Ağaca tırmananlar

29 Temmuz 2014 Salı

Elijahın Sırtı

Elijah'ın Sırtı
Elijah'ın sırtı ile yaşadığım o kısa etkileşimin ardından hayat benim için fevkalade farklı bir yön almıştı.

Bay Elijah Wood oradaydı, tam önümde; yıllarca sayıkladığım, posterlerinin odamı parsellediği, hediye olarak boyum kadar bir maketini aldığım, bütün aileyi tv karşısına oturtup "damat talkshowa çıktığğğğ" diye izlettiğim, tıvit atcam diye günlük 2000 tıvit sınırını aştığım, kitleleri örgütleyip zorla doğumgünümü kutlattırdığım, kaldığı oteli arayıp telefona bağlattığım ,yüzük alıp içine adını yazdırttığım Elijah. Iyyyyy yüzüğe ad yazdırtmak mığğğ, tam bir kıroymuşum tövbe bismillah. Öhööööööm. Neyse.

Elijah önümde, benden kısa olduğunu görünce küçük çaplı bir şok yaşattıran o bastıbacak boyuyla durdu. Taaaaaamaaaamen hayal ettiğim gibiydi -boyu dışında- -aynı boydayız sanıyordum-. Yüzü, gözleri...her şeyiyle. (Boyu hariç. BOYU HARİÇ. )

 Yıllarca taptığım o yakışıklılığa, o sempatikliğe, kaşlarını havaya kaldırdığında alnında oluşan o şirin çizgiye sahipti. Bütün gece gözlerinin içine içine baktım. Ve o......





beni tabii ki farketmedi, salak. Evde kaldın godoş, gözünü bi bana çevireydin bekarlık yılların sonunda bitecekti. İnsanlar gay olmadığını anlayacaktı. Belki de...belki de gay ha.

Neyse.
Baktım ki tam önümde duruyor, beni görmüyor, bir dürtsem olur heralde diyerek sol elimin işaret parmağının ucuyla sırtına bir dokunuverdim.

Ve tüm hayatım değişti ...işti....ti.....i....

Önce ruh eşlerinin zıt kutup enerjilerinin temasıyla oluşan ruhani yunivörsıl denge gücü ile bing bang gerçekleşti. Evren böylece oluştu. Önce her şey gaz bulutundan iba...

Hayır. Bişey olmadı. Elijah farketmedi bile, apar topar sahne arkasına götürülmekle meşguldü çünkü. Hiçbir şey olmadı. Şunların dışında;

1)Hayattaki en büyük hayalimin, kimselerin yapabileceğime inanmadığı, "Yıldoz tamam güzel de gerçek hayata dönsen falan" denilen o hayalin gerçekleştiğini gördüm. ALIN SİZE GERÇEK HAYAT ŞILANKKKKKK (Yazar burda çok ayıp bir el hareketini yüzünüze doğrı sallıyor.) Tamam konuşamadık, tamam tanışamadık. Ama ordaki kimse bunu başaramadı. (Yazar fevkalade ayıp hareketi yüzünüze doğru sallmaya devam ediyor.)

2)Artık hayatımın genç gençlik dönemini bitirdiğimi farkettim. Orta gençliğe terfi etmiştim; bir young lady, genç kadındım. Çocukluk, ergenlik kahramanımı görmüştüm, en büyük hayal tamamlanmıştı. Bu yüzden artık Elijah'ı manevi bir saygı&sevgi boyutunda sevmeli, aşkı bırakmalıydım. Öyle de yaptım.

3)Son ve en büyük değişimse, çok önemli bir şeyin farkındalığına sahip olmak oldu. Hayaller. Gerçekleşebilir. Hayaller gerçek olur. Ulan Allahın elijahını gördüm lan. Daha nolsun.

Böylece artık ne zaman zor,imkansız görünen bişey olsa "Amaaaaaaan elijahın sırtına dokundum amk bunu mu yapamıycam" diyordum.


Misal, şimdiki uzun vadeli en büyük hayallerim
*Yeni Zelanda Orta Dünya turuna çıkmak
*Tiyatroculuk-Seslendirme kursuna gitmek
*Tom Hiddlestonla sevgili olmak


Tom Hiddleston. Muhteşem yakışıklı 1.88 boylu müthiş Tom Hiddleston.  Amaaaaan elijahın sırtına dokundum amk bunu mu yapamiycam. Nişanımıza beklerim.

Sevgiler.

25 Temmuz 2014 Cuma

Ondan Şundan

Bazen hayat, sanki, dönüp dolaşıp başladığın yere gelmekmiş, gibi geliyor. Çoook eskiden yaptığın şeylere, gittiğin yerlere, yediğin yemeklere bir geri dönüş, gibi. Ve bu kötü bir şey değil aslında. Aksine, o tanıdık his, o nostaljik duygular, "Oy ne kadar zaman geçmiş..." içlenmeleri... Hatta bir adım daha ileri gidip "Bizim zamanımız güzel zamanlardı ha..." demeler, sanki o 'bizim zamanımız' bundan sadece epi topu 10 yıl değil de 70 yılmış gibi. Ama olsun, 18 yıl yaşamış biri dönüp 2 yıl öncesinin nostaljisini yapabilir. Sonuçta deneyim deneyimdir anı da anıdır yani; bir özlemde bulunmak için 70 yıl devirmeye gerek yok.


Zaman bizi ileri doğru götürmüyor o zaman. Mahallede bir tur attırıp, tekrar kapıya bırakıyor. Zamanın yaptığı şey, o seni kapına bırakıp yavaşça giderken sen bir dönüp de kapına baktığında o kapıyı farklı bir gözle gördürtmek. Bir bakmışsın kırmızı hatırladığın kapın aslında domates kırmızıymış. Üstünde şöyle böyle ayrıntılar varmışmış. Öylemiş böyleymiş, aslında ne kadar değişikmiş.

Tüm bu nostaljiyi yaşamamın sebebinin ilkokulda oynadığım popmundo oyununa geri dönüşüm olduğunu öğrenirseniz beni "Yaaağğğ bu muymuş amk neye edebiyat yapıyo bu gene..." diye dis'leyeceğiniz için bu gerçeği bir kenara bırakalım. :-D Ama gerçekten yukarıda anlattıklarımı hissettim. Eskiden sanalika da oynardık ama hayır öyle bir gaflete yine düşmeyeceğim. :D :D

Üniversiteye yerleşmiş herkesi tebrik ediyorum, haydi gözünüz aydıııın. Rica ediyorum artık "netlerin kaçtı yıldız" "boğaziçinin bahçesinde hiç solmayan güller, meyve olarak para veren ağaçlar mi varmış." şeklinde sorular sormayı da yakamı da bırakın LÜTFEN. Fak yu!

Yarın almanca sınavım var benim de. Ben sizi darlıyor muyum ha ha ha??

23 Temmuz 2014 Çarşamba

saat 01:51de doğaçlama edebiyat.

Matilda durdu.
"Off...ayy kesildim...haaa...huuu...tam..am." Birkaç derin nefes ve gümügümgüüm'den güm güm'e geçen kalp atışlarından sonra duruşunu dikleştirdi. "Şimdi ne tarafa?"
Sağ omzuna tünemiş olan, dikkatsiz gözlerin fare olarak tanımlayabileceği, -çünkü kendisi bir fare boyutundaydı- turuncunun en güzel tonlarıyla ışıldayan tilkiye baktı. Fevkalade büyük bir tehlikenin içinde olmasa, omzunda durmuş ona bakan fare boyutunda bir tilkiye hitaben konuştuğu gerçeği onu derin bir hayatı sorgulayış sessizliğine sürükleyebilirdi.

Tilki tedirgin bir şekilde yanıtladı. "Bilemiyorum! Düşünmeme izin ver." Küçük boncuk gözleri etrafı taradı. Dar sokak arası. Arkada, ana cadde. Ön, kapalı. Sol ve sağda olası kaçışlar. 
"Matilda..." 
Adımı omzumda oturan fare boyutunda bir tilkiden duymaya alışamayacağım, diye düşündü kız.
"...Sol mu, sağ mı?"
Matilda duraksadı. "Bunu düşünmek için vakit yok!" diye bir çığlık koyverdi. Eli kısa siyah saçlarına gitti. "Sol?"
"O HALDE SAĞ! YÜRÜ!"

Tekrar koşmaya başladılar. Aslında koşan Matilda'ydı, lakin fazlaca sallanan bir omuzda durma işi de öyle her baba yiğidin harcı sayılmazdı doğrusu. Anlaşılan bu iş bittikten sonra Matilda'nın mavi elbisesisin sağ omzunda küçük küçük delikler olacaktı. Ya da etinde. Pençelerin ne kadar derine battığı şu an önemli olamazdı. 

"Anlamıyorum!" dedi kız nefes nefese. "Koşmanın bir faydası var mı? O... o ışınlanabiliyor!"
"Hareket ettiğin sürece iniş noktasını sabitleyemez." dedi tilki az önceki çığlığına nazaran daha sakince.
"Ne yani, hiç durmadan koşacak mıyız?"
"Duyu alanından çıkmamız gerekiyor. Duyuları fazla hassastır. Bir noktaya kadar kullanışlı bir özellik, evet, fakat uzun vadede fazla katkı sağlamıyor. Çok fazla dönüt var!"
"Kalabalıktan yürümemiz daha mantıklı olmaz mıydı?!"
"Kalabalık mı? Omzunda konuşan bir tilkiyle koşan bir kızın yerini kalabalıkta saptamak için hassas duyulara ihtiyaç yok. Ana okulunda noktaları birleştirme oyunu öğrenmişse meraklı suratlardan bir harita çizebilir!"
"BANA ANAOKULUNA GİDİYORUZ DEME?!"
Tilki o kadar küçümseyici bir ifadeyle baktı ki Matilda'nın bunu görmesi için bakmasına gerek kalmadı.
"SEN bizi ne sanıyorsun, vahşi hayvanlar mı! Tabii ki anaokuluna gidiyoruz! Anaokulu fikrini size aşılayan kimdi sanıyorsun!"
"Affedersiniz Bay Vahşi-Olmayan-Tilki!" Matilda'nın koşmaktan kızarmış suratı şimdi sinirden pancar rengine dönmüştü. "Camımdan içeri uçarak girip 'Ben senin peri annenim!' diyeli sadece 3 gün oldu. Son yarım saattir beni kovalayan ve yakalarsa da öldüreceğini tahmin ettiğin bir türdaşının anaokuluna gittiğini düşünememem benim hatam tabii!"
"Heey 'peri annenim' demedim! Ayrıca her türün bir delisi vardır. Görünüşe bakılırsa seninki sen, benimki de oymuş ki aranızda bu denli güçlü bir enerji akışı var. Tamam be, bakma öyle!" Dar sokak sonunda otopark gibi bir yere çıkmıştı. "ŞURAYA BAK! Arabanın kapısı açık! Çabuk çabuk içeri gir!"
"Araba süremiyorum!" Matilda artık inliyordu. "Ne? Sürücü belgesi pahalı bir şey!" 
Gri arabanın açık ön kapısından içeri daldılar. Kapı arkalarından gümledi. 
"Eğil!"
Matilda koltuğun dibine çöküp bekledi. Minyon tipli olduğu için yaradana bir kez daha şükrediyordu. Kafasını kaldırıp göz ucuyla kontak kilidine baktı. Belki de tilki ona araba sürme yeteneği verebilirdi. 
Anahtar yoktu. 
"Patrick..." dedi omzuna. "Anahtar yok. O halde kapı neden açık?"

"Çünkü bu bir tavşan tuzağı." dedi iyi niyetli olamayacak kadar çirkin bir ses. Dibine çöktükleri koltuğun tepesine beyaz bir tavşan tırmanıyordu. 
"İlginçtir, bu sefer av olan ben değilim."

"Richard, bunu yapmak zorunda değilsin." Patrick'in kibar sesi korkusunu gizleyemiyordu. 
"Kes sesini Patrick." dedi tavşan. "Ya da Sir Patrick mi demeliyim? Ah, hayır hiç de gerek yok. Yaptıkların açığa çıktığında artık Sadece-Patrick olacaksın. Hatta adın bile elinden alınabilir. Bir...fare olursun." Kırmızı gözleri zevkle parladı. "Sana gelince...insan..." Kusmamak için ara vermiş gibiydi. "...içind...Ne? Aptal olma, seni öldürmek niyetinde değilim. Ayrıca hayır, tatlı da değilim ve niyetimi gözden geçirmemi istiyorsan eğey, arzu ettiğin gibi bana dokunabilirsin."

Hangisi daha rahatsız ediciydi; çok tatlı hayvanlar olmaları mı, düşünce okuyabilmeleri mi?

"Seni öldürmek isteseydim şu an kemiklerinin çürümesi bile başlamış olurdu. Ayrıca, kürkümü temiz tutmayı severim." 

Richard koltuğun başlığından zarif bir şekilde kendini bırakarak koltuğa kondu. Matilda'nın yüzüne o kadar yaklaşmıştı ki, beyaz bıyıkları burnuna değecek gibi oluyordu. 

"Yapmak istediğim şey, hafızanı değiştirmek. Anlıyorsun ya, bu yüzkarasının seninle irtibata geçme gibi bir hakkı yoktu. Türümüz açısından tehlikeli bir durum. İki tarafın da cezayı ödemesi gerekiyor."
"Hakkım yok muydu? HAKKIM YOK MUYDU?!" Patrick korkusunu üstünden silkelermiş gibi titreyip Matilda'nın kafasına hopladı. Şimdi Richard'a yüksekten bakıyordu. 
"Asıl sizin bu kızı terketmeye hakkınız yoktu! Onun... Onun ne olduğunu biliyorsunuz!" 
Richard bir saniye durdu, burun delikleri açılıp kapandı ve sonra birden ciyaklar gibi bir ses patlattı. Gülüyordu.
"Aaah, zavallı Patrick. Sandığımdan daha deli çıktın. O aptal bir kız. Türdaşları gibi. Aptal insanlar... Gerç..."
"APTAL SENSİN!" Patrick var gücüyle bağırmıştı. Richard'ın yüzünü küçük çaplı bir şok dalgası kapladı. "Sen ne benden üstünsün ne de ondan. Aynı şey onun ve benim için de geçerli. Bizim görevimiz ayrım yapmadan bütün canlılara hizmet etmek, bunu nasıl unutsun?"
"Ben hiçbir şey unutm..."
"Onun kafasının içini gördün. Hepimiz gördük. Doğduğu gün belliydi bu! O beklediğimiz değişikliği yapacak kişi!"
"Değişiklik görecelid..."
"Ben bir düştilkisiyim!" Kim olduğunu yeni hatırlar gibiydi. "Ne kadar salağım! Sen hangi akla hizmetle buraya gelir bizi kovalayıp tehdit edersin! Ben Sir Patricus, bir Düştilkisi'yim! Sen, zihinleoynayan, istersen bütün hafızamı değiş. Bu gerçeği değiştiremeyeceksin! Bana verilen yetkiyle seni bu kıza dokunmaktan men ediyorum!"
"Bu ne cürret!" dedi tavşan. Sesindeki güven eksilmiş gibiydi. "Sen bunu yapam..."
"Hele bir dene!" diye ciyakladı Patrick. 
Tavşan gerindi, diklendi, kulaklarını antenler gibi çevirdi. Burnu oynadı, bıyıkları titredi. Gözleri kısıldı, ağzının kenarı yukarı kıvrıldı. Ve sonra... sessizliğini bozmaya hiç de niyeti olmayan Matilda'ya bir ömür gibi gelen bir sürenin ardından... hiçbir şey olmadı. Kendi zihninde ortaya çıkan "Ben şizofren oldum. Kesin şizofren oldum!" düşünceleri ve tavşanın faltaşı gibi açılan kan gözleri dışında. 
"Sen...o...nasıl..." Sesini düzeltti. "Nasıl bir büyü kullanıyorsun bilmiyorum Tilki, ama emin ol Yüce Konsey'in bundan haberi olacak!"
"Leydi Liliac'a sevgilerimi ilet!"
Bir pof sesi geldi, tavşan gitmişti. 

Sonunda Matilda konuştu. 
"Beni öldüreceğini tahmin ettiğin şey bu gıcık tavşancık mıydı?"
"Öldüreceğinden kim bahsetti?"
"SEN BAHSETTİN!" dedi Matilda. "Önce derinde bir kaşıntı hissedeceksin sonra iç organların yavaşça yanacak dedin!"
"Koşman içindi elbette!"
"Beni sokaklarca koşturdun! Bir hiç için!"
"Genç hanım!" dedi Patrick sitemle. "Omzundan aşağı sarkıp düşmemeye çalışmaktan zevk almadım elbette! Tek yapmaya çalıştığım seni korumaktı!"
Matilda büzüştüğü yerden kalkarak kapıya davrandı. "Sen gelmeden önce...uff açıl...benim...korunmaya..." Arabanın kapısı açıldı. Matilda kendini dışarı atarak yazlık kotunun elleriyle silkeledi. "Korunmaya ihtiyacım yoktu! Psikopat tavşanlar tarafından kovalanmıyordum. Ya da aklımı okuyan hayvanlarla konuşmuyordum!" 
Tilki üzgün gözlerle baktı. Bir iç çekişle kafası önüne düştü. Koltuğa oturmuş, kuyruğunu da eline almıştı. 
"Potansiyelinin farkında olmamak suç değil, anlaşılır bir şey." dedi tane tane. Matilda'ya baktı. "Ama onu reddetmek, dünyayı değiştirebileceğin halde reddetmek bana anlaşılabilir gibi gelmiyor." dedi.
"Bana bir bak Sir Patricus." dedi Matilda. "Dünyayı değiştirmekten bahsedip duruyorsun ama bende bunu yapabilecek bir tip görüyor musun? Dünya nasıl değiştirilir ki? Bunlar bana artık çocukça geliyor. Dünyayı değiştirmekmiş. Ben o kişiymişim. Bunlar sadece...hikaye."
"Benim o tavşan üzerinde hiçbir yetkim yoktu." dedi Patrick. "Hafızanı sileceğinden neredeyse emindim. Ama birden düşündüm ki, belki de yapamaz. Çünkü sen... farklısın. İki bin yıldır canlılara ilham veriyorum, her düştilkisinin yaptığı gibi. Küçük bir itelemedir tek yaptığım. Elma düşürme, su sıçratma, ilk dize...bilirsin işte. Ama daha önce hiç bir bağı koparabilen birini görmedim. Senin zihnine...giremiyorum! Okuyabiliyorum, evet. Ama giremiyorum. Düşündüm ki...o da giremez. Siyah bir boşlukta asılı duran bir kürede yaşadığına inanmak kolay da bu... çok mu zor?"
Kız durdu. Eli saçına gitti, kafasını kaldırıp havaya baktı. 
"Bana demiştin ki..." dedi Matilda yavaşça. "...aramızdaki bağın kopması bir problem demektir ve eğer bahsettiğin o 'değişimleri' yapacaksam bağın onarılması gerekiyor."
"Evet."
"Şimdilik problemin sebebi ve çözümüne yoğunlaşsak olmaz mı?" Gülümsedi. "Dünya fazla büyük."
"Fare görünümlü bir tilkiysen, gerçekten öyle." dedi Patrick gülerek.
Matilda tilkiyi eline alırken sordu. "Cidden... sen neden böylesin?"
"Aman yani..." dedi Patrick. Geldikleri yoldan dönüyorlardı. "Hep aynı soru...neden neden neden... Anne tarafım biraz minyonmuş sadece o kadar."

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı