Ağaca tırmananlar

20 Mayıs 2014 Salı

qapaq

"Yıldız..." dedi oda arkadaşım ben ona bir maille terkedilişimin 1. ay dönümünde nasıl da bir maille terkedildiğimi milyonuncu kere anlatırken. "Bak. Bu insan ölmüş de olabilirdi. Hadi diyelim senden ayrılmadı ama tak diye öldü. Olur, olabilir yani hayatta böyle kötü şeyler de var. O zaman da alıştığın düzen aynı bu şekilde bozulacaktı eğer sıkıntı ettiğin buysa. Tamam, aylarca her gün konuştuğun insan seni terketti, o yüzden şu an boşlukta hissediyorsun, üzülüyorsun ama yaşantı bunlar, zamanla unutacaksın, geride bırakacaksın. Böyle aynı olayı kendine her gün her gün en baştan yaşatmak sana hiçbir şey kazandırmayacak tam tersi daha da kızışacaksın. Let it go. Sil telefonundan fesyten falan, görmeye görmeye unutacaksın."

"Ama... ama... o arkadaşız sanıyor şimdi silersem.."
"Ya o sana ulaşmak isterse zaten ulaşır bir şekilde. Whatsappten son görülme tarihine bakıp napacaksın sürekli?"
"Ama feysten anlar.."
"Girme abi feyse."
"Ama okulla ilgili hiçbir şeyden haberim olmaz..." (Hiç gitmediğim partilerin hepsinden haberim olmalıydı, çünkü ancak haberim olursa gitmezdim hıhığm. Çünkü böyle. Hıhığm.)
"Yıldız. Sil."

Yasemin o an dünyanın en haklı insanıydı.
18 Mayıs.
18 yıllık hayatım boyunca bana zevk veren, "hayatım" olarak nitelendirdiğim aktivitelerin, hobilerin hiç ama HİÇBİRİNİN beni mutlu etmediği bir ay geçirmiştim 18 mayıs itibariyle. Elime kitap alınca kusasım, kalem alınca sıçasım geliyordu. Dizi açınca şimdi kim bakacak ekrana deyip kapıyor, oyun açınca şimdi kim tuşlara basacak deyip bilgisayarı fırlatıyordum. Yapmaktan hoşlandığım tek bir şey vardı artık: yürüyüş yapmak.

Evet. Ben Yıldız Aşar, yürümekle bir sorunu olmasa da oturmayı tercih eden, 5dkkalık yolları arabayla gitmekten, "sahil kenarında güneşin batışını izlerken uzun yürüyüşler yapmayı severim;)" diyenlere "BEN DE BİYONSENİN BACAĞIYIM!!" diyen ben (neden böyle diyormuşum ama çok mantıksız...ama neden...NEDEN...) artık resmen kilometrelerce yürüyen bir koşu bandı olmuştum. Resmen sağlıklı bir yaşam sürüyordum lan. Yediklerimin kalorisini falan düşünüyord- oha çok sağlık kasmışım. Neyse. Keşke devam etsem buna. Çünkü önümüz de yaz, malum.

"Mutsuzluk, üzüntü" olarak adlandırdığımız duyguların bazı kademeleri var. Örneğin üzücü bir olaya ağlayarak, bağırıp çağırarak, küfürler savurarak tepki gösterebilenlere özeniyorum şu an, kendileri gayet normal bir üzüntü evresindeler ve aslında gayet sağlıklı bir tepki veriyorlar. Çünkü o kişinin ağzına sıçınca, en azından, duygularının ne olduğunu anlayabiliyorsun. Benimkisi öyle olmadı işte.

Ben o kadar üzüldüm ki, kesinlikle tepki veremedim. Evet en kötü üzülme şekli olabilir bu. Ne ağladım, ne kızdım, ne protesto ettim, ne küfrettim ne somurttum hiçbir şey. O kadar hayal kırıklığına uğramıştım ki hiçbir tepki vermedim, uğraşmaya değmez be deyip "Sen haklısın, dediklerine katılıyorum, bence de böyle olsun, mutsuz da değilim zaten en iyisi de buydu dedim.". Ama böyle yapınca gerçekten ne hissettiğimi anlayamadım, dediklerime inandım galiba bilmiyorum, böyle bi kültür şoku mu denir, ne denirse bir şok girdi bana. Şoka cirdim.

Ya şimdi hadi arkadaşlarımı geçtim, söz konusu adamı bile geçtim de ben KENDİM bu dediklerime nasıl inandım, anlayamıyorum. Bir insan ona ne kadar mutlu olduğunu, onu ne kadar sevdiğini söyleyip, (çaktırmadan da gelinlik sitelerine girmeye başlamış bi insan), 'ayrılalım' cevabı aldıktan 5 dakika sonra "Ya haklısın bence yha yoq qeqe hiç üzülmedim rahatladım, benim de zaten kuşkularım vardı." dediğinde buna inanıyorsanız, buna inanıyorsa, buna inanıyorsak, buna inanıyorsam orada bir sorun olmalı. Adam kandı, arkadaşlarım kandı, ben de kandım. Gerçekten üzülmediğimi, depresyona girmeyeceğimi düşündüm. Ayrılığın ertesi günü hiçbir şey olmamış gibi erkenden yataktan çıktım (resmen erken kalktım), çok güzel bir kahvaltı yaptım, güldüm eğlendim, arkadaşlarımla konuştum, gezdim, kahkahalar attım, terkedilişmle dalga geçtim, yedim, içtim, yürüdüm.....yani her zaman ne yapıyorsam onları yaptım ve ciddiyim, üzülmediğime ve üzülmeyeceğime inandım.

Ne zaman ki kendi başıma kaldım, "Ahan" dedim "Yıldız sıçtın.". Çünkü sonunda "Ama neden böyle yaptı...nasıl sevmez..." gibi soruları sormaya başlayacak vaktim vardı.

Ondan sonra da zaten normal yaşantıma geri dönmek bana o kadar zor geldi ki, anlatamam. Benden her sabah yataktan kalkıp kahvaltı yapıp derslere gitmem, umrumda olmayan konuları dinlemem, umrumda olmayan insanların umrumda olmayan cümlelerine cevap vermem, yemek yemem, ders çalışmam, kısacası günlük hayatın bana dayattığı bütün sorumluluklarımı üstlenmem ve fonksiyonlarımı düzgünce yerine getirmem bekleniyordu. Sistem denen büyük bir makinanın küçük dişli bir çarkıydım ben ve dişli çarkların depresyona girme, üzgün hissetme gibi bir olayı olamazdı. Dönecektim. Dönmezsem pas tutardım, pas tutarsam yeni bir dişli çarkla değiştirilirdim. Yani resmen rol yapacaktım.

Lakin ben kafamda düşünceler döndüğü zaman hiçbir şey yapamam.Bazı insanlar kötü hissedince işe veriyorlar kendilerini.
YA BEN BİR İŞE ODAKLANAMAM. Bir aktiviteye odaklanamam. Yani en azından önceden yaptığım hiçbir şeye odaklanmıyormuşum. Yatakta mumya gibi yatıp tavana bakıyorum ben hobi olarak. (İlginç bir şekilde temizlik yapmak hoşuma gidiyormuş, bunu keşfettim. Lekelerin çıktığını, istenmeyen eşyaların çöpe gittiğini, dağınıklığın toplandığını görmek hoşuma gidiyormuş. Ama önce annem sonra insanlık bu yeteneğime hazır değil, çok tehlikeli bi bilgi bu, açığa vuramam saklıyorum. ) Temizlik yapmak kafayı dağıtır diyorlar ama yeek öyle bişi yeeaaaa ben sevmiyom temizlik falan pfffff.

*o* Yürüyüşe çıkmak. *o*
Evet. Yürüyüşe çıktığımda bunların hiçbirini yapmam, düşünmem gerekmiyordu. Özellikle de vakit akşam olduğunda ne ben insanları net bir şekilde görebiliyordum ne de onlar beni görüyordu. (Ki ben normalde de kimseyi net görmüyorum gözlük takmayınca. But they can see me. Sauron sees me. )Kimseyle konuşmak zorunda değildim. Kimseyi dinlemek zorunda değildim. Ayaklarıma yürü diyecektim yürüyeceklerdi. Kulağımda müzik, ayaklarımda spor ayakkabılarım, yürüyordum. Bir yolu başından sonuna yürüyüp sonra basitçe geri dönüyordum. Bitirdiğimdeyse mutlu oluyordum. Rahatlıyordum.

Ben, günlerden bir gün gecenin 1inde yürüyüşe çıkıyorum diye çıkıp sabah 4te dönünceye kadar kimse bu durumdan rahatsız falan da değildi açıkçası. Aa yürüsün kız ne güzel işte spor, diyorduk. Ama dediğim gibi ne zaman ki 1de çıkıp sabah 4te döndüm, oda arkadaşlarım "Nerdesin lan orospu meraktan öldük!" diye ağzıma sıçtı. (Aslında ben de korkudan yusuf yusuf oldum çünkü yağmur sonrası çok ıssız bir orman yolundan yürüdüm ve birden bi baktım arkadan çok yaaaavaş bi şekilde bi motorlu geliyor 'Hassiktir pıçaklayacaklar beni' diye koşmaya başladım ama motorcu beni takmadı tabii ki yoluna gitti. Sonra her yerden kedi köpek fırladı. Ağaçlar gece korkunç sesler yapıyormuş bi de. Amk çok korkunçtu. Ama 1 kilo vermişimdir pozitif olalım keh keh keh.)

Bu yüzden artık bir karar vermem gerekiyordu. Kesinlikle yeniden birleşme gibi bir olasılığın olmadığı bir adamın, (hani o istese bile benim kabul etmeyeceğim,) ve benim burada çektiğim üzüntülerin zerresini bilmeyen, bilse de takmayacak olan bir adamın beni terketmesine üzülmeye mi devam edecektim yoksa piç gibi ortada bıraktığım hayatıma mı devam edecektim. 1 ay kısa gibi görünse de uzun bir süre aslında. Üzülmek için.

"Sildin mi?" dedi Yasemin.
"Sildim." dedim.

Saat tıkladı. Güneş doğdu. Takvim 19 Mayıs'ı gösterdi.
ve geri kalan hayatımın ilk günü böyle başlamış oldu.


SON-hop hop HOP!
Bi saniye.
Peki şimdi ne yapacaktım?
"Napacam lan şimdi..." dedim ciddi ciddi.
Günün her saati, her dakikası, her saniyesi konuşacak bir insanım olması fikrine, 'sevgilim' olması fikrine o kadar alışmıştım ki, önceki 18 yıllık yalnız hayatımda ne yaptığımı tamamen unutmuştum. Nankör zilli! Ne ara unuttun hemen? Çok götün kalkmış senin!

Ama napayımmmmmm olmuş işte. Bi baktım hala daha kitap okumak istemiyordum, yazmak için blogu açtığımda içimi sıkıntılar stresler basıyor-geri kapatıyordum. Ben... nasıl gelip yazıyordum bu bloga? Ne yapıyordum ben ya bütün bir gün boyunca?!?!?!?!

Birden dizimag kapandığından beri (acımız hala büyük) doğru düzgün dizi izleyemediğimi farkettim ve eskiden, gençken toy bir kızken gün boyu ne yaptığımı hatırlayana kadar bi-iki bölüm dizi izleyeyim dedim.

Ve günün sonunda kendimi 1 sezon dizi bitirmiş ve gülmekten yanakları acımış, yataktan kıpırdamadığı için her yanı tutulmuş, yediği abur cuburlardan karnı ölümüne şişmiş, diziyi bırakıp tuvalete gitmeye üşendiği için de çok pis çişi gelmiş bir kız olarak bulduğumda sorumun da cevabını bulmuş oldum.
"Ene...bunu yapıyordum ben lan....dizi izliyordum güzel güzel... hehe...hehehe...ay çok kolay oldu..."
:-D.

Evet ulan. Oturup komedi dizileri izleyip gülüyordum ben akşama kadar. Tamam belki sevgiliyle mesajlaşmak, dışarı çıkıp yürüyüşler yapmak, doğayı bir güzel görmek daha güzeldir ama... ben Yıldız'dım. Bazen hiçbir şey yapmayıp kendine yatakta dizili-aburcuburlu günler veren, her kolpa olayda bir komiklik gören, yaşadığı her şeyden sonra ibret alsa da her şeyi sevmeye SEVMEYE devam eden ve sürekli, yoluna, yaşadıklarını yazarak devam eden bir kızdım ben. Kendine acıyan, kendi üzüntüsünün içinde yüzüstü yuvarlanan, hiçbir şey yapmadan her gün her gün aynı şeyi düşünüp üzülen bir kız değil.

Abi o değil de...resmen "seni kardeşim gibi görüyorum artık" lafıyla terkedilmiştim. Ulan...aslkdkas.... o kadar kolpayım ki resmen "sevdiğim kız bana abi dedi" apaçiliğini yaşadım lan ilk ilişkimde. Komik değil mi :D DEĞİL Mİ :D Şimdi düşününce...bi komik geldi. :-D Yalnız ben o apaçilerle çok dalga geçtim, youtube'da izleyip izleyip AISLFJSKOZFKGMRSDJKFHSNZOFKVLDJN ŞUNA BA AMK şekillerinde güldüm, BENİM ADIM CAFER...MAVİ GÖZLÜ KIZLARI......SEVVVVVERRRİMMM şeklinde taklitler yaptım ya kesin ondan çarptı beni yukardaki.

Hem de tam 1. ay dönümümüzde "Ya biz çok mutluyuz yaa seviyo bence beni.." dediğim gün terketti ŞAAAAK QAAAAPAAQQQQQ. Evren beni öyle bir göt etti ki, valla helal olsun güzel göt oldum. Yüzümün olduğu yerde şu an en azından yüzümden daha güzel bi göt var. Göts. Götcükler. Göt.

Çok uzun oldu bu galiba....şu an için üşeniyorum baştan okuyup hataları, saçma cümle kuruluşlarını düzeltmeye. Gidiyim bi yemek yiyim, sonra şeederim. Öpüyorum hepinizi. İşşalah her hafta yazarım artıkın, önceden işsiz olduğumu hatırladım ya, artık ne yapmam gerektiğini biliyorum.
Sevgiler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı