK 1 MİLYON TLLLLL!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! "AMA ASLINDA UYANIK DA KALMAM LAZIM BENİM HA."

DIRŞ.
"SINAV VAR YA, ÇAY DA ÇOK GÜZEL OLURDU ŞİMDİ GELSEM Mİ ACABA."

"Tebrikler..." dedi Kenan Işık. "Siz de astronot olduğu iddia edip ilk soruda elenen diğer ezikler gibi göt oldunuz Yıldız Hanım buyrun şöyle alalım sizi."

"Sen bilirsin.." dedi Aziz.
"AMA YOK YA BEN GİDİYİM GİDİYİM DAHA FAZLA RAHATSIZ ETMİYİM SİZİ DE ZATEN ÇOK RAHATSIZ ETTİM."

"ESTAFURULLAHHH!!!!" dedim.
"YOK YOK RAHATSIZ ETTİM BEN...."
"YOK CANIM ESTAFURULLAH OLUR MU ÖYLE ŞEY NEYSE O ZAMAN HADİ BİZ GİDELİM."
"EVET CANIM GEÇEYİM BEN HADİ YAKŞAMLAR GEL ÖPEYİM SENİ MUCK MUCK ÇOK MEMNUN OLDUM AZİZCİM HAYDİ YAKŞANNLARRRRRRRRRR İYİ GECELEERRRR"

Sakince Aziz'in koluna girdim ve merdivenlerden çıktık. 10 adım attık, durduk. "Yıldız..." dedi Aziz. "Bi dakikalık saygı duruşu yapalım. Bir dakikalık sessizlik..."
"Aziz..." diye fısıldadım. "Çok korktum Aziz...gelecek sandım..."
"Geçti geçti..."
"Napıyosun amık niye gel diyosun?!?!!?"
"POHAHAHAH sırfff suratını görmek için yaptım onnu lkdjfkoşskfıslfsdfokdpş şoka girdin çok güzeldi şlkfılsjfdlkl1"
"Lan godoş!!! Abiğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğ susmadııığğğğğğğğğğğ."
"Susmadığğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğ."
"Allahuekbeerrrrrrğrğrğrğr"
"l,iririririririririririri"

İşte bu da böyle bi anımdı. Burdan Kız'ımızın açılacağı çocuğa selamlar yolluyorum. Aslanım benim, sıçtın!!!!!!!!

23 Mart 2014 Pazar

I'm BACK.

Ss...see....sööö...söös bir ki.
Öhmm.
MERHABAAA AAAAĞĞĞĞĞ!!!!

Hahahaha evet ben de şaşkınım ve heyecanlıyım şu an çok, ay ne desem bilemedim.
Aklınızda "YILDIZ NAPIYORSUN??!" şeklinde sorular olabilir. Şimdi şöyle ki, 1buçuk aydır blog yazmıyordum, kalktım dedim yeter artık ben özledim ya blog yazmayı aaa yeterr dedim ama yeni blogum o kadar anonimmiş ki şifresini bilmemnesini unuttum laslladkall o kadar anonimim ki ben bile hatırlayamadım. Sonra dedim ki aa yeter ama artık anonimmiş yeni blogmuş yok insanlar hep okuyormuş, ne sanatçı triplerine girmişim beh! Okusanız nolacak sanki. Okuyun ulan. Zaten tıvitır da yasaklandı.

Öncelikle, size anlatacak çok şey var, geçirdiğim kolpalıkları biriktirdim biriktirdim kolpalık deryasında yüzüyorum sizi bu kolpalardan mahrum bıraktığım için çok üzgünüm. Elijah'la tanışma kolpamdan başlayıp tam şu ana kadar olanları anlatacağım. Sanırım yanlışlıkla cemaat gibi bişeye dahil oldum ha, "geleneksel hanım öğrenciler kahvaltısı" adlı bir etkinlik masasından yazıyorum şu an arkada ingilizce ilahi çalıyordu az önce hahaha.

Tamam. Şu an YGSde olan insanlar var, umarım sınavları iyi geçer ve çıkışta bunu görüp mutlu olurlar. Canlarım ya çok damarım şu an nasıl özlemişim anlatamam.


Arkadaki ilahi de etkili olabilir şu anki damarlığımda yalnız. Öpüyorum çok çok :-D.

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı