Ağaca tırmananlar

20 Kasım 2016 Pazar

GELECEKTEN

Alternatif başlık: Back to the Future 

Herkese merhabalar, bendeniz Yıldız, bu blogun azıcık büyümüş ve yaşlanmış sahibi. 2016 bitiyor, üniversite de bitiyor, tam o hayatın gerçekleriyle yüzleşilen dönemdeyim. Bir de buraya gelip lise zamanımdan (2009-2013) kalma yazılarla yüzleşmek zorunda kalıyorum, utanmamak elimde değil. 

Birçok kez blogu silsem mi diye düşündüm. Google'da adımı aratınca yemin ediyorum ilk bu site çıkıyor allah kahretmesin. İşe girerken müstakbel müdürüm oturup lise 2'de kestiğim çocukları okuyarak beni değerlendirecek çünkü CV'm bomboş. Neyse, blogu bir süre sadece kendime açık tuttum ama sonra dedim ki "Ulan Yıldız, bir daha asla liseli bir kız olamayacaksın, insanlar varsın bu ergen hallerinle dalga geçsinler, sonuçta zamanında hepimiz böyleydik ve mutluyduk". Şu an bu blog benim için bir hazine gibi, blog yazmanın cool olduğu zamanlarda insanlara tüm samimiyetimle sunduğum ergenliğimin bir meyvesi. ALLAHIM KORKUNÇ.

Arada sırada hala okuyanlar yorum yapanlar oluyor ve bana da mail geliyor (gerçekten hala oluyor inanılır gibi değil, kim okuyor kimmmm). Maili görünce saniyelik bir "AMAN YARABBİ GENE BİRİ DEEPWEBE DALIP BLOGUMU BULMUŞ" utanışı yaşıyorum. Sonra şaşırıyorum tabii ki, bunca yıldan sonra hala mı okuyorsunuz vay be. Kendimi sonradan değerlenen yaşlı oyuncu gibi hissediyorum, 10 saniyeliğine götüm kalkıyor ama sonra geçiyor.

Efendim lafı amma uzattım ama buraya neden geldiğimi hala söylemedim. 18 Kasım'dan beri arkadaşlarım sosyal medyanın her dalında bana fazlasıyla maruz kaldı, (biraz daha dayanın), ama kendimi bunu paylaşmak ZORUNDA hissediyorum. Bütün hücrelerim "Yıldız bunu yazmalısın Yıldız" diyor. 

Baştan söyleyeyim: amacım "BAKIN BEN NE ŞAHANE İNSANIM HER İSTEDİĞİMİ YAPIYORUM SİZ EVDE MANDALİNA SOYUN ZAA EZİQLER" demek değil. Birazdan anlatacağım olayı bizzat yaşadım, hala etkisinden çıkamıyorum, sizinle paylaşma sebebim de hayata olan inancınızı bir nebze arttırmak. İnşallah yazının sonuna vardığınızda "Vay be, hayat ne ilginç" diyebilirsiniz.

Araştırmalara göre 13-17 yaş aralığı bizim geleceğe yönelik eeeeeen çok hayal kurduğumuz zaman dilimi. Artık ergenliğe girmiş oluyorsun ama hala çocuksun da, kanın kaynıyor, arkadaş ortamları önem kazanmaya başlıyor, anne baba sıkıcı gelmeye başlıyor, bilinmeyene duyulan bir arzu var. Şu sayfada bir kez turladıysanız zaten görmüşsünüzdür, benim bu yıllarım fantastik filmler izleyip kitaplar okuyarak, müzisyen olma ve dünyayı gezme hayalleri kurarak ama en önemlisi de Elijah Wood abimizi severek geçti. 

Ben bu adama çocukluğumdan beri tavım ve bu sevginin çocukluktan geldiğini de çok sonradan keşfettim. Abi olayın fantastikliğine bakar mısınız: çocukken tvde rastgele pazar günü kuşağı amerikan aile filmleri izliyorum, Elijah'ın da çocukluk hallerini görüyorum ve "vay be ne tatlı şeker çocuk ehe ehe" diye düşünüyorum. Büyüdükçe onun da haliyle büyüdüğü filmleri izliyorum, gene "vay be ne tatlış bi çocuk" diyorum ama aynı çocuk olduğunu fark etmeden diyorum. Çünkü o zamanlar hayat bizim için böyle, görürsün seversin, görmezsin unutursun. Ama ne zaman ki lise çağımda Yüzüklerin Efendisi serisini çok sevip, Elijah'ı gene sevip sonra "Bir saniye ya ben bu Frodo'yu bir yerlerden tanıyorum..." aydınlanışını yaşadım, o zaman sanki kaybettiğim bir insanı yeniden bulmuş gibi sevindim, çocukken izlediğim o filmleri bile hatırlayıp buldum ve adama aşık oldum. Televizyonlardan sevdiğim ama kim olduğunu bilmediğim çocukluk aşkımmış çünkü.

Genç kızlığımın bu ilk yılları Elijah'ı severek, odamı yüzlerce siyah-beyaz (yazıcı...) A4 fotolarıyla doldurarak, bütün sülaleme "Bakın ben bu adamla evleneceğim, şimdiden söyleyeyim" diyerek geçti. Hatta arkadaşlarım 17. yaş günümde Elijah'ın benimle aynı boyda karton maketini hediye edince Elijah evimizin 5. üyesi, resmen içgüveysi oldu. Şu an ben İstanbulda yurtta yaşıyorum, evdeki odamda o kalıyor, Trabzon'a her gitmemde beraber uyuyoruz kdnlgskjl.

Bu yaştaki bir kız için bir aktöre, müzisyene, yakışıklı ve yabancı herhangi birine aşık olmak normal bişey. Annem de mesela brad pitt için ölüyormuş, hala tvde görünce "Uff yaşlandıkça şarap gibi güzelleşiypr ya rabb" şeklinde bi titriyo. Ama benimkisi başka bir şeydi ya hayatımı etkiliyordu resmen. Elijah'la yatıp Elijah'la kalkıyordum. Sanki tanıdığım gördüğüm çevremden biriymiş gibi günlük hayatımda sürekli adı, varlığı, konusu geçiyordu. Programa mı çıkacak, tvde açıp izleyeceğiz! Doğum günü mü geldi, pasta yapıp evde keseceğiz, böyleydim cidden. İnsanlar ve ailem bana hafif deli gözüyle bakıyordu bence şdkfşlkelf kendi halime bırakmışlardı hahah.

Yine bu dönem ünlüler arasında "The Secret" kitabı çok popülerdi, ben de evde buldum okudum ve "BU KUTSAL KİTABIN ÖĞRETİLERİNİ ETRAFIMA ANLATMALIYIM" diyerek yıllarca seyyar peygamber gibi gezindim. Ya kitap kısaca "Bir hayaliniz varsa ve gerçekleşmiyorsa bunun tek sebebi yeterince istemiyor olmanız." diyor ve bunun doğruluğunu kanıtlamak için kitap yazmaya bile gerek yok gerçekten, öyle çünkü. Kadın zaten biliyor olmamız gereken şeyleri yazarak bir neslin üzerinden inanılmaz paralar kaldırdı, her sene aynı şeyleri kitabın adını değişerek tekrar yazıyor. Çünkü biz anlamak istemiyoruz ama Türkiye'de yaşıyoruz, hayatlarımız bok gibi, hayal kurmayı unutan kimseyi suçlamayacağım, bu hale zorla getirildik. 

Mesela kitap diyor ki "Kurduğunuz cümlelere, insanlarla konuştuğunuz şeylere dikkat edin." Atıyorum hep söyleniyorsanız "Ay okul/iş çok zor, ay hiç para yok, ay sevgili yok" söylenecek sorunlarınız asla bitmez. Ne demiş atalarımız? Bir şeyi kırk kere dersen olur. Yani istemediğin şeyi düşünmek yerine istediğine odaklan diyor. 

O dönem saf, umutlu ve işsiz olduğum için inanmayı seçtim ve istediğim şeyleri yazdım, fotoğrafını yazdırdım duvarıma astım. Bakın o duvarda 3 foto vardı: boğaziçi edebiyat fakültesi, ingiltere/londra-london eye ve nam-ı değer Elijah'ımız. Bu hayallerim gerçekleşti mi, kaç tanesi gerçekleşti, yazının sonunda söyleyeceğim.  

O zamanlar Trabzonlu genç bir kız olmak insanı erkenden gerçeklerle yüzleştiriyor zaten. Elijah'ı bırak belki Allah'ın bile bilmediği bir yerde yaşıyosun, paran yok, İstanbul'un i'sini görmemişsin, kurduğun hayallere bak. Beynimin bir köşesinde o yetişkin olmak isteyen ses "Yıldız, saçmalama, mantıklı hayaller kur artık." diyordu ama çocuk tarafım "Hayır, mantıksız hayal diye bir şey yoktur" diyordu. Şu an büyümüş biri olarak kendime her gün "Mantıklı hayal kur, hatta hayal kurma ki hayal kırıklığı yaşama" diyorum. İşte büyümek ne demekmiş buradan da anlaşılıyor zaten. 

Elijah'a aşıktım, ama yazın üç ay fındık, kışın hamsi tava yiyen, trabzonsporun maçı oldu mu kurşuna denk gelmeyelim diye camlardan uzak duran bir kızdım. Bu noktada sitemimin çoğu yaradanaydı tabi. "Madem yarattın, madem genç yaştan gerçek aşkı önüme çıkardın, ya beni amerikan yap ya onu türk yap ah insafsız :-(" diyordum. Gece geç saatlerde gizlice cnbc-e açıp acaba conana çıkacak mı diye bekliyordum. Twitter'dan bir otelde olduğunu görürsem aileme telefon faturasını kitleyerek amerikayı arıyordum, psikopattım yani. 

18 yaşıma girdim, üniversiteyi kazandım, yemekhane sırasındayım. İstanbul nası kaos, nası çirkin. Nerede memleketimin kıymalı pideleri. Hayat ne kadar zor, her şey ne kadar pahalı. Deheytttt. Oda arkadaşım dedi ki: "Yıldız, senin şu sevdiğin adam Şubat'ta İstanbul'a geliyormuş."
"Hangi adam be?" dedim.
"Hani yüzüklerin ef-"
Cümlenin sonunu duymadım arkadaşlar. İçimde bir şeyler tekledi, yemekhane sırasından bir çıkışım vardı, kaç insanın üzerinden atladım bilmiyorum. 10 dakika sonra bilet almıştım. Elijah, benim Elijah, İstanbul'a geliyormuş DJ'lik yapmaya. 

Bütün arksdaşlarımı topladım, süslendim püslendim, hep beraber gittik. Gördüm, tam karşımdaydı. Aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, elimi uzatsam değerdi. Ama yapamadım arkadaşlar çünkü tıklım tıklım bardaydık ulan, o benim farkımda değildi bile. Aramızdaki kırmızı şerit ve hayvan gibi koruma yüzünden yanına yaklaşamadım bile. O da benden tarafa bakmadı zaten. O zaman şunu anladım: bazı hayaller vardır, gerçek olsa da gerçek olmaz. Hayat öyle değil çünkü, hayat böyle. Asla görmeyeceğini düşündüğün Elijah'ı görürsün, ama bir anlamı olmaz. O zaman onu görme hayalim gerçekleşti diye çok sevindim ama içim bi buruk oldu o günden sonra. Sonrasında Elijah'a olan ilgim yavaşça azaldı, Türkiye'ye birkaç kere daha geldi, Selda Bağcan sevgisiyle gündemimize oturdu, filmler yaptı izledim ama öyle işte. İstanbul'da yaşayan, başka dertleri olan normal bir insan oldum. Ülkenin hali, gelecek kaygısı, okul, para ihtiyacı gerçekleri de Elijah'ı önceliklerim listesinden çıkardı. Artık ailemle de yaşamıyordum zaten, kendime bakmam lazımdı, onu düşünecek lükse sahip değildim.

Böyle 2 yıl geçti. Geçen akşam facebookta gezinirken Elijah'ın yine istanbula geleceğini gördüm. Hem de 2 hafta sonra. Yine içimde birşeyler kıpırdadı, bir gazla iki bilet aldım. Bir arkadaşımı da ikna ettim, konser gününü beklemeye başladık. Kendime "Yıldız bak geçen seferki gibi büyük umutlar kurma, bu adam senin küçüklün aşkın, görmesi de bi macera, eğlen dans et dön" dedim ama bir yandan da "Ay Elijahhhh heheheheh HAYIR KENDİNE GEL" diyordum. 

Arkadaşlar. Benim o çocukken ekranda gördüğüm adam, duvarıma bantlanmış A4 kağıdı fotoğrafına bakarak uyduğum adam, geceleri görüp hırsız sandığım karton figürü ile bana birçok kez korkudan fatiha okutan adam 18 Kasım 2016'yı 19'a bağlayan gece, İstanbul-Babylon Bomonti sahnesinde elimi tuttu, gülümsedi. O an ona, size anlattığım tüm bu şeyleri o 5 saniyelik tutuşta anlatmak istedim. Belki de biraz da olsa anlattım. Nasıl baktıysam, sahneden beni fark etti, yürüdü yanıma geldi, eğildi, elimde bardan ödünç aldığım kalemi, yerde bulduğum dergiyi aldı, imzaladı, geri verdi, elimi uzattım, tuttu, gülümsedi, doğruldu ve sahneye geri döndü. Onu severek geçirdiğim tüm günler film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Tüm o "Amaan çocukluk işte, unutur yakın zamanda", "saçma sapan görmeyeceğin bi insanı ne bu kadar düşünüyorsun", "gerçek hayata dön artık" cümleleri suya atılan ilaç gibi çözüldü gitti.

Elijah, eminim ki bu son görüşmemiz olmayacak. Hayat bizi birçok kez bir araya getirecek ve bir gün bunları bizzat benden dinleyeceksin. Yine de sana şimdi, burada teşekkür etmek zorundaydım, çünkü boşa değilmiş. Sen bana hala 21 yaşında bir genç olduğumu, hayatın ne olursa olsun yaşamaya değer ve hayallerimizin de ne kadar uçuk "mantıksız" olursa olsun uğruna savaşmaya değer olduğunu hatırlattın. Sen bana günlük yaşamın unutturmaya çalıştığı o umudu hatırlattın. İçinde bulunduğumuz zaman ne kadar kötü olursa olsun, güzel şeylerin de olduğunu hatırlattın. Sayende o duvarımdaki tüm hayallerim gerçekleşti. Artık yeni hayaller asacağım, ama seni duvardan asla indirmeyeceğim, çünkü benim için asla bitmeyecek bir hayalsin. Öpüyorum. Gençler kendinize iyi bakın, hayal kurmaya devam.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar bunu dinliyorum

Bu aralar bunu dinliyorum
hurtsün solisti "dünya mirasları" listesine alınmalı